17 Mart 2014 Pazartesi

MEKTÛBÂT-I İMÂM-I RABBÂNÎ BİRİNCİ CİLD 104. (YÜZDÖRDÜNCÜ) MEKTÛBعن عبد الله بن عباس قال : قال رسول الله ﷺ:"ما الميت في قبره إلا شبه الغريق المتغوث، ينتظر دعوة تلحقه من أب أو أم أو ولد أو صديق،Ölünün mezardaki hâli-- Ölülere, duâ ile istiğfâr


MEKTÛBÂT-I İMÂM-I RABBÂNÎ BİRİNCİ CİLD 104. (YÜZDÖRDÜNCÜ) MEKTÛB



 وللبيهقي وغيره عن ابن عباس مرفوعًا عن عبد الله بن عباس قال : قال رسول الله :"ما الميت في قبره إلا شبه الغريق المتغوث، ينتظر دعوة تلحقه من أب أو أم أو ولد أو صديق، فإذا لحقته كانت أحب إليه من الدنيا وما فيها، وإن الله ليدخل على أهل القبور من دعاء أهل الأرض أمثال الجبال من الرحمة، وإن هدية الأحياء إلى الأموات الاستغفار لهم".

BU MEKTÛB, PERKENE ŞEHRİ KÂDILARINA YAZILMIŞTIR. BAŞ SAĞLIĞI DİLEMEKTEDİR:

Merhûm hazretin ölümü acısı, her ne kadar pek şiddetli ve çok çetin ise de, fakat kul için, sahibinin işinden râzı olmaktan başka çâre yoktur. İnsan, bu dünyada kalmak için yaratılmadı. Dünyada iş yapmak, çalışmak için yaratıldık. Çalışmalıyız! Çalışıp da, kazanıp da ölen bir kimse için korkacak bir şey yoktur. Hattâ böyle ölmek, bir devlet ele geçirmektir. Ölüm bir köprü gibidir. Sevgiliyi sevgiliye kavuşturur. Ölmek, felaket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felakettir. Ölülere, duâ ile istiğfâr etmekle, onun için sadaka vermekle yardım etmek, imdâdlarına yetişmek lâzımdır.

Rasûlüllâh (s.a.v.) buyurdu ki: --- “Ölünün mezardaki hâli, imdâd diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duâyı gözler. Kendisine, bir duâ gelince, dünyanın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allah-ü Te’âlâ, yaşayanların duâları sebebi ile ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de, ölülere hediyesi, onlar için duâ ve istiğfâr etmektir.

Seslendi ol müezzin, durdu kâmet eyledi,
Ka’be-ye döndü yüzün, hem de niyet eyledi.
Duyunca ehl-i îmân, hürmet ile dinledi,
Sonra, namaza durup, Rabbe kulluk eyledi.

Hakîkî âlimlerin gavsi, âriflerin kutbu, vilâyet-i Muhammediyye’nin bürhânı, ya’nî senedi, şerî’at-i Mustafâviyyenin hücceti, ya’nî senedi, şeyhü’l-islâm, Müslümanların büyük âlimi ve Evliyânın önderi (İmâm-ı Rabbânî müceddid-i elf-i sânî AHMED-İ FÂRÛKÎ Nakşibendi) sellemehüllâh-ü sübhânehü ve ebkâh-ü hazretlerinin (MEKTÛBÂT) adındaki kitâbının birinci cildinin 104. (YÜZDÖRDÜNCÜ) MEKTÛB’undan alınmıştır.


Ey, yerin göğün sahibi, ey vasfı Allâhüssamed!

Sayısız isyânla geldim kapına, beni kılma red!



13 Mart 2014 Perşembe

MEŞÎET[1] DUÂSI---RIZIK DUÂSI---اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ شُكْرًا، ---اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ مَٓا أَشَآءُ مُوَافِقًا لِمَا تَشَآءُ كَيْ لَا يَص۪يرَ


MEŞÎET[1] DUÂSI


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ.
اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ مَا أَشَاءُ مُوَافِقًا لِمَا تَشَاءُ كَيْ لَا يَصيرَ مَا أَشَاءُ مُخَالِفًا لِمَا تَشَاءُ. وَمَنْ -وَمَا- أَنَا حَتّٰى أَشَاءُ خِلَافَ مَا اللّٰهُ يَشَاءُ؟ فَلَوْ جَاهَدَ الْعَبْدُ وَشَاءَ، مَا كَانَ إِلَّا مَا تَشَاءُ. فَالْطُفْ بِنَا في مَا تَشَاءُ وَ مَا تَشَائُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمينَ.
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh-ü Teâlâ’nın adıyla.)

“Ey Allâh-ım! Benim dilediğim şeyleri, Senin dilediklerine muvâfık eyle ki benim dilediklerim, Senin dilediklerine muhâlif olmasın. Ben kimim ki Allâh’ın dilemekte olduğu şeyin hilâfını dileyeyim. Kul ne kadar çabalasa da, dileklerde bulunsa da, Senin dilediğinden başka bir şey olmaz. O halde dilediğin şeyler hakkında bize lütfunla muâmele et. Âlemlerin Rabbi olan Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”

BU DUANIN HÂSSASI


Her kim bu duâyı herhangi bir amelin akabinde okursa Allâh-ü Te’âlâ onun hâcetini görür ve ne murâdı varsa zararsız bir şekilde bi-iznillâh murâdına nâil olur.[2]

RIZIK DUÂSI

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ.
اَللّٰهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ شُكْرًا، وَلَكَ الْمَنُّ فَضْلًا وَأَنْتَ رَبُّنَا حَقًّا، وَنَحْنُ عَبيْدُكَ رِقًّا، وَأَنْتَ -لَمْ تَزَلْ- لِذٰلِكَ أَهْلًا، اَللّٰهُمَّ يَامُيَسِّرَ كُلَّ –كُلِّ- عَسيْرٍ؟  يَسِّرْ لي كُلِّ عَسيْرٍ، كُلُّ عَسيرٍ عَلَيْكَ يَسيرٌ. وَيَاجَابِرَ الْعَظْمِ -كُلَّ- كَسِيْرٍ! يَا فَكَّاكَ الْاَسيرِ! يَا مَنْ لَا يَحْتَاجُ إِلَي الْبَيَانِ وَالتَّفْسيرِ! حَاجَاتُنَا اِلَيْكَ كَثِيْرٌ، وَأَنْتَ بِنَا -عَالِمٌ بِهَا- وَبَصيْرٌ، إِنَّكَ عَلٰي كُلِّ شَيْئٍ قَديرٌ. اَللّٰهُمَّ يَا مُقْسِطُ، يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ، يَا دَافِعُ، يَا قَهَّارُ، إِقْهَرْ لي مَنْ أَرَادَني بِضُرٍّ بِقَهْرِكَ. يَا مَنْ أَخْرَجَ أٰدَمَ مِنَ الْجَنَّةِ وَ رَدَّهُ، وَأَيُّوبَ مِنْ ضُرِّه شَفَيْتَهُ وَ يَا مَنْ جَعَلَ أَعْدَاءً لِمُوسٰي وَنَجَّيْتَهُ، وَمَنْ رَفَعَ عيسٰي إِلَي السَّمَاءِ إِرْفَعْ دَرَجَاتي. وَ يَا مَنْ جَعَلَ يُونُسَ في بَطْنِ الْحُوتِ وَخَرَّجْتَهُ، وَمَنْ نَجَّا نُوحًا مِنْ مَاءِ الطُّوفَانِ وَقَوْمِهي نَجِّني، وَيَا مَنْ سَلَّمَ إِبْرَاهيمَ مِنْ نَارٍ نَمْرُودَ سَلِّمْني مِنْ كُلِّ فَزَعٍ وَحَزَنٍ وَ هَمٍّ وَ غَمٍّ وَ ضُرٍّ وَشَرٍّ وَ فَقْرٍ وَ مِنْ كَلٍّ ذي شَرٍّ وَ مِنْ جَميعِ مَصَائِبِ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ. يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمينَ، يَا قَديمَ الْاِحْسَانِ إِحْسَانُكَ الْقَديمُ يَا دَائِمُ يَا قَائِمُ يَا كَريمُ حَسْبُنَ اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكيلُ نِعْمَ الْمَوْلٰي وَنِعْمَ النَّصيرُ. ﴿ وَ أَيُّوبَ إِذْ نَادٰي رَبَّهُ أَنّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمينَ ﴿٨٣﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَأٰتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰي لِلْعَابِدينَ ﴿٨٤﴾ [سورة الأنبيآء:٢١/٨٤]
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh-ü Teâlâ’nın adıyla.)

Ey Allâh-ım! Şükür olarak yapılacak tüm hamdler ancak Sana mahsûstur. Lütûf olarak yaptığın iyilikler ancak Sana âittir. Sen bizim hakîkî Rabbimiz’sin. Biz Senin gerçek köleleriniz. Sen buna tamâmen lâyıksın.

Ey Allâh-ım! Ey bütün zorları kolaylaştıran! Bütün zorları bana kolay et. Her zor Sana çok kolaydır. Ey kırık kemiği kaynatan! Ey esirin esâret bağlarını çözen! Ey beyân ve tefsîre muhtâc olmayan! Bizim Sana ihtiyaçlarımız çoktur. Sen bizi hakkıyla görensin ve şüphesiz Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.

Ey Allâh-ım! Ey Muksit (adâlet sâhibi)! Ey Hayy(hakîkî hayat sâhibi)! Ey Kayyûm (her şeyi ayakta tutan)! Ey Allâh-ım! Ey Muksit (adâlet sâhibi)! Ey Hayy (hakîkî hayat sâhibi)! Ey Kayyûm (her şeyi ayakta tutan)! Ey Dâfi’ (belâları savuşturan)! Ey Kahhâr (kahrıyla her şeye gâlib gelen)! Benim hakkımda bir zarar dileyeni kahrınla benim için kahret.

Ey Âdem (‘aleyhi’s-selâm)’i cennetten çıkarıp geri döndüren!

Ey Eyyûb (‘aleyhi’s-selâm)’ın hastalığına şifâ veren!

Ey Mûsâ (‘aleyhi’s-selâm)’a düşmanlar belirleyip onu kurtaran!

Ey ‘Îsâ (‘aleyhi’s-selâm)’ı göklere kaldıran. Benim derecemi yükselt.

Ey Yûnüs (‘aleyhi’s-selâm)’ı balığın karnına girdirip sonra çıkaran!

Ey Nûh (a.s.)’ı tûfân suyundan ve kavminden kurtaran! Beni de kurtar.

Ey İbrâhîm (‘aleyhi’s-selâm)’ı Nemrûd’un ateşinden selâmete çıkaran!

Her türlü dehşetten, üzüntüden, gamdan, kederden, zarârdan ve şerden, fakirlikten ve şer sâhibinden, dünyâ ve âhiret musîbetlerinin tümünden bana selâmet ver. Ey acıyanların en merhametlisi! Ey acıyanların hepsinden fazla rahmet eden!

Ey Yûsüf’ü kuyudan çıkarıp güzellikle tezyîn eden! Ey ihsânı kadîm olan! Senin iyiliğinin evveli yoktur. Ey Dâim (sonu olmayan)! Ey Kâim(her şeyi görüp gözeten)! Ey Kerîm (kerem sâhibi)!

Allâh bize yeter, O ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel Nasîr (yardım eden)dir.

(Habîbim!) Eyyûb’u da (hatırla)! Hani o, (şiddetli bir hastalığa tutulmuş da, senelerce sabrettikten sonra artık namaza kalkacak güç bulamayınca) Rabbine (duâ ve) çağrıda bulunmuştu ki: ‘Gerçekten de ben; bedenime âit bir zarar dokundu bana! Sen ise, acıyanların en merhametlisisin!’ Biz hemen o (nun duâsı) na tam bir icâbette bulunmuş ve kendisinde bulunan bedenî zararı açıp kaldırmıştık. Tarafımızdan büyük bir rahmet (eseri açıklamak) ve ibâdet edenlere bir öğüt (ve sabır örneği) olsun diye de, (ölmüş olan çocuklarını diriltip, yaşlanmış olan eşini de gençleştirerek) ona âilesini ve (bir o kadar evlat ve torun bağışlayarak) berâberlerinde onların bir mislini (geri) vermiştik.”[3]


BU DUANIN HÂSSASI


Her kim bu duâyı, her gün üç veyâ yedi kere okursa Allâh-ü Te’âlâ onun bütün zarar, sıkıntı ve kederini açar. Bir musîbete uğratılmışsa veyâ hapse konmuşsa Allâh-ü Te’âlâ onu halâs eder. Bu duâyı kırk bir (41) veyâ yetmiş bir (71) kere okuyanı ise Allâh-ü Te’âlâ hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Bu duânın sayısız ve sınırsız daha birçok faydaları da vardır. Her şeyin hakîkatini bilen ancak Allâh-ü Te’âlâ-dır.[4]

دعاء الصلوات الكبرى
روي عن الرسول (ص) قوله: (( من صلى علي مرة، فتح الله علي بابا من العافية ))
لاتبخل على نفسك ردد معي
بسم الله الرحمن الرحيم
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المرسلين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المؤمنين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المسلمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد العابدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الراكعين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المجاهدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الزاهدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الرابين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد التائبين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الخائفين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الساجدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد القانتين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد القاسمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الناصحين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الحامدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المبشرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المرشدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد العالمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الراشدين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الرؤفين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الراغبين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الواصلين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد السامحين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد العاشرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الناصرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المتقين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المشروحين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الطاهرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاكرمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الانجبين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الحافظين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاشرفين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاطهرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الغائبين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاولين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاخرين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الاشخصين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الانورين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المحمودين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد المخلوقين
اللهم صلِ على سيدنا محمدسيد اولاد آدم اجمعين
اللهم صلِ على سيدنا محمد البشير النذير
اللهم صلِ على سيدنا محمد النبي التهامي
اللهم صلِ على سيدنا محمد النبي العربي
اللهم صلِ على سيدنا محمد النبي الهاشمي
اللهلم صلِ على سيدنا محمد النبي الانجي
اللهم صلِ على سيدنا محمد الطيب المبارك
اللهم صلِ على سيدنا محمد النبي القرشي
اللهم صلِ على سيدنا محمد خاتم النبين
اللهم صلِ على سيدنا محمد رسوول رب العالمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد سيد الرسل الاكرمين
اللهم صلِ على سيدنا محمد عدد من صلى علية
اللهم صلِ على سيدنا محمد عدد من لم يصلي عليه
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا طلعت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا ازلفت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا اضااءت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا كورت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا ادبرت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا انتشرت
اللهم صلِ على محمد مع الشمس اذا انفطرت
اللهم صلِ على محمد مع السماء اذا فرجت
اللهم صلِ على محمد مع الجبال اذا سيرت
اللهم صلِ على محمد مع السماء اذا انشقت
اللهم صلِ على محمد مع السماء اذا كشطت
اللهم صلِ على محمد مع الجبال اذا نسفت
اللهم صلِ على محمد مع البحار اذا فجرت
اللهم صلِ على محمد مع العشار اذا عطلت
اللهم صلِ على محمد مع الصدور اذا انشرحت
اللهم صلِ على محمد مع الكواكب اذا غربت
اللهم صلِ على محمد مع الكتب اذا قرئت
اللهم صلِ على محمد مع الكرامات اذا ظهرت
اللهم صلِ على محمد مع السيئات اذا ابدلت
اللهم صلِ على محمد مع الجنة اذا ازلفت
اللهم صلِ على محمد مع الحاجات اذا قضيت
اللهم صلِ على محمد مع انهار اذا تجلى
اللهم صلِ على محمد مع الليل اذا يغشى
اللهم صلِ على محمد مع الصبح والعشا
اللهم صلِ على محمد عدد من سبح
اللهم صلِ على محمد النجوم وكواكبهاا
اللهم صلِ على محمد عدد الشجر واوراقهاا
اللهم صلِ على محمد عدد الرمل والتراب
اللهم صلِ على محمد عدد الطيوور والوحوش
اللهم صلِ على محمد عدد الانس والجن
اللهم صلِ على محمد عدد الخلق ومقامهاا
اللهم صلِ على محمد عدد الكواكب ومنازلهاا
اللهم صلِ على محمد عدد الخلق وانعامهاا
اللهم صلِ على محمد عدد الخلق اجمعين
اللهم صلِ على محمد وال محمد وترحم على محمد وال محمد كما صليت وسلمت وترحمت على ابراهيم وال ابراهيم في العالمين انك حميد مجيد
اللهم صل ِ على محمد وعلى ال محمد كما صليت على ابراهيم وعلى ال ابراهيم وبارك على محمد وعلى ال محمد كما باركت على ابراهيم وعلى ال ابراهيم في العالمين انك حميد مجيد
اللهم صلِ على محمد وعلى الهِ وصحبهِ وسلم
اللهم بحق محمد وبفضائل القران العظيم وبحق هذا الدعاء ان تغفر لنا سيئاتنا وتتوفنا مع الابرار برحمتك يارحم الراحمين..
اللهم اني اسالك بحق هذه الصلوات التي صليت على نبيك وحبيبك ان تقضي حوائجنا في الدنيا والاخرة يارب العالمين
وان تكفنا شر ما اهمنا واغمنا من المسلمين والمسلمات والمؤمنين والمؤمنات يارحم الراحمين .. يارحم الراحمين .. ياارحم الراحمين
لقد صدق الله ورسوله الرؤيا بالحق لتدخلن المسجد الحرام ان شاء الله امنين محلقين رؤؤسكم
ومقصرين ولاتخافون فعلم مالم تعلموا فجعل من دون ذلك فتحا قريباا وصلى الله على سيدنا محمد النبي الامي وصحبة الطيبين الطاهرين تسليما الى يوم الدين والحمد لله ربِ الهالمين
::..همســة ..::
نوركم الله بألطاف الصلاة على محمد وآل محمد وصحبه وسلم
تذكر قوول رسول الله ..
روي عن الإمام الباقر عليه السلام: (( أثقل ما يوضع في الميزان يوم القيامة الصلاة على محمد وأهل بيته))
روي عن الرسول (ص): أن أشقى الناس من ذكر الرسول (ص) عنده ولم يصل عليه
لاتنسوناا من الدعاء لي ولوالديّ





[1] MEŞÎET:Meşiyyet. Dilemek. İrâde. Arzu. Matlûb. Murâd. İstek.
[2] Risâle-i Ahmediyye (29), Salevât-ı Kübrâ, Mütercim: Ahmet Mahmut ÜNLÜ (Cübbeli Ahmet Hoca efendi), Arifan Yay., Eyüp/İstanbul, 1429/2008; (Abdurrahîm Yûsüf, es-Salevâtü’l-Kübrâ, 61).
[3] Enbiyâ Sûresi, 21/84.
[4] Risâle-i Ahmediyye (29), Salevât-ı Kübrâ, Mütercim: Ahmet Mahmut ÜNLÜ (Cübbeli Ahmet Hoca efendi), Arifan Yay., Eyüp/İstanbul, 1429/2008; (Abdurrahîm Yûsüf, es-Salevâtü’l-Kübrâ, 62-64).

KÜN FEYEKÛN DUÂSI -VEYÂ-MÜNÂCAÂTI---دعـآء -أو- مناجات كن فـيـكـون

دعـآء -أو- مناجات   كن فـيـكـون

أَعُوذُ بِاللّٰهِ الْعَظيمِ وَبِوَجْهِهِ الْكَريمِ وَسُلْطَانِهِ الْقَديمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجيمِ. بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ. أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمينَ. وَ الصَّلَا ةُ وَالسَّلَامُ  عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه وَصَحْبِه أَجْمَعينَ.

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجيمِ، بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ.


Allâh-ü Te’âlâ’nın huzûrundan kovulmuş olan Şeytân’ın şerrinden, saltanatı ezelî, vech-i yûce ve büyük olan, Allâh-ü Te’âlâ’ya sığınırım. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh-ü Teâlâ’nın adıyla.) Salât-ü selâm Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm)’e O’nun âl ve ashâbına olsun.

Allâh-ü Te’âlâ’nın huzûrundan kovulmuş olan şeytânın şerrinden yine Allâh-ü Te’âlâ-ya sığınırım. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh-ü Teâlâ’nın adıyla.)

دُعَآءُ كُنْ فَيَكُونُ

وَصَلَّي اللّٰهُ عَلَي النَّبِيِّ الْكَريمِ. اَللّٰهُمَّ يَا رَبِّ! اَللّٰهُمَّ يَا رَبِّ! اَللّٰهُمَّ يَا رَبِّ! يَا رَحْمٰنُ يَا رَحيمُ. ﴿... اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿٢٣﴾ [سورة الحشر:٥٩/٢٣] ﴿ أَفَغَيْرَ دينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِى السّٰمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة آل عمرٰن:٣/٨٣]  ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ ﴿١﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُ ﴿٢﴾لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ﴿٣﴾وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ  ﴿٤﴾ [سورة الإخلاص:١١٢/١-٤] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّٰهِ وَالْفَتْحُ ﴿١﴾ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ اللَّهِ اَفْوَاجًا ﴿٢﴾ فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا ﴿٣﴾ [سورة النصر:١١٠/١-٣] ﴿إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ﴿١﴾ لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا ﴿٢﴾ وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عزِيزًا ﴿٣﴾  ﴿إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ﴿١﴾ لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا ﴿٢﴾ وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عزِيزًا ﴿٣﴾  ﴿ إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ﴿١﴾ لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَاتَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقيمًا ﴿٢﴾ وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عزِيزًا ﴿٣﴾  [سورة الفتح:٤٨/١-٣] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾  [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ ... نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَريبٌ وَبَشِّرِالْمُؤْمِنينَ ﴿١٣﴾ [سورة الصف:٦١/١٣] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿أَفَغَيْرَ دينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِى السّٰمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة آل عمرٰن:٣/٨٣] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ ... قَالُوا إِنَّا لِلّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿١٥٦﴾ ﴾ [سورة البقرة:٢/١٥٦] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ ﴿١﴾ وَمَا أَدْرٰيكَ مَاالطَّارِقُ ﴿٢﴾ اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُ ﴿٣﴾إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ ﴿٤﴾ فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ ﴿٥﴾ خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ ﴿٦﴾ يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ ﴿٧﴾ إِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه لَقَادِرٌ ﴿٨﴾ يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ ﴿٩﴾ فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ ﴿١٠﴾ وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ ﴿١١﴾ وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ ﴿١٢﴾ إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ ﴿١٣﴾وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ ﴿١٤﴾ إِنَّهُمْ يَكيدُونَ كَيْدًا ﴿١٥﴾ وَأَكيدُ كَيْدًا ﴿١٦﴾فَمَهِّلِ الْكَافِرينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا ﴿١٧﴾ [سورة الطارق:٨٦/١-١٧] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ ... يَاْتيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ...﴾ [سورة النحل:١٦/١١٢] ﴿ ... وَاللّٰهُ خَيْرُالرَّازِقينَ ﴿١١﴾ [سورة الجمعة:٦٢/١١] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍ ... ﴾ [سورة النحل:١٦/٩٦] ﴿ ... وَاللّٰهُ خَيْرُالرَّازِقينَ ﴿١١﴾ [سورة الجمعة:٦٢/١١] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَآ أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ أَفَمَنْ يَمْشى مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه أَهْدٰى أَمَّنْ يَمْشى سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ ﴿٢٢﴾ [سورة الملك:٦٧/٢٢] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] ﴿ لِايلَافِ قُرَيْشٍ ﴿١﴾ إيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ ﴿٢﴾ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَاالْبَيْتِ ﴿٣﴾ اَلَّذى أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَأٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿٤﴾ [سورة القريش:١٠٦/١­-٤] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] يَا رَبِّ، يَا رَبِّ، يَا رَبِّ، يَا اللّٰهُ، يَا اللّٰهُ، يَا اللّٰهُ. ﴿ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ  قَدِيرٌ ﴿٢٦﴾ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿٢٧﴾ ﴾ [سورة آل عمران:٣/٢٦-٢٧] ﴿ إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذى بِيَدِه مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٨٣﴾ [سورة يس:٣٦/٨٢-٨٣] أَشْهَدُ أَنْ لٰا إِلٰهَ إلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَريكَ لَهُ وَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ. أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى أٰلِ مُحَمَّدٍ وَ سَلِّمْ أَجيبُوا أَيُّهَا الْمَلٰائِكَةُ وَ الرُّوحَانِيُّونَ الْمُوَكَّلُونَ بِهٰذِهِ الْاَسْمَاءِ الشَّريفَةِ وَ بِهٰذِهِ الْاٰيَاتِ الْكَريمَةِ لِدَعْوَتي في قَضَاءِ حَاجَتي.
KÜN FEYEKÛN DUÂSI -VEYÂ-MÜNÂCAÂTI

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla. Allâh keremli Nebî’ye salât etsin. Ey Allâh! Ey Rabbim! Ey Allâh! Ey Rabbim! Ey Allâh! Ey Rabbim! Ey Rahmân! Ey Rahîm!

“(Her şeyin yönetimi Kendisine âit olan ve tüm varlıkların yegâne mâlik ve sâhibi bulunan, istediğini üstün, dilediğini alçak kılabilen, hiçbir kimse tarafından yönetilmeyen ve azledilmesi düşünülemeyen bir) Melik’dir.

(Noksanlık gerektiren her şeyden son derece arınmış olan, bütün kâmil sıfatlar Kendisine âit olan, sınırlanamayan ve herhangi bir şekille düşünülemeyen bir) Kuddûs’dür.

(Tüm âfetlerden ve yok oluşlardan uzak olan, tüm selâmetler Kendisinden umulan ve dostlarını sürekli selâmlamakta bulunan bir) Selâm’dır.

(Kendi Zât’ına ve peygamberlerine evvelâ Kendisi inanan, yaratıkları zulümden, inananları da azâbdan emîn kılan bir) Mü’min’dir.

(Her şeyi hakkıyla koruyup gözeten ve her varlık üstünde hakkıyla gözcü olan bir) Müheymin’dir.

(Eşi-benzeri olmayan bir gâlibiyete sâhîb olan ve mertebesi aslâ düşürülemeyen bir) ‘Azîz-dir.

(Zorla da olsa dilediği yaratığını irâdesi yönünde mecbûr bırakabilen ve yaratıklarının tüm işlerini tam mânâsıyla yoluna koyan bir) Cebbâr’dır.

(Son derece büyüklük ve ululuk sâhibi olan ve kibir ancak Kendisine yakışan bir) Mütekebbir’dir!

“ … O, mülkün gerçek sâhibi, kutsâl (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlâk güç sâhibi, düzeltip ıslâh eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allâh’tır. Allâh, onların ortak koştuklarından uzaktır.”[1]

“Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allâh’ın dîninden başkasını mı arıyorlar?”[2]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[3]

“De ki: “O, Allâh’tır, bir tektir. (1) Allâh Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtâç değildir.) (2) O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir.) Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir.) (3)Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (4)[4]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[5]

“Allâh’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük-bölük Allâh’ın dînine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tesbîhde bulun ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabûl edendir.”[6]


“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[7]


“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.[8] (1) Tâ ki Allâh, senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışlasın, sana olan ni’metini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2)ve Allâh sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.” (3)[9]
 

“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.[10] (1) Tâ ki Allâh, senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışlasın, sana olan ni’metini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2)ve Allâh sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.” (3)[11]
 

“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.[12] (1) Tâ ki Allâh, senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışlasın, sana olan ni’metini tamamlasın, seni doğru yola iletsin (2)ve Allâh sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.” (3)[13]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[14]

“Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke’nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele!”[15]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[16]

“Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allâh’ın dîninden başkasını mı arıyorlar?”[17]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[18]

“Onlar:  Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allâh’a âidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.”[19]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[20]

“Göğe ve Târık’a andolsun. (1) Târıkın ne olduğunu sen ne bileceksin? (2) O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır. (3) Hiçbir kimse (nefis) yoktur ki, mutlakâ onun üzerinde (amellerini kollayıp) koruyan biri vardır. (4)Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın. (5) Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. (6) Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar. (7) Şüphesiz Allâh’ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter. (8) Bütün sırların yoklanacağı günü hatırla! (9) (O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı. (10) Yağmurlu göğe andolsun, (11) Yarık yarık çatlamış yere andolsun. (12) Şüphesiz o Kur’an, hak ile bâtılı ayırd eden bir sözdür. (13) O, boş bir söz değildir. (14) Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, (15) Ben de bir tuzak kurarım. (16) Artık sen inkârcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı! (17).[21]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[22]

Oraya (Etrafında bulunan) her taraftan bolca rızık gelmekteydi.”[23] “ … Allâh, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[24]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[25]


(Dünyâ ni’metlerinden) Sizin yanınızda bulunan şeyler (ne kadar çok ve uzun süreli olsalar da bir gün mutlakâ) tükenecektir. Allâh nezdinde olan (dünyevî ve uhrevî mükâfat) lar ise devâmlı kalıcıdır!”[26] “ … Allâh, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[27]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[28]


“Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?”[29]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[30]

“Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e)ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emîn kılan bu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin.”[31]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[32]

Ey Rabb’im! Ey Rabb’im! Ey Rabb’im! Ey Allâh! Ey Allâh! Yâ Allâh! “Habîbim! İki cihan saâdeti istiyorsan, Bana duâ ederken:


“De ki: “Ey mülkün sâhibi olan Allâh’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini ‘azîz edersin, dilediğini zelîl edersin. Hayır, senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. (26) Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (27)[33]

“Bir şeyi (n meydâna gelmesini) dilediği zaman, O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) o şeye ancak “Ol!” buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) Her şeyin hükümrânlığı elinde olan Allâh’ın şânı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (83)[34]

“Ben şâhitlikte bulunurum ki; Allâh-ü Te’âlâ-dan başka hiçbir ilâh yoktur. O tektir, hiçbir ortağı yoktur. Yine şâhitlik ederim ki, şüphesiz Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Ey Allâh-ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyti’ne salât ve selâm eyle. Ey bu İsm-i Şerîfler’le ve Ââyet-i Kerîmeler’le görevli olan melekler ve ruhânîler! (İsteğimin yerine gelmesi için da’vetime) icâbet edin!..

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ.
﴿ بَديعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَإِذَا قَضٰى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونَ ﴾ [سورة البقرة:٢/١١٧] ﴿ قَالَتْ اأَنّٰى يَكُونُ لى غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنى بَشَرٌ... ﴾ [سورة مريم:١٩/٢٠] ﴿ ... قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضٰى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴾ [سورة آل عمران:٣/٤٧] ﴿ إِنَّ مَثَلَ عيسٰى عِنْدَ اللّٰهِ كَمَثَلِ أٰدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ  لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴾ [سورة آل عمران:٣/٥٩] ﴿ وَهُوَ الَّذى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ ... ﴾ [سورة الأنعام:٦/٧٣] ﴿ إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَىْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴾[سورة النحل:١٦/٤٠] ﴿ مَاكَانَ لِلّٰهِ أَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ إِذَا قَضٰى أَمْرًا  فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴾ [سورة مريم:١٩/٣٥] ﴿ هُوَ الَّذى يُحْي وَيُميتُ فَإِذَا قَضٰى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴾ [سورة المؤمن:٤٠/٦٨]
اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ هٰذِه الْاٰيَاتِ وَمَا فيهَا مِنَ الْاَسْرَارِ إِقْضِ حَاجَتي فِي الدَّارَيْنِ إِنَّكَ عَلٰي كُلِّ شَيْئٍ قَديرٌ. أٰمينَ.
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O Rahmân ve O Rahîm olan Allâh-ü Teâlâ’nın adıyla.)

(O) göklerin ve yerin Bedî’idir (eşsiz ve örneksiz yaratıcısıdır). O bir iş (in meydâna gelmesin) e hükmettiği zaman, ona ancak: ‘Vâr ol!’ buyurur, o da hemen meydâna geliverir.”[35]

“O (Meryem, ‘aleyhe’s-selâm): ‘Benim için bir erkek çocuk nasıl olabilir? Oysa bana (eş olarak) hiçbir insan dokunmamıştır...’ dedi.”[36]

“O (Cebrâîl, ‘aleyhi’s-selâm da): ‘(Ey Meryem!)İşte sana! Allâh dilediğini böylece (hârikulâde bir şekilde)yaratmaktadır! (Artık O’nun sana babasız bir çocuk verebileceğini yadırgama! Zîrâ) O (bir şeyin meydâna gelmesine karar verip) bir işe hükmettiği zaman, ona ancak (harften ve sesten münezzeh olarak): ‘Vâr ol!’ buyurur da hemen meydâna geliverir, (Dolayısıyla senin Rabbin, yaratmak istediği şeyleri bâzen birtakım sebebler ve ana maddelerle yarattığı gibi, dilerse de hiç bir sebebe dayanmaksızın yoktan yaratabilir.) demişti.”[37]

“Allâh nezdinde ‘Îsâ’nın (babasız olarak yaratılmasının) şaşılacak durumu, gerçekten Âdem’in garip hâli gibidir. O (Allâh-ü Te’âlâ) onu (n bedenini, ana ve baba aracılığı olmaksızın, kuru, kara ve kokmuş) bir topraktan yaratmış, sonra kendisine: ‘Vâr ol!’ buyurmuştu, o da hemen (canlı ve mükemmel bir insan olarak) meydâna gelivermişti!”[38]

“Ancak O’dur O Zât ki; gökleri ve yeri hak (lı bir neden ve ins-ü cinnin imtihan yeri olması gibi büyük bir hikmet) ile yaratmıştır. O’nun (yaratmak istediği bir şeye) hak (ve hikmete dayalı) olan buyruğu, (harften ve sesten münezzeh olarak) ‘Vâr ol!’ buyurduğu vakitte (gerçekleşmekte) dir ki, o da hemen meydâna gelmektedir. (Dolayısıyla mükevvenâttaki hiçbir şey, Allâh-ü Te’âlâ-nın hikmetli emrinden hâriç bir şekilde meydâna gelemez.)[39]

(Bizim istediğimizi yapma gücümüzü uzak görmenin hiçbir mantıklı îzâhı olamaz. Zîrâ) Biz bir şeyi (n meydâna gelmesini)istediğimiz zaman ona buyruğumuz, (harften ve sesten münezzeh olarak)ancak ona: ‘Vâr ol!’ buyurmamızdır ki, o da hemen meydâna geliverir.”[40]

“Çocuk edinmek Allâh için aslâ olacak bir şey değildir! (Çocuk edinmekten, tenzîh, takdis, arılık ve) tesbîh O’na! O, bir şey (i meydâna getirmey) e karar verdiği zaman ona ancak (harften ve sesten münezzeh olarak): ‘Vâr ol!’ buyurur, o da hemen meydâna geliverir.”[41]

“O bir şeyi (n meydâna gelmesini) istediği zaman O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) ona ancak: ‘Vâr ol!’ buyurmasıdır, böylece o da hemen meydâna geliverir.”[42]

“Ancak O’dur O Zât ki; (ölüleri) diriltmektedir ve (dirileri) öldürmektedir! O, bir iş (in meydâna gelmesin) e hükmettiği zaman, ona ancak “Vâr ol!” buyurur, o da hemen meydâna geliverir.”[43]

“Ey Allâh! Bu Âyetler hakkı için ve bunlarda bulunan sırlar bahşi için; iki cihanda da murâdımı ver. Şüphesiz ki Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin. Âmîn.

BU DUANIN FAZÎLETİ


Bu duâda, Kur’ân-ı Kerîm’in birçok Âyet-i Kerîmesi’nde geçen;

"كُنْ فَيَكُونُ"

(Allâh-ü Te’âlâ yaratmak istediği herhangi bir şeye) ‘Vâr ol!’ (buyurur)o da hemen vâr olur” mânâsına gelen “Kün feyekûn” Kavl-i Şerîf’i bulunan tüm Âyetler zikredildiği için bu duâyı ihlâs ile okuyanların kısa bir zaman içinde hayırlı murâdları hâsıl olur.

Hadîs-i Şerîf’te:

"خُذْ مِنَ الْقُرْأٰنِ مَا شِأْتَ لِمَا شِأْتَ".

“Kur’ân (-ı Kerîm)’dan dilediğin şeyi, dilediğin niyete al”. Buyrulduğu üzere, bu duâyı okuyan kişi, Allâh-ü Te’âlâ-nın: “Ol”emrinin, kendi murâdına yöneldiğine i’tikâd etmesi hâlinde daha çabuk te’sîr görür.[44]



[1] Haşr Sûresi, 59/23’den.
[2] Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/83.
[3] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83; “O bir şeyi (n meydâna gelmesini)istediği zaman O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) ona ancak: ‘Var ol!’ buyurmasıdır, böylece o da hemen meydâna geliverir. (82) (Tenzîh ve) teşbîh O Zât’a ki; her şeyin (görünen ve görünmeyen tüm yönleriyle) gerçek mülkü O’nun (kudret) elindedir, siz de ancak O’na döndürüleceksiniz!” (83) (Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83
[4] İhlâs Sûresi, 112/1-4.
[5] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[6] Nasr Sûresi, 110/1-3. “(Habîbim!) Allâh’ın (düşmanlarına karşı sana) yardımı ve(şirk beldelerini) fetih geldiği zaman. Bir de sen (Mekke, Tâif ve Yemen ehliyle, Hevâzin vesâir Arab kabîlelerine mensûb) insanları (evvelce tek tek Müslüman oluyorlarken, daha sonra) kalabalık cemaatler hâlinde Allâh’ın dinine giriyorlarken gördüğünde. Artık (Sübhânellâhi ve bi-hamdihî ve estağfirullâh-e ve etûbü ileyh” diyerek) Rabbinin hamdiyle birlikte tesbîhte bulun. Ve (O’nun, şânına yakışmayan tüm noksanlıklardan uzak olduğunu ifâde et, bir de nefsini kırmak ve amelini küçümsemek için) O’ndan bağışlanma taleb et! Muhakkâk ki O, dâimâ (tevbeleri çokça kabûl eden bir) Tevvâb olmuştur.” (Nasr Sûresi, 110/1-3.)
[7] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[8] Âyet-i Kerîme’deki “FETİH” ile daha sonra gerçekleşecek Mekke fethi kastedilmektedir. Ayrıca sûrenin inmesinden önce gerçekleşen ve Mekke fethine zemin hazırlamış olan Hudeybiye barışının kastedilmiş olması da mümkündür.
[9]Fetih Sûresi, 48/1-3. “(Habîbim!) Allâh’ın (düşmanlarına karşı sana) yardımı ve (şirk beldelerini) fetih geldiği zaman. Bir de sen(Mekke, Tâif ve Yemen ehliyle, Hevâzin vesâir Arab kabîlelerine mensûb) insanları (evvelce tek tek Müslüman oluyorlarken, daha sonra) kalabalık cemaatler hâlinde Allâh’ın dinine giriyorlarken gördüğünde. Artık (Sübhânellâhi ve bi-hamdihî ve estağfirullâh-e ve etûbü ileyh” diyerek) Rabbinin hamdiyle birlikte tesbîhte bulun. Ve (O’nun, şânına yakışmayan tüm noksanlıklardan uzak olduğunu ifâde et, bir de nefsini kırmak ve amelini küçümsemek için) O’ndan bağışlanma taleb et! Muhakkâk ki O, dâimâ(tevbeleri çokça kabûl eden bir) Tevvâb olmuştur.” (Fetih Sûresi, 48/1-3.)
[10] Âyet-i Kerîme’deki “FETİH” ile daha sonra gerçekleşecek Mekke fethi kastedilmektedir. Ayrıca sûrenin inmesinden önce gerçekleşen ve Mekke fethine zemin hazırlamış olan Hudeybiye barışının kastedilmiş olması da mümkündür.
[11]Fetih Sûresi, 48/1-3. “(Habîbim!) Allâh’ın (düşmanlarına karşı sana) yardımı ve (şirk beldelerini) fetih geldiği zaman. Bir de sen(Mekke, Tâif ve Yemen ehliyle, Hevâzin vesâir Arab kabîlelerine mensûb) insanları (evvelce tek tek Müslüman oluyorlarken, daha sonra) kalabalık cemaatler hâlinde Allâh’ın dinine giriyorlarken gördüğünde. Artık (Sübhânellâhi ve bi-hamdihî ve estağfirullâh-e ve etûbü ileyh” diyerek) Rabbinin hamdiyle birlikte tesbîhte bulun. Ve (O’nun, şânına yakışmayan tüm noksanlıklardan uzak olduğunu ifâde et, bir de nefsini kırmak ve amelini küçümsemek için) O’ndan bağışlanma taleb et! Muhakkâk ki O, dâimâ (tevbeleri çokça kabûl eden bir) Tevvâb olmuştur.” (Fetih Sûresi, 48/1-3.)
[12] Âyet-i Kerîme’deki “FETİH” ile daha sonra gerçekleşecek Mekke fethi kastedilmektedir. Ayrıca sûrenin inmesinden önce gerçekleşen ve Mekke fethine zemin hazırlamış olan Hudeybiye barışının kastedilmiş olması da mümkündür.
[13]Fetih Sûresi, 48/1-3. “(Habîbim!) Allâh’ın (düşmanlarına karşı sana) yardımı ve (şirk beldelerini) fetih geldiği zaman. Bir de sen(Mekke, Tâif ve Yemen ehliyle, Hevâzin vesâir Arab kabîlelerine mensûb) insanları (evvelce tek tek Müslüman oluyorlarken, daha sonra) kalabalık cemaatler hâlinde Allâh’ın dinine giriyorlarken gördüğünde. Artık (Sübhânellâhi ve bi-hamdihî ve estağfirullâh-e ve etûbü ileyh” diyerek) Rabbinin hamdiyle birlikte tesbîhte bulun. Ve (O’nun, şânına yakışmayan tüm noksanlıklardan uzak olduğunu ifâde et, bir de nefsini kırmak ve amelini küçümsemek için) O’ndan bağışlanma taleb et! Muhakkâk ki O, dâimâ(tevbeleri çokça kabûl eden bir) Tevvâb olmuştur.” (Fetih Sûresi, 48/1-3.)
[14] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[15] Saff Sûresi, 61/13.
[16] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[17] Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/83.
[18] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[19] Bakara Sûresi, 2/156’dan.
[20] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[21] “Andolsun göğe ve Târık’a. Târık’ın ne olduğunu sana bildirmiş olan şey nedir? (ışığıyla karanlığı) delici olan yıldızdır! Hiçbir nefis yoktur ki, mutlakâ onun üzerinde (amellerini kollayıp) koruyan biri vardır. (Nitekim her insanın yanında, onun yaptıklarını yazan ve kaderi dışındaki tehlikelerden koruyan farklı melekler vardır.) Öyleyse insan hangi şeyden yaratılmış olduğuna (bir) baksın; O, atılgan suyun (barındırdığı milyonlarca canlı hücrenin rahme girmeyi başarabilen) bir parçasından yaratılmıştır ki; O (su), (babanın) bel kemiği ile (annenin) göğüs kemikleri arasından çık (ıp, anne rahminde birbirine karış) maktadır. Muhakkâk ki O   (Allâh-ü Te’âlâ her şeye kâdirse de), özellikle onu (yoktan vâr etmesinin ardından, öldürüp toprak ettikten sonra tekrar hayâta) döndürmeye elbette (gücü yeten bir) Kâdir’dir. O tüm gizlilerin araştırılıp iyiyle kötünün birbirinden ayrılacağı günde (Rabbi onu diriltecektir!) artık onun için ne (başına geleni savuşturacak) bir güç, ne de bir yardımcı yoktur! Yemîn olsun; o (her sene aynı mevsimleriyle ve bol yağmurlarıyla menfaatleri insanlara) dönüşlü olan göğe! Bir de andolsun; o (bitkilerle, ağaçlarla ve gözelerle) yarılan yere ki! Muhakkâk o (Kur’ân-ı Kerîm), elbette (hakla bâtıl arasını) tamâmen ayıran bir sözdür. O aslâ bir şaka (oyun ve eğlence malzemesi) değildir!(Bilakis tümüyle ciddiyettir.) Şüphesiz ki o (kâfir ola) nlar(Kurân’ın nûrunu söndürmek için) tam bir tuzak kurarak hîle yapmaktadırlar. Ben de bir hîle karşılığı olarak (haklarındaki murâdımı bilmedikleri bir yönden kendilerini azar azar helâke yaklaştırarak onlara) cezâ vermekteyim! (Habîbim!) O halde sen kâfirlere mühlet ver. Ve onlar (ı cezâlandırmay) ı birazcık daha geciktir!” (Târık Sûresi, 86/1-17)
[22] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[23] Nahl Sûresi, 16/112’den.
[24]Cum’â Sûresi, 62/11’den; “Zâten (kullar hiçbir şey yaratma imkânına sâhip olamayıp, te’mîn ettikleri imkânlar da sebebiyetten öte geçemediğine göre,) rızık verenlerin en hayırlısı ancak Allâh’tır!” Cum’â Sûresi, 62/11’den.
[25] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[26] Nahl Sûresi, 16/96’dan.
[27]Cum’â Sûresi, 62/11’den; “Zâten (kullar hiçbir şey yaratma imkânına sâhip olamayıp, te’mîn ettikleri imkânlar da sebebiyetten öte geçemediğine göre,) rızık verenlerin en hayırlısı ancak Allâh’tır!” Cum’â Sûresi, 62/11’den.
[28] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[29]Mülk Sûresi, 67/22; “Peki, o, yüzü üstü tökezlenici bir halde (düşe kalka) yürüyen (Ebû Cêhil gibi) kimse mi daha hidâyettedir, yoksa dos-doğru bir yol üzere dimdik yürüyen (ve ayağı hiç kaymayan Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem gibi) bir zât mı?” (Mülk Sûresi, 67/22).
[30] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[31] Kureyş Sûresi, 107/l-4; “Kureyş’i (yolculuklarında esenlik ve güvenliğe) ülfet ettirdiği için; Onları kış (ın Yemen’e) ve yaz(ın Şam’a doğru yapacakları ticâret) göçüne alıştırdığı için; İşte (bu nedenle) ibâdet etsinler şu Beyt’in Rabbine (ki, Ka’be-i Muazzama’yı fil ordusundan ve bütün tehlikelerden ancak O korumuştur); O Zât’a ki; (leş yemeye muhtaç kaldıkları) büyük bir açlıktan dolayı onları yedirmiştir. (Cüzzam ve vebâ gibi salgın hastalıkların korkusundan ve fil ordusu gibi saldırıların meydâna getireceği) şiddetli bir korkudan da onları güvenli kılmıştır!” (Kureyş Sûresi, 107/l-4).
[32] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[33]Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/26-27; “Ey mülkün Mâliki olan Allâh! (Saltanat ve) mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın! Dilediğini (dünyâda yâhut âhirette veya her ikisinde de yardım ve tevfîkme mazhar kılarak) ‘aziz (ve değerli) edersin. Dilediğini de (iki cihanda rezîl-ü rüsvây ederek) zelîl (ve alçak) edersin! Bütün hayırlar (ve şerler) ancâk Senin (kudret) elindedir(ki, onun mâhiyeti kullarca ma’lûm değildir). Şüphesiz ki Sen (güçlü veyâ âciz kılma, yüceltme ya da alçaltma dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’sin! (Gecenin saatlerinden bir kısmını eksiltip gündüze katarak) geceyi gündüze girdirirsin, (gündüzün saatlerim noksanlaştırıp geceye ilâve ederek) gündüzü de geceye girdirirsin. Ölüden diriyi çıkarırsın; diriden de ölüyü çıkarırsın! Dilediğini de (darlık ve Fakirliğe uğratmadan) hesapsız olarak rızıklandırırsın!” (Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/26-27).
[34] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.
[35] Bakara Sûresi, 2/117.
[36] Meryem Sûresi, 19/20.
[37] Âl-i ‘Imrân, 3/47.
[38] Âl-i ‘Imrân, 3/59.
[39] En’âm Sûresi, 6/73.
[40] Nahl Sûresi, 16/40.
[41] Meryem Sûresi, 19/35.
[42] Yâ-Sîn Sûresi, 36/82.
[43] Mü’min Sûresi, 40/68.
[44] Risâle-i Ahmediyye (29), Salevât-ı Kübrâ, Mütercim: Ahmet Mahmut ÜNLÜ (Cübbeli Ahmet Hoca efendi), Arifan Yay., Eyüp/İstanbul, 1429/2008; (Abdurrahîm Yûsüf, es-Salevâtü’l-Kübrâ, 4-9).