9 Nisan 2022 Cumartesi

TERÂZİMİZİN HANGİ KEFESİ AĞIR BASIYOR? CUM'Â SÛRESİ 11. ÂYET_İ KERÎMESİ, Muhammed Yusuf Kandehlevî

TERÂZİMİZİN HANGİ KEFESİ AĞIR BASIYOR?

1960’larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar. Eşyâlardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir. Halk, ehl-i sünnet’in büyük âlimlerinden olan Muhammed Yusuf Kandehlevî (rh.’a.)’nin yanına gelip bu durumu şikâyet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar. Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar.

Meşhûr şu nasihati yapar ve der ki:

 

--- “İnsanlar ve eşyâlar Allâh (-ü Te’âlâ) katında iki elin iki terâzisinin kefesi gibidir.

 

1-       Eğer Allâh (-ü Te’âlâ) katında insanın değeri artarsa eşyânın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar,

 

2-       Ama eğer Allâh katında insanın değeri düşerse eşyânın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur. Siz Allâh katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki böylece insanın değeri yükselsin ve eşyânın değeri de azalıp fiyatlarda düşsün.” Sonra Halka dönüp şu âyeti bu söylediğine delîl olarak okur: Ş.g.

﴿ وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٩٦﴾

“O ülkelerin halkı inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar; biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” (A’râf Sûresi, 7/96.)

 

﴿ وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى ﴿١٢٤﴾

“Her kim de benim zikrimden (Kur’ân-dan) yüz çevirirse, mutlakâ ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyâmet gününde kör olarak haşrederiz.”

(Tâ-Hâ Sûresi, 20/124.)

 

﴿ وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْوًاۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِمًاۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ﴿١١﴾

“Ama onlar bir ticâret veyâ eğlence görünce ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: “Allâh’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticâretten de üstündür. Allâh rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cum’â Sûresi, 62/11.)

٤٨٩٩- حَدَّثَنِي حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الجَعْدِ، وَعَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: "أَقْبَلَتْ عِيرٌ يَوْمَ الجُمُعَةِ، وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ ﷺ، فَثَارَ النَّاسُ إِلَّا اثْنَيْ عَشَرَ رَجُلًا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ: ﴿ وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا﴾ (الجمعة: ١١.) ، صحيح البخاري، كتاب التفسير (٦٥)، باب: ﴿ وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا ﴾ [سورة الجمعة، آية: ١١] (٦٢/٦٥)، رقم الحديث:٤٨٩٩، ص:٦٩٦.

 

4899 --- “Câbir İbn Abdillâh (r.’a.) şöyle demiştir:

--- “Cum’â günü biz Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)'in berâberinde (namazda) iken yiyecek taşıyan bir kervan geldi. İnsanlar kalkıp ona doğru yürüdüler, yalnız on iki kişi dağılmadı. Bunun üzerine Allâh şu âyeti indirdi: “Onlar bir ticâret, yâhud bir oyun, bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar. Seni ayakta bıraktılar. De ki: Allâh nezdindeki, eğlenceden de, ticâretten de hayırlıdır. Allâh rızk verenlerin en hayırlısıdır”

 

(Buhârî, Kitâbü’t-Tefsîr, (65), “Onlar bir ticâret yâhud bir oyun, bir eğlence gördükleri zaman ona yönelîp dağıldılar... " (Cum’â Sûresi, 11) Kavl-i Şerîfi Bâbı  (62/65), Hadîs no: 4899, s:696.)

 

Önemli bir eleştirinin yer aldığı 11. âyette değinilen olayla ilgili olarak kaynaklarda yer alan bilgiler özetle şöyledir: Bir gün Resûlullah (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Cum’â Hutbesi îrâd ederken Medîne-i Münevvere’ye bir ticâret kervanının ulaştığını ilân eden sesler duyuldu. O sıralarda kıtlık olduğu için gıda maddesi getirecek bir kervanın gelmesi dört gözle bekleniyordu. Bu sesleri duyan cemaatin önemli bir kısmı o anda ibadet halinde olduklarını unutup yerlerinden fırladılar ve o tarafa doğru koşmaya başladılar; mescidde sâdece on iki kişinin kaldığı rivâyet edilir.

 

(Buhârî, “Tefsîr”, 62; Tirmizî, “Tefsîr”, 62; Taberî, XXVIII, 103-105; İbn Atıyye, V, 309).

 

Hz. Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i minberde bu şekilde (ayakta dururken) bırakıp gidenlerin ilk muhacirler ve ensar değil henüz İslâm’ı özümseyememiş yeni müslümanlar olması da muhtemeldir.

 

(Derveze, VIII, 233.)

 

Nitekim bazı rivâyetlerde yukarıda belirtilen sayı on ikiden daha yüksektir.

 

(bk. Zemahşerî, IV, 99; Râzî, XXX, 10.)

 

Onları telâşlandıran asıl âmil, gecikip mal alma fırsatını kaçırma kaygısıydı. Fakat kervanın gelişi o günkü âdetlere göre çalgı aletleriyle ve insanların ona eşlik eden sevinç çığlıklarıyla duyurulduğu için bu koşuşturma aynı zamanda bir şenlik ve eğlence havası da oluşturuyordu. İşte âyette bu sebeple hem ticaret hem eğlence faktörüne değinilmiştir; ama “ona” zamirinin müennes (dişil) olması, yöneldikleri esas şeyin eğlence değil ticaret olduğunu göstermektedir. Âyette, ister alışveriş yapma, ister şenliğe katılma arzusuyla olsun, böyle önemli bir ibadetin yarım bırakılmasının tasvip edilemeyeceği, hele Hz. Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i o halde terk etmenin aslâ edebe uygun olmadığı bildirilmiştir. Bu olay ışığında ibâdet, toplu hareket, mâbed âdâbı ve peygambere saygı konularında daha bilinçli, titiz ve dikkatli olunması gerektiği uyarısı yapılmıştır.

(Cum’â Sûresi, 11. Ayet Tefsiri);  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 348-354.) Ş.g.








18 Mart 2022 Cuma

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MAHAMMED ŞEMS ERDOĞAN 19.03.2022 --- 08:55 --- رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MAHAMMED ŞEMS ERDOĞAN 19.03.2022 --- Cumartesi 08:55 --- رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

Hicri: 16 Şa'bân 1443



  

الحمد لله وكفى،

والصلاة و السلام على النبي المصطفى،

وعلى آله وصحبه الكرام الشرفا...

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.  بسم الله الرحمن الرحيم.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى مَخْلُوقُهُ فَوْقَ الْعُمٰى. أَلْقَادِرِ الْفَرْدِ الَّذ۪ى مَصْنُوعُهُ تَحْتَ الثَّرٰى. أَللّٰهُمَّ اَنْتَ رَبّ۪ى حَىٌّ لَطي۪فٌ قَادِرٌ فَرْدٌ عَطُوفٌ نَاصِرٌ. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلي۪مُ الْحَكي۪مُ. سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلاَّ مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَري۪مُ. رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى. وَيَسِّرْ ل۪ى اَمْر۪ى. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى. يَفْقَهُوا قَوْل۪ى. وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ى اِلَى اللّٰهْ. اِنَّ اللّٰهَ بَصي۪رٌ بِالْعِبَادِ. أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓااَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ.

صَـلُّــوا عَـلٰـــى رَسُــولِـنَـا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى شَف۪يعِ ذُنُوبِـنَــا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى طَب۪يبِ قُلُوبِنَا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

Hamd övgü yukarıların yukarısını ve yerin altını yaratan kâdir güç yetiren ve ferd tek olan (Yûce) Allâh (c.c.) hazretlerine mahsûstur.

 

Ey Allâh’ım! Sen benim rabbimsin. Hay (diri) Latîf (kullarına yumuşaklıkla muamele eden) Kâdir (güç yetiren) Ferd (tek) Atûf (şefkât ve merhamet eden) ve Nâsır (yardım edici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir şey bilemeyiz. Muhakkak ki sen Alîm (bilici) ve Hakîm (hüküm verici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize anlattığından başka hiçbir anlayış yoktur. Muhakkak ki sen Cevvâd (çok iyilik yapan) ve Kerîm (çok cömert) sin.

 

Ey rabbim göğsümü aç işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz, sözümü anlaşılır kıl. İşimi Allâh-ü Teâlâ’ya ısmarladım. Muhakkak ki O kullarını görücüdür.

 

Hamd övgü bizi bu doğru yola ileten Allâh-ü Teâlâ’ya mahsûstur. Allâh (c.c.) bizi doğru yola iletmeseydi biz kendimizi doğru yola iletemezdik. Muhakkâk ki Rabbinin Rasûlleri hakkı getirmişlerdir.

 

Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Ey Allâh’ım! Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e ve

âl-ine salât eyle.

﴿ وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا 

 [سورة الفرقان:٢٥/٧٤]

“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.”[1]

﴿ رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

[سورة إبراهيم:١٤/٤٠]

“Rabbim! Beni namaza devâm eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duâmı kabûl eyle.” (İbrahim Sûresi 40)

﴿ وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَاتَعْلَمُونَ شَيْئًاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

[سورة النحل:١٦/٧٨]

“Allâh, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.”[2]

﴿ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى وَهَبَ ل۪ى ... اِنَّ رَبّ۪ى لَسَم۪يعُ الدُّعَآءِ 

[سورة إبراهيم:١٤/٣٩]

“Bana bu evlâdı ihsân eden Allâh’a hamd eder,

-minnet ve şükranlarımı takdîm ederim-. Şüphesiz ki benim Rabbim duâları en iyi işitendir.”[3]

 

ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-NIN SELÂMI, RAHMETİ, BEREKETİ, MAĞFİRETİ AF VE ÂFİYETİ HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN! ÖNCELİKLE BÜTÜN ÂİLE FERTLERİMİN GÖZÜ AYDIN OLSUN...

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM,


MUHAMMED ŞEMS ERDOĞAN


SANA SAÂDET-İ DÂREYN DİLEKLERİMİ SUNUYORUM...

 

Allâh-ım! Bi’l-hassâ yeni doğup dünyaya teşrîf ederek aramıza katılan, yavrucağımıza; annesi, babası ve tüm âilesiyle beraber, İslâm’a uygun bir yaşam, sağlıklı, sıhhatli, uzun bir ömür ve hayırlı bir istikbâl nasîb eyle.

 

Allâh-ım! Oğlumuzu; İslâm’a ve insanlığa faydalı, dînine diyanetine mukaddesâtına bağlı, vatanına milletine, bayrağına saygılı, anne ve babasına tüm âilesine hayırlı bir evlat olmasını bahşeyle.

 

Allâh-ım! Aynı minvâl üzere; zamânı geldiğinde, hayırlı bir zevçle (eşle) izdivaç kurup sâlih, sâliha, âlim, âlime hâfız, hâfize evlatlar yetiştirmesini nasîb ve müyesser eyle.

 

Allâh-ım! Rızâna ve Rasûlün Muhammed Mustafâ (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in rızâsına nâil eyle.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu İslâm Fidanlı’ğında biten güzel bir fidan olarak büyüt, islâmî hayatta ebedî ve sabit kıl.

 

Allâh-ım!  Bu yavrumuzu; gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bu çocuğa yakın olup zarar vermelerinden, mübârek ve mükemmel kelimelerinle koru.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu; Her türlü haşerâttan, her türlü kötü nazarlardan hıfz-u himâye eyle. Yaşamını bereketli, kısmetini bol eyleyesin. Kazâyı, belâyı, afeti, tufânı, salgın hastalığı, gam ve gasaveti uzak eyle. Görünür, görünmez kazâyı, belâyı uzak eyle.

 

Allâh-ım! Evlâdımızı iyi huylu, iyi ahlâklı, sabırlı, şükreden, zikreden, hamd eden, kötülüklerden uzak, içi dışı temiz, pâk ve kanaatkâr Mü’min kullardan eyle.

 

Allâh-ım! Anne ve babalarının birbirlerine karşı sevgi, saygı, ülfet, muhabbet ve bağlılıklarını dâim ve bâkî eyle. Âile huzûru sevinci ihsân eyle. Ş.g. 19.03 MART 2022 – Cumartesi – 08:55