31 Ekim 2020 Cumartesi

ÂDÂBINA UYGUN GUSÜL ABDESTİ ALMAK---GUSÜL (BOY) ABDESTİ-NE HAZIRLIK--- BANYO ÂDÂBI...

ÂDÂBINA UYGUN GUSÜL ABDESTİ ALMAK

ÖNEMLİ UYARI:

 

Suyun azlığı, soğukluğu, vaktin yetersizliği gibi hallerde, acele olarak yapılan gusülde evvelâ ön ve arka taraftaki kirler giderilir. Sonra üç defa ağıza, üç defa buruna su çekilerek içlerinde kuru yer kalmaması te`min edilir. Bundan sonra da baştan, sağ ve sol omuzlardan dökülen su ile bedenin tamamı yıkanıp ıslatılır. Kuru yer kalmadığı anda, gusül yapılmış olur. Bu, dar ve sıkışık anlarda ve sâdece guslün farzları yerine getirilerek yapılan gusüldür.

 

Kısaca Guslün 3 farzı yapılınca temizlenilmiştir… Aşağıda anlatılan Sünnet-i Seniyye-ye uygun olması ve âdâb üzere daha fazla sevâb kazanılması hedeftir… Tıpkı Abdest alırken 4 farzdan öte diğer işlemleri yapmamız gibi…

GUSÜL (BOY ABDESTİ)

 

Gusül, tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamaktır.

 

Erginlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.

 

1-     Cünüplük; yani cinsi münâsebet, ihtilâm ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.

 

2-     Hayız (kadının âdet görmesi) ve nifas (lohusalık) hallerinin sona ermesi.

 

Bu hallerde gusletmek farzdır.

 

Namaz için alınan abdest "Küçük Abdest" kabul edilerek, gusle "Büyük Abdest" veyâ "Boy Abdesti" adı verilmektedir.

 

GUSÜL ABDESTİ-NİN FARZLARI

GUSLÜN FARZLARI ÜÇTÜR.

1-     Mazmaza; Ağza üç kere sağ elle dolu-dolu su alıp boğaza kadar çalkalamak.

 

2-     İstinşak; Buruna üç kere sağ elle su çekmek ve sol elle sümkürerek yıkamak.

 

3-     Cümle bedeni yıkamak; Tepeden tırnağa bütün vücûdu iğne ucu kadar kuru yer kalmadan yıkamak.

 

Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.

 

GUSLÜN SÜNNETLERİ

 

1- Sol ayakla girip, Gusle sâdece “Besmele” ve niyet ile başlamalıyız. Niyet dâimâ hem dil hem de Kalb ile yapılmalıdır.

 

2- Önce ellerimizi yıkayıp, pis olsun temiz olsun ön arka avret yerlerimizi yıkamalıyız. Bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa o pislikleri yıkayarak gidermeliyiz.

 

3- Tekrar ellerimizi yıkayıp, üç kere ağzımıza sağ elimizle su verip kafamızı geriye yıkarak suyu ağzımızda kaynatıp gargara yapmalıyız.

 

---Oruçlu isek bu mübâlağayı yapmamalıyız. Oruçlu olduğumuz zaman boğazımıza aslâ su kaçırmamalıyız.---

 

4- Arkasından üç kere sağ elimizle burnumuza su çekeceğiz. Burnumuzun terâzileri dediğimiz bir diğer ismi ile genzimizin sızlamasını sağlayacak şekilde çekip sol elimizle sümkürmeliyiz.

 

Ø   Bâzı âlimlerimizin bu olaydan (Mazmaza ve İstinşak) önce, bâzı âlimlerimizin de (Mazmaza ve İstinşak) sonra uygun gördükleri gibi;

 

5-     Aynen “Namaz Abdesti” gibi abdest almalıyız.

 

6-     Eğer yıkandığımız yerde su toplanıyorsa ayaklarımızı yıkama işini en son çıkarken yapmalıyız.

 

7-     Abdestten sonra,

 

Ø   Önce üç defa başa,

Ø   Sonra üç defa sağ omuza,

Ø   Daha sonra da üç defa da sol omuza su dökerek her defâsında bedeni iyice ovuşturmalıyız.

 

8-     Vücûdumuzu iyice ovalayarak koltuk altlarını, kasık aralarını, göbek çukurunu, kulak içlerini hâsılı suyun güçlükle ulaştığı yerleri iyice yıkamalıyız.

 

Ø   Tokat İmam Hatip Lisesi’nde hocam gusül abdestini anlatırken ---Çocuklar hani kaplar yıkandıktan sonra durulanırken gıcır-gıcır bir ses çıkar ya işte öyle gıcır-gıcır ses çıkarıp vücudunuzu iyice yıkayın” derdi… Allâh ondan râzı olsun… ---sonuçta cünüb olan kişi 3.800 m. koşmuş gibi güç harcıyor---

 

9-     Banyo da haddinden fazla kalınmamalıdır…

 

Ø   Zamânımızda küvetler felan, adam yatıyor… bi rüya daha görüyor belki de… Bu gibi hal ve hareketlerden kaçınmalıyız…

 

10-  Gusül bitince bedeni bir havlu ile kurulamalıyız. Gusülden sonra çabucak giyinmeliyiz.

 

11-  Hemen 2 rek’ât “Gusül Abdesti Namazı” kılmalıyız…

 

BİLÂL B. RABÂH (RADIYALLÂH-Ü ‘ANH)

 

AYAK SESLERİNİN CENNET’TE DUYULMASINI SAĞLAYAN AMELİ

1-     Gusül Abdesti veya Namaz       Abdesti aldı (su yoksa Teyemmüm alınır), İki rek’ât Nâfile Namaz kıldı,

 

2-     Her Ezân-ı Muhammedî-den sonra iki Rek’ât Nâfile namaz kıldı...

İşte bu iki amel...

 

عَنْ أَب۪ى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "يَا بِلَالُ حَدِّثَن۪ى بَأَرْجٰى عَمَلٍ عَمِلْتَهُ فِي الْاِسْلَامِ مَنْفَعَةً عِنْدَكَ فَإِنّ۪ى سَمِعْتُ اللَّيْلَةَ خَشْفَ نَعْلَيْكَ بَيْنَ يَدَيَّ فِي الْجَنَّةِ. فَقَالَ: مَا عَمِلْتُ فِي الْاِسْلَامِ عَمَلًا أَرْجٰى عِنْد۪ى مَنْفَعَةً مِنْ أَنّ۪ي لَا أَتَطَهَّرُ طُهُورًا تَامًا ف۪ي سَاعَةٍ مِنْ لَيْلٍ أَوْ نَهَارٍ إِلَّا صَلَّيْتُ بِذٰلِكَ الطُّهُورِ مَا كُتِبَ ل۪ي أَنْ أُصَلّ۪ي." أخرجه الشيخان .

 

Hz. Ebu Hureyre (r.’a.) anlatıyor: --- "Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve selem) buyurdular ki:

 

--- "Ey Bilâl! İslâm (Dînini) kabûl ettiğinden beri işlediğin ve senin çok menfaat ümîd ettiğin ameli bana söyler misin? Çünkü ben, bu gece (rüyâmda),[1] Cennet’te ön tarafımda senin ayakkabılarının (nâlinlerinin) sesini işittim!"

 

Bilâl şu cevâbı verdi:

 

--- "Ben İslâm’da, nazarımda, daha çok menfaat umduğum şu amelden başkasını işlemedim: Gece olsun gündüz olsun tam bir temizlik yaptığım (abdest aldığım) zaman, mutlakâ bana kılmam yazılan bir namaz kılarım."[2]

وَعَنْ بَر۪يدَة رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : " يَا بِلَالُ بِمَ سَبَقْتَن۪ى إِلَى الْجَنَّةِ؟ فَمَا دَخَلْتُ الْجَنَّةَ قَطُّ إِلَّا سَمِعْتُ خَشْخَشَتَكَ أَمَام۪ى دَخَلْتُ الْبَارَحَةَ الْجَنَّةَ فَسَمِعْتُ خَشْنَشَتَكَ أمَام۪ي، فَأَتَيْتُ عَلٰى قَصْرٍ مُرَبَّعٍ مُشَرَّفٍ مِنْ ذَهَبٍ. فَقُلْتُ: لِمَنْ هٰذَا الْقَصْرُ؟ فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ؛ فَقُلْتُ: أَنَا عَرَبِىٌّ، لِمَنْ هٰذَا الْقَصْرُ؟ قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَقُلْتُ: أَنَا مِنْ قُرَيْشٍ، لِمَنْ هٰذَا الْقَصْرُ؟ قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ فَقُلْتُ: أَنَا مُحَمَّدٌ، لِمَنْ هٰذَا الْقَصْرُ؟  قَالُوا: لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه. فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ! مَا أُذِّنْتُ قَطُّ إِلَّا وَصَلَّيْتُ رَكْعَتَيْنِ، وَمَا أُحْدَثْتُ قَطُّ إِلَّا تَوَضَّأْتُ عِنْدَهُ، وَرَأَيْتُ أَنَّ اللّٰهَ عَلىَّ رَكْعَتَيْنِ. فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : بِهِمَا." أخرجه الترمذي وصححه.

 

Hz. Büreyde (r.’a.) anlatıyor: --- "Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve selem) buyurdular ki:

 

--- "Ey Bilâl! Ne ile benden önce Cennet’e girdin? Her ne zaman cennete girdiysem, her seferinde önümde senin hışırtını işittim. Dün gece de cennete girmiştim, önümde (yine) senin hışırtını duydum. Sonra altından şerefeler olan murabba’ (dörtlü) bir köşke geldim.

 

--- "Bu köşk kimin?" diye sordum.

 

--- "Araplardan birinin!" dediler. Ben cevâben:

 

--- "Ama ben de bir Arabım, (benim olmadığına göre) bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine:

 

--- "Kureyş’den birinin!" dediler. Ben tekrar:

 

--- "Ben de bir Kureyş’liyim, bu köşk kimin?" dedim. Bu sefer:

 

--- "Muhammed ümmetinden birinin!" dediler. Ben de:

 

--- "Muhammed benim, bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine:

 

--- "Ömer İbnü’l-Hattâb’ın" dediler, (r.’a.)

 

Bunun üzerine Bilâl:


--- "Ya Rasûlellâh! Her Ezân okuyuşumda iki rek’ât namaz kıldım. Her ne zaman hades vâki’ oldu ise derhâl abdest tâzeledim ve Allâh’a iki rek’ât namaz kılmayı üzerimde borç gördüm" dedi. Bilâl’in bu açıklaması üzerine (‘aleyhi’s-salât-ü ve selem):

 

--- "İşte bu iki şey sebebiyle (cennete girmede benden evvel davranmış olmalısın)" buyurdular.[3]

 

GUSÜLSÜZ YAPILMAYAN İŞLER

 

-ÜZERLERİNE GUSÜL FARZ OLANLARA, GUSLETMEDEN ÖNCE HARAM OLAN ŞEYLER ŞUNLARDIR: -

 

Cünüb bir kimsenin veyâ hayız ve nifas halindeki bir kadının bu durumdayken yapması haram olan hususlar, şunlardır:

 

1-     Namaz kılmak.

 

2-     Bir âyet olsa bile,  Kur’ân niyeti ile Kur’ân okumak.

 

Ø   Hamd ve duâ ile ilgili âyetleri, duâ ve zikir niyeti ile okumak câizdir. Cünüb veyâ âdet hâlinde olan bir kadının duâ niyeti ile Fâtihâ Sûresi’ni okuması câizdir.

 

Ø   Yine bu durumda olan kimsenin çocuklara Kur’an ayetlerini kelime-kelime öğretmesi de câizdir.

 

Ø   Kelime-i Şehâdet getirmek, tesbîh ve tekbirde bulunmakta da caizdir.

 

3-     Kur’an-ı Kerime, bir veyâ yarım âyet olsa bile, el sürmek ve Mushaf-ı Şerîf’i tutmak harâmdır.

 

Ø   Ancak Kur’ân-a yapıştırılmamış olan bir kılıf, bir mahfaza ve sandık içinde onu taşımak ve onu dış taraftan tutmak câizdir.

 

4-     Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etmek ve bir zorunluk/zaruret olmadığı halde bir mescide girmek veya içinden geçmek.

 

Ø   Fakat zarûret hâli olursa, geçilebilir. Bir kimsenin evinin kapısı, mescidin içine doğru açılsa ve evine girip yıkanmak için mescid içinden geçmek zorunda kalsa, o kimse mescid içinden geçerek evine girer ve yıkanır. Bu bir mecburiyet hâlidir. Mescid içinde uyurken ihtilam olan kimse, dışarıya çıkmak için teyemmüm eder; fakat bu teyemmüm ile Kur’ân okuyamaz, namaz da kılamaz.

 

5-     Üzerinde Âyet-i Kerîme yazılı olan bir levhayı, parayı veyâ buna benzer bir şeyi tutmak.

    ÜZERLERİNE GUSÜL GEREKLİ OLANLARIN YIKANMADAN ÖNCE YAPMALARI MEKRÛH OLAN ŞEYLER

1-     Din kitaplarından herhangi birini el ile tutup okumak.

 

2-     El ve ağzı yıkamadan yemek, yemek su içmek.

 

Ø   Her iki halde de yemek-içmek fakirlik alameti olduğunu belirten âlimlerimiz vardır.

 

3-     El ile tutmayıp yer üzerinde bulunan bir sayfaya veya bir levhaya Kur’ân-dan yazı yazmak. Bu da İmâm Muhammed’e göre mekrûhtur.


   Cünüb ile hayız ve nifas hâlinde bulunanların Kur’ân-ı Kerim’e bakmaları mekrûh değildir. Bu, el ile tutmak hükmünde değildir. 

 

GUSLÜN VASIFLARI

 

Bâzı hallerde de gusl-etmek sünnet veyâ müstehâbdır. Bunların başlıcaları şunlardır:

 

Meselâ;

 

1-        Herhangi bir dinden İslâm Dîni’ne (Müslümanlığa) geçildiği zaman gusl-etmek.

 

2-        Mübârek gün ve gecelerde gusl-etmek.

 

Ø   Regâib Kandili,

Ø   Receb Ayı Başlangıcı,

Ø   Şa’bân Ayı Başlangıcı,

Ø   Ramazân Ayı Başlangıcı,

Ø   Mi’râc Kandili,

Ø   Berâet Kandili,

Ø   Kadir Gecesi,

Ø   ‘Arafe Günleri-nde,

Ø   Muharrem Ayı Başlangıcı (Hicrî Yılbaşı),

Ø   ‘Âşûrâ Günü…

Ø   Mevlid Kandili,

 

3-        Kurban Bayramı sabâhı gusl-etmek.

 

4-        Ramazân Bayramı sabâhı gusl-etmek.

 

5-        Cum’â Günü gusl-etmek.

 

6-        Hac ve umre ibâdeti için ihrâma girerken gusl-etmek.

 

7-        Hac ve ‘Umre yapmak maksadıyla Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’ye girmeden gusl-etmek.

 

8-        ‘Arefe Günü vakfe yapmak için gusl-etmek.

 

9-        Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme’ye girmek için gusl-etmek.

 

10-  Hacc mevsiminde Müzdelife ve Minâ’da bulunmak için gusl-etmek.

 

11-  Günâhlardan/günâhtan tevbe için gusl-etmek.

 

12-  Güneş ve ay tutulması hallerinde gusl-etmek.

 

13-  Yağmur duâsında bulunmak için gusl-etmek.

 

14-  Kan aldırmak için önceden gusl-etmek.

 

15-  Cenâze yıkamak için gusl-etmek.

 

16-  Baygınlıktan sonra ayılan kimsenin yıkanması da müstehâbdır.

 

17-  Yolculuktan dönünce gusl-etmek.

 

18-  Yeni bir elbise-giyecek olan kimsenin gusl-etmesi.

 

19-  Müslümanlarla bir araya gelip toplantıya katılmak için gusl-etmek.

 

20-  İstihâze (illet/özür kanından) kurtulan kadının gusl-etmesi.

 

21-  Cünüblüğünün hemen arkasından hayız (âdet) görmeye başlayan bir kadın, isterse, cünüblüğü için yıkanır,  isterse yıkanmasını âdetin sona ermesine bırakır.

 

22-  Her cinsel ilişki için gusl-etmek.

 

Ø   Zevcesi ile cinsel ilişkide bulunan kimse, henüz yıkanmadan tekrar ilişkide bulunabilir. Fakat bu arada gusl-etmesi veyâ abdest alması mendubdur (çok güzeldir).

 

23-  Henüz namaz vakti gelmeden gusl-etmek.

 

Ø   Çünkü namaz vaktine kadar cünüb bir kimsenin yıkanmayı geciktirmesi günâh sayılmaz; fakat daha önce yıkanmanın fazîleti vardır.

 

24-  Her hayırlı bir iş için gusl-etmek.

 

Bunlar gibi zamanlarda gusl-etmek sünnet ve müstehâbdır.

 

Sünnet ve müstehâb olan gusüller, sadece hürmet ve temizlik için yapılır. Bu kısım müstehâb ve sünnet olan yıkanmalarda ağıza ve buruna su çekmek mecbûriyeti yoktur.


GUSÜL (BOY) ABDESTİ-NE HAZIRLIK

BANYO ÂDÂBI:

1-        Banyo yapmadan önce misvakla veyâ diş fırçası ile dişlerimizi temizlemeliyiz.

Ø Banyoya, Yûce Allâh’ın huzûruna ter-temiz çıkmak gibi, güzel düşüncelerle girilmelidir.

2-        Sol ayağımızla banyoya girmeliyiz.

Banyoya sol ayağımızla girmemiz gerekiyor. Sol ayağımızla girmemiz banyo âdâbının içerisinde geçmektedir. Din Âlimlerinin yorumlarına bakıldığında banyo çok temiz, nezih bir bölge olarak bilinmez. Bu sebeple çok temiz, nezih bölge olmayan bir yere girildiği için sol ayağımızla banyoya girmek lâzım gelir.[4]

Şu minvalde değerlendirmeler de mevcuttur:

1.      Sâdece abdest veyâ gusül abdesti için girerken sağ ayakla,

2.      Klozet ihtiyacı için girerken de sol ayakla girmek daha hoş olacaktır.

Evimize sağ ayağımızla girmemizde bereketin artması şeytanın kötü şerleri kapıda bırakmasıdır. Banyoda abdest aldığımız için banyo pis bir bölge olarak bilinir.

Burada kendi ihtiyârımızı kullanarak, kalbimiz nasıl mutma’ın olduğu yönünde adım atabiliriz.


https://sabangunbey.blogspot.com/2022/09/rasulullah-sallallah-u-aleyh-i-ve.html 

3-        Girerken “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm, pisliklerin her cinsinden ve kovulmuş şeytanın şerrinden Allâh’a sığınırım.” demeliyiz.[5] 

 

BANYOYA GİRERKEN OKUNUR

 

BANYOYA GİRERKEN OKUNUR

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) helâ-ya (Tuvaletçe) girerken aşağıdaki duâ-yı okurdu:[6]

"بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ-أَللّٰهُمَّ- اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبَآئِثَ."[7]

Okunuşu: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm ’Allâhümme innî e’ûzü billâh-i mine’l-Hubs-i ve’l-habâis”

Anlamı=Mânâsı: "Ey Allâh’ım, erkek ve dişi cinlerin şerrinden Sana sığınırım"

Bu duâ, şeytân ve cinlerin avret mahallimizi görmemeleri için denilir.[8]

 

4-        Banyoyu kimsenin göremeyeceği şekilde kapatmalıyız.

 

5-        Hamamda “Setr-i ‘Avret”e riâyet etmeli ve peştamal giymeliyiz.

Ø   Kapalı bir yerde (1,5-2 m2 alanda) tek başına, üstünde bir şey yokken yıkanmak câizdir; yâni harâm değildir. Bu şekilde alınan gusül abdesti de geçerlidir. Ancak edeb olarak ön ve arka avret yerleri örtmek daha güzeldir

6-        Kesinlikle ön ve arka mızı “KIBLE” cihetine dönmemeliyiz.

İbnü Hıbbân ve İbnü Huzeyme’nin Sahihlerinde   مَنْ تَفَلَ تِجَاهَ الْقِبْلَةِ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَتَفْلُهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ  "Kim kıble cihetine tükürürse, kıyamet günü, tükürüğü iki gözünün arasında olduğu halde gelir" buyrulmuştur.

 

7-        Suyu lüzûmundan fazla kullanarak, isrâf etmemeliyiz. Aksine lüzûmundan az da kullanmamalıyız.

Ø   Cabir (r.’a.)’in hadisine göre Sevgili Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

 

Ø   Câbir (r.’a.): --- “Nebî (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bir müd ile abdest alır, bir sa’ ile gusül ederdi” dedi.

 

Ø   Bu miktar bize yetmezse denilince Cabir kızdı ve --- “Sizden hayırlı ve daha çok saçlı olana o yetti.” dedi.

 

Ø   Bu miktar gereklilik ifâde eden bir miktar değildir. Eğer bir insan bu miktardan daha az bir miktarla abdest alırsa, abdesti geçerlidir. Çünkü bu konuda Abdurrahman bin Zeyd’in hadisi vardır. --- “Nebî (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) üçte iki müd ile abdest aldı.”

 

Ø   Üçte iki müd de yaklaşık 550 gr. etmektedir. Eğer abdest alırken bir müd (yaklaşık 800 gram) su abdest almaya yetmezse kişi daha fazla su kullanabilir ancak mümkün mertebe isrâf etmemelidir. Abdest ve gusülde su kullanma konusunda insanlar farklı farklıdır. Kimisi daha az su ile yıkanırken kimisi daha fazla su harcamaktadır.[9]

 

ABDEST ALIRKEN SUYU AZ KULLANMANIN NÜKDE-Sİ, VELEHÂN KİMDİR? ADÂLETİN AHLÂKI, لَاتُسْرِفْ، لَاتُسْرِفْ

Her şeyin bir ‘Ahlâk’ı vardır; Adâlet’in Ahlâkı da: “Irmak kenârında abdest alırken suyu az kullanarak isrâf etmemektir.”

حَدَّثَنَا مُحَمّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ. ثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ مُحَمّدِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ أَب۪يهِ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ؛ قَالَ: رَأٰى رَسُولُ اللّٰهِ رَجُلًا يَتَوَضَّأُ فَقَالَ: "لَاتُسْرِفْ، لَاتُسْرِفْ."[10]

İbn-ü ‘Ömer (r. ‘anhümâ) anlatıyor: --- “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) abdest alan bir adam görmüştü: --- “İsrâf etme! İsrâf etme!" buyurdular.”[11]

حَدَّثَنَا مُحَمّدُ بْنُ يَحْيٰى. ثَنَا قُتَيْبَةُ. ثَنَا ابْنُ لَهيعَةَ، عَنْ حُيَـىِّ بْنِ عَبْدِاللّٰهِ الْمَعَافِرِىِّ، عَنْ أَب۪ي عَبْدِالرَّحْمٰنِ الْحُبُلِيِّ، عَنْ عَبْدِاللّٰهِ بْنِ عَمْرٍو؛ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ مَرَّ بِسَعْدٍ، وَهُوَ أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ : مَرَّ بِسَعْدٍ، وَهُوَ يَتَوضَّأُ. فَقَالَ: مَا هٰذَا السَّرَفُ؟ فقَالَ: أَفِي الْوُضُٓوءِ إِسْرَافٌ؟ قَالَ: نَعَمْ. وَإِنْ كُنْتَ عَلٰى نَهَرٍ جَارٍ."

Abdullah İbn-i Amr (r.’anhümâ) anlatıyor: Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), abdest almakta olan Sa’d-a uğramıştı:

--- “Bu isrâf da nedir?” Buyurdular.

Sa’d: --- “Abdestte dâhî isrâf olur mu?” dedi.

‘Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm: --- “Evet! Akan bir nehir üzerinde olsan bile!” Cevâbını verdi.

NOT: Ulemâ, bu Hadîs-i Şerîf’in abdest sırasında suyu isrâf etmenin yasaklandığına delîl olduğunu belirtir. İslâm fukahâsı, nehir kenârında bile olsa abdest alırken su isrâfının nehy-edildiği husûsunda icmâ etmiştir.[12]

وَعَنْ أَبِـيُّ بْن كَعْبٌ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "إِنَّ لِلْوُضُٓوءِ شَيْطَانًا يُقَالُ لَهُ الْوَلْهَانُ فَاتَّقُوا وَسْوَاسَ المَآءِ."[13]

Ubeyy İbn-i Ka’b (r.’a.) anlatıyor: Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) buyurdular ki:

--- Abdest (sırasında) vesvese veren bir şeytan vardır. Adı da el-Velehân’dır. Öyleyse suyun vesvesesinden kaçının.[14] N

Her şeyin, Allâh-ü Te’âlâ-yı zikrettiğini Cenâb-ı Hakk Kelâm-ü Kadîmi-nde bize apaçık beyân buyurmuştur…

﴿ سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ [سورة الحديد:٥۷/۱]

“Göklerdeki ve yerdeki her şey Allâh’ı tesbîh etmektedir. O, mutlâk güç sâhibidir, hüküm ve hikmet sâhibidir.”[15]

﴿ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا [سورة الإسرآء:۱۷/٤٤]

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allâh’ı tesbîh ederler. Her şey O’nu hamd ile tesbîh eder. Ancak, siz onların tesbîhlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezâlandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.”[16]

Ey zemîni çiçek yıldızlarıyla,

semâyı da yıldız çiçekleriyle süsleyen Allâhım!

 

Havadaki dem-deme,

Kuşlardaki civ-cive,

Yağmurdaki zem-zeme,

Denizdeki gam-gama,

Ra’d-lardaki rak-raka,

Taşlardaki tak-taka,

 

Birer mânidar zikir. Biz ise Sen’i hakkıyla zikredemedik.

 

"أَللّٰهُمَّ ...  لٰٓاأُحْص۪ى ثَـنـَآءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ."

“Allâhım! Sana lâyık olduğun senâyı (aslâ) yapamam. Sen kendini medh ve senâ ettiğin gibisin.”[17]

 

Zımnen ortaya çıkan nükde şudur: Nehir-Dere-Çay; akarak Rabbini zikrederken onun akış hareketini abdest alırken bozmuş olmakla, Allâh-ü Te’âlâ-yı zikrinden alı koymuş oluruz ki ne kadar erken işimizi bitirip bir an evvel, akar-suyun akış âhengini kendisine terk etmemiz gerekmektedir…

"اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي جَعَلَ الْمَاءَ طَهُورًا وَجَعَلَ اْلاِسْلَامَ نُورًا."

“Suyu temizleyici ve İslâm’ı nûr kılan Allâh-ü Te’âlâ-ya hamd olsun…” Âmîn!

 

Peygamber Efendimiz Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) gusl abdesti almak istediği zaman ilk önce namaz abdesti gibi bir abdest alır, bilâhare yıkanırmış.

﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ى سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَآءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَآئِطِ اَوْلٰمَسْتُمُ النِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَآءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا [سورة النسآء:٤/٤٣]

KİTÂBÜ’L-ĞUSL (YIKANIP GUSL ETMEK KİTÂBI)

Ve Yüce Allâh’ın Şu Kavli Bâbı:

 

“Ey îmân edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesnâ- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veyâ yolculukta bulunursanız veyâhut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.”[18]

﴿ يَٓااَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلَوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْد۪يَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْجَآءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَآئِطِ اَوْ لَمَسْتُمُ النِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَآءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [سورة المآئدة:٥/٦]

Ve Zikri Celîl Olan Allâh’ın Şu Kavli Bâbı:

 

“Ey îmân edenler!  Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veyâ seferde bulunursanız veyâ biriniz abdest bozmaktan (def-i hâcetten) gelir veyâ kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin (Teyemmüm edin). Allâh, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki ni’metini tamamlamak ister ki şükredesiniz.”[19]

٢٤٨- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللّٰهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَب۪يهِ، عَنْ عَآئِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ : "أَنَّ النَّبِيَّ : كَانَ إِذَا اغْتَسَلَ مِنَ الجَنَابَةِ، بَدَأَ فَغَسَلَ يَدَيْهِ، ثُمَّ يَتَوَضَّأُ كَمَا يَتَوَضَّأُ لِلصَّلَاةِ، ثُمَّ يُدْخِلُ أَصَابِعَهُ فِي الْمَآءِ، فَيُخَلِّلُ بِهَا أُصُولَ شَعَرِه۪، ثُمَّ يَصُبُّ عَلٰى رَأْسِه۪ ثَلَاثَ غُرَفٍ بِيَدَيْهِ، ثُمَّ يُف۪يضُ الْمَٓاءَ عَلٰى جِلْدِه۪ كُلِّه۪."[20]

--- ... Bize Mâlik, Hişâm’dan; o da bâbası Urve’den rivâyetle; -Ümmü’l-Mü’minîn-, Hz. Âişe (r.’anhâ) annemiz, Peygamberimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in boy abdesti alışını şöyle anlatıyor:

--- “Peygam­ber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)  cünüplükten yıkandığı zaman -gusl abdesti almak istediği zaman-, ellerini yıkamayla başlardı. Sonra namaz için abdest alır gibi bir abdest alırdı. Sonra parmaklarını/ellerini suya daldırır ve onlarla saçlarının diplerini hilâllardı/ovuştururdu (yâni aralıkları­na su geçirirdi). Sonra iki eliyle başı üzerine üç avuç su dökerdi. On­dan sonra suyu bütün bedeni üzerinden akıtırdı/dökerdi.”[21]

٥١- (٣٢٥) حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنِ ابْنِ جَبْرٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ: "كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَتَوَضَّأُ بِالْمُدِّ، وَيَغْتَسِلُ بِالصَّاعِ، إِلَى خَمْسَةِ أَمْدَادٍ."[22]

51- (325) Bize Kuteybetü’bnü Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Vekî’, Mis’ar’dan o da İbn-i Cebir’den, o da Enes’den naklen rivâyet etti. Enes şöyle demiş: Peygamber (sallellâh-ü 'aleyh-i ve sellem) bir müd (su) ile abdest alır. Bir sa’dan beş müdde kadar (su ile) yıkanırdı.

٥٢- (٣٢٦) وَحَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، وَعَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، كِلَاهُمَا عَنْ بِشْرِ بْنِ الْمُفَضَّلِ، قَالَ: أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو رَيْحَانَةَ، عَنْ سَفِينَةَ، قَالَ: «كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُغَسِّلُهُ الصَّاعُ مِنَ الْمَٓاءِ مِنَ الْجَنَابَةِ، وَيُوَضِّئُهُ الْمُدُّ."

52- (326) Bize Ebû Kâmil el- Cahderî ile Amir b. Alî ikisi birden Bişr b. Mufaddal’den rivâyet ettiler. Ebu Kâmil dedi ki: Bize Bişr riva­yet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Reyhâne, Sefine’den rivâyet etti. Demiş ki: Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i cünüplükten bir sâ’ su yıkar bir müdd (su) da abdestine yeterdi.”

٥٣- (٣٢٦) وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَب۪ي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، ح، وَحَدَّثَن۪ي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاع۪يلُ، عَنْ أَب۪ي رَيْحَانَةَ، عَنْ سَف۪ينَةَ - قَالَ أَبُو بَكْرٍ صَاحِبُ رَسُولِ اللّٰهِ - قَالَ: "كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ يَغْتَسِلُ بِالصَّاعِ وَيَتَطَهَّرُ بِالْمُدِّ." وَفِي حَدِيثِ ابْنِ حُجْرٍ، أَوْ قَالَ: وَيُطَهِّرُهُ الْمُدُّ، وَقَالَ: وَقَدْ كَانَ كَبِرَ وَمَا كُنْتُ أَثِقُ بِحَدِيثِهِ."[23]

53- (326) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivâyet etti. (Dedi ki); Bize İbn-i ‘Uleyye rivâyet etti. H. Bana Ali b. Hucr dahi rivâyet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail, Ebû Reyhâne’den, o da Sefine’den naklen rivâyet etti. Ebû Bekr bu Sefîne için Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in sahabisi olan Sefine dedi- Sefine şöyle demiş: Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bir sâ’ (su) ile yıkanır bir müdd (su) ile de abdest alırdı.”[24]

معيار مدُّ النبي : ٤٧٦- (١٣٧٤) وحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاع۪يلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَب۪ي كَث۪يرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَع۪يدٍ، مَوْلَى الْمَهْرِيِّ، عَنْ أَب۪ي سَع۪يدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ: "اَللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا ف۪ي صَاعِنَا وَمُدِّنَا، وَاجْعَلْ مَعَ الْبَرَكَةِ بَرَكَتَيْنِ."[25]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kullandığı müdd:

 

Müdd, yaklaşık 832 grama tekâbül eden bir ölçü birimidir. 4 müdd, bir sâʻ eder. Ebû Saîd el-Hudrî (r.’a.)’den nakledildiğine göre Rasûlüllâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle duâ etmişlerdir: 

--- “Allâh’ım! Bizim sâʻımıza ve müdd’ümüze bereket ihsân eyle! Bir bereketle birlikte iki kat bereket daha ihsân eyle!”[26] 

RASÛLÜLLÂH (SALLELLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM) EFENDİMİZ:

Ø BİR -SA’- SU İLE GUSL ederdi.

Ø BİR -MÜD- SU İLE ABDEST alırdı.[27]

Abdestte ve gusülde, lüzûmundan fazla su kullanmak isrâf olup, harâmdır. Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem), rivâyetlere göre;

Sevgili Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) koyduğu kurallarla bu az su çok su dengesini kurmuşlardır.

 

Ø Gusülde yeterli en az su miktarı BİR SA’;

 

Ø Abdestte yeterli en az su miktarı ise BİR MÜD’dür.

 

Ø BİR SA’: Ölçü birimidir, 2.120-3,500 gram-a tekâbül eder.

 

Ø BİR MÜD: Bir sa’ın dörtte biri (1/4) miktarında hacim ölçüsüdür. Yaklaşık 530-875 gram-a tekâbül eder.

 

Ø   Yaklaşık 875 gr. su ile abdest alır,

 

Ø   4,2 litre su ile gusl-ederdi.

 

Ø   Kısaca şöyle de diyebiliriz: BİR SA’ bugünkü ölçülerimize göre yaklaşık üç litre yani 3 kg, BİR MÜD ise yaklaşık 800 ml yani 800 gramdır.

Ø  Eğer abdest alırken bir müd su abdest almaya yetmezse kişi daha fazla su kullanabilir. Ancak mümkün mertebe isrâf etmemelidir. Abdest ve gusülde su kullanma konusunda insanlar farklı farklıdır. Kimisi daha az su ile yıkanırken kimisi daha fazla su harcamaktadır.[28]

 

8-        Su ne haddinden fazla soğuk ne de haddinden fazla kaynar olamamalıdır.

Ø  Su; --- “oy yandım anam” dedirtmemeli… Ya da;

Ø  --- “Iıı dondum-dondum” da dedirtmemelidir.

 

Ø  Banyoda suyun sıcaklığı ve soğukluğu gibi ürperten hallerde cehennemi düşünmeli, bununla cehennem arasında mukâyesede bulunmalıyız.

 

SICAK/SOĞUK HAVA DUÂSI

وَعَنْ أَب۪ى هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : اشْتَكَتِ النَّارُ إِلٰى رَبِّهَا، فَقَالَتْ: يَا رَبِّ أَكَلَ بَعْض۪ى بَعْضًا، فَأَذِنَ لَهَا بِنَفَسَيْنِ: نَفَسٍ فِي الشِّتَاءِ، وَنفَسٍ فِي الصَّيْفِ، فَهُوَ أَشَدُّ مَا تَجِدُونَ مِنَ الْحَرِّ، وَأَشَدُّ مَا تَجِدُونَ مِنَ الزَّمْهَر۪ يرِ." أخرجه الشيخان والترمذى.

Hz. Ebu Hüreyre (r.’a.) anlatıyor: "Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) buyurdular ki: "Cehennem, Rabbine şikâyet ederek dedi ki: “Ey Rabbim, bir kısmım (parçam) diğer kısmımı (parçamı) yiyor.” Dedi. Bunun üzerine, Allâh-ü Te’âlâ Hazretleri ona, iki nefes almaya izin verdi; Bir nefes, kışta, bir nefes de yazda. İşte bu (yazdaki nefesi), en şiddetli şekilde hissettiğiniz hararettir. (Sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır.) Öbürü de (kıştaki nefesi de) sizin rastladığınız en şiddetli (soğuk olan) zemherîrdir.”[29]

رقم الحديث: ١٢٣٠--- (حديث قدسي) حَد۪يثٌ: لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مَا أَشَدَّ حَرَّ هٰذَا الْيَوْمِ، ابْنُ السُّنِّيِّ وَأَبُو نُعَيْمٍ ف۪ي عَمَلِ الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ لَهُمَا، مِنْ حَد۪يثٌ: لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مَا أَشَدَّ حَرَّ هٰذَا الْيَوْمِ، ابْنُ السُّنِّيِّ وَأَبُو نُعَيْمٍ ف۪ي عَمَلِ الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ لَهُمَا، مِنْ حَد۪يثِ أَب۪ي سَع۪يدٍ الْخُدْرِيِّ أَوْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ مَرْفُوعًا: إِذَا كَانَ يَوْمٌ حَارٌّ فَقَالَ الرَّجُلُ: لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مَا أَشَدَّ حَرَّ هٰذَا الْيَوْمِ، اللَّهُمَّ أَجِرْن۪ي مِنْ حَرِّ جَهَنَّمَ، قَالَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ: "إِنَّ عَبْدًا مِنْ عَبِيدِي اسْتَجَارَ ب۪ي مِنْ حَرِّكَ، وَإِنّ۪ي أُشْهِدُكِ أَنّ۪ي قَدْ أَجَرْتُهُ"، وَإِنْ كَانَ يَوْمًا شَد۪يدَ الْبَرْدِ فَقَالَ الْعَبْدُ: لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مَا أَشَدَّ بَرْدَ هٰذَا الْيَوْمِ، اَللّٰهُمَّ أَجِرْن۪ي مِنْ زَمْهَر۪يرِجَهَنَّمَ، قَالَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ لِجَهَنَّمَ: "إِنَّ عَبْدًا مِنْ عَب۪يدِي اسْتَجَارَ ب۪ي مِنْ زَمْهَر۪يرِكِ، وَإِنّ۪ي أُشْهِدُكِ أَنّ۪ي قَدْ أَجَرْتُهُ"، قَالُوا: وَمَا زَمْهَر۪يرُ جَهَنَّمَ؟ قَالَ: "بَيْتٌ يُلْقٰى ف۪يهِ الْكَافِرُ فَيَتَمَيَّزُ مِنْ شِدَّةِ بَرْدِهَا بَعْضُهُ مِنْ بَعْضٍ." [30]

Ebû Hüreyre (r.’a.)’den rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîfte Peygamber Efendimiz (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur:

 

--- “Hava sıcak olduğu zaman Allâh-ü Te’âlâ, yerde ve göktekileri dinler.

Bir kişi: --- “Lâ ilâhe illellâh. Bugün hava ne kadar da sıcak. Allâh’ım, beni Cehennem’in harâretinden muhâfaza buyur,” der. Bunun üzerine Allâh-ü Te’âlâ Cehennem’e:

 

--- “Kullarımdan birisi, benim onu senin harâre­tinden korumamı istiyor. Şâhîd ol, ben o kulumu se­nin sıcaklığından muhâfaza ettim.” Buyurur.

 

--- “Hava soğuk olduğu zaman, Allâh-ü Te’âlâ yine kul­larını dinler. Birisi:

 

--- “Lâ ilâhe illellâh. Bugün hava ne kadar soğuk. Allâh’ım, beni Cehennem’in zemherîrinden (soğuk Cehennem’den) koru, der. Allâh-ü Te’âlâ bunun üzeri­ne Cehennem’e:

 

--- “Kullarımdan birisi senin zemherîrinden kur­tarmamı istiyor. Şâhîd ol, ben o kulumu se­nin soğukluğundan (dondurucu soğuğundan) muhâfaza ettim.” Buyurur.

 

Ashâb-ı Kirâm --- “Cehennem’in zemherîri nedir ya Rasûlellâh?” Diye sordular.

 

Peygamber Efendimiz (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm): --- “Orası Allâh-ü Te’âlâ-nın kâfirleri azablandırdığı çok soğuk bir yerdir.” Buyurdu.”

٣٣٤- حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، أَخْبَرَنَا وَهْبُ بْنُ جَر۪يرٍ، أَخْبَرَنَا أَب۪ي قَالَ: سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ أَيُّوبَ يُحَدِّثُ، عَنْ يَز۪يدَ بْنِ أَب۪ي حَب۪يبٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ أَب۪ي أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمٰنِ بْنِ جُبَيْرٍ الْمِصْرِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ قَالَ: "اِحْتَلَمْتُ ف۪ي لَيْلَةٍ بَارِدَةٍ ف۪ي غَزْوَةِ ذَاتِ السُّلَاسِلِ فَأَشْفَقْتُ إِنْ اِغْتَسَلْتُ أَنْ أَهْلِكَ فَتَيَمَّمْتُ ثُمَّ صَلَّيْتُ بِأَصْحَابِي الصُّبْحَ فَذَكَرُوا ذٰلِكَ لِلنَّبِيِّ فَقَالَ: "يَا عَمْرُو صَلَّيْتَ بِأَصْحَابِكَ وَأَنْتَ جُنُبٌ؟ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذ۪ي مَنَعَن۪ي مِنْ الْاِغْتِسَالِ وَقُلْتُ إِنّ۪ي سَمِعْتُ اللّٰهَ يَقُولُ: ﴿ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يمًا [سورة النساء:٢٩]  فَضَحِكَ رَسُولُ اللّٰهِ وَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا"[31]

Amr b. el-Âs (r.’a.)’dan şöyle rivâyet olunmuştur:

 

--- "Zâtü’s-Selâsil Gazvesi’nde, soğuğu şiddetli olan bir gecede ihtilâm oldum. Yıkandığım takdirde helâk olacağımdan korktum. (Hasta düşer ölürüm korkusuyla) Böylece teyemmüm alıp arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım.

(Arkadaşlarım) bu olayı Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’e anlattılar (şikâyet ettiler). Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bana:

--- “Ey Amr! Sen cünüb olduğun halde arkadaşlarına namaz mı kıldırmışsın öylemi?” Diye sordu.

--- “Ben de yıkanmama engel olan durumu (şiddetli soğuk havayı) haber verdim ve dedim ki: --- “Ben, Allâh’ın:

 

"Nefislerinizi öldürmeyiniz. Şüphesiz Allâh, size karşı çok merhametlidir”[32]

Sözünü hatırladım ve teyemmüm aldım, deyince Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) güldü ve bir şey demedi."[33]

9-        Burada yeri gelmişken; Misâfirlikte veyâ yıkanılamayacak bir yerde başımıza böyle bir hâl zuhur ederse “Teyemmüm” alarak ibâdetlerimizi yapabiliriz. Ama en kısa zamanda hemen imkânını bulur bulmaz derhâl gusül abdestimizi almalıyız.

10-   Banyoda konuşmamalıyız. Âşikâre Kur’ân okunmaz. İlâhi, şarkı ve türkü gibi şevler söylememeliyiz.

11-   Akşama yakın, akşam ile yatsı arasındaki vakitlerde banyoya girmemeliyiz.

12-   Banyoda vücudumuzu su ile yıkarken ayakta dökmemeliyiz. Oturarak su dökünmeliyiz.

13-   Banyoda küçük veyâ büyük abdest bozmamalıyız. Bevl etmemeliyiz. Normal zamanlarda dâhi ayakta bevl etmemeliyiz.

Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bu husûsta da bizleri uyarmıştır.

٢١- حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى مَرْدَوَيْهِ، قَالَا: أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى أَنْ يَبُولَ الرَّجُلُ فِي مُسْتَحَمِّهِ، وَقَالَ: «إِنَّ عَامَّةَ الوَسْوَاسِ مِنْهُ». وَفِي الْبَابِ عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لَا نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلَّا مِنْ حَدِيثِ أَشْعَثَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَيُقَالُ لَهُ أَشْعَثُ الْأَعْمَى. وَقَدْ كَرِهَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ الْبَوْلَ فِي الْمُغْتَسَلِ، وَقَالُوا: عَامَّةُ الْوَسْوَاسِ مِنْهُ، وَرَخَّصَ فِيهِ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْهُمْ ابْنُ سِيرِينَ، وَقِيلَ لَهُ: إِنَّهُ يُقَالُ: إِنَّ عَامَّةَ الْوَسْوَاسِ مِنْهُ، فَقَالَ: رَبُّنَا اللَّهُ لَا شَرِيكَ لَهُ وقَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ: قَدْ وُسِّعَ فِي الْبَوْلِ فِي الْمُغْتَسَلِ إِذَا جَرَى فِيهِ الْمَاءُ، حَدَّثَنَا بِذَلِكَ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الْآمُلِيُّ، عَنْ حِبَّانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ."[34]

--- “Sizden biriniz banyo yaptığı yere idrâr etmesin. Sonra bu idrâr ettiği yerden abdest almasın. Vesvesenin çoğu bundan ileri gelir.”[35]

 

14-   Banyo, yıkanan tarafından güzelce temizlemeliyiz. Nahoş görüntülere meydan vermemeliyiz. Sabun, saç ve pis su artıkları giderilir. Kirli çamaşır asmamalıyız. Kirli olarak bırakmamalıyız.

Bölüm: 17

YIKANILAN YERE KÜÇÜK ABDEST BİLE BOZMANIN YASAKLIĞI

21- Abdullah b. Muğaffel (r.’a.)’den aktarıldığına göre, Rasûlüllâh (s.a.v.): “Biriniz yıkandığı yere idrarını yapmasın şüphe ve vesvesenin birçoğu bundandır.”[36]

 

KABİR AZÂBINA SEBEB OLAN AMEL…

٤٦٤- حَدَّثَنَا عَبْدُ الْبَاقِي بْنُ قَانِعٍ، نا عَبْدُ اللّٰهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَالِحٍ السَّمَرْقَنْدِيُّ، نَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحُ السَّمَّانُ الْبَصْرِيّ، نا أَزْهَرُ بْنُ سَعْدٍ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ س۪ير۪ينَ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ , أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: "اسْتَنْزِهُوا مِنَ الْبَوْلِ فَإِنَّ عَامَّةَ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنْهُ."

الصَّوَابُ مُرْسَلٌ. ٤٦٥- حَدَّثَنَا أَبُو عَلِيٍّ الصَّفَّارُ، نا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الْوَرَّاقُ، نا عَفَّانُ وَهُوَ ابْنُ مُسْلِمٍ، نا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الْاَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "أَكْثَرُ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْبَوْلِ." صَح۪يحٌ.[37]

"Ayakta bevl-etmeyiniz zîrâ kabir azâbının ekserîsi bevl-dendir=Ayakta su dökmektendir=Küçük abdest ihtiyâcını gidermektir" buyurmuşlardır.

 

TUVALETE (HELÂ-YA) GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNMASI GEREKEN DUÂLAR

Tuvalete (Helâ-ya) Girerken Okunacak Duâ…

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) helâya (tuvâlete) girerken aşağıdaki duâyı derdi:[38]

Duânın Arabcası: [“Bismillah, Allâhümme innî e’ûzü bike mine’l-hubs-i ve’l-habâis”]

Duânın Anlamı: ["Bismillâh. Ey Allâh’ım, erkek ve dişi cinlerin şerrinden Sana sığınırım"]

Bu duâ, şeytan ve cinlerin avret mahallimizi görmemeleri için denmelidir.[39]

Tuvaletten (Helâ-dan) Çıkarken Okunacak Duâ

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem), helâ-da (tuvâlette) Allâh-ü Te’âlâ-yı lisânen zikredemeyişi ve sıkıntı verecek olan şeylerden kurtarması için aşağıdaki şekilde duâ ederdi.[40]

"غُفْرَانَكَ اَلْحَمْدُ للِّٰهِ الَّذ۪ى اَذْهَبَ عَنِّى اْلاَذٰى وَعَافَان۪ى مِنْ ذٰلِكَ."

Duânın Arabcası: ["Ğufrâneke. el-Hamd-ü li’l-lâhillezî ezheb-e ‘anni’l-ezâ ve âfânî min zâlike"]

Duânın Anlamı: ["Allâh’ım, mağfiretini isterim. Bütün hamdler, benden eziyet (ezâ veren) veren şeyi gideren ve bana sıhhat ve âfiyet veren Allâh-ü Te’âlâ-ya mahsûstur."]

İsveç, erkeklere tuvalette oturma zorunluluğu getiriyor

 

İsveç’te erkeklere genel tuvaletlerde oturarak ihtiyacını giderme zorunluluğu getirilmesi için yasa teklifi verdi.

 

Huffington Post’un haberine göre erkeklerin ayakta bevl etmelerinin gerek insan sağlığına gerekse tuvalet temizliğine büyük zararlar vermesinden dolayı oturma zorunluluğunun getirilmesi için yasa teklifi verildi.

 

Yasa teklifinin gerekçesinde, ayakta bevl edilmesi sebebiyle klozet ve tuvalet temizliğinin gerçekleşmediği bununda insan sağlığı açısından tehlike oluşturduğu belirtildi.

 

Gerekçede oturarak bevl etmenin insan vücudundaki boşaltmaya da yardımcı olduğu gibi, prostat sorununun daha az ortaya çıkmasına katkıda bulunduğu ifade edildi.

 

Bu tehlikeler göz önünde bulundurularak erkek tuvaletlerinde ayakta ihtiyacını gidermenin yasaklanmasını teklif edildi.

 

Yöneticilerden Viggo Hansen, amacın insanların yaşam biçimine müdahale değil, daha sağlıklı bir ortamın meydana gelmesi için yapılan bir çalışma olduğunu belirtti.

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.S.) SÜNNET-İ SENİYYESİ

 

Peygamberimiz (s.a.v.) Allâh’ın emri ile ümmetine her konuda yapması gerekenleri öğretmiş, hatta tuvalet adabına kadar en ince konularda “edeb” dersi vermiştir.

 

Bu nedenle Selmân-ı Fârisî (r.’a.)’ye bir müşrik alaylı bir şekilde “görüyorum ki dostunuz Muhammed size helada nasıl oturacağınızı bile öğretiyormuş”  dediği rivâyet edilmiştir.

 

İslam temizliğe çok önem vermiştir. Küçük abdesti oturarak yapmayı tavsiye ettiği gibi, idrar yolunda idrarın kalmaması ve tamamen temizlenmesi için bir miktar beklemek gerekir. Buna “İstibrâ” adı verilir. Zira özürlülük hali söz konusu olmazsa idrar sızıntısı abdesti bozar. İdrar sızıntısının elbiseyi kirletmemesi ve abdesti bozmaması için öksürmek ve biraz hareket etmek gerekir.

 

Peygamberimiz (s.a.v.) “İdrardan sakındırmış ve kabir azabının çoğunun sıçrantılardan kaçmamaktan kaynaklandığını" belirtmiştir.

 

Ne gariptir ki dünya asırlar önce bilinen bir kısım yüksek hakikatlere, yeni muttali oluyor. Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) ayakta bevl etmeyi yasaklamışlardı. İbadetlerin kabul olabilmesi için temizlik şart.

 

Allâh-ü Te’âlâ-nın huzuruna çıkarken beden ve elbise temizliğinden, Abdest alınan suya kadar her şeyin temiz olması gerekmektedir. Bu bakımdan ayakta bevl etmek temizliğe ve ibadete mani olduğu gibi sağlık açısından da büyük sıkıntılara yol açmaktadır.

 

Peygamber efendimiz necasetin, şiddetlisinden saydığı idrar sıçramasından kaçınılmaması halinde, uğranılacak azabı da hatırlatmaktadır.

 

Abdullah b Abbas (r.’a.) şöyle rivâyet etmişlerdir: Rasûlüllâh (s.a.v.) iki kabrin yanından geçerlerken şöyle buyurdular: Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler.

 

Rasûlüllâh (s.a.v.) daha sonra şöyle devam etti: Evet bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevlinden (İdrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı.[41]

 

KABİR AZABI VE İDRARDAN SAKINMAK

وعن ابن عبّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنهما قال: مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ عَلى قَبرَيْنِ. فقَالَ:

إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ ف۪ي كَب۪يرٍ. ثُمَّ قَالَ: بَلىٰ، أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَنَ يَمْش۪ى بِالنَّم۪يمَةِ، وَأَمَّا الْاٰخَرُ فَكَانَ لَا يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِه۪. ثُمَّ دَعَا بِعَس۪يبٍ رَطَبٍ، فَشَقَّهُ اثْنَيْنِ، فَغَرَسَ عَلٰى هٰذَا وَاحِدًا، وَعَلٰى هٰذَا وَاحِدًا. ثُمَّ قَالَ: لَعَلَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْهُمَا مَالَمْ يَيْبَسَا.

أخرجه الخمسة.قوله: "وَمَا يُعذّبَان في كبيرٍ" أي في كبير فعله عليهما لو أراد أن يفعه."والعَسيبُ" من سعف النخل ما بين الكرب ومنبت الخوص، وما عليه من الخوص فهو سعف، والجريد السعف أيضًا.

İbnu Abbas (r.’anhümâ) anlatıyor: "Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) (bir gün) iki kabre uğradı ve:

 

--- "(Bunlarda yatanlar) azâb çekiyorlar. Azâbları da büyük bir günâhdan değil" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler:

 

--- "Evet! Biri, nemîmede (laf getirip götürmede) bulunurdu. Diğeri de idrâr sıçrantısına karşı korunmazdı." ‘Aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm sonra yaş bir hurma dalı istedi, ikiye böldü. Birini birinin üzerine dikti, birini de öbürünün üzerine dikti. Sonra da:

--- "Belki bunlar yaş kaldıkça azâbları hafifler!" buyurdular."[42]

 

Rasûlüllâh (s.a.v.) buyurdular: “İdrar (sıçramasın) dan kaçınınız. Zira kabir azabının çoğu ondandır.”

 

Ebû Hüreyre (r.’a.) şöyle anlattı: Bir vakit Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ile beraber yürüyorduk. İki kabrin yanından geçerken Rasûlüllâh (s.a.v.) durdu, biz de durduk. Sonra Rasûlüllâh (s.a.v.)’ın rengi değişmeye, hatta elbisesinin kolu titremeye başladı.

 

--- “Yâ Rasûlellâh neyiniz var?” diye sordum.

 

--- “Benim duyduğumu siz duymuyor musunuz?” buyurdu.

 

--- “Sizin duyduğunuz nedir, Yâ Rasûlellâh” dedik.

 

--- “Bu iki adam kabirlerinde küçük bir günah sebebiyle şiddetli bir azap görüyorlar.” buyurdu.

 

--- “Niçin azap görüyorlar?” dedik.

 

--- “Birisi idrardan sakınmazdı, diğeri de dili ile insanlara eza verir ve koğuculuk (laf taşıyıcılık) ederdi.” buyurdu.

 

Sonra Rasûlüllâh (s.a.v.) iki taze hurma dalı istedi. Her birinin kabri üzerine birer parça dikti.

 

--- “Bunun onlara faydası olur mu?” dedik.

 

--- “Evet, bunlar yaş olarak kaldıkça azapları hafifler.” buyurdular.

 

ÇÖMELEREK İDRAR YAPMANIN TIBBİ YÖNÜ:

 

Çömelince karın kasları kasılır, dizler karına tazyik yaparlar; dolayısıyla mesane baskı altında kalır. Bevl etme sonucunda mesane tam boşaldığından mesanede artık idrar kalmaz. Bu ise idrar yolları mesane taşlarının oluşmasını önlediği gibi, prostat hastalığı olanlarda şikâyetlerin azalmasında etkili olur. Çömelerek idrar yaparken hafif sol tarafa meyil edilmelidir. İdrar yollarının anatomisine (yapısına) en uygun olan budur.

15-   Banyoyu yıkandıktan sonra güzelce temizlemeliyiz. Nahoş görüntülere meydan vermemeliyiz. Sabun, saç ve pis su artıkları gidermeliyiz. Kirli çamaşır asmamalıyız. Bizzat kendimiz temizleyerek kirli olarak bırakmamalıyız.

16-   Herkesin özel banyo peştamalı bulunması güzeldir. Kendi peştamalımızı kullanmalıyız.

17-   Koltuk altlarında biten tüyleri âzamî kırk günde bir yolmak ve tıraş etmemiz müstehâbdır.

 

Ancak;

 

Ø  Cünüb iken bu fazlalık tüy ve kılları tıraş etmek veyâ yolmak doğru değildir. Yıkandıktan veya tıraş edeceğimiz mahalli üç defâ yıkadıktan sonra tıraş etmemiz gerekir… Çünkü o giderdiğimiz fazlalıkların pis olarak kesilmesinden ise temiz kesilmesi evlâdır… Hocalarımız âhirette onlar pis kesildiği için karşımıza çıkabilir ve hak alabilir derlerdi…


Ø   Kasıkları âzamî (en fazla) kırk günde bir temizlemek (tıraş etmek)sünnettir. Geriye kalması “Tahrîmen Mekrûh” tur… Buna çok çok dikkat etmeliyiz ve evlatlarımıza, torunlarımıza iyice anlatmalıyız…

18-   Eğer vücûdunun bir yerinde, herhangi bir yaradan dolayı ilaç veyâ sargı varsa ve fazla su bunlara zarar verecekse, bunların üzerinden suyu hafifçe geçirmekle yetinir; bu da zarar verirse sâdece eliyle üzerini mesh eder.

19-   Bunun için saçlarının, sakallarının diplerine, göbeğinin içine suyun ulaşmasını sağlar. Hiçbir yerinin kuru kalmaması için dikkat eder.

20-   Her defâsında vücûdun her tarafını iyice ovuşturur.

21-   Abdest aldıktan sonra, önce başına, sonra sırayla sağ ve sol omuzlarına üçer defa su döker.

22-   Şâyet yıkandığı yere su toplanıyorsa, ayakları, abdest alırken değil gusülden çıkarken yıkar.

23-   Bundan sonra namaz abdesti gibi bir abdest alır.

24-   Sonra yine sağ eli ile burnuna üç defâ su çekerek iyice temizler.

25-   Sonra sağ avucu ile ağzına bolca su alarak iyice çalkalar; bunu üç defâ tekrâr eder; oruçlu değilse suyun boğazına ulaşmasını sağlar.

26-   Sonra herhangi bir pislik olmasa bile avret yerlerini ve uyluklarını yıkar.

27-   Ellerini bileklerine kadar yıkar ve üzerinde yapışıp kurumuş bir şey varsa onları temizler.

28-   Guslün âdâbı aynen abdest âdâbı gibidir. Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek gusle niyet eder.

29-   Banyodan çıktıktan sonra saç ve bıyıklarımızı, uzamışsa düzeltmeli ve kısaltmalıyız.

Bıyıkları; yemek yerken kaşıktaki yemeğe değmeyecek kadar alttan alıp dudakların görünmesini sağlamak…

وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ، يُحْف۪ي شَارِبَهُ حَتّٰى يُنْظَرَ إِلٰى بَيَاضِ الْجِلْدِ، وَيَأْخُذُ هَذَيْنِ، يَعْن۪ي بَيْنَ الشَّارِبِ وَاللِّحْيَةِ

٥٨٨٨- حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاه۪يمَ، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، ح قَالَ أَصْحَابُنَا: عَنِ المَكِّيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا: عَنِ النَّبِيِّ قَالَ: "مِنَ الفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ."

٥٨٨٩- حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ: الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا، عَنْ سَع۪يدِ بْنِ المُسَيِّبِ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ، رِوَايَةً: "اَلْفِطْرَةُ خَمْسٌ، أَوْ خَمْسٌ مِنَ الفِطْرَةِ: اَلْخِتَانُ، وَالْاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الْاَبْطِ، وَتَقْل۪يمُ الْاَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ "[43]

باب تقليم الأظفار

٥٨٩٠- حَدَّثَنَا أَحْمَدُ ابْنُ أَب۪ي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: سَمِعْتُ حَنْظَلَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا: أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ: " مِنَ الفِطْرَةِ: حَلْقُ العَانَةِ، وَتَقْل۪يمُ الْاَظْفَارِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ."

٥٨٩١- حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاه۪يمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَع۪يدِ بْنِ المُسَيِّبِ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ يَقُولُ: "اَلْفِطْرَةُ خَمْسٌ: اَلْخِتَانُ، وَالْاِسْتِحْدَادُ، وَقَصُّ الشَّارِبِ، وَتَقْل۪يمُ الْاَظْفَارِ، وَنَتْفُ الْاٰبَاطِ "

٥٨٩٢- حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَز۪يدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ قَالَ: "خَالِفُوا المُشْرِك۪ينَ: وَفِّرُوا اللِّحٰى، وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ "وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ: "إِذَا حَجَّ أَوِ اعْتَمَرَ قَبَضَ عَلٰى لِحْيَتِه۪، فَمَا فَضَلَ أَخَذَهُ."[44] باب إعفاء اللحى ﴿حَتّٰي عَفَوْا [الأعراف:٧/٩٥]: "كَثُرُوا وَكَثُرَتْ أَمْوَالُهُمْ."

٥٨٩٣- حَدَّثَن۪ي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللّٰهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "انْهَكُوا الشَّوَارِبَ، وَأَعْفُوا اللِّحٰى."

٦٢٩٧- حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاه۪يمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَع۪يدِ بْنِ المُسَيِّبِ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ قَالَ: "اَلْفِطْرَةُ خَمْسٌ: اَلْخِتَانُ، وَالْاِسْتِحْدَادُ، وَنَتْفُ الْاَبْطِ، وَقَصُّ الشَّارِبِ، وَتَقْل۪يمُ الْاَظْفَارِ."[45]

--- … İbn Ömer bıyığını derince kestirirdi, hattâ derisinin beyazı görünürdü ve şu ikisi arasını alırdı, yâni dudakların iki tarafında olan bıyıkla sakal arasını alırdı.

5888---Bize el-Mekkî İbn İbrâhîm, Hanzala’dan; o da Nâfi’den tahdîs etti. el-Buhârî (hadîsi böyle Mekkî’den tahdîs ettikten sonra) şöyle dedi: Ashâbımız el-Mekkî’den rivâyet ettiler. Nâfi’ de İbn Ömer (r.’a.)’den ki, Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

--- “Bıyığı derince kırkmak fıtrattandır" buyurmuştur.

5889--- ... ez-Zuhrî şöyle dedi: Bize Sufyân İbn Uyeyne, Saîd İbnü’1-Müseyyeb’den; o da Ebû Hüreyre (r.’a.)’den; o da Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den rivâyet olarak şöyle tahdîs etti:

--- “Fıtrat beştir -yâhud: Beş şey fıtrattan­dır-;

1-   Hitan, yâni çocukları sünnet etmek,

2-   Avret yerindeki kılları gi­dermek için ustura tutunmak,

3-   Koltuk altlarının kıllarını gidermek,

4-   Tırnakları kesmek,

5-   Bıyığı kırkmak.”[46]

5890--- ... İshâk İbn Süleyman tahdîs edip şöyle dedi: Ben Hanzala’dan işittim; o da Nâfi’den; o da İbn Ömer(r.’a.)’den ki, Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

--- “Eteği tıraş etmek, tırnaklan kesmek ve bıyığı kırkıp kısaltmak fıtrattandır (yânî sünnettendir)” buyurmuştur.

5891--- ... Bize İbn Şihâb, Saîd İbnü’l-Müseyyeb’den tahdîs etti ki, Ebû Hüreyre (r.’a.): --- Ben Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den işittim:

--- “Fıtrat (hasletleri) beştir: Sünnet olmak, (etek kıllarını gider­mek için) ustura tutunmak, bıyığı kırkmak, tırnakları kesmek, kol­tuk altlarım temizlemek” buyuruyordu, demiştir.

5892--- ... Bize Ömer İbnü Muhammed İbn Zeyd, Nâfi’den; o da İbn Ömer (r.’a.)’den tahdîs etti ki, Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

--- “Müşriklere muhâlefet ediniz (hâl ve hareketlerinde onlara benzemeyiniz). Sakalları bol bırakınız, bıyıkları derince kesiniz!” bu­yurmuştur.

Nâfi’: İbn Ömer, Hacc yâhud umre yaptığı zaman başını tıraş etti­rirken sakalının üzerinden eliyle tutar da elinden fazla olanı makasla alırdı, demiştir.[47]

“Hattâ ‘afev” (el-A’râf Sûresi, 7/95!den), “Nihâyet çoğaldılar ve malları da çoğaldı” ma’nâsınadır.

5893--- ... Bize Ubeydullah İbn Ömer, Nâfi’den haber verdi ki, İbn Ömer (r.’a.): Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

--- “Bıyıkları derince kesiniz, sakalları bol bırakınız! buyur­du, demiştir.[48]

Ø   Hadîs-i Şerîf-te; Fahr-i Kâinât Hz. Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem): --- “Sakalınızı uzatın bıyıklarınızı kısaltın” diye tavsiye emir buyurmuştur.

Özellikle sakal meselesine gelince, geçmişten günümüze âlimlerin bu konuda söylediklerinin özeti şudur:

 
Yukarıda belirtilen ve benzeri birçok Hadîs-i Şerîfler ile tatbikata bakan Cumhûr-u ‘Ulemâ sakalı tıraş etmenin harâm olduğu neticesine varmışlardır.

٥٦- (٢٦١) حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَع۪يدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَب۪ي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالُوا: حَدَّثَنَا وَك۪يعٌ، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ أَب۪ي زَائِدَةَ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، عَنْ طَلْقِ بْنِ حَب۪يبٍ، عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : " عَشْرٌ مِنَ الْفِطْرَةِ: قَصُّ الشَّارِبِ، وَإِعْفَاءُ اللِّحْيَةِ، وَالسِّوَاكُ، وَاسْتِنْشَاقُ الْمَاءِ، وَقَصُّ الْاَظْفَارِ، وَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ، وَنَتْفُ الْاِبِطِ، وَحَلْقُ الْعَانَةِ، وَانْتِقَاصُ الْمَاءِ "قَالَ زَكَرِيَّا: قَالَ مُصْعَبٌ: وَنَس۪يتُ الْعَاشِرَةَ إِلَّا أَنْ تَكُونَ الْمَضْمَضَةَ زَادَ قُتَيْبَةُ، قَالَ وَك۪يعٌ: "انْتِقَاصُ الْمَاءِ: يَعْنِي الْاِسْتِنْجَاءَ."[49]

56- (261) --- … Bize Kuteybetü'bn-ü Said ile Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî', Zekeriyyâ b. Ebî Zâide’den, o da Mus'ab b. Şeybe'den, o da Talk b. Habîb'den, o da Abdullâh b. Zübeyr'den, o da ‘Âişe'den naklen rivâyet etti; Şöyle demiş Rasûlüllâh    (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

--- “On şey (vardır ki bunlar) fıtrattandır:

1-  Bıyığı kesmek,

2-  Sakalı uzat­mak,

3-  Misvak tutunmak,

4-  Buruna su çekmek,

5-  Tırnak kesmek,

6-  Parmak mafsal­larını yıkamak,

7-  Koltuk altını yolmak,

8-  Kasıkları tıraş etmek,

9-  Suyla tahâretlenmek.” buyurdular.

Zekeriya demiş ki: “Mus'ab: Onuncuyu unuttum meğerki mazmaza ola dedi.”

Kuteybe: “Vekî' İntikâsu'I-Mâ' yanı İstincâ' dedi” ibaresini ziyâde etmiştir.[50]


İSTİNCÂ, İSTİBRÂ VE İSTİNKÂ NEDİR?

İSTİNCÂ NEDİR?

 

Önden ve arkadan necaset çıkınca, bu yerleri temizlemeye İstincâ denir. İstincâ, sünnet-i müekkede-dir. Gaz, taş çıkınca temizlemek, yani taharetlenmek gerekmez.

 

İSTİBRÂ NEDİR?

 

İstibrâ, idrar yolunu idrardan temizlemek demektir. Erkeklerin yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak İstibrâ etmesi, yani idrar yolunda damlalar bırakmaması vaciptir. İdrar damlası kalmadığına kanaat gelmeden abdest almamalıdır. Bir damla sızarsa, hem abdest bozulur, hem de çamaşır kirlenir. Çamaşıra avuç içinden az sızarsa, abdest alıp kıldığı namaz mekruh olur. Daha çok sızarsa, namaz sahih olmaz.

 

İSTİNKÂ NEDİR?

 

İstinkâ, idrar yolunda idrar kalmadığına veya vücutta necaset kalmadığına kalbinin mutma’ın olması demektir.

 

İSTİBRÂ:

 

İdrar yolunda idrarın kalmaması ve tamamen temizlenmesi için bir miktar beklemek gerekir. Buna “İstibrâ” adı verilir. Hattâ sağa sola hareket ederek, öksürerek mesânede sidik kalmamasını sağlamak lâzımdır…

Kâğıtla taharetlenmek

Kâğıtla taharetlenmek mekruhtur. Taharetlendikten sonra, arta kalan yaşlığı kurulamak müstehâbdır. Tuvalet kâğıdı veya bir bez yoksa elle kurulanabilir.

حَدَّثَنَا ابْنُ حميد ، قال: حَدَّثَنَا سلمة، عن محمد بن إِسْحَاقَ عن يَز۪يدَ بْنِ أَب۪ي حَب۪يبٍ ... فذكر الحديث، وفيه: "وَ دَخَلًا عَلٰى رَسُولُ اللّٰهِ وَقَدْ حَلَقَا لِحَاهُمَا، وَأَعْفَيَا شَوَارِبَهُمَا، فَكَرِهَ النَّظَرَ إِلَيْهِمَا، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِمَا فَقَالَ: "وَيْلَكُمَا! مَنْ أَمَرَكُمَا بِهٰذَا؟" قَالَا: أَمَرَنَا بِهٰذَا رَبُّنَا- يَعْنِيَانِ كِسْرٰى- فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : لٰكِنَّ رَبّ۪ي قَدْ أَمَرَن۪ي بِإِعْفَاءِ لِحْيَت۪ي وَقَصِّ شَارِب۪ي."[51]

Kisrâ’nın Peygamber (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’e gönderdiği iki elçinin ikisi de sakallarını kesmiş, bıyıklarını ise uzatmışlardı. Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) huzûruna gelen bu adamların yüzlerine bakmak istemedi ve onlara;

--- “Yazıklar olsun, size bunu kim emretti?” diye çıkıştı.

Onlar da: --- “Bize bunu Rabbimiz (Kisrâ) emretti.” dediler.

Bunun üzerine Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurdu:

--- “Fakat Rabbim bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti.”[52]

SAKAL KESMENİN ZEMMİ

Tıraş olan âhir zaman ümmeti…

وَعَنْ أَب۪ى سَع۪يدٍ وَأَنَسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ سَيَكُونُ ف۪ي أُمَّتِى اخْتِلَافٌ وَفُرْقَةٌ: قَوْمٌ يُحْسِنُونَ الْق۪يلَ وَيُس۪يئُو۫نَ الْفِعْلَ، يَقْرَأُو۫نَ الْقُراٰنَ لَايُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدّ۪ينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ. ثُمَّ لَايَرْجِعُونَ حَتّٰى يَرْتَدَّ عَلٰى فُوقِه۪. هُمْ شَرُّ الْخَلْقِ، طُوبٰى لِمَنْ قَتَلَهُمْ وَقَتَلُوهُ، يَدْعُونَ إِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ وَلَيْسُوا مِنْهُ ف۪ي شَىْءٍ. مِنْ قَاتَلَهُمْ كَانَ أَوْلٰى بِاللّٰهِ مِنْهُمْ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّٰهِ ! مَا س۪يمَاهُمْ قَالَ: التَّحْل۪يقُ.

أخرجه أبو داود، وللشيخين عن أبى سعيد نحوه.

Ebû Saîd ve Enes (r.anhümâ) anlatıyorlar: “Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) buyurdular ki:

“Ümmetimde ihtilâf ve ayrılıklar meydâna gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân-ı Kerîm’i okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dînden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine dönmedikçe bir daha dîne geri gelmezler. Bunlar mahlûkâtın en şerîridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitâbüllâh’a çağırırlar, fakat Kitap’tan zerre kadar nasibleri yoktur.”

Yanında bulunan Ashâb:

“Ey Allâh’ın Rasûlü onların alâmeti nedir?” diye sordular,

“Tıraş olmak!” buyurdular.”[53]

İMÂM-I A’ZAM (RH.A)’DAN BİR ANEKDOT:

Ayrıca Sakal Konusunda İmâm-ı A’zam (rh.a) Talebelerine tarak dağıtması ve talebesi olan İmâm Muhammed (rh.a)’e tarak vermemesi üzerine,

İmâm Muhammed (rh.a): --- “Hocam bana niçin tarak vermiyorsunuz?” diye sorduğu vakit.

İmâm-ı A’zam (rh.a): --- “Evlâdım senin sakalın henüz yok.” Buyurur.

İmâm Muhammed (rh.a): --- “Hayır hocam benim sakallarım yüzümde yeni yeni çıktı.” Der.

İmâm-ı A’zam (rh.a) baktıki, gerçekten sakalları çıkmış ve onada bir tarak hediye etti. İmâm-ı A’zam (rh.a) sakalsız talebesine ders verdi ama yıllarca –rivâyete göre dört yıl- yüzüne dâhi bakmadı bu derece takvâ sâhibi bir zât idi.[54]

SAKAL DUÂSI

Ey kâinatın yegâne sâhibi hakikisi olan Ulu Allâh! Ya Hannanü Ya Mennan! Cümlemize Meded-ü İnayet ve Lütf-u Hidâyet eyleyüp, Tevfikat-ı Subhaniyesi’ne mazhar eyleye.

Sakal bırakan şu muhterem kardeşimizin (veyâ kardeşlerimizin) sakallarını mübarek eyleye. Daha nice sünnetleri icra ve ihya etmek bu kardeşimize ve cümlemize nasîb-ü müyesser eyleye.

Cenâb-ı Hak bu kardeşimizin dünyevi ve uhrevi cümle müşkilatlarını hall-ü asan eyleye.

Sakalın şerefini ve değerini koruyup sakala dil uzattıracak kötü amellere düşmekten muhafaza eyleye.

Kâbe’ye varıp O yüce makamlar da yüzünü gözünü Zemzem’le yıkayıp Sakalını Peygamberimiz’in Ravzası’nın eşiğine sürüp te nurlanmayı nasîb-ü müyesser eyleye.

Rabbimiz, her türlü murâd ve dileklerini lütfünle ihsan eyleye.

Vücûduna sıhhat, ömrüne bereket, rızkına genişlik, iki cihanda saadet ve selametler ihsan eyleye. Karada, denizde ve havada bulunan bütün Ümmeti Muhammed’e yardım eyleyüp cümlesini dareyn saadetine nail eyleye.

§  Buradaki incelik kestiğimiz tırnak, tüy ve kılları yıkayarak kesmeliyiz… Banyo yapmadan önce tırnak, bıyık ve etek altı (kasık) tüy ve kılların tıraşlarını yapmak istersek, muhakkak ama muhakkak önceden 3 defâ yıkadıktan sonra kesmeliyiz… Yâni vücudumuz pis olduğu halde cünüplük hali devam ettiği müddetçe bu işlemi yapmalı kesilen fazlalıkların temiz kesilmesini sağlamalıyız…

 

30-   Sağ gözümüze üç, sol gözümüze iki sürme çekmek ve sürme çekerken sağdan başlamak Peygamberimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in bir sünnetidir.

 

31-   Kestiğimiz tırnakları, tüyleri bir parçaya sararak toprağa gömmeli ya da yakmalıyız.

 

HAZIRLAYAN: Emekli İmâm-Hatîb

[1] Peygâmberlerin rüyâları sadıktır…

[2] Buhârî, Teheccüd 17; Müslim Fezâilü’s-Sahâbe 108, (2458).

[3] Tirmizî, Menâkıb, (3690).

[4] Banyo gibi kirli yerlere sol ayakla girilir sağla çıkılır bu sünnettir.

Hamam banyo duşluk şeklinde, temizliğimizi yaptığımız yerlere sol ayakla girelim sağ ile çıkalım.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) İyi yerlere sağla, kötü ve kirli yerlere sol ayakla girerdi.

Dolayısıyla banyo ve tuvalete sol ayakla, çıkarken sağ ayakla çıkmak sünnettir.

Gusül abdesti alırken Klozetli banyoya hangi ayakla girilir?

Gusül abdesti veya genel temizlik sırasında banyoya girerken sağ veya sol ayakla girme konusuyla ilgili İslamî kaynaklarda genellikle bir kural belirtilmiştir: Temiz olmayan yerlere girerken sol ayakla girmek, temiz yerlere girerken ise sağ ayakla girmek müntahaptır (yani tavsiye edilmiştir).

 

Klozetli bir banyoya girerken, banyo hem gusül için hem de tuvalet ihtiyacı için kullanılıyorsa sol ayakla girmek daha uygun kabul edilir. Gusül abdesti alacağınız sırada da bu kurala uyabilirsiniz.

 

Özetle:

 

Klozetli banyoya girerken sol ayakla girmek tavsiye edilir.

Çıkarken ise sağ ayakla çıkmak tavsiye edilir.

Bu şekilde hareket etmek, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) temizlik ve günlük yaşantısına dair sünnetine uygun bir davranış olarak kabul edilir.

[5] Buhârî, Vüdû’, 9, De’avât, 14; Müslim, Hayz, 122, 123.

[6] Buhârî, Abdest, 142; Müslim, Hayız, 375; Ebû Dâvüd, Tahâret, 4,5.

[7] ١٢٢- (٣٧٥)--- وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَا: حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ وَهُوَ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بِهَذَا الْإِسْنَادِ وَقَالَ: "أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبَائِثِ."؛ الكتاب: المسند الصحيح المختصر بنقل العدل عن العدل إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم، المؤلف: مسلم بن الحجاج أبو الحسن القشيري النيسابوري (المتوفى: ٢٦١ هـ)، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت، عدد الأجزاء: ٥، رقم الديث:٣٧٥؛  كتاب الحيض (٣)، باب ما يقول إذا أراد دخول الخلاء (٣٢)، رقم الديث:١٢٢- ٣٧٥. (Sahîh- Müslim, Kitâbü’l-Hayz (3), Helâya Girmek İsteyenin Ne Okuyacağı Bâbı (32), Hadîs no:122- (375).

[8] Tirmizi, Cum’â, 606; İbn-i Mâce, Taharet, 297.

[9] es-Serahsî, el-Mebsût, c.1, s.45.

[10] في الزوائد: إسناده ضعيف. بقية مدلّس.

[11] Kütüb-i Sitte 16/585.

[12] Kütüb-i Sitte, 16/585-586.

[13] أخرجه الترمذي.

[14] Tirmizî, Tahâret 43, (57);  (Kütüb-i Sitte, 10/438-439.)

N Bu Hadîs-i Şerîf’de Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), Abdest sırasında birçok kimsede görülen bir vesvese hâline dikkat çekmektedir. Nitekim bâzı insanlar abdeste başlar fakat bitiremez, uzuvları yeterince yıkamadığı, hatta yıkamaktan unuttuğu, bâzı yerleri kuru bıraktığı, üç kere değil de iki veya bir kere yıkadığı vehimlerine düşer. Ezanla abdest almaya başladığı halde farzın son rek’atine yetişir veya hiç cemaate yetişemez. Şu halde Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), bu beşerî zaâfa, su şeytanı el-Velehân’ın vesvesesi ismini vererek dikkat çekmektedir. Velehân: ‘Aklın gitmesi, duyulan vecd sebebiyle mütehayyir ve şaşkın kalmak’ ma’nâsına gelen bir masdardır. Ancak, Arapçada masdar isim olarak kullanılabilir. Masdardan yapılan isim mübâlağa ifâde eder. Bu durumda Velehân çokça vesvese veren’, ‘aklı çelen’, ‘şaşkınlaştıran’ ma’nâsına gelir. (Kütüb-i Sitte 10/438-439)

[15] Hadîd Sûresi, 57/1.

[16] İsrâ Sûresi, 17/44.

[17] Kütüb-i Sitte, 7/25.

[18] Nisâ Sûresi, 4/43.

[19] Mâide Sûresi, 5/6.

[20] الكتاب: الجامع المسند الصحيح المختصر من أمور رسول الله صلى الله عليه وسلم وسننه وأيامه = صحيح البخاري، المؤلف: محمد بن إسماعيل أبو عبدالله البخاري الجعفي، المحقق: محمد زهير بن ناصر الناصر، الناشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، ١٤٢٢ هـ، كتاب كتاب الغسل –الطهارة- (٥)، باب الوضوء قبل الغسل (١)، رقم الحديث:(٢٤٨)، ص:٤٢.

[21] Sahîh-ı Buhârî, Kitâbü’l-Ğusl=Tahâret (5), Yıkanma Öncesi Abdest Almak Bâbı (1), Gusül, (1), Hadîs no:248. S:42.

[22] الكتاب: المسند الصحيح المختصر بنقل العدل عن العدل إلى رسول الله ، المؤلف: مسلم بن الحجاج أبو الحسن القشيري النيسابوري (المتوفى: ٢٦١ هـ)، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت، عدد الأجزاء: ٥، كتاب الحيض (٣)، باب قدر ماء الوضوء والغسل (١٠)، رقم الحديث:٥١-(٣٢٥)، ص:١٤٨.

[23] الكتاب: المسند الصحيح المختصر بنقل العدل عن العدل إلى رسول الله ، المؤلف: مسلم بن الحجاج أبو الحسن القشيري النيسابوري (المتوفى: ٢٦١ هـ)، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت، عدد الأجزاء: ٥، كتاب الحيض (٣)، باب قدر ماء الوضوء والغسل (١٠)، رقم الحديث:٥١-٥٢-٥٣-(٣٢٥-٣٢٦)، ص:١٤٨.

[24] Sahîh-ı Müslim, Kitâbü’l-Hayz (3), Cünüplükten Yıkanırken Müstahâb Olan Su Miktarı ve Aynı Haldeki Erkekle Kadının Bir Kaptan Yıkanması, Birbirlerinden Artan Su İle Yıkanmaları Babı (10), Hadîs no: 51-52-53 (325-326), s:148.

[25] الكتاب: المسند الصحيح المختصر بنقل العدل عن العدل إلى رسول الله ، المؤلف: مسلم بن الحجاج أبو الحسن القشيري النيسابوري (المتوفى: ٢٦١ هـ)، المحقق: محمد فؤاد عبد الباقي، الناشر: دار إحياء التراث العربي – بيروت، عدد الأجزاء: ٥، كتاب الحج (١٥)، باب الترغيب في سكن المدينة والصبر على لأوائها (٨٦)، رقم الحديث:٤٧٦-(١٣٧٤)، ص:٥٤١.

[26] Müslim, Kitâbü’l-Hac, Hadîs no: 476 (1374).

[27] 1 sâʻ, 4 müddür. Bu müdd’ün ölçüleri, muttasıl (kesintisiz) bir senede dayanarak Rasûlüllâh (s.a.v) Efendimiz’in sahâbîsi Zeyd bin Sâbit (r.’a.)’in müdd’üne uygun olarak yapılan ve aslı Medîne-i Münevvere’deki “Dâru’l-Medîneti’l-Münevvere Li’t-Türâsi’l-Umrânî Müzesi”nde bulunan müdd’e göre ayarlanmıştır.

[28] es-Serahsî, el-Mebsût, c.1, s.45.

[29] Kütüb-i Sitte, 6/388, 14/439. (Buhârî, Bed’ül-Halk 10; Müslim, Mesâcid 185, (617); Tirmizî, Sıfat-ü Cehennem 9, (2595); İbn-i Mâce, Zühd 38, (4319); Muvattâ, Vükûtü’s-Salât 27, (1, 15).

[30] الكتب: المقاصد الحسنة فيما اشتهرعلى الألسنة، وَسَنَدُهُ ضَعِيفٌ.

[31] رواه أبو داود (٣٣٤) وصححه الألباني في صحيح أبي داود (٣٢٣) وعلقه البخاري.

[32] Nisâ Sûresi: 4/29.

[33] Ebu Davud; hadis no: 334. Elbânî; "Sahih-i Ebî Davud"da "Hadis, sahihtir", demiştir. Buhârî de ta’lik olarak rivâyet etmiştir.

[34] الكتاب: سنن الترمذي، المؤلف: محمد بن عيسى بن سَوْرة بن موسى بن الضحاك، الترمذي، أبو عيسى (المتوفى: ٢٧٩ هـ)، تحقيق وتعليق، أحمد محمد شاكر (جـ ١، ٢)، ومحمد فؤاد عبد الباقي (جـ ٣)، وإبراهيم عطوة عوض المدرس في الأزهر الشريف (جـ ٤، ٥)، الناشر: شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي – مصر، الطبعة: الثانية، ١٣٩٥ هـ - ١٩٧٥ م، عدد الأجزاء: ٥ أجزاء، كتاب الطهارة (١)، باب ما جاء في كراهية البول في المغتسل (١٧)، رقم الحديث:٢١، ص:١٧.

[35] Tirmizî, Tahâret 17; Nesâî, Tahâret 6.

[36] Nesâî, Tahâre: 32; İbn Mâce, Tahara:12ظ

[37] اسم الكتاب: سنن الدارقطني. (ط. المعرفة) المؤلف: الإمام الحافظ علي بن عمر الدارقطني أبو الحسن. (المتوفى: ٣٨٥ ه)  تحقيق: عادل أحمد عبد الموجود - علي محمد معوض. الناشر: دار المعرفة – بيروت/لبنان. الطبعة: الطبعة الاولى، ١٤٢٢ هـ-٢٠٠١ م، كتاب الطهارة (١)، رقم الحديث:٤٥٧-٤٥٨/٧-٨، ص:١/١٤.

DÂRAKUTNÎ, İmâm Hâfız ‘Ali B. ‘Ömer Ebü’l-Hasen, (h. 385), Sünenü’d-Dârakutnî, thk., ‘Âdil Ahmed ‘Abdü’l-Mevcûd, ‘Ali Muhammed Mü’avviz, Dâru’l-Ma’rife, Berût/Lübnân, 1422/2001, Kitâbü’t-Tahâre (1), Hadîs no: 457-458/7-8, c.1 (s.314).

[38] Buhârî, Abdest, 142; Müslim, Hayız, 375; Ebû Dâvud, Tahâret, 4,5.

[39] Tirmizi, Cum’a, 606; İbni Mâce, Tahâret, 297.

[40] İbn-i Mâce, Tahâret, 300.

[41]  Buhari, Müslim, Tahâret, Nesâî.

[42] Kütüb-i Sitte, İ. Canan, 15/305-306; Buhârî, Vudû 55, 56, Cenâiz 82, 89, Edeb 46, 49; Müslim, Taharet 111, (292); Tirmizî, Taharet 53, (70); Ebu Davud, Taharet 11, (20, 21); Nesâî, Taharet 27, (1, 28-30).

[43] الكتاب: الجامع المسند الصحيح المختصر من أمور رسول الله صلى الله عليه وسلم وسننه وأيامه = صحيح البخاري، المؤلف: محمد بن إسماعيل أبو عبدالله البخاري الجعفي، المحقق: محمد زهير بن ناصر الناصر، الناشر: دار طوق النجاة (مصورة عن السلطانية بإضافة ترقيم ترقيم محمد فؤاد عبد الباقي)، الطبعة: الأولى، ١٤٢٢هـ، عدد الأجزاء:٩، كتاب اللباس (٧٧)، باب قص الشارب (٦٣) رقم الحديث:٥٨٨٨-٥٨٨٩، ص:٨٢٨.

[44] صحيح البخاري: كتاب اللباس (٧٧)، باب قص الشارب (٦٣) رقم الحديث:٥٨٩٠-٥٨٩٢، ص:٨٢٨.

[45] كتاب اللباس (٧٧)، باب قص الشارب (٦٣) رقم الحديث:٥٨٩٣، ص:٨٢٨، كتاب الإستئذان (٧٩)، باب الختان بعد الكبر و نتف الإبط (٥١) رقم الحديث:٦٢٩٧، ص:٨٧٥.

[46] Sahîh-ı Buhârî, Kitâbü’l-Libâs (77), Bıyığı Kesip Kırkma (nın Müstehâblığı) Bâbı (63), Hadis no:5888-5889, s:828.

[47] Sahîh-ı Buhârî, Kitâbü’l-Libâs (77), Tırnakları Kesme(Nin Sünnetliği) Bâbı (64), Hadis no:5890-5892, s:828.

[48] Sahîh-ı Buhârî, Kitâbü’l-Libâs (77), Sakalları Bol Bırakmak Bâbı (65), Hadis no:5893, s:828.

[49] الصحيح مسلم: كتاب الطهارة (٢)، باب خصال الفطرة (١٦) رقم الحديث:٥٦-(٢٦١)، ص:١٢٩.

[50] Sahîh-ı Müslim, Kitâbü’t-Tahâret=Temizlik (2), Fıtrat Hasletleri Bâbı (16), Hadis no:56- (261), s:129.

[51] الكتاب: تاريخ الطبري = تاريخ الرسل والملوك، وصلة تاريخ الطبري، المؤلف: محمد بن جرير بن يزيد بن كثير بن غالب الآملي، أبو جعفر الطبري (المتوفى:٣١٠ هـ)، صلة تاريخ الطبري لعريب بن سعد القرطبي، المتوفى:٣٦٩ هـ، الناشر: دار التراث – بيروت، الطبعة: الثانية - ١٣٨٧ هـ، عدد الأجزاء: ١١، ص:٢/٦٥٥-٦٥٦.

[52] Târihu’t-Taberî, İbn Cerîr et-Taberî, 2/655-656.

[53] Kütüb-i Sitte, 13/494. (Ebû Dâvud, Sünnet 31, (4765), Benzer bir rivâyeti Ebû Saîdi’l-Hudrî’den Sahîhayn kaydetmiştir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 36, Menâkıb 25, Edeb 95, İstitâbe 6, 7; Müslim, Zekât 143-148, (1064); Muvatta’, Kur’ân 10, (1, 204, 205); Nesâî, Zekât 79, (5, 87). Tahrîm 26, (7, 119).

[54] ÖNEMLİ: İslâm Dînimiz sâdece kadına değil, EMRED olan yâni; henüz sakalı çıkmamış (parlak) erkek delikanlılara da bakmayı yasaklamıştır.