ŞA’BÂN-I ŞERÎF VE BERÂET GECESİ’NİN FAZÎLETİ
ÜÇ AYLARIN FAZÎLETİ İFÂSI, REGAİB VE Mİ’RÂC GECELERİ ANLAM GAYE VE İBÂDETLERİ
أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ.﷽
أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى مَخْلُوقُهُ فَوْقَ الْعُلٰى، أَلْقَادِرِ فَرْدِ الَّذ۪ى مَصْنُوعُهُ تَحْتَ الثَّرٰى، أَللّٰهُمَّ اَنْتَ رَبّ۪ى حَىٌّ لَطي۪فٌ قَادِرٌ فَرْدٌ عَطُوفٌ نَاصِرٌ. ﴿..سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَـنَآ اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ.﴾ سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلَّا مَا فَهَّمْتَنَآ اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَري۪مُ. ﴿... رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى. وَيَسِّرْ ل۪ى اَمْر۪ى وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى. يَفْقَهُوا قَوْل۪ى.﴾ ﴿ وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ى اِلَى اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بَصي۪رٌ بِالْعِبَادِ.﴾ أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓااَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ، قَالَ ف۪ي كِتَابِهِ الْكَر۪﷽: ﴿ وَمَا تَشَآؤُ۫نَ إِلَّا أَن يَشَآءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ.﴾
أَلْأَوَّلُ أَللّٰهُ، أَلظَّاهِرُ أَللّٰهُ، أَلْبَاطِنُ أَللّٰهُ، فَمَنْ كَانَ ف۪ي قَلْبِه۪ أَللّٰهُ، فَمُع۪ينُهُ فِي الدَّارَيْنَ أَللّٰهُ، وَمَا تَوْف۪يق۪ي وَاعْتِصَام۪ي إِلَّا بِاللّٰهِ، وَ سُبْحَانَ اللَّذ۪ي قَالَ ف۪ي كِتَابِهِ الْكَر۪يمِ، لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ.
صَـلُّــوا عَـلٰى رَسُولِـنَـا مُحَمَّدٍ. (اللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد) صَـلُّــوا عَـلٰـى شَف۪يعِ ذُنُوبِـنَا مُحَمَّدٍ. (اللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد) صَـلُّوا عَـلٰى طَب۪يبِ قُلُوبِنَا مُـحَـمَّدٍ. (اللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)
1- İLÂHÎ HAMDİNİ SÖZÜME SERTÂC ETTİM …
Hamdini sözüme sertâc ettim, zikrini kalbime mi’râc ettim, Kitâbını kendime minhâc ettim, ben yoktum Sen vâr ettin, varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bî-karâr ettin. İnâyetine sığındım kapına geldim, hidâyetine sığındım, lütfuna geldim, kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet neş'eni duyur hakîkati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam, Sen söyletmezsen ben söyleyemem, Sen sevdirmezsen ben sevemem. Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize erdirdiklerini. Sevdin habîbini, kâinâta sevdirdin, sevdin de Hıl’at-i Risâleti giydirdin. Makâm-ı İbrâhîm'den Makâm-ı Mahmûd'a erdirdin Server-i esfiyâ kıldın, Hatemü’l-Enbiyâ kıldın, Muhammed Mustafâ kıldın, Salât-ü selâm, tahiyyât-ü ikrâm ve her türlü ihtirâm ona ve O'nun âilesine, ahbâbına, ashâbına, etbâ’ına olsun Yâ Rabbe’l-‘Âlemîn! Âmîn!
2- TEVBE, SEYYİDÜ’L-İSTİĞFÂR
"أَللّٰهُمَّ أَنْتَ رَبّ۪ي، لَٓا اِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَن۪ي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلٰى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُٓوءُ لَكَ بِـنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَ بُٓوءُ بِذَنْب۪ي فَاغْفِرْل۪ي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ."
Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki:
﷽ ﴿ حٰمٓۜ ﴿١﴾ وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ﴿٢﴾ اِنَّآ اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ ﴿٣﴾ ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۙ ﴿٤﴾ ﴾
1. “Hâ-Mîm.
2,3. Apaçık olan Kitâb’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
4. Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir.”
3- BAĞIŞLANMAK İSTEYEN, RIZIK İSTEYEN VAR MI?
فهذا الحديث رواه ابن ماجه ولفظه: عَنْ عَلِيٍّ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ:
"إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا يَوْمَهَا (نَهَارَهَا) فَإِنَّ اللّٰهَ تَبَارَكَ وَتَعَالٰى يُنْزِلُ ف۪يهَا لِغُرُوبِ الشَّمْسِ إِلَى السَّمَآءِ الدُّنْيَا، فَيَقُولُ:
أَلَا مِنْ مُسْتَرْزِقٍ فَأَرْزُقَهُ، - أَلَا مِنْ مُسْتَغْفِرٍ فَأَغْفِرَ لَهُ، -
أَلَا كَذَا أَلَا كَذَا... - أَلَا مِنْ مُبْتَلًى فَأُعَافِيَهُ، -
حَتّٰى يَطْلُعَ الْفَجْرِ فَلَا يَسْأَلُ أَحَدُ إِلَّا أُعْطِىَ."
‘Ali (r.’a.)’den rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf’te Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) şöye buyurmuştur:
--- “Şa’bân-ın yarı (on besinci) gecesi olunca, gecesini (ibâdette) kıyâmla geçirin, gününü de oruç tutun.
Şüphesiz Allâh-ü Tebârake ve Te’âlâ, o gece güneş batımında, en yakın semâya (inmekten, çıkmaktan, hareket ve intikâlden münezzeh olarak, Zât’ına yakışan bir inişle) iner de fecrin tulû’una (imsâk atıncaya) kadar:
1- --- “Bağışlanmak isteyen var mı, onu mağfiret edeyim?
2- Rızık isteyen var mı ki onu rızıklandırayım?
3- Belâya tutulan var mı ona âfiyet vereyim?
4- Yok mu şöyle isteyen? Yok mu böyle isteyen.” Diye nidâ eder.”
4- ZİKİR, TEFEKKÜR, MURÂKABE, İHLÂS
"سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِه۪ عَدَدَ خَلْقِة۪ وَزِنَةَ عَرْشِه۪ وَرِضَانَفْسِه۪ وَمِدَادَ كَلِمَاتِه۪ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِه۪ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظ۪يمِ"
“Allâh-ü Te’âlâ-yı mîzân dolusunca, ilminin sonsuzluğunca, rızâsına ulaşıncaya kadar ve Arş’ının tartısınca tesbîh ederim! Allâh-ü Te’âlâ-dan başkasına sığınılıp kaçılmaz, yine ancak O’na sığınılır! Allâh-ü Te’âlâ-yı çiftlerin ve teklerin sayısınca ve tamâm olan kelimelerinin tamâmının sayısınca tesbîh ederim!”
"حَسْبِىَ اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ، نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ."
“Allâh bana yeter! Ne güzel Vekîl’dir! Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!”
"أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاعُ الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."
“… Gecenin karanlığı,
Gündüzün nûru,
Ay-ın ziyâsı,
Güneşin ışınları,
Suların sesi ve
Ağaçların hışırtısı
Ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!..”
Ey zemîni çiçek yıldızlarıyla, semâyı da yıldız çiçekleriyle süsleyen Allâhım!
Havadaki dem-deme,
Kuşlardaki civ-cive,
Yağmurdaki zem-zeme,
Denizdeki gam-gama,
Ra’d-lardaki rak-raka,
Taşlardaki tak-taka
﷽﴿ يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ ﴿٤﴾ بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ ﴿٥﴾ ﴾
“İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahy etmiştir.”
"كَفٰي بِالْمَوْتِ وَاعِظًا"
“Vâiz olarak, (nasîhatçi) ölüm yeter...”
"أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ"
“Bütün zevkleri, lezzetleri kökünden yok eden, kesip, yıkıp atan ölümü çokça zikredin (hatırlayın).”
Şâirimiz dedi ki;
“O dem ki perdeler kalkar perdeler iner,
‘Azrâîl (‘aleyhi’s-selâm)’a hoş geldin diyebilmektir hüner.”
5- DUÂ (BURAM-BURAM) YALVARA-YAKARA
قَوْلُهُ تَعَالٰى: ﷽ : ﴿ قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَآؤُ۬كُمْۚ ... ﴾
“(Habîbim!) De ki: “Duânız (ve ibâdetiniz) olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin? (Çünkü değeriniz ancak Rabbinizi bilmeniz sâyesindedir, yoksa hayvanlardan ne farkınız olurdu!) /Sizin duânız olmasa Rabbim size değer vermez!...”
6- ÜÇ AYLAR (RECEB, ŞA’BÂN, RAMAZÂN)
BERÂET: Temize çıkma. Temizlik, münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma. Bir davânın netîcesinde suçsuz olduğu anlaşılma.
Ramazân- Şerîf yaklaştı şimdi dîn bezirgânları yine sahne alacaklar!.. İmsak vaktini en iyi bilen "horoz" olsa gerek... Milletin orucuyla niçin oynanır anlaşılmaz... Gerçek oruç tutmak isteyenler diyânetin imsak vaktine uyması gerekir... Ümmetin çoğunluğu yanlışta birleşmez... Yorum ve tartışmak istemiyorum...
*** --- Şâfîler, sabah vaktinin tâyininde horozların ötüşünü esâs almayı hükme bağlamışlardır. Nitekim bir başka rivâyette Horoz’u aşağılamayın, çünkü o insanları namaza çağırır.
"لَا تَسُبُّوا الدّ۪يكَ فَإِنَّهُ يَدْعُو إِلَى الصَّلَاةِ."
“Horoza sabbetmeyin/sövme -yin. Çünkü o, namaza çağırır.” buyrulmuştur.
Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Horozların bu muntazam ötüşlerinin tesadüfî olmadığını, İlâhî irâde ile melek tarafından uyarıldık-larını nazar-ı dikkate arz etmektedir.
Onlar mâdem ki bu işe müekkel/vekîl bir meleği görerek ötmektedirler. Öyleyse o sırada yapılacak duâya meleğin “âmîn” i kazanılabilir.
İbn-i Taberânî’nin Mu’cem’inde Sehl İbn-i Sa’d’den rivâyetine göre:
"لَا تَسُبُّوا تُبَّعًا فَإِنَّهُ أَسْلِمْ."
“Tübbâ’a sebbetmeyin/Küfretmeyin! Çünkü Tübbâ’ ehl-i tevhîd dir.” buyrulmuştur. Zebûr ile âmil ve mu’tekid (İtikâd eden, inanan) olduğu bildirilmiştir
Bir zamanlar ‘Tübbâ’’ -Yemen hükümdârı- Ka’be-i Mu’azzama’yı yıkmak istemiş, felç olmuş ve bu işten vazgeçmesi için yapılan tavsiyelere uyunca da iyileşmişti. Bunun üzerine Ka’be-i Mu’azzama’ya olan saygısını göstermek için ona bir örtü yaptırmıştı ki, ilk Ka’be örtüsüdür. İnsanın içinde kalbin yeri ne ise kâinatta da Kâbe’nin yeri odur.
Abdulkâdir Geylânî (rahıme-hüllâh) buyuruyor ki;
Receb, tevbe ayıdır;
Şa’bân, muhabbet ayıdır;
Ramazân, Hakk’a yakınlık bulma ayıdır.
Receb, hürmet ayıdır;
Şa’bân, hizmet ayıdır;
Ramazân, ni’met ayıdır.
Zünnûn–i Mısrî (k. sirruhû) şöyle buyuruyor ki;
Receb, ekim,
Şa’bân, sulama;
Ramazân ise, harman ayıdır.
Her ekilen biçilir. Her yapılan işin karşılığı görülür. Bir kimse ekim zamanını boşa geçirirse, harman zamanında pişmanlık duyar. Âhirette kötülük göreceğinden dünyada beslediği ümitler de hiç olur.
Sâlih zâtlardan bâzıları buyurmuşlardır ki;
Receb ayı, Rabbimizin mağfiretine tahsîs edilmiştir.
Şa’bân, özel olarak, şefâat ayı kılınmıştır.
Ramazân ayında iyilikler kat kat verilir.
"رَجَبُ شَهْرُ اللّٰهِ، وَشَعْبَانُ شَهْر۪ي، وَرَمَضَانُ شَهْرُ أُمَّت۪ي."
"Recep Allâh-ü Te’âlâ’nın ayıdır, Şa’bân-ı Şerîf benim ayımdır, Ramazân-ı Şerîf ise ümmetimin ayıdır."
وَاسْتَكْثِرُوا ف۪يهِ مِنْ أَرْبَعِ خِصَالٍ: "خَصْلَتَيْنِ تُرْضُونَ بِهِمَا رَبَّكُمْ، وَخَصْلَتَيْنِ لَا غِنًى بِكُمْ عَنْهُمَا،
“Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi râzı kılarsanız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.”
"فَأَمَّا الْخَصْلَتَانِ اللَّتَانِ تُرْضُونَ بِهِمَا رَبَّكُمْ: فَشَهَادَةُ أَنْ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَتَسْتَغْفِرُونَهُ،
“Rabbinizin rızâsına sebeb olan hasletlerin birisi,
1- Kelime-i şehâdete devâm etmeniz, diğeri de
2- Allâh-ü Te’âlâ’dan mağfiret dilemenizdir.”
وَأَمَّا اللَّتَانِ لَا غِنًى بِكُمْ عَنْهُمَا: فَتُسْأَلُونَ اللّٰهَ الْجَنَّةَ، وَتَعُوذُونَ بِهِ مِنَ النَّارِ."
“Vazgeçemeyeceğiniz iki haslet ise;
1- Allâh-ü Te’âlâ-dan Cennet’i istemek ve
2- Cehennem’den Allâh-ü Te’âlâ-ya sığınmaktır.”
7- ŞA’BÂN’I ŞERÎF VE BERÂET GECESİNİN FAZÎLETİ
Şa’bân-ı Şerîf ayında, önemli olaylardan biri de Ramazân Orucu’nun farz kılınmasıdır…
“ŞA’BÂN” İSMİ; Beş harften teşekkül etmiş olup, ifâde ettiği birçok mânâ olmakla berâber hayırlar bu ayda şu’belendiği için kendisine bu isim verilmiştir.
(-ش-Şın), Şeref ve şefâate,
(-ع-’Ayn) ‘Izzet ve kerâmete,
(-ب-Be) Birr-u ihsâna ve berâate (Aynı zamanda (Be) harfinin kelimenin tam ortasında olması bu ayın ortasının Berâet gecesi olmasına işârettir.),
(-أ-Elif), Ülfet ve mühabbete,
(-ن-Nûn) Allâh-ü Te’âlâ’nın nûruna delâlet eder.
8- BERÂET GECESİ, ŞA’BÂN AYI GÜNÜNÜN ORUCU
--- Hz. Âişe (r.’anhâ) annemiz, anlatıyor:
“Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), (bâzen) oruca öyle devam ederdi ki, “(Bu ay) hiç yemeyecek” derdik. Bâzen de öyle devamlı yerdi ki, “(Bu ay) hiç tutmayacak” derdik. Ben, onun ramazân dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda Şâban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim.”
--- Hz. Üsâme (r.a.) anlatıyor: “Ey Allâh’ın Rasûlü dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)” diye sordum.
Şu cevâbı verdi: --- “Bu, Receb’le Ramazân arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Hâlbuki O, amellerin Rabbü’l-Âlemîn’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum.”
9- KISACA MÜBÂREK BERÅET GÜNDÜZÜ VE GECESİ'NİN İHYÂSI!
1. YATSI-SABAH NAMAZLARINI mutlâk sûrette cemaatle kılmaya çalışalım,
2. KAZÂ NAMAZI = Gücümüzün yettiğince kılalım,
3. GECEYİ ORUÇLU OLARAK KARŞILAYALIM ve ertesi günü de oruç tutalım (gücü yetenler),
4. KUR'ÂN-I KERÎM OKUYALIM (hiç olmazsa Kur’ân-ı Kerîm’i açıp onu öpüp bağrımıza basıp 5 satır olsun okuyalım. Anlamına bakmak bal ile yağ olur elbette ki!)
5. BOL-BOL SALAVÂT-ı Şerîf’e getirelim,
6. ZİKİR YAPALIM,
7. HAMDELE=SALVELE=DUÂ’YÂ MİSÂL:
"أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ وَكَفٰى."
8. SALAVÂT (SALVELE):
"أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰٓى أٰلِ سَيِّدِنَا وَنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ."
9. HAVKALE
لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّابِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ
10. TEKBÎR:
"أَللّٰهُ أَكْبَرْ"
11. TEŞRİK TEKBİRİ:
" أَللّٰهُ أَكْبَرُ أَللّٰهُ أَكْبَرُ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَللّٰهُ أَكْبَرُ أَللّٰهُ أَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْد."
12. KELİME-İ ŞEHÂDET:
"أَشْهَدُ أَنْ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهْ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عِبْدُهُ وَرَسُولُهُ"
13. KELİME-İ TEVHÎD:
"لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰه"
14. KELİME-İ TEMCÎD:
"سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَاللّٰهُ أَكبَرُ وَلَاحَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظ۪يمِ."
15. TESBÎH:
"سُبْحَانَ اللّٰهِ."
16. TAHMÎD (HAMDELE):
"أَلْحَمْدُ لِلّٰهْ"
17. TEHLÎL:
"لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَر۪يكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْئٍ قَد۪يرٌ."
18. “SÜBHÂNELLÂH, ELHAMDÜLİLLÂH, ALLÂH-Ü EKBER VE LÂ İLÂHE İLLELLÂH” (KELİME-İ TAYYİBELERİ’NE DEVÂM EDELİM.)
19. DEVÂMLI OLARAK TECDÎD-İ ÎMÂN YAPARAK ÎMÂNIMIZI TÂZE VE ZİNDE TUTALIM,
20. DUÂ (Rabbimize Yakarış) İŞİN EN ÖNEMLİ KISMI DA BOL-BOL DUÂLAR YAPALIM. (Duâlarımızı genelleştirip bütün dünyâ Müslümanlarına yapalım.)
﴿ قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَآؤُ۬كُمْۚ ... ﴾ [سورة الفرقان:٢٥/٧٧]
“(Ey Muhammed!) De ki: “Duânız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!”
"أَللّٰهُمَّ... لٰٓاأُحْص۪ى ثَـنـَآءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَآ أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ."
21. HAYIR-HASENÂT YAPALIM, AZDA OLSA SADAKALAR VERELİM,
22. YETİMLERİ VE DUL KADINLARI SEVİNDİRELİM,
23. HAYIRLI OLAN HER ŞEYİ CENÂB-I ALLÂH’DAN İSTEYELİM,
24. TEVBE-İ İSTİĞFÂR = (Günâhlarımıza, günâhlarımız için ağlamaya çalışalım, yapamazsak ağlar gibi görünelim.)
"أَسْتَغْفِرُاللّٰهَ الْعَظ۪يمِ وَ أَتُوبُ إِلَيْهِ."
Maddelerin hepsi Hadîs-i Şerif'lerden derlenmiştir.
10- ŞA’BÂN-I ŞERÎF’İN 14’ÜNÜ 15’İNE BAĞLAYAN GECE BERÂET GECESİ’DİR.
Bu gecenin, diğer isimleri:
1- el-Leyletü’l-Mübâreke,
2- Leyletü’l-Kısmet-i ve’t-Takdîr (kısmet ve kader),
3- Leyletü’t-Tekfîr (günâhları örten),
4- Leyletü’l-İcâbe (duâlara icâbet),
5- Leyletü’l-Hayat (İshâk İbn-i Râhôye’nin senediyle Vehb İbn-i Münebbih-r.’anhümâ-dan yaptığı nakil: --- “Şa’bân-ın yarısının gecesi Ölüm Meleği, Rabbü’l-’Âlemîn’den, kader ile ilgili nüshaları almakla meşgûl olduğundan, akşamla yatsı arası kimse ölmez.),
6- Leylet-ü ‘Îdi’l-Melâike
(Meleklerin bayram gecesi. Müslümanların Ramazân ve Kurban Bayramı olduğu gibi Melekler’in de iki bayramı vardır.)
1. Kadir Gecesi,
2. Berâet Gecesi.)
7- Leyletü’ş-Şefâ’a (Bu gece, Rasûlüllâh-s.a.v.-’e şefaatin tamâmı verilmiştir.),
8- Leyletü’l- Berâe ve Leyletü’s-Sakk (Tahsildâr’ın, Beytü’l-Mâle âit cizyesini, aldığı kimselere, berat makbuzu verdiği gibi, Allâh-ü Te’âlâ da Tevbe edip ameli sâlih işleyen kullarına bu gecede Cehennem’den berat -Kurtuluş Fermânı- yazar.),
9- Leyletü’l-Kadr (Kulun kalbi ile huzûrda olduğu, –Allâh-ü Te’âlâ-yâ mânevî yakınlık- esintisini hissetme gecesi.),
10- Leyletü’l-Ğufrân ve’l-Itkı mine’n-Nîrân (Mağfiret ve ateşlerden âzâd gecesi.),
11- Leyletü’n-Nesh (Bu gece bâzıları hakkındaki saâdet ve şekâvet, âfiyet ve musîbet, hayat ve ölüm gibi kararlar değiştirilir.),
12- Leyletü’l-Lahzî ve’n-Nazar (Tecellî bakış gecesi –Allâh-ü Te’âlâ-nın, bu gece Ka’be-i Muazzama’yâ yaptığı nazardan dolayı verilmiştir.)
عَنْ عَآئِشَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهَاقَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ:
"إِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰى عَزَّ وَجَلَّ يَلْحَظُ إِلَى الْكَعْبَةِ ف۪ي كُلِّ عَامٍ لَحْظَةً، فَعِنْدَ ذٰلِكَ تَحِنُّ قُلُوبُ الْمُؤْمِن۪ينَ إِلَيْهَا وَذٰلِكَ ف۪ي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ."
Hz. ‘Âişe (r.’anhâ)’dan rivâyet edilen Hadîs-i Şerîfte Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur:
--- “Şüphesiz Allâh-ü ‘Azze ve Celle, her sene Kâ’be-ye bir tecellîde bulunur. İşte o zaman mü’minlerin kalbleri O’na karşı şevkle dolar (ve her biri O’nu ziyâreti arzular.) İşte bu, Şa’bân-ın yarı gecesi vukû’ bulur.”
13- Leyletü’z-Ziyne (Ziynet gecesi, bu isim kendisine, o gece Cennetler süslendiğinden verilmiştir.)
Bu kadar ilimlerden anlaşıldığı üzere; bu gecenin, bitmez tükenmez fazîlet ve meziyetleri, mevcuttur.
BERÂET: Temize çıkma. Temizlik, münezzehiyet. Bulaşık ve giriftâr olmama. Âri olma. Bir davânın netîcesinde suçsuz olduğu anlaşılma.
Bu gece Allâh-ü Te’âlâ-nın;
Rahmetinin,
Bereketinin,
Bağışlaması ve affının,
Mağfiretinin,
Hayır ve ihsânının bol bol yağdığı gecedir...
11- BERÂET GECESİ’NDE, BÜTÜN MAHLÛKÂTIN BİR SENE İÇİNDEKİ ÖNEMLİ İŞLERİNİN SEÇİMİ VE AYIRIMI YAPILIR…
Bir başka anlatım!...
1- Bütün varlıkların bir senelik işleri bu gecede hükme ve karâra bağlanır.
2- O sene ölecek olanların isimleri “Canlılar Sicil Defteri”nden, “Ölüler Sicil Defteri”ne işlenir...
3- Bir kimsenin yapacağı iyilikler, amelleri, işleri, başından geçecek olan bütün hâdiseler karâra bağlanır...
4- Rızıklarına,
5- Zengin veyâ fakir,
6- ‘Azîz veyâ zelîl olacaklarına,
7- Diriltilip öldürüleceklerine,
8- Ecellerine,
9- Hacılarla ilgili işlerine dâir Allâh-ü Te’âlâ tarafından meleklere bilgi verileceği söylenmektedir.
10- Bu gecede Peygamberimiz (s.a.v.)’e şefaat yetkisinin tamâmı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şa’bân-ın on üçüncü günü, üçte biri Şa’bân-ın on dördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şa’bân-ın on beşinci günü verilmiştir.
11- Bu geceyi ibâdetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allâh-ü Te’âlâ tarafından melekler gönderilir.
Bu bakımdan berâet gecesinde ibâdet etmenin ve nâfile namaz kılmanın fazîleti ve sevâbı çok büyüktür.
لَا أَقُولُ ف۪يهِمْ سِتَّةَ نَفَرٍ:
مُدْمِنَ خَمْرٍ،
وَلَا عَاقَّ وَالِدَيْهِ،
وَلَا مُصِرًّا عَلٰى رِبًا أَوْزِنًا،
وَلَا مُصَارِمًا،
وَلَا مُصَوِّرًا،
وَلَا قَتَّاتًا."
Yûce Allâh (c.c.) bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur.
Ancak bu gecede af dışı kalanlar:
Kâfir,
Mişrik,
Münâfık,
1- İçki içmeye devâm eden,
2- Ana babasına isyân eden,
3- Zinâya ısrâr eden,
4- Sıla-ı rahim-i (akrabâ ilişkisin) kesen,
5- Heykel tasvîr eden ve
6- Söz gezdiren (ler) dir" Buyurdular.
Kâhin,
Sihirbaz yâhut
Çok kin güden!...
وَعَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ:
"جَآءَن۪ي جِبْر۪يلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ وَقَالَ ل۪ى: يَا مُحَمَّدُ إِرْفَعْ رَأْسَكَ إِلَى السَّمَآءِ قَالَ، فَقُلْتُ: مَا هٰذِهِ اللَّيْلَةُ؟ قَالَ: "هٰذِهِ اللَّيْلَةُ يَفْتَحُ اللّٰهُ سُبْحَانَهُ ف۪يهَا ثَلَاثَمِائَةِ بَابٍ مِنْ أَبْوَابِ الرَّحْمَةِ، يَغْفِرُ اللّٰهُ لِجَم۪يعِ مَنْ لَا يُشْرِكُ بِه۪ شَيْئًا إِلَّا أَنْ يَكُونَ،
سَاحِرًا،
أَوْ كَاهِنًا،
أَوْ مُصِرًّا عَلَى الرِّبَا وَالزِّنَا،
أَوْ مُدْمِنَ خَمْرٍ، فَإِنَّ هٰؤُ۬ لٰٓاءِ لَا يُغْفَرُ لَهُمْ حَتّٰى يَتُوبُوا،"
فَلَمَّا كَانَ رُبْعُ اللَّيْلِ نَزَلَ جِبْر۪يلُ عَلَيْهِ السَّلَامُ وَ قَالَ: يَا مُحَمَّدُ إِرْفَعْ رَأْسَكَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَإِذَا أَبْوَابُ الْجَنَّةِ مَفْتُوحَةُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنَ سَمَآءِ الدُّنْيَا إِلٰى عَرْشِ فِى السَّجُودِ يَسْتَغْفِرُونَ لِاُمَّةِ مُحَمَّدٍ ﷺ:
"وَ عَلٰى بَابِ الْاَوَّلِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِمَنْ رَكَعَ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ الثَّان۪ى مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِمَنْ سَجَدَ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ الثَّالِثِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِمَنْ دَعَا ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ الرَّابِعِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِمَنْ لِلذَّاكِر۪ينَ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ الْخَامِسِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِمَنْ بَكٰى مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَف۪ى رِوَايَةٍ طُوبٰى لِمَنْ عَمِلَ خَيْرًا ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ السَّادِسِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ السَّابِعِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "طُوبٰى هَلْ مِنْ سَآئِلٍ فَيُعْطٰى سُؤْلَهُ؟
وَف۪ى رِوَايَةٍ طُوبٰى لِمَنْ قَرَأَ الْقُرْأٰنَ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ،
وَ عَلٰى بَابِ الثَّامِنِ مَلَكٌ يُنَاد۪ى: "هَلْ مِنْ مُسْتَغْفِرٍ فَيُغْفَرَ لَهُ؟"
فَقُلْتُ: "يَا جِبْر۪يلُ، إِلٰى مَتٰى تَكُونُ هٰذِهِ الْاَبْوَابُ مَفْتُوحَةً؟" قَالَ: "إِلٰى طُلُوعِ الْفَجْرِ مِنْ أَوَّلِ اللَّيْلِ" ثُمَّ قَالَ: "لِلّٰهِ تَعَالٰى ف۪يهَا عُتَقَآءُ مِنَ النَّارِ بِعَدَدِ شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ."
Ebû Hüreyre (r.a.), Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm)’ın şöye buyurduğunu rivâyet etmiştir.
--- “Şa’bân-ın yarısının gecesi Cibrîl (‘aleyhi’s-selâm) bana gelerek:
--- “Yâ Muhammed (s.a.v.) başını semâya doğru kaldır.” Buyurdu.
Ben: ---- “Bu ne gecedir?” dediğimde;
---- “Bu, Allâh-ü Sübhânehû’nun, 300 (üç yüz) rahmet kapısı açtığı bir gecedir ki onda, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan (Müslüman) ların tümünü bağışlar. Ancak;
1- Büyücü (sihir yapan),
2- Kâhin (ğaybdan haber veren),
3- Fâiz ve zinâyı bırakmayanları,
4- İçki içmeye devâm edenleri,
Tevbe etmedikleri sürece affetmez.” Buyurdu.
Gecenin dörtte biri geçince, Cibrîl (‘aleyhi’s-selâm) tekrâr inerek:
--- “Yâ Muhammed (s.a.v.) başını (semâya doğru) kaldır.” Buyurdu.
Başını kaldırdığında birde ne görsün? Cennet’in tüm kapıları (ardına kadar) açılmış, dünyâ semâsından Arş’a kadar tüm melekler secdede Muhammed (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm)’in ümmeti için istiğfârda bulunuyorlar ve her semâ kapısında bir melek bulunuyor.
1- Birinci kapıdaki melek: --- “Bu gece rukû’ edenlere müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
2- İkinci kapıdaki melek: --- “Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
3- Üçüncü kapıdaki melek: --- “Bu gece duâ edenlere müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
4- Dördüncü kapıdaki melek: --- “Bu gece zikr edenlere müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
5- Beşinci kapıdaki melek: --- “Bu gece Allâh korkusundan ağlayanlara müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
Diğer bir rivâyette; --- “Bu gece hayır (hasenât) yapanlara müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
6- Altıncı kapıdaki melek: --- “Bu gece tüm Müslümanlara müjdeler olsun!” diye sesleniyor.
7- Yedinci kapıdaki melek ise: --- “Bu gece bir şey isteyen var mı ki, murâdı kendisine verilsin?”
Diğer bir rivâyette; --- “Bu gece Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara müjdeler olsun!” diye nidâ ediyor.
8- Sekizinci kapıda duran melek de: --- “İstiğfâr eden var mı ki, kendisi için (günâhları) mağfiret olunsun?!” diye bağırıyor.
Bunun üzerine: --- “Ey Cibrîl! Bu kapılar ne zamana değin açık olacak?” diye sorduğumda;
--- “Gecenin başından fecrin tulû’una (imsâk vakti girinceye) kadar” buyurduktan sonra:
--- “Bu gece, Kelb kabîlesi’nin koyun sürülerinin tüyleri kadar (çok) sayıda Allâh-ü Te’âlâ’nın, ateşten âzâdlıları vardır!” buyurdu.”
12- HZ. ‘ÂİŞE (R.’ANHÂ) ANLATIYOR (ARAPÇA)
عَنْ عَآئِشَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهَا، قَالَتْ: "لَمَّا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ اِنْسَلَّ رَسُولُ اللّٰهُ ﷺ مِنْ مِرْط۪ي، ثُمَّ قَالَتْ : وَاللّٰهِ مَا كَانَ مِرْطُنَا مِنْ خَزٍّ، وَلَا قَزٍّ ، وَلَا كُرْسُفٍ، وَلَا كَتَّانٍ، وَلَا صُوفٍ، فَقُلْنَا: سُبْحَانَ اللّٰهِ، فَمِنْ أَيِّ شَيْءٍ؟ قَالَتْ: إِنْ كَانَ سَدَاهُ لَشَعْرٌ، وَإِن كَانَتْ لُحْمَتُهُ لَمِنْ وَبَرِ الْاِبِلِ، قَالَتْ: فَخَش۪يتُ أَنْ يَكُونَ أَتٰى بَعْضَ نِسَآئِه۪، فَقُمْتُ أَلْتَمِسُهُ فِي الْبَيْتِ، فَيَقَعُ قَدَم۪ي عَلٰى قَدَمَيْهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَحَفِظْتُ مِنْ قَوْلِه۪ وَهُوَ يَقُولُ:
"سَجَدَ لَكَ سَوَاد۪ي وَخَيَال۪ي، وَأٰمَنَ لَكَ فُؤَاد۪ي، فَهٰذِه۪ يَد۪ي وَمَا جَنَيْتُ بِهَا عَلٰى نَفْس۪ي!، يَا عَظ۪يمُ يُرْجٰى لِكُلِّ عَظ۪يمٍ يَا عَظ۪يمُ إِغْفِرْ لِيَ الذَّنْبَ الْعَظ۪يمَ، سَجَدَ وَجْه۪ي لِلَّذ۪ي خَلَقَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ "، وَأَبُوءُ لَكَ بِالنِّعَمِ، وَأَعْتَرِفُ بِالذُّنُوبِ الْعَظ۪يمَةِ ، ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي، إِنَّهُ لَايَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ، أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِرَحْمَتِكَ مِنْ نِقْمَتِكَ، وَأَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ جَّلَّ وَجْهُكَ، لٰٓا أُحْص۪ي ثَنَآءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ." ثُمَّ رَفَع رَأْسَهُ وَهُوَ يَقُولَ: "أَللّٰهُمَّ هَبْ ل۪ى قَلْبًا تَقِيًّا نَقِيًّا مِنَ الشَّرِّ بَرِيًّا لَاكَافِرًا وَلَا شَقِيًّا." ثُمَّ عَادَ فَسَجَدَ وَهُوَ يَقُولَ: "أَقُولُ كَمَا قَالَ أَخ۪ي دَاوُ۫دُ عَلَيْهِ السَّلَامُ أُعَفِّرُ وَجْه۪ي فِي التُّرَابِ لِسَيِّد۪ي وَحُقُّ (حُقَّ) لِوَجْهِ سَيِّد۪ى أَنْ تُعَفَّرَ الْوُجُوهُ لِوَجْهِه۪." ثُمَّ رَفَع رَأْسَهُ، فَقُلْتُ: بِأَب۪ي أَنْتَ وَأُمّ۪ي، أَنْتَ ف۪ي وَادٍ وَأَنَا ف۪ي وَادٍ." ---قَالَتْ: فَسَمِعَ حِسَّ قَدَمِي فَدَخَلَ الْحُجْرَةَ--- وَقَالَ: "يَا حُمَيْرَآءُ أَمَا تَعْلَم۪ينَ (تَدْر۪ينَ) مَا هَذِهِ اللَّيْلَةُ، هٰذِهِ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ، إِنَّ لِلّٰهِ عَزَّ وَجَلَّ ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ عُتَقَآءَ مِنَ النَّارِ بِقَدَرِ (بِعَدَدِ) شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ." قَالَتْ: قُلْتُ: "يَا نَبِيَّ اللّٰهِ وَمَا بَالُ شَعْرِ (غَنَمِ) كَلْبٍ؟ قَالَ: "لَيْسَ الْيَوْمَ فِي الْعَرَبِ قَوْمٌ أَكْثَرُ غَنَمًا مِنْهُمْ،
لَا أَقُولُ ف۪يهِمْ سِتَّةَ نَفَرٍ:
مُدْمِنَ خَمْرٍ، - 1
وَلَا عَاقَّ وَالِدَيْهِ، - 2
وَلَا مُصِرًّا عَلٰى رِبًا أَوْزِنًا، - 3
وَلَا مُصَارِمًا، - 4
وَلَا مُصَوِّرًا، - 5
وَلَا قَتَّاتًا." - 6
قُلْتُ: "يَا رَسُولَ اللّٰهِ قَدْ سَمِعْتُكَ تَذْكُرُ ف۪ى سُجُودِكَ اللَّيْلَةَ شَيْئًا مَا سَمِعْتُكَ تَذْكُرُهُ قَطُّ." قَالَ ﷺ: "وَعَلِمْتِ ذٰلِكَ؟" قُلْتُ: "نَعَمْ" قَالَ ﷺ: "تَعَلَّم۪يهِنَّ وَعَلِّم۪يهِنَّ فَإِنَّ جِبْر۪يلَ عَلَيْهِ السَّلَامُ أَمَرَن۪ي أَنْ أَذْكُرَهُنَّ وَأَرَدِّدَهُنَّ فِى السُّجُودِ." قَالَتْ: "فَمَا زَالَ رَسُلَ اللّٰهِ ﷺ، وَهُوَ يُصَلّ۪ي قَآئِمًا وَقَاعِدًا حَتّٰى أَصْبَحَ، فَأَصْبَحَ وَقَدِ اصْمَعَدَّتْ قَدَمَاهُ، فَإِنّ۪ي لَاَغْمِزُهَا، وَقُلْتُ: "بِأَب۪ي أَنْتَ وَأُمّ۪ي، أَتْعَبْتَ نَفْسَكَ، أَلَيْسَ قَدْ غَفَرَ اللّٰهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ؟ أَلَيْسَ قَدْ فَعَلَ اللّٰهُ بِكَ؟ أَلَيْسَ؟ أَلَيْسَ؟ فَقَالَ: "بَلٰى يَا عَآئِشَةُ، أَفَلا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا؟ هَلْ تَدْر۪ينَ مَا ف۪ي هٰذِهِ اللَّيْلَةِ؟" قَالَتْ: مَا ف۪يهَا يَا رَسُولَ اللّٰهِ؟ فَقَالَ:
" ف۪يهَا يُكْتَبُ كُلُّ مَوْلُودٍ مِنْ بَنِي أٰدَمَ ف۪ي هٰذِهِ السَّنَةِ،
وَف۪يهَا أَنْ يُكْتَبَ كُلُّ هَالِكٍ مِنْ بَن۪ي أٰدَمَ ف۪ي هٰذِهِ السَّنَةِ،
وَف۪يهَا تُرْفَعُ أَعْمَالُهُمْ،
وَف۪يهَا تَنْزِلُ أَرْزَاقُهُمْ."
فَقَالَتْ: "يَا رَسُولَ اللّٰهِ، مَاأَحَدٌ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا بِرَحْمَةِ اللّٰهِ؟" فَقَالَ: "مَا مِنْ أَحَدٍ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا بِرَحْمَةِ اللّٰهِ." قُلْتُ: "وَلَا أَنْتَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ؟ فَوَضَعَ يَدَهُ عَلٰى هَامَتِه۪، فَقَالَ: "وَلَا أَنَا إِلَّا أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللّٰهُ مِنْهُ بِرَحْمَةٍ." "يَقُولُهَا ثَلَاثَ مَرَّاتٍ."
13- HZ. ‘ÂİŞE (R.’ANHÂ) ANLATIYOR (TÜRKÇE)
“Şa’bân-ın yarısının gecesi olduğunda, Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) benim şalımın içinden sıyrılıp çıktı.
Ben “Hanımlarından birine gitmiştir” diye endişelenip kalktım. O’nu evde aramaya başladım. Ayağım, secde hâlindeyken O’nun mübârek ayaklarına değdi.
(Secdede o kadar uzun kaldı ki Allâh-ü Te’âlâ O’nun rûhunu secdede kabzetti sandım. Ayaklarına dokunduğumda, hareket edince, yaşadığını anlayarak çok sevindim.)
Secdede söylediği duâlardan, şunlar aklımda kaldı:
“Karartım da hayâlim de Sana secde etti. Gönlüm Sana îmân etti. İşte elim ve onunla işlediklerim.
Ey her büyük şey için kendisine umut bağlanan Büyük Allâh’ım!
Ey büyük! Büyük günâhları affet! Yüzüm, kendisini yaratan, kulağını ve gözünü yar (ıp yarat) ana secde etti. Ni’metlerini Sana karşı ikrâr ediyorum.
Büyük günâhlımı îtirâf ediyorum. Ben nefsime zulmettim. Öyleyse beni bağışla. Zîrâ günâhları Senden başkası affedemez. Azâbından affına sığınıyorum.
Hışmından rahmetine sığınıyorum. Gazâbından rızâna sığınıyorum. Senden Sana sığınıyorum. Zât’ın pek yûce olmakta dâim oldu.
Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem. Sen kendini övdüğün gibisin.”
Sonra mübârek başını kaldırıp şöyle duâ etti:
“Ey Allâh’ım! Bana, şerden arınmış bulunan, takvâ sâhibi olan, kâfir ve bedbaht olmayan bir kalb bağışla."
Daha sonra tekrâr dönüp secde yaptı ve şöyle duâda bulundu:
"Yâ Rabbî! Sana, kardeşim Dâvud (‘aleyhi’s-selâm)’ın dediği gibi diyorum. Seyyidim için yüzümü toprağa sürüyorum. Efendimin cemâli için tüm yüzler toprağa sürülmeye değer."
Daha sonra başını kaldırdığın-da, ben kıskançlıkla onun peşine düştüğümden utanarak;
--- “Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlellâh!.. Sen bir vâdidesin, ben ise başka bir vâdideyim (Sen ne düşünüyorsun, ben ne düşünüyorum?)!" dedim.
O zaman bana;
"Ey Humeyrâ! Bilmez misin ki bu gece, Şa’bân-ın yarı gecesidir. Bu gecede, Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar, Allâh’ın (cehennemden) âzatlıları vardır" buyurdu.
Ben de kendisine:
“Kelb kabîlesinin koyunlarının tüylerinin durumu nedir (ki ondan bahsettiniz)?" diye sorunca:
“Araplar içinde onlardan fazla sürüye sâhip bir kabîle yoktur.”
Ancak ben, (af olunmayacaklar arasında) altı kişiden bahsetmiyorum ki bunlar;
1- İçki içmeye devâm eden,
2- Ana babasına isyân eden,
3- Zinâya ısrâr eden,
4- Sıla-ı Rahm-i kesen,
5- Heykel tasvîr eden ve
6- Söz gezdiren (ler) dir" buyurdu.
O zaman ben: Yâ Rasûlellâh! Sizin bu gece secdenizde bir duâ da bulunduğunuzu işittim ki, bu zamâna kadar hiç işitmemiştim. Secdede diyordunuz ki:
"ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي، إِنَّهُ لَايَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ، أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِرَحْمَتِكَ مِنْ نِقْمَتِكَ، وَأَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ
مِنْكَ جَّلَّ وَجْهُكَ، لٰٓا أُحْص۪ي ثَنَآءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ."
“Azâbından affına sığınıyorum. Gazâbından rızâna sığınıyorum. Senden Sana sığınıyorum. Zât’ın yûce olmakta dâim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem. Sen kendini övdüğün gibisin.” Deyince;
--- “Sen bunu belledin mi?" diye sordular.
--- Ben “Evet” deyince:
--- “Bunları iyi öğren ve öğret. Çünkü Cibrîl (Aleyhi’s-selâm) bana bunları secdede tekrâr tekrâr söylememi emretti.” buyurdular.
İşte Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) böylece sabâha kadar ayakta ve oturarak namaza devâm etti.
Sabah olduğunda iki ayağı da iyice şişmişti. Ben onları oğuştururken:
“Anam babam Sana fedâ olsun! Kendinize çok zahmet verdiniz, Allâh-ü Te’âlâ Sizin geçmiş ve gelecek bütün günâhlarınızı bağışlamamış mıydı?” diye sayınca:
--- “Ey ‘Âişe! (Mâdem ki O, bana bu kadar lütûflarda bulundu) şimdi ben çok şükreden bir kul olmalı değil miyim? Bu gecede neler olduğunu bilir misin?" buyurdu. Ben:
“Ey Allâh’ın Rasûlü! Bu gecede neler var?" dediğinde:
1- “Âdem oğullarından bu sene doğacakların tamâmı bu gece yazılır.
2- Âdem oğullarından bu sene öleceklerin tümü bu gece kaydedilir,
3- Amelleri bu gece yükseltilir,
4- Rızıkları da bu gece indirilir.” buyurdu. Bu sefer ben:
“Yâ Rasûlellâh! Allâh’ın rahmeti olmadan kimse Cennet’e giremez mi?" dediğimde:
“Allâh’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez.” Buyurdu. Tekrâr ben,
“Sen de mi yâ Rasûlellâh!?” deyince, mübârek elini başının üstüne koyarak, üç kere:
“Allâh-ü Te’âlâ, rahmeti ile beni kuşatmazsa ben de giremem.” Buyurdular.
14- BERÂET GECESİ SECDEDE TEKRARLANMASI EMREDİLEN DUÂ
Berâat Gecesi, Âişe (r. ‘anhâ): “Yâ Rasûlellâh! Sizin, bu gece secdenizde bir duâda bulunduğunuzu işittim ki, bu zamana kadar bu duâyı yaptığınızı hiç işitmemiştim. Secdede diyordunuz ki:
"أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِرَحْمَتِكَ مِنْ نِقْمَتِكَ وَ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْكَ جَلَّ وَجْهُكَ، لٰٓا أُحْص۪ي ثَنَآءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَآ أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ."
“Azâbından affına sığınıyorum. Gazâbından rızâna sığınıyorum. Senden Sana sığınıyorum. Zât’ın yûce olmakta dâim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem. Sen kendini övdüğün gibisin” deyince, “Sen bunu belledin mi?” diye sordular.
Ben “Evet” deyince; “Bunları iyi öğren ve öğret. Çünkü, Cibrîl (Aleyhi’selâm) bana bunları secdede tekrâr-tekrâr söylememi emretti.” buyurdular. ”
15- ÖLÜMÜ HATIRLAMA, ECEL
﷽ ﴿ وَلَن يُؤَخِّرَ اللّٰهُ نَفْسًا إِذَا جَآءَ أَجَلُهَا ۚ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ.﴾
“Ama Allâh-ü Te’âlâ, eceli geldiği zaman hiçbir nefsi aslâ geciktirmez. Zâten Allâh yapmakta olduğunuz şeyleri (n görünen-görünmeyen tüm yönlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir.”
﷽ ﴿ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ.﴾
“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin.”
"إِنَّمَا الْعِبْرَةُ خَوَاتِمْ"
“İbret son’adır.”
16- KISACA ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ’YI ŞÖYLE TANIRIZ
Biz Allâh’ı ancak Kitabında ve Peygamber Efendimizin sözlerinde kendisini tanıttığı gibi tanıyabiliriz.
Allâh-ü Te’âlâ;
Vâr olan, ev¬veli ve sonu olmayan, (O hep vardı ve dâimâ vâr olacaktır.)
Bir olan, (Birdir ve benzersizdir, hiçbir varlık ona benzemez.)
Hiçbir şeye mutâc olmayan –Herkes ve her şey ona muhtaçtır, Bütün kâinâtta ne varsa hepsinin gerçek sahibi o’dur. Her şeyi görür, bilir ve işitir.-
Doğmayan, doğurmayan,
Eşi, benzeri ve dengi bulunmayan,
Mekân ve za¬mandan münezzeh olan,
Bütün varlıkları yaratan ve yaşatan,
Herkese rızık veren…
En yûce varlık, Tek İlâh ve tek Ma’bûd-dur.
17- İLÂHLAR EDİNMEYELİM
1- Ehl-i bid’at- “Allâh gibi severler”
﴿ ... يُحِبّوُنَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِۜ ... ﴾ [سورة البقرة:٢/ ١٦٥]
“ … Allâh’ı severcesine severler...”
2- Ehl-i sünnet ise, “Allâh (c.c.) için birbirlerini severler…”
" ... تَحَابَّا فِي للّٰهِ ... "
18- ALLÂH AŞKI VE PEYGAMBER SEVGİSİ
﷽﴿ قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَآؤُ۬كُمْ وَاَبْنَآؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَآ اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ى سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ﴾
“(EY MUHAMMED HABÎBİM!) DE Kİ: “EĞER;
1 - BABALARINIZ,
2 - OĞULLARINIZ,
3 - KARDEŞLERİNİ
4 - EŞLERİNİZ, 5 - AŞÎRETİNİZ (AKRABÂLARINIZ),
6 - KAZANDIĞINIZ MALLAR,
7 - KESÂDA UĞRAMASINDAN
KORKTUĞUNUZ TİCÂRETLERİNİZ,
8 - VE BEĞENDİĞİNİZ
MESKENLER (EVLERİNİZ),
ALLÂH’DAN,
PEYGAMBERİNDEN VE
O’NUN YOLUNDA CİHÂD-DAN;
SİZE; DAHA SEVGİLİ İSE, ARTIK ALLÂH’IN EMRİ GELİNCEYE KADAR BEKLEYİN! ALLÂH, FÂSIK TOPLULUĞU DOĞRU YOLA ERDİRMEZ.”
19- HANGİ PEYGAMBERE ÜMMETİZ?...
SABAHA KADAR KIYAMDA OKUDUĞU AYET-İ KERÎME
Ebû Zer -radıyallâh-ü ‘anh- şöyle nakleder:
Rasûlüllâh -sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem- bir gece kıyâmda sabaha kadar bu Âyet-i Kerîme’yi tekrarlayıp durdu:
بسم الله الرحمن الرحيم ﴿ اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿١٧﴾ ﴾
“Eğer kendilerine azâb edersen, şüphe yok ki onlar, Sen’in kullarındır (dilediğini yaparsın). Şâyet onları bağışlarsan, şüphesiz ki (kudreti ile her şeye üstün gelen) Azîz, (hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan) Hakîm Sen’sin!”
Allâh Rasûlü -sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem- yine bir gün yukarıdaki Âyet-i Kerîme ile:
“Rabbim, putlar insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir…”
Âyetini okudu. Ardından ellerini kaldırıp:
“Allâh’ım! Ümmetim, ümmetim!” diye yalvarmaya başladı. Bir taraftan da ağlıyordu. Bunun üzerine
Cenâb-ı Hak: --- “Ey Cebrâîl! “Gerçi Rabbin her şeyi daha iyi bilir ama insanlar da bilsin diye), git, Muhammed’e niçin ağladığını sor!” buyurdu.
Cebrâîl (‘aleyhi’s-selâm) geldi. Rasûlüllâh -sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem- ona, ümmeti için duyduğu endişe sebebiyle ağladığını bildirdi. Bunun üzerine Allâh-ü Te’âlâ:
“Ey Cebrâîl! Muhammed’e git ve O’na; “Ümmetin husûsun-da Sen’i râzı edeceğiz ve Sen’i aslâ üzmeyece-ğiz.” müjdemizi ulaştır.” Buyurdu.
İşte Allâh Rasûlü -sallâllâh-ü ‘aleyhi ve sellem- ümmetine böylesine düşkün ve merhametli idi. Bu hadîs-i şerîfi iyice tefekkür ederek, bizim O’na ne kadar muhabbet beslediğimizi ve bu muhabbetimizin delîli olarak Sünnet-i Seniyye’yi ne kadar yaşayabildiğimizi muhâsebe etmeliyiz.
20- PEYGAMBER SEVGİSİ --- ÜSVE-İ HASENE
فَصَلَّي اللّٰهُ عَلٰي نَبِيِّنَا وَ عَلَيْهِمْ أَجْمَع۪ينَ...
Üsve-i Hasene = yaralarımızın ilâcı, dertlerimizin dermânı, şerîatın başı, mi’râc sâhibi, yüksek makamların tâcı, insanlığı en doğru yola ileten rehber, rahmet Peygamberi ve Allâh-ü Te’âlâ-nın:
﷽ ﴿ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًاۜ ﴿٢١﴾
“İçinizden Allâh’ın lütfuna ve Âhiret Günü’ne umut bağlayanlar, Allâh’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Rasûlüllâh’ta güzel bir örneklik vardır.”
أُسْوَةٌ (ج) أَسَيً: قُدْوَةٌ، أسا (ج) آسية [عامة] [عامة] Yarayı tedâvî etmek, ilaç sürmek, ıslâh etmek, düzeltmek, yarayı tımar etmek, merhemli sargı…
أَسَا،- أَسْوًا و أَسَا[عامة]
https://www.almaany.com/ar/dict/ar-tr/%D8%A7%D8%B3%D9%88%D8%A9/
El-Me’ânî Sitesi’nden
21- HZ. PEYGAMBERİMİZ (SALÂLLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM)’İN MÜEZZİNLERİ
Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in döneminde müezzinlikleri ile meşhûr olan sahâbeler… Asr-ı saâdetten îtibâren müezzinler sesi güzel ve gür, Kur'ân-ı Kerîm'i iyi okuyan kimseler arasından seçilirdi. Peygamber Efendimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in zamânında;
MEDİNE-İ MÜNEVVERE’DE;
1. Bilâl-i Habeşî (r.’a.) ve
2. İbn Ümmü Mektûm (r.’a.),
MEKKE-İ MÜKERREME DE
3. Ebû Mahzûre (r.’a.),
KUBÂ’DA İSE;
4. Sa'd b. Âiz el-Karaz (r.’a.).
22- EBÛ MAHZÛRE = أبو محذورة
Rasûlüllâh (s.a.v.) Huneyn Seferi’nden dönerken, içlerinde daha sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in müezzinlerinden olacak olan Ebû Mahzûre (r.’a.)’nin de bulunduğu on kişilik bir grup aynı yolun yolcusuydu. Yolun bir yerinde Rasûlüllâh (s.a.v.)’ın müezzini, namaz için, Ezân-ı Muhammedî’yi okumaya başladı…
Huneyn Gazâsı kazanılır, Hevâzin Kabîlesi’nde istirahat edilir…
--- Peygamberimiz (s.a.v.) ey Bilâl namaz vaktidir ezân oku der…
--- Bir çok çoçuk Hz. Bilâl’i alaylı alaylı taklit ederler…
--- İçlerinden birinin sesi Peygamberimizin hoşuna gider çoçukların hepsini yanına çağırttırır…
--- Çoçuklar hem korkar hem sevinirler…
--- Hepsine ayrı ayrı bir kere daha okumalarını söyler…
--- Sıra Ebû Mahzûre (r.’a)’a gelir… 10 (on) yaşındadır…
--- Peygamberimiz (s.a.v.) Elini başına sürer…
--- Ebû mahzure derki: “O anda vucûdum tir-tir titredi saçlarım diken-diken oldu, kalbim peygamber (s.a.v.)’e karşı sevgiyle dolduki o ân ancâk yaşamakla anlaşılır…”
--- “Ey Mahzûre (r.’a) benim Mekke-i Mükerreme’deki Ka’be-mîn Müezzini olurmusun?” der …
--- “Anam babam sana fedâ olsun Yâ Rasûlâllâh olurum der…”
--- Aradan çok yıllar geçer ashâbın çoğu vefât etmiş genç sahâbiler büyümüş…
--- Ebû Mahzûre’nin yolu Medîne-i Münevvere’ye düşer bir berber dükkânının önünde gençler onu tanımadığı için alay etmeye başlarlar… Çünkü Ebû Mahzure (r.’a.)’nin saçları tâ diz kapaklarından aşağı doğru uzamıştır…
--- Böylemüslümanmı olur? diye gülerler…
--- Ebû Mahzure (r.’a.) başından geçen bütün olayları anlatır ve sonunda derki: --- “Hz peygamber (s.a.v.)’in elinin değdiği saçları kesmeye utandım, onun kokusunun başımdan gitmesinden hicâb ettim…”
23- SU KASÎDESİ / FUZÛLÎ
Suya virsün bağ-bân gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzâre su!
“Bahçıvan gül bahçesini sulamak için (boş yere) zahmet çekmesin! (Zîrâ), bin tane gül bahçesi sulasa (yâ Rasûlellâh, yine de) Sen’in yüzün gibi bir gül (hiçbir zaman) açılmaz!” Fuzûlî
24- UHUD GAZVESİ’NDE İKİ KADIN SAHÂBE ANNELERİMİZ
5 (beş) mu’azzam annelerimizden önce Hz. ‘Ömer (r.’a.) efendimizin bir kıssasını arz edeceğim!
1- HZ. ÖMER (R.’A.)’IN PEYGAMBER (S.A.V.) SEVGİSİ!
وَعَنْ عَبْدِاللّٰهِ بْنِ هِشَامٍ قَالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ ﷺ وَهُوَ اٰخِذٌ بِيَدِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ لِاَنْتَ أَحَبُّ إِلىَّ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ إِلَّانَفْس۪ى، فَقَالَ ﷺ: لَا، وَالَّذ۪ى نَفْس۪ى بِيَدِه۪ حَتّٰى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْكَ مِنْ نَفْسِكَ. فَقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه: فَإِنَّهُ الْاٰنَ لِاَنْتَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ نَفْس۪ى. فقَالَ ﷺ: اَلْاٰنَ (تَمَّ) يَا عُمَرُ.
Abdullâh İbnu Hişâm (r.a.) anlatıyor: --- “Biz Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) ile berâberdik. O sırada, (‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), Ömer (r.a.)’ın elinden tutmuştu. Hz. Ömer:
--- “Ey Allâh’ın Rasûlü! Sen bana, nefsim hâriç herşeyden daha sevgilisin!” dedi. Rasûlüllâh hemen şu cevâbı verdi:
--- “Hayır! Nefsimi elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemîn ederim, ben sana nefsinden de sevgili olmadıkça (îmânıın eksiktir)!”
Hz. Ömer (r.’a.): --- “Şimdi, sen bana nefsimden de sevgilisin!” dedi.
Bunun üzerine (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) Efendimiz: --- İşte şimdi (kâmil îmâna erdin) Yâ Ömer!” buyurdular.”
2- ÜMM-Ü ÜMERÂ HZ. NESÎBE (R.’ANHÂ) ANNEMİZ…
Uhud savaşında vücûdu kanlar içinde kaldığı halde Peygamberimiz (s.a.v.)’i korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın!.. Hz. Nesîbe, Lakâbı; Ümm-ü Ümerâ (r. ‘anhâ)
Cihâd meydanlarında erkekler gibi cihâd etti. Son cihâdında kolu koptu. On iki (12) yerinden ağır yara aldı. (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den Hadîs-i Şerîf’ler rivâyet edip âlimler arasına katıldı.
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) buyurdu ki: --- “Sağa sola nere dönsem, Nesîbe’yi önümde beni savunurken görüyordum.”
Biat ettikten sonra ilk duâsı şu oldu: --- “Rabbim; Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın sevgisini kalbimden bir an bile çıkarma.”
3- SÜMEYRÂ, BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ) ANNEMİZ…
أَيْنَ رَسُل اللّٰهْ ﷺ
Babası, Kocası, Kardeşi Ve oğlu!
--- Uhud’a vardığında babasının, kardeşinin, kocasının ve oğlunun paramparça olmuş cesetleriyle karşılaştı. Ama yine O أَيْنَ رَسُل اللّهْ diyordu!
Uhud Harbi’nde Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i arayan Bir Kadın Sahâbe-i Kirâm’e!
Sümeyrâ Bint-i Kays (رضي الله عنها) hakkında çok kısa bilgi:
• Ensâr’dan bir sahâbî hanımdır (Medîne-i Münevvere’li).
• Akabe Biatları’na katılan kadınlar arasında yer almıştır.
• Rasûlüllâh ﷺ’e ilk îmân eden ve destek veren hanımlardandır.
Yüce Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın, Medîne-i Münevvere’de yerleşmesi sürecinde sadâkati ve fedakârlığı ile anılır.
--- “Uhud Savaşı’nda Medîne-i Münevvere’liler karmakarışık ve darmadağınık olmuştu. Herkes bir tarafa kaçıyor ve: --- “Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü” diye bağrışıyorlardı. Hattâ bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki, bu haber Medîne-i Münevvere’nin civâr mahallelerine kadar ulaşmıştı.
Sonra evli kadınlardan biri, durumu öğrenmek için yola çıktı, ilk önce hangisiyle karşılaştığını bilemiyorum ama birine rastladığı zaman ona,
--- “Bu kim?” diye soruyor,
O da --- “Şu baban”,
Bir başkası, --- “Şu kardeşin”,
Başka rastladığı biri, --- “Şu kocan”,
Bir diğeri de --- “Şu da oğlun” diyordu.
Kadın, --- “أَيْنَ رَسُولُ اللّٰةْ = Eyne Rasûlüllâh = Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? O ne yaptı?’ diye soruyor,
Onlar da --- “Ön tarafta! O burada yukarıda” diye cevap veriyorlardı.
Nihâyet kadını hemen Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler. Kadın onun yanına koştu, elbisesinin/giysisinin eteğine bir ucuna yapıştı öptü ve şöyle dedi:
--- “Tüm musîbetler Sen hayatta olduğun müddetçe hafif gelir Yâ Rasûlallâh. Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlüllâh! Sen hayatta olduktan sonra ben kimi kaybedersem kaybedeyim hiç önemli değil, dedi.”
﷽ ﴿ وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِى اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ ﴿١٤٤﴾ ﴾
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veyâ öldürülürse gerisingeriye (eski dîninize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allâh’a hiçbir zarar veremez. Allâh, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”
Tefsir kaynaklarımızda bu rivâyet şöyle açıklanır:
Yanlış şekilde; bâzı kimseler (Şeytan), bâzı Müslümanlar ve/veyâ düşmanlar tarafından “Muhammed ﷺ öldürüldü” şeklinde yanlış söylenti yaydılar.
أَخْبَرَ بَعْضُ الصَّحَابَةِ ف۪ي يَوْمِ أُحُدٍ قَالُوا: "قُتِلَ مُحَمَّدٌ ﷺ فَارْجِعُوا إِلَى أَهْلِكُمْ."
“Uhud Günü bazı sahabeler şöyle dediler: “Muhammed ﷺ öldürüldü Medîne-i Münevvere’ye dönün.”
فَقَالَ أَحَدُ الْمُهَاجِر۪ينَ لِلْأَنْصَارِيِّ الَّذ۪ي يَسْقُطُ ف۪ي دَمِه۪ "يَا أَخَا، أَأَنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ مُحَمَّدًا ﷺ قُتِلَ؟." فَقَالَ الْأَنْصَارِيُّ: "إِنْ قُتِلَ فَقَدْ بَلَّغَ الرِّسَالَةَ، فَقَاتِلُوا عَن د۪ينِكُمْ."
Bir muhâcir, kanlar içinde kalan Ensâr’a -rızvânüllâh-i te’âlâ ‘aleyhim ecme’în- şöyle dedi: “Ey kardeş, biliyor musun ki Muhammed ﷺ öldürüldü mü?” Ensâr şöyle karşılık verdi: “Ensâr şöyle dedi: “Eğer o öldüyse, elbette tebliğin tamamını yaptı ve bizlere ulaştırdı. O halde dîniniz için savaşın.”
Uhud Savaşı’nda savaş karışınca Müslümanlar arasında, derin bir hüzün, mahcûbiyet, korku, yeis hâli, karışıklık, panik, moral bozukluğu baş gösterdi.
Uhud’da Müslümanlar geri çekildiğinde şeytan, “Muhammed öldü” diye bağırdı; bu söz Müslümanların cesâretini kırdı ve Âyet-i Kerîme nâzîl oldu.
"وَفِي الْيَوْمِ ذٰلِكَ َقَالَ شَيْطَانٌ: يَا عِبَادَ اللّٰهِ، إِنَّ مُحَمَّدًا ﷺ قُتِلَ."
‘Ve Şeytan bağırdı: ‘Ey Allâh’ın kulları! Muhammed ﷺ öldürüldü.’
Rivâyete göre şeytan bu sözü bağırdı; hatta bir adam Müslümanlar arasında bu sözü söyleyerek paniğe yol açtı.
Bunun üzerine Kur’ân-ı Kerîm-de yukarıdaki Âyet-i Kerîme nâzîl oldu ve Müslümanların böyle söylentilere kapılmamaları emrolundu.
--- “Gidin savaşın! Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın yanından ayrılmayın! Eğer onun başına bir şey gelirse ve siz sağ olarak Medîne-i Münevvere’ye dönerseniz, Vallâh-i evime almam yüzünüze bakmam.”
--- “Benim o boynu kopasıca babama ne oldu ki, Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü de o onlara bir şey yapmadı. Ben demiştim ki, baba git Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) müdâfî ol, eğer onun başına bir iş gelirse ve sen sağ olarak dönersen vallâh-i ben yüzüne bakmam demiştim. Ya benim oğullarıma ne diye ağlıyorum.”
Sümeyrâ gözyaşları içerisinde kalktı ve oğullarının şehîd olduğu yere geldi. Kendi elleriyle onların başlarını, kollarını ve gövdelerini topladı. Medîne-i Münevvere’den getirdiği heybenin içine koydu. Atına binip Medîne-i Münevvere’ye yöneldi. Bu seferde şöyle haykırıyordu:
--- “Ben kadınlık âleminin en üstün en şerefli kadınıyım, ben oğullarını, kocasını, babasını onun (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem’in) yolunda doğratma ve şehîd etme bahtiyârlığına ermiş bir kadınım dedi.”
4- ÜMM-Ü SÜLEYM ANNEMİZ!
Ümm-ü Süleym annemiz oğlu Enes’i (Mâlik) hediye verecek başka bir şeyi olmadığı için Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)‘e hediye verir...
Ümm-ü Süleym (r.’anhâ) dinine son derece bağlı ve sabırlı bir kadındı. “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-selâm)’ı çok severdi. Evinde pişirdiği yemekten, mutlaka ona ayırırdı. Daha Resûlullah efendimiz, Medine’ye yeni hicret etmişlerdi. O sırada Hazreti Ebâ Eyyûb el-Ensârî’nin evinde, kalıyordu. Bir hizmetçisi de yoktu. Müslümanlardan her biri, gücü yettiği miktarda, “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-selâm) hediyeler takdim etmişlerdi. Ümm-ü Süleym de (r.’anhâ); o sırada elinde hediye edecek bir şey bulunmadığı için henüz 12 yaşlarında olan oğlu Enes’i (r.’a.) Ebû Talha ile berâber elinden tutarak, “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-selâm)’ın huzûruna getirdi ve: “Yâ Rasûlellâh! Enes (r.’a.), terbiyeli bir çocuktur, zekîdir. Müsaade ederseniz, size hizmet etsin! Haddim olmayarak size hediye ettim. Benim oğlum ve Sizin de hizmetkârınızdır” dedi.
Hazreti Enes bin Mâlik (r.’a.), buyurdu ki: “Peygamberimiz Medîne-i Münevvere’ye gelişlerinden vefâtlarına kadar, hazarda ve seferde kendilerine hizmet ettim. Yaptığım herhangi bir işten dolayı bana: (Bunu neden böyle yapmadın? Veya yapmadığım bir iş için de, bunu böyle yapmasaydın!) demedi.” Hattâ bir gün Enes bin Mâlik’i (r.’a.), Resûlüllâh efendimiz bir yere gönderdiğinde eve geç gelmişti. Annesi Ümm-ü Süleym (r.’anhâ) “Eve niçin geç geldin?” dedi. Hazreti Enes de: “Peygamberimiz (‘aleyhi’s-selâm) beni bir işe gönderdi” dedi. Annesi, “Nedir o iş?” deyince: “O, aramızda gizli sırdır” diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi: “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-selâm)’ın sırrını iyi muhâfaza et!” dedi.
5- MERYEM ANNEMİZ 18 YIL CAMİİ TEMİZLİĞİ YAPAR…
﷽ ﴿ اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنّ۪ى نَذَرْتُ لَكَ مَا ف۪ى بَطْن۪ى مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنّ۪ىۚ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٣٥﴾ ﴾
“Bir zamanlar ‘Imrân’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabûl buyur; kuşkusuz her şeyi işiten ve her şeyi bilen, sensin.”
Ve İbn Abbâs: --- "İmrân'ın karısı: Karnımdakini âzâdlı bir kul olarak sana adadım. Benden de bunu kabûl et." âyetindeki "Muharraran" sözü, mescide tahsîs edilmiş, ona hizmet edecek bir azâdlı demektir, demiştir.
‘Imrân Babası, Hanne Annesi, Mescid-i Aksâ’ya adamıştır…
6- MESCİT ÂŞIĞI; ÜMM-Ü MİHCEN (R.’ANHÂ)
Peygamberimiz (sallelâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in mescit âşığı; Ümm-ü Mihcen (r.’anhâ)’e verdiği değer!
"أَفَلَا كُنْتُمْ آذَنْتُمُون۪ي بِه۪ دُلُّون۪ي عَلٰى قَبْرِه۪ -أَوْ قَالَ قَبْرِهَا- فَأَتٰى قَبْرَهَا فَصَلّٰى عَلَيْهَا."
Mescidi Süpürmek. (Ötesine Berisine Düşmüş) Paçavraları. Çöpleri ve Ağaç Kırıntılarını Toplamak Bâbı
458--- ... (Ebû Hureyre -r.’a.- şöyle demiştir): Bir zenci adam, yâhud zenci kadın, mescidi süpürür idi. Vefât etti. Peygamber (sallelâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) onun hâ¬linden sordu. Öldü dediler. --- “Bana haber vermeli değil miydiniz? O adamın -yâhud- o kadının- kabrini bana gösteriniz" buyurdu. Müteâ-kiben o adamın veyâ kadının kabrine vardı ve üzerine namaz kıldı.”
25- SELÂM: HZ. ÂDEM (‘ALEYHİ’S-SELÂM)’A İLK SELÂM NASIL ÖĞRETİLDİ?
"آدَابٌ وَ أَحْكَمٌ --- اَلسَّلَامُ وَ الْمُصَافَحَةُ --- رَدُّ التَّحِيَّةُ بِأَحْسَنْ مِنْهَا أَوْ بِمِثْلِهَا"
قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: ﷽ ﴿ وَاِذَا حُيّ۪يتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَآ اَوْ رُدُّوهَٓاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ حَس۪يبًا ﴿٨٦﴾ ﴾
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veyâ aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz Allâh, her şeyin hesâbını gereği gibi yapandır.”
SELÂM
DÜNYÂ VE ÂHİRET SIKINTILARINDAN KURTULMAK
SALÂT
ALLÂH-Ü TE’ÂLA-NIN SALÂT ETMESİ
PEYGAMBER’İN SALÂT ETMESİ
MELEKLER’İN SALÂT ETMESİ
MÜSLÜMANLAR’IN SALÂT ETMESİ
RАНМЕТ BAĞIŞLAMA
ŞEFÂAT
BAĞIŞLANMA DİLEMEK ŞAN VE ŞEREF’İN YÜKSELMESİNE
DUÂ ETMEK
عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: "خَلَقَ اللّٰهُ آدَمَ عَلٰى صُورَتِه۪، طُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعًا، فَلَمَّا خَلَقَهُ قَالَ: اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلٰى أُو۬لٰٓئِكَ النَّفَرِ مِنَ الْمَلٰٓائِكَةِ فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ، فَإِنَّهَا تَحِيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيَّتِكَ. فَقَالَ: أَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ. فَقَالُوا: أَلسَّلَامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ. فَزَادُوهُ: وَرَحْمَةُ اللّٰهِ."
Selâm’ın rivâyeti şöyledir:
Ebû Hureyre (radıyallâh-ü ‘anh) rivâyet eder. Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) buyurdu ki:
“Allâh-ü Te’âlâ, Hz. Âdem (‘aleyhi’s-selâm)’ı kendi sûretinde yarattı, boyu altmış arşındı. (40.8 mt.) Onu yarattığında şöyle buyurdu:
“Git, şu oturan meleklere selâm ver; sana nasıl karşılık vereceklerine kulak ver dinle. Çünkü bu, senin ve zürriyetinin selâmı olacaktır.”
Hz. Âdem meleklere giderek: أَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ. es-Selâm-ü ‘Aleyküm dedi. Melekler de ona: أَلسَّلَامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ.
es-Selâm-ü ‘Aleyke Ve Rahmetüllâh. Diye karşılık verdiler. Bunun üzerine Allâh-ü Te’âlâ şöyle buyurdu: “İşte bu, senin ve soyunun selâmıdır.”
﷽ ﴿ فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّه۪ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِۜ اِنَّهُ هُوَ التَّـوَّابُ الرَّح۪يمُ ﴿٣٧﴾ ﴾
“Bunun üzerine Âdem Rabbi’nden bâzı kelimeler aldı (bunlarla tövbe etti); Rabbi de onun tövbesini kabûl buyurdu. Şüphesiz O, tövbeleri kabûl buyuran ve rahmeti sınırsız olandır.”
26- KUR’ÂN-I KERÎM OKUMANIN ÂDÂBI
﷽ ﴿ وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِـه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪يٓءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوٓا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ﴿٣﴾ ﴾
“Hacc-ı Ekber gününde, Allâh ve Resûlü’nden bütün insanlara bir bildiridir: Allâh ve Resûlü, Allâh’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allâh’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azâbı müjdele!”
وَرَسُولُهُۜ =وَرَسُولِه۪ۜ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪يٓءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ
= olarak okunursa sâdece bir hareke ötre = esre olarak okunursa burada insanı kâfir eder "نَعُوذُ بِاللّٰهِ"
… Allâh, Resûlü ve Allâh’a ortak koşanlardan uzaktır…
27- ÇÖLDE DEVEMİN YULARINI KAYBETSEM!
وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا:
"لَوْ ضَاعَ ل۪ي عِقَالُ بَع۪يرٍ لَوَجَدَتْهُ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ تَعَالٰى."
İbn-i Abbâs (r.’a) şöyle der: “Eğer ben çölde devemin yularını kaybetsem onu Allâh’ın kitâbı’nda arar bulurum.”
28- KUR’ÂN-I KERÎM’DE, ALLÂH-Ü TE'ÂLÂ-NIN HAKKINDAN SONRA:
Kur’ân-ı Kerîm’de, üç şey üç şey ile birlikte zikredilmiştir!
1- Kur’ân-ı Kerîm’de, 1. mesele; Namaz/Zekât
Namaz=Zekât birbinden ayrılamaz, yâni Müslüman; namaz kılsa zekât vermese, bunlar birbirini bozar. Yâni kabulüne zarâr verir. Yaptığı ibâdetinin sevâbı az olur, tam tersi de aynıdır... Bunlar birbinden ayrılmaz. Tam tersi de aynıdır...
﷽ ﴿ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِع۪ينَ ﴿٤٣﴾ ﴾
“Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle berâber rükû edin.”
2- Kur’ân-ı Kerîm’de, 2. mesele; Allâh-ü Te’âlâ/Peygamber
﷽ ﴿ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِى الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ ... ﴿٥٩﴾ ﴾
“Ey îmân edenler! Allâh’a itâat edin, peygambere itâat edin sizden olan ülü’l-emre de…”
Allâh-ü Te'âlâ-ya itâat=Hz. Peygamberimiz Sallâllâh-ü aleyh-i ve sellem Efendimiz'e itâat birlikte her yerde zikredilmiştir. Kur’ân-ı kabûl ediyorum, Hadîs-i kabûl etmiyorum diyen, farzı kabûl ediyorum sünneti kabûl etmiyorum diyen, bunların inkârı da birbinden ayrılmaz mütemmim cüzlerdir... Cenâb-ı Allâh da Rasûlüne itâatsiz kendisine itâatı kabûl etmiyor…
3- Kur’ân-ı Kerîm’de, 3. mesele; Allâh-ü Te’âlâ/Ana-Baba
﷽ ﴿ وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوٓا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ ... ﴾
“Rabbin, sâdece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti…”
﷽ ﴿ وَ وَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ﴿١٤﴾ ﴾
“İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek -zorluk/güçlük içinde zorluk/güçlük- karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.”
Anne=Baba'ya itâat, Allâh-ü Te’âlâ-ya ve güzel söz=şükürden sonra gelir…
﷽ ﴿ وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَ بِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَآ اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يمًا ﴿١٤﴾ ﴾
“Rabbin, sâdece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veyâ ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara “öf” bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.”
29- VAAZ ŞAHÎN (ATMACA/DOĞAN) GİBİDİR! ÂYETLERİN SÂDECE ZÂHİRİNİ OKUYARAK ONLARI EĞLENCEYE ALMIŞ OLMAYIN...
﴿ ... وَلَا تَتَّخِذُٓوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًاۘ ... ﴾
“ … Sakın Allâh’ın âyetlerini eğlenceye (alaya) almayın!..”
Âyetlerin mânâlarını iyi düşünmeden, işâretlerini güzelce anlamadan, sırlarına ermeden, gerçeklerini araştırmadan, siyak ve sibâkını bilmeden, nüzûl sebebine ermeden, nûrlarıyla nûrlanmadan, vaazlarıyla ve hikmetleriyle öğütlenmeden, sâdece Âyetlerin zâhirini okuyarak onları eğlenceye almış olmayın… Nitekim;
" ... إِنَّ الْوَعْظَ كَالشَّاه۪ينِ فَإِنَّمَا يَقَعُ عَلَى الْحَىِّ لَا عَلَى الْمَيِّتِ فَمَنْ مَاتَ قَلْبَهُ وَنَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنْ ذٰلِكَ لَمْ يَتَأَثَّرْ بِالْمَوَاعِظِ ..."
"Vaaz Şahîn (Atmaca/Doğan) gibidir, ölüye (leş-e) konmaz (sâdece yaşayanların üzerine konar, ölülerin üzerine değil.) Ancak diriye konar. Bu hâle düşmekten --- (Vaazlardan te'sîrlenememekten) Kalbin ölmesinden Allâh-ü Teâlâ-ya sığınırız...”
"Kalb-ler tohum tarlaları gibidir. Vaaz ve nasîhatten boş kaldı mı (susuz) toprak gibi catlar, ondan iyilikler çıkmaz."
30- NAMAZ HAKKINDA İKİ KELÂM
Bütün farzlar yeryüzünde farz kılınmıştır, ama namaz göklerden bize bir lütuf olarak süzüle süzüle inmiştir…
Allâh-ü Te’âlâ bir şeyi hediye ettiyse artık onun üzerinde kıymetli bir şey yoktur…
"أَلصَّلَاةُ مِفْتَاحُ الْجَنَّةْ"
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
“Cennet’in anahtarı Namaz’dır.”
﷽﴿فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤﴾ اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَۙ ﴿٥﴾ ﴾
“Vay hâline o namaz kılanların ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Hayra da engel olurlar.”
Burada, Münâfıklar kast ediliyor…
﷽ ﴿ اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ﴾
“Ki onlar, namazlarında derin bir saygı hâli yaşarlar”
Burada, Müslümanlar kast ediliyor…
31- NAMAZ, MESCİD ÂDÂBI
﷽ ﴿ وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًۙا ﴿١٨﴾ ﴾
“Mescidler yalnız Allâh’ındır. O hâlde Allâh ile birlikte başkasına da tapmayın.”
بَابُ النَّهْيِ عَنِ الْبَيْعِ فِي الْمَسْجِدِ، ١٣٢١- حَدَّثَنَا الحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الخَلَّالُ قَالَ: حَدَّثَنَا عَارِمٌ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ العَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالَ: أَخْبَرَنَا يَز۪يدُ بْنُ خُصَيْفَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمٰنِ بْنِ ثَوْبَانَ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ ﷺ قَالَ:
"إِذَا رَأَيْتُمْ مَنْ يَب۪يعُ أَوْ يَبْتَاعُ فِي الْمَسْجِدِ، فَقُولُوا: لٰٓا أَرْبَحَ اللّٰهُ تِجَارَتَكَ، وَإِذَا رَأَيْتُمْ مَنْ يَنْشُدُ ف۪يهِ ضَالَّةً، فَقُولُوا: لَا رَدَّ اللّٰهُ عَلَيْكَ."
حَد۪يثُ أَب۪ي هُرَيْرَةَ حَد۪يثٌ حَسَنٌ غَر۪يبٌ وَالْعَمَلُ عَلٰى هٰذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ كَرِهُوا الْبَيْعَ وَالشِّرَآءَ فِي الْمَسْجِدِ، وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ، وَإِسْحَاقَ، وَقَدْ رَخَّصَ ف۪يهِ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي الْبَيْعِ وَالشِّرَٓاءِ فِي الْمَسْجِدِ."
“Mescitte mal alıp satan kimseyi gördüğünüz zaman, ‘Allâh kazandırmasın Allâh işinizi karlı kılmasın.’ deyiniz. Mescitte yitik soruşturanı gördüğünüzde de ‘Allâh sana onu buldurmasın/ Allâh sana cevap vermesin.’ deyiniz.”
﷽ ﴿ ... فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ... ﴿٥٠﴾ ﴾
“ … Artık Kur’ân-dan kolayınıza geleni okuyun…”
﷽ ﴿ اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا ﴿٧٨﴾ ﴾
“Gündüzün güneşin gün ortasını aşmasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; bir de sabah namazını, çünkü sabah namazı şâhitlidir.”
٥٥٥- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ: حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ:
" يَتَعَاقَبُونَ ف۪يكُمْ مَلٰٓائِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلٰٓائِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ ف۪ي وَصَلَاةِ الْفَجْرِ وَصَلَاةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذ۪ينَ بَاتُوا ف۪يكُمْ، فَـيَسْأَلُهُمْ وَهُوَ أَعْلَمُ بِهِمْ: كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَاد۪ي؟ فَيَقُولُونَ: تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ، وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ."
“Birtakım melekler geceleyin, diğer birtakımı da gündüz vakti birbiri ardınca gelip sizin aranızda bulunurlar. Onlar sabah namazı ile ikindi namazında bir araya gelirler. Geceleyin aranızda kalmış olanlar Allâh’ın huzûruna çıkarlar. Allâh-ü Te’âlâ, kullarının hâlini çok iyi bildiği halde, meleklere:
--- “Kullarımı ne hâlde bıraktınız?” diye sorar. Melekler:
--- Onları namaz kılarken bıraktık; yanlarına da namaz kılarken varmıştık, derler.”
32- NEFİS, EN AZILI DÜŞMAN SONRA ŞEYTAN!
﷽ ﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـٰٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ﴿٢٩﴾ ﴾
“Ey îmân edenler! Eğer Allâh’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allâh, büyük lütûf sâhibidir.”
﷽ ﴿ وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَآءَتْ مَص۪يرًا۟ ﴿١١٥﴾ ﴾
“Kim, kendisine hidâyet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.”
وَيُرْوٰى مِنْ حَد۪يثِ سَعْدِ بْنِ سِنَانٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ، قَالَ:
"لَيْسَ عَدُوُّكَ الَّذ۪ي إِذَا قَتَلَكَ أَدْخَلَكَ الْجَنَّةَ، وَإِذَا قَتَلْتَهُ كَانَ لَكَ نُورًا،
"أَعْدٰى عَدُوِّكَ نَفْسُكَ الَّت۪ي بَيْنَ جَنْبَيْكَ."
Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur:
1- “Senin düşmanın, seni öldürdüğünde seni cennete sokan;
2- Sen onu öldürdüğünde sana nûr olan kimse değildir.”
“Senin en azgın / en büyük en zararlı düşmanın; -Senin iki yanın (kaburgaların) arasında bulunan kendindir/nefsindir...”
Ayrıca, nefisle cihadda mağlûb olan, Cehennem’e gider. Düşmanla cihadda mağlûb olup, hayâtını kaybeden şehîd olur, Cennet’e gider.
33- KARIN BÜYÜKLÜĞÜ GÖBEK!...
"أَخْشٰى مَا خَش۪يتُ عَلٰٓى أُمَّت۪ي كِبَرُ الْبَطْنِ، وَمُدَاوَمَةُ النَّوْمِ، وَالْكَسَلُ، وَضَعْفُ الْيَق۪ينِ."
“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler;
1- Karın büyüklüğü,
2- Çok uyku, 3- Tembellik ve
4- Yakîn (iman) azlığıdır.”
34- FAKİR BİRİSİ ZENGİN BİRİSİNDEN İŞ İSTER…
--- Zengin o kişinin sabrını ölçmek ister…
--- Falan yerde tam bir gün bekle der…
--- Orada bir adam kuru yaş her ağacı keser…
--- Dayanamaz adamı îkâz eder… Kaybeder…
--- İkinci gün şans verilir…
--- Bir kadın yükünü kaldıramadıkça hala yük kor…
--- Dayanamaz kadını îkâz eder… Kaybeder…
--- Üçüncü gün şans verilir…
--- Herkes bir değirmen taşına farklı yönlere asılır…
--- Dayanamaz adamları îkâz eder… Kaybeder…
--- Birinci günkü AZRÂÎL (aleyhis’-selâm) dır…
--- İkinci günkü GÜNAHKÂR dır…
--- Üçüncü günkü K.KERİM dir… Aslâ değişmez…
﴿ اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا ﴾
“Onlar Kur’ân-ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalblerin üzerinde kilitleri mi var?”
35- MUSALLÎNİN=NAMAZ KILANIN SAKINMASI GEREKEN HALLER
وعن عبدالرحمن بن شِبْل قال: "نَهٰى رَسولُ اللّٰهِ ﷺ عَنْ نَقْرَةِ الْغُرَابِ، وَافْتَرَاشِ السَّبُعِ، وَأَنْ يُوَطِّنَ الرَّجُلُ بِالْمَكَانِ الَّذ۪ى فِي الْمَسْجِدِ كَمَا يُوَطِّنُ الْبَع۪يرُ."
Abdurrahmân İbn-ü Şibl (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm); (MUSALLÎ-NİN=NAMAZ KILANIN)
1- Karga gagalamasından,
2- Vahşî hayvanlar gibi kolları yaymaktan,
3- Kişinin mescidde deve gibi mekân tutmasından nehy etti.”
--- BU HADÎS-İ ŞERÎF-TE NAMAZLA İLGİLİ 3 (ÜÇ) ÂDÂB VARDIR:
Abdurrahmân İbn-ü Şibl (r.’a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm); (MUSALLÎ-NİN=NAMAZ KILANIN)
1- İki secde arasında (celse) bir miktar oturmaya (Tuma’nîne =)
"الطُّمَأْنِينَةُ" =
yer vermeden çabucak ikinci secdeye gitmeyi KARGA GAGALAMASI olarak tavsif etmiştir. Çünkü karga da bir leşe rastlayınca gagalarını peş peşe aralıksız saplar.
Ta’dîl-i erkân, namazın rükünlerini düzgün, yerli yerinde ve tam yapmak demektir, müstehakkını vermektir. Ta’dîl-i erkâna yakın anlamda kullanılan “tuma’nîne” kelimesi, yapılmakta olan rükne hakkının verildiğine kanaat getirilmesi hâlini ifâde eder. Ta’dîl-i Erkân özellikle;
1- Rükû’da,
2- Kavme’de (rükûdan kalktıktan sonraki duruşta),
3- Secde’de,
4- Celse’de (iki secde arasındaki oturuşta) söz konusu olur.
Hanefî mezhebindeki kuvvetli görüşe göre, sayılan dört yerde ta’dîl-i erkân vâciptir. Diğer bâzı mezheplere ve Hanefîlerden de İmâm Ebû Yûsuf (rh.’a.)’a göre ise ta’dîl-i erkân farzdır.
2- Musallî’nin secde sırasında kollarını yere yaymasını da VAHŞİ HAYVANLAR’ın yatma sırasında (ön ve arka) bacaklarını yere yaymasına benzetmiştir. Hâlbuki kollar yana doğru çıkmış ve dirsekler havada olmalıdır. Secde hâlinde iken ik’a -KÖPEK OTURUŞU- ile kolların yere yapıştırılması.
Çünkü ‘Âişe (r. ‘anhâ) Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in namazını anlatırken şöyle demektedir: "...O şeytanın arkası üzerine (makadı) oturmasını ve adamın kollarını yırtıcı hayvanlar gibi yere yapıştırmasını yasaklardı..."
3- Namaz kılan kimse mescidde aynı yere alışıp, her gelişinde orada namaz kılmamalıdır. Bu davranış hadîs-i Şerîf’te “DEVE GİBİ MEKÂN TUTMAK” ta’biriyle yasaklanmıştır. Çünkü develer ağıllarda her seferinde aynı alıştıkları yere ıharak yatmayı tercîh ederler.
4- TİLKİ gibi geleni gideni baş ile süzmeyin...
5- İmâm dan önce veyâ sonra hareket yaparak, başınızı MERKEP başına benzetmeyin...
6- Yüklü iken namaza durmayın...
a- Karnın aç ve sofra kurulmuş ise,
b- Tuvâlet ihtiyâcı sıkıştırmış ise...
36- CUM'A GÜNÜ; HAYIRLI CUMÂ’LAR VEYÂ CUM’ÂNIZ MÜBÂREK=BEREKETLİ OLSUN!
Bâzıları Cum’â zâten hayırlıdır hayırlı Cum’â demek hatâlıdır diye görüş bildiriyorlar… Hâlbuki bir Hadîs-i Şerîf’i nakletmekten dolayı Hz. Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in bu iltifatına mazhâr olabilir… Bırakalım, Cum’â Günü’nün hayırlı olduğu Hadîs-i Şerîfini hatırlatalım.
١٨-(٨٥٤) وحَدَّثَـنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَع۪يدٍ، حَدَّثَنَا الْمُغ۪يرَةُ يَعْنِي الْحِزَامِيَّ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الْأَعْرَجِ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ، قَالَ: "خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، ف۪يهِ خُلِقَ آدَمُ، وَف۪يهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةَ، وَف۪يهِ أُخْرِجَ مِنْهَا، وَلَا تَقُومُ السَّاعَةُ إِلَّا ف۪ي يَوْمِ الْجُمُعَةِ."
18- (...) Bize Kuteybetü’bnü Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Mugîra (yâni El-Nizâmî) Ebu’z-Zinâd'dan, o da A’rac’dan, o da Ebû Hüreyre’den naklen rivayet etti ki, Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):
“Üzerine güneş doğan en hayırlı gün Cum’â Günü’dür. Âdem (‘aleyhi’s-selâm) o gün yaratıldı, o gün Cennet’e konuldu ve o gün Cennet’den çıkarıldı. Kıyâmet de ancak Cum’â Günü kopacakdır.” buyurmuşlar.”
عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَب۪ي طَالِبٍ رَضِيَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُ يَقُولُ: "خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ فَقَالَ: "اَللّٰهُمَّ ارْحَمْ خُلَفَآئ۪ي، قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَمَنْ خُلَفَآؤُ۬كَ؟ قَالَ: "اَلَّذ۪ينَ يَأْتُونَ مِنْ بَعْد۪ي، يَرْوُونَ أَحَاد۪يث۪ي وَسُنَّت۪ي وَيُعَلِّمُونَهَا النَّاسَ."
Bir kere Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) yanımıza gelerek: “Ey Allâh’ım! Halîfelerime rahmet et.” diye duâ etti. O zaman biz: “Yâ Rasûlallâh! Senin halîfelerin kimlerdir?” diye sorunca:
--- “Onlar benden sonra gelecekler, benim hadîslerimi ve sünnetimi rivâyet edecekler ve onları insanlara öğretecekler.' buyurdu.”
"مَنْ حَفِظَ عَلَى الْأُمَّةِ حَد۪يثًا وَاحِدًا كَانَ لَهُ أَجْرُ أَحَدٍ وَسَبْع۪ينَ صِدّ۪يقًا."
“Bir tek hadîs dâhi ezberleyip bu ümmete aktaran kimseye yetmiş bir Sıddîk ecri vardır.”
عن عثمان بن عفان ـ رضي الله عنه ـ عن رسول الله ﷺ قال: "مَنْ صَلَّى الْعِشَآءَ ف۪ي جَمَاعَةٍ، فَكَأَنَّمَا قَامَ نِصْفَ اللَّيْلِ، وَمَنْ صَلَّى الصُّبْحَ ف۪ي جَمَاعَةٍ فَكَأَنَّمَا صَلَّى اللَّيْلَ كُلَّهُ."
“Osman b. Affân (Allâh ondan razı olsun) rivayet etmiştir: Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in şöyle dediğini işittim:
“Kim yatsı namazını cemâatle kılarsa, sanki gecenin yarısını namazla geçirmiş gibidir. Kim sabah namazını cemâatle kılarsa, sanki bütün gece namaz kılmış gibidir.”
37- ÇOCUKLARIN ANNE-BABA ÜZERİNDEKİ HAKLARI!
﷽ ﴿ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴿٦﴾ ﴾
Âile efrâdını, çocuklarını terbiye etmeyip, İslâmî husûslarda câhil bırakan ana ve babadan, çocuklar Allâh huzûrunda dâvâcı olacaklar ve şöyle diyeceklerdir:
"Bizi, anamız, babamız cahil bıraktı. Harâm lokma yedirdi. Harâm elbise giydirdi. Biz, bunları bilmiyorduk. Hakkımızı onlardan al."
“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allâh’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.”
“Birinin, üç kızı ile üç kızkardeşi olur da onların ezâlarına sabrederse, Allâh Te’âlâ o kimseyi Cennet-i alâya -en yüksek makâma- ulaştırır.” buyurunca, bir adam:
“Yâ Rasûlâllâh! İki kızı olsa da cennet’e girer mi?" dedi. Rasûlâllâh ‘aleyhi’s-selâm: “Bir olsa da yine Cennet'e girer.” buyurdu.
Bir Hadîs-i Şerîfte şöyle buyurulmuştur:
“Bir kimsenin bir kız evlâdı olsa da, onu İslâm âdâbı ile terbiye etse ve Allâh'ın kendisine verdiği nimetlerle büyütse, Allâh-ü Te’âlâ, o kişiyi cehennem ateşinden korur.”
“Bir kimsenin üç kızı olup da, onları besler, merhamet eder, terbiye ederse, cennet ona vâcib olur.”
Hadîs-i Şerîfte: “Evlâd kokusu, cennet kokusudur.” --- "Evlâd dünyâda nûr, âhirette sürûrdur."
Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki: “Şunlar, saâdet alâmetidir:
1- Sâliha hanım,
2- İtaat eden çocuklar,
3- Sâlih arkadaş.” [Hakim]
عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ قَالَ: "تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لِأَرْبَعٍ: لِمَالِهَا، وَلِحَسَبِهَا، وَلِجَمَالِهَا، وَلِد۪ينِهَا، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدّ۪ينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ."
Ebû Hüreyre"den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Bir kadınla dört şeyden dolayı evlenilir:
1- Malı,
2- Soyu,
3- Güzelliği ve
4- Dîni için.
Sen dindâr olanını seç. (Aksi hâlde) fakr u zarûrete dûçâr olursun!”
5- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evlâdına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Sâliha olmasına dikkât etmelidir!
6- Çocuklar arasında adâlete riâyet etmelidir.
7- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki: “Çocuğa güzel bir ad koymak, evlâdın baba üzerindeki haklarındandır.” [Beyhekî]
Çocuğa güzel isim koyunuz. Çünkü, kıyâmette herkes ismi ile çağırılacaktır.
“Allâh indinde sevgili olan isimler, (Abdullah, Abdurrahman)’dır."
Buhârî’nin rivâyetine göre, Efendimizin baldızı, Hz. Zübeyr’in hanımı Hz. Esmâ İslâm döneminde ilk çocuğu Abdullâh b. Zubeyr’i doğurunca onu Rasûlüllâh (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’a götürmüş; Hz. Peygamber de bir hurmayı kendi ağzında tahnik/çiğnedikten sonra çocuğun ağzına vermiş, onunla ağzını açmıştır. “Sonra da ona bereket (mübârek olması, her cihetle bereket bulması) için duâ etmiştir…”
8- Çocuğu güzel terbiye etmelidir! Hadîs-i Şerîf’lerde buyuruldu ki:
“Evlâdınıza ikrâm edin, onları edepli, güzel terbiyeli yetiştirin!” [İbn-i Mâce]
“Çocuğu terbiye etmek torunlara sadaka vermekten daha sevâbdır.” [Tirmizî]
9- Çocuğa karşı şefkâtli davranmalıdır!
38- KALPLERİ KATILAŞTIRMAYALIM!
﷽ ﴿ ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿٧٤﴾ ﴾
“Sonra bunun ardından kalbleriniz yine katılaştı; taş gibi, hattâ daha katı oldu.
1- Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır.
2- Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar.
3- Taş da vardır ki, Allâh korkusuyla (yerinden kopup) düşer.
Allâh, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.”
Peygamber efendimiz ‘aleyhi’s-selâm, torununu öperken biri görüp,
“Yâ Rasûlâllâh, benim on çocuğum var, hiçbirini öpmem” dedi. Ona, “Merhamet etmeyen merhamet bulamaz.” buyurdu. (Buhârî) Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki: “Çocuklarınızı çok öpün, her öpmenizde Cennetteki dereceniz yükselir.” [Buhârî] “Çocuk kokusu Cennet kokusudur.” [Taberânî]
10- Çocuklara bedduâ etmemelidir. İbn-i Mübârek hazretleri, çocuğunu şikâyet edene, “Çocuğa bedduâ ettin mi?” dedi. O da, evet deyince, “Çocuğun ahlâkını sen bozdun.” buyurdu.
Anlatıldığına göre sâlihlerden biri oğluna hiçbir şey emretmez ve bir şeye ihtiyacı olunca başkasına emrederdi. Kendisine: “Niçin böyle yapıyorsun?” diye soranlara şu cevâbı verirdi: “Oğluma bir şey emretsem sözümü tutmayarak cehennemlik olacağından korkuyorum. Ben oğlumu ateşe atamam.”
"مَنْ لَا يَرْحَمِ النَّاسَ لَا يَرْحَمِ اللّٰهُ."
Ebû Sa’îdi'l-Hudrî (r.’anh.) anlatıyor: "Rasûlüllâh (‘aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“İnsanlara merhametli olmayana Allâh-ü Te’âlâ merhamet etmez.”
11- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i Şerîf’te buyuruldu ki: “Evlâdınıza ikrâm edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evlâdınızın da sizde hakkı vardır.” [Taberânî]
12- Çocuğu helâl gıdâ ile beslemelidir! Harâm gıdânın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydâna gelmesine sebep olur. Hadîs-i Şerîfte “Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olur.” buyuruldu. (R.Nasıhin)
13- Babanın, çocuklarına ilim, edep öğretmesi farzdır. Önce, Kur’ân-ı Kerîm okumasını öğretmelidir. Sonra îmânın ve İslâm’ın şartlarını öğretmelidir. Yedi yaşından îtibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır! Dünyâ ve âhirette kurtuluş ilimledir.
39- ANNE-BABANIN YENİ DOĞAN ÇOCUKLARINA KARŞI YAPACAKLARI İLK DÎNÎ VAZÎFELER
1- Sağ kulağa ezân, sol kulağa kamet getirmek = Okumak,
2- İsim verilir (Müslümanlara yakışsın),
3- Başının tıraş edilmesi (traş edilen saçın ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk edilir. -fakirlere-),
4- Duâ (çocuğun dîni ve dünyası için-namazlı abdestli yaşlı biri daha uygundur),
5- İlk libas= elbise-kundak,
6- Tahnik¹ = damağın hurma veya tatlı bir şey ile oğulması (çiğnem yapıp vermek-çocuğa yedirilecek ilk gıda),
7- Akîka = (allâh-ü te'âlâ için şükür kurbanı kesilir (عقيقة) -kanı sürülür),
8- Velîme Yemeği: Ziyâfet -konu komşuya fakire yedirmek-,
9- Erkek çocuğun sünnet edilmesi,
10- Kız çocuğunun kulağın delinmesi,
11- Ondan ezâ'yı gidermek (kan, kir ve benzeri ezâlar temizlenir),
*** İbn-u Abbâs (r.'a.): “Çocuğun doğumunun yedinci gününde yedi şey yapmanın sünnet olduğunu beyân eder.”
12- Tahnik: damağını ovmak. Fikrini düzeltmek.
Yerde canlılar, gökte melekler şâhit olsun ki senin ismini ….. ….. verdik. Diye bebeğin kulağına söylenir.
40- ACELE EDİLECEK AMELLER
Hatem-i Es'âm (k.s.) buyurdu ki:
1- Gusül abdesti gerektiًinde geciktirmeden hemen gusül abdesti almak
2- Vakti giren namaz klmada,
3- Günâhlara tevbe etmede,
4- Cenâzeyi (ölüyü) defnetmede,
5- Borcu ِdemede,
6- Vakti gelen kız çocuklarn evlendirmede,
7- Misâfire ikrâm etmede,
8- Sadaka vermede,
9- Hayrlı bir işe başlaynca o işin bitmesinde,
10- İftar etmede,
11- Dünyâ işlerine acele etme, âhret işlerinde acele et!
12- Bunlar hâricinde acele etmek şeytandandır.
41- ÇOCUKLARIMIZ VE İSİM VERME HASSÂSİYETİ
Dilediğine kız çocukları bahşeder!
﷽ ﴿ لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُۜ يَهَبُ لِمَنْ يَشَآءُ اِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَآءُ الذُّكُورَۙ ﴿٤٩﴾ اَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًاۚ وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَآءُ عَق۪يمًاۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ ﴿٥٠﴾ ﴾
“Göklerin ve yerin egemenliği Allâh’a âittir.
Dilediğini yaratır;
Dilediğine kız çocukları bahşeder,
Dilediğine de erkek çocukları bahşeder.
Yâhut erkek ve kız çocuklarını birlikte verir.
Dilediğini de çocuksuz bırakır.
Şüphesiz O her şeyi bilir, her şeye gücü yeter. “
﷽ ﴿ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذ۪ينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍۜ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَح۪ينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّه۪يرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَآءِثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّۜ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿٥٨﴾ ﴾
“Ey îmân edenler!
Hizmetinizde bulunanlarla,
İçinizden henüz ergenlik çağına gelmemiş olanlar;
Yanınıza gelmek için sizden üç vakitte izin alsınlar.
1. Sabah namazından önce,
2. Öğle sıcağından dolayı (istirahata çekilirken) elbisenizi çıkardığınızda,
3. Yatsı namazından sonra.
Bunlar, örtülmesi gereken yerlerinizin açık bulunabileceği üç vakittir.
Bunlar dışında ne size ne de onlara bir sakınca vardır. Bunlar sıkça yanınıza girip çıkan, birbirinizle iç içe olduğunuz kimselerdir. Allâh size âyetleri işte böyle açıklar, Allâh her şeyi bilir, yerli yerinde yapar.”
﷽ ﴿ قُلْ هُوَ الَّـذ۪يٓ اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ ﴿٢٣﴾ ﴾
“De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”
Ana karnında ilk göreve başlayan organ:
1- Kulak,
2- Göz,
3- Kalb. Çocuk terbiyesi tâa ana karnında başlıyor…
﷽ ﴿ لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ٓي اَحْسَنِ تَقْو۪يمٍۘ ﴿٤﴾ ﴾
“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.”
AKŞAM OLUNCA ÇOCUKLARINIZI DIŞARI ÇIKARMAYIN/SALMAYIN
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: "إِذَا كَانَ جُنْحُ اللَّيْلِ - أَوْ أَمْسَيْتُمْ - فَكُفُّوا صِبْيَانَكُمْ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْتَشِرُ ح۪ينَئِذٍ،
--- Hz. Câbir (Radıyallâh-ü ‘anh) anlatıyor: “Rasûlüllâh (‘aleyhi's-salât-ü ve's-selâm) buyurdular ki:
“Karanlık çöktüğü zaman çocuklarınızı dışarı salmayın.
Çünkü şeytânlar bu esnâda her tarafa yayılırlar.
Yatsı vaktinden bir müddet geçince, onları serbest bırakın.
Kapını kapa, Allâh (-ü Te'âlâ)'ın ismini zikret,
Kandilini söndür, Allâh (-ü Te'âlâ)'ın ismini zikret,
Yemek kabının ağzını kapa ve Allâh (-ü Te'âlâ)'ın ismini zikret, (kapayacak bir şey bulamadığın takdirde [çubuk gibi] herhangi bir şeyi üzerine uzatıp koymak sûretiyle de olsa (bunu yap)!
Zîrâ şeytan, kapalı kapıyı açamaz. (çünkü şeytan, baş çözemez, kapı açamaz, kap ta aralayamaz.)
Kandilleri söndürün, zîrâ fasıkçık (fâre), olur ki, fitili çeker de ev halkını yakar.”
42- YEMEK YAPILIRKEN İKRÂM EDİLİRKEN OKUNUR
1- Bereket için (Ettehıyyât-ü),
2- Lezzet için (Kurayş = Liîlâf-i kurayş),
3- Hidâyet için (İnşirâh = Elem neşrahleke-i şerîf).
Cömert insanların yemeği şifâ olur. Cimri insanların yemeği dokunur…
Allahü teâlânın razı olduğu yolda bulunma, Cenâb-ı Hakk’ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik vermesi…
HZ. PEYGAMBER (SALLÂLLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM)’İN DEĞİŞTİRDİĞİ İSİMLER
عن عائشة رضى اللّه عنها قالت:كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ يُغَيِّرُ اسْمَ الْقَب۪يحَ.
Hz. Âişe (radıyallâh-ü ‘anhâ): “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) çirkin isimleri değiştirirdi” buyurmuştur.
Ebû Dâvud (rh.’a.) der ki: “Rasûlüllâh (‘aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm):
Atele = Şiddet, sertlik / Harb = Silm (sulh) Şihab = Hişam
Muzdaci'ı = Yatan ismini Münbais = Kalkan
Afire = çorak adını taşıyan bir araziyi / Hadire = yeşillik diye değiştirdi.
Şi'bu'd-Dalâlet'i = sapıklık geçidi / Şi'bu'l-Hüdâ = Hidâyet geçidi diye isimledi.
Âsiye = İsyankâr, itaatsiz kadın ismini / Cemîle = Güzel kadın olarak değiştirdi
Hakem İsmini, Allâh'ın bir ismi; olduğu için,
Hubab'ı, şeytan veyâ bir yılan cinsinin adı olduğundan;
Şihab'ı da alev gibi yanmayı ifade ettiğinden değiştirmiştir…
ŞİMDİ VERİLEN İSİMLERE BAKALIM!
Samed = Allâh-ü Te’âlâ-nın ismi şerîfi çok tehlikeli…
Aleyna = عَلَيْنَا aleyhimize=bizim hep zarârımıza
Tuğyan = (طغيان): Azgınlık, taşkınlık, azma, sınırları aşma, sapkınlık, dinden çıkma, zulüm ve zorbalık.
Kaya, Savaş, Asaf, Burçak, Serap, Ateş…
43- ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-YA BAŞ KALDIRIP KAFA TUTANLAR
﷽﴿ سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَ الثَّقَلَانِۚ ﴿٣١﴾ يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاص۪ي وَالْاَقْدَامِۚ ﴿٤١﴾ ﴾ ﷽﴿ وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿٤٠﴾ تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ ﴿٤١﴾ اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾ ﴾
“Ey (dünyâda) iki ağırlık (sâhibi olan insanlar ve cinler!) Yakında (dünyânın ömrü sona erdiği zaman, uzunca bir süre mühlet vermemizin ardından hesâbınızı görmek için) size yöneleceğiz.”
“(Kabirden mahşere giderken müşriklere sorgu-suâl yapılmayacak.) Çünkü o (şirk suçunu işlemiş olan) mücrimler (mâvi göze siyah surat şeklindeki korkunç) sîmâlarıyla tanınacaktır da artık (onlar) perçemler (i) ve ayaklar (ı birleştirilip alın saçlarından ve ayaklarından) yakalana (rak yaka paça cehenneme atıla) caktır.”
“Birtakım suratlar da o gün özellikle onların üzerinde yoğun bir toz (ve bulanıklık) vardır.”
“Onları (n suratlarındaki o tozu da) büyük bir karalık (ve karanlık) kaplayacaktır.”
“(Ey insan!) İşte sana! Ancak onlar (Allâh’ın haklarını inkâr eden) kâfirlerin ve (kul haklarını ihlâl eden) fâcirlerin ta kendileridir. (Onlar kâfirlikle fâcirliği birleştirdikleri için suratlarında da toz ve siyahlık bir araya getirilecektir.)”
﷽﴿ وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ﴾
“Andolsun zikirden sonra Zebûr’da da, “Yeryüzü iyi kullarıma kalacaktır” diye yazmıştık.”
Buradaki اَنَّ الْاَرْضَ = Kudüs-ü Şerîf’tir!..
44- CEBRÂÎL (‘ALEYHİ’S-SELÂM), ÇOK GÜÇLÜ, ÜSTÜN NİTELİKLERLE DONATILMIŞ
﷽ ﴿ عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ﴿٥﴾ ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ﴿٦﴾ وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰى ﴿٧﴾ ﴾
“Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri (Cebrâîl) öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü.”
﷽﴿ لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ﴿١٥﴾ فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ ﴿١٦﴾ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ ﴿١٧﴾ ﴾
"Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.”, “Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.”, “Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezâlandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezâlandırırız.”
45- TANDIRI YAKAN KADIN VE PEY… SORUSU!..
بِأَب۪ي أَنْتَ وَأُمّ۪ى! أَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَرْحَمِ الرَّاحِم۪ينَ؟ قَالَ: بَلٰى قَالَتْ: أَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِأَرْحَمَ بِعِبَادِه۪ مِنَ الامِّ بِوَلَدِهَا؟ قَالَ بَلَى قَالَتْ: فَإنَّ الامَّ َ تُلْقِي وَلَدَهَا فِي الْنَّارِ! فَأكَبَّ رَسُولُ للّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَبْكِي. ثُمَّ رَفَعَ رَأسَهُ إلَيْهَا فَقَالَ إنَّ اللّٰهَ َ يُعَذِّبُ مِنْ عِبَادِهِ اَ الْمَارِدَ الْمُتَمَرِّدِ: الَّذِي يَتَمَرَّدُ عَلي اللّٰهِ وَأبِى أنْ يَقُولَ: لاَ اِلٰهَ اِلاَ اللّٰهُ.
İbnu Ömer (r.anhümâ) anlatıyor:
--- “Annem ve babam sana fedâ olsun! Allâh Erhamu’r-Râhımîn (yâni merhametli olanların en merhametlisi) değil mi?” dedi. Kadın, Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’dan
--- “Evet!” cevâbını alınca bu sefer:
--- “Allâh-ü Teâlâ’nın kullarına olan rahmeti, annenin yavrusuna olan merhametinden daha fazla değil mi?” diye sordu.
‘Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm: --- “Elbette!” buyurdu.
Kadın: --- “Anne çocuğunu aslâ ateşe atmaz! (daha merhametli olan Allâh kullarını nasıl cehenneme atar?)” dedi. Bunun üzerine aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm ağlayarak başını eğdi. Sonra başını kadına doğru kaldırarak:
--- “Şüphesiz Allâh, hak yoldan sapıp O’na itaat etmeye tenezzül etmeyen ve tevhîd kelimesini söylemekten imtinâ eden azgın kulundan başka kullarına azâb vermeyecektir.” buyurdu.”
﷽ ﴿ وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلًا ﴿١١﴾ اِنَّ لَدَيْنَآ اَنْكَالًا وَجَح۪يمًۙا ﴿١٢﴾ وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا اَل۪يمًا ﴿١٣﴾ ﴾
“Ni’met içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz süre tanı.”, “Kuşkusuz katımızda (onlar için) prangalar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek, elem verici bir azap vardır.”
46- ŞEYTAN’A ESİR OLMA!
Şeytan 4 kimlikle karşımıza çıkar:
1- İblis,
2- Nefs,
3- Kötü arkadaş,
4- Kötü dîn adamı...
5- Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım…
47- ŞEYTÂN’IN HÎLESİ DÖRT YÖNDENDİR
بسم الله الرحمن الرحيم ﴿ ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَآئِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَ كْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ ﴿١٧﴾ ﴾
“Sonra (pusu kurup) elbette onlara
1- Önlerinden,
Geleceğe yönelik şeylere şüphe ve tereddüt katarak, cennet, mîzân, hesâb vs. yok der. Der de der. İnsanın hayâtını ters-düz eder. İnsanı tam bir zulûm makinesi hâline getirir.
2- Arkalarından,
İnsana, dünyâyı bitmeyecek-miş gibi gösterir. İçine bitmek tükenmez kuruntular atar. İnsanı tam bir dünyâlı yapar ve böylece her yönü işgâl eder….
3- Sağlarından,
Yapılan iyiliklere süs-püs katarak bulandırır. İhlâs ve samîmiyeti kırar.
4- Sollarından,
Bütün kötülükleri allar-pullar, insana sevimli gösterir. Harâm vâdîlerinde cennet bahçesi gibi dolaştırır.
Sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse) ler bulamayacaksın.”.”
﷽ ﴿ قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُ۫مًا مَدْحُورًاۜ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَئَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴾
“Allâh, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlar-dan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”
Ama iki yön daha vardır.
1- Üst taraf;
Allâh’a saygı duyacağımız yön, yâni duâ-duâ-duâ yalvarma yönü.
2- Alt taraf;
İnsanın Allâh’a en yakın olmasını elde edeceği yer. Secde mahalli… İşte şeytân bu iki noktada savuşturur.
Bu noktada Şeytan, rahmetin iniş yeri olan üst ciheti anamamış, alt cihetten geliş de insanı korkutarak maksadına uymaz gerekçesiyle onu da anmamıştır.
Rivâyete göre; Şeytan bu sözü söyleyince (A’râf Sûresi, 7/17.) Meleklerin kalbleri insanlara acımaya başlayarak: “Ey İlâhımız! Bu dört cihetten kendisini kuşatmış olan Şeytandan insan nasıl kurtulacak?” dediler. Allâh-ü Te’âlâ da onlara:
Bu noktada Şeytan, rahmetin iniş yeri olan üst ciheti anamamış, alt cihetten geliş de, insanı korkutarak maksadına uymaz gerekçesiyle onu da anmamıştır.
... فهذا الخَبَرُ يدلُّ على أنَّ الشَّيطان لا يترك جهة من جهات الوسْوسَةِ إلاَّ ويلقيها في القَلْبِ. فإن قيل : فلم [لم] يذكر من الجهات الأربع [مِنْ فَوْقِهِم ومِنْ تَحْتِهِم؟] فالجوابُ أنَّا ذكرنا أنَّ القُوَى التي يتولَّدُ منها ما يُوجِبُ تفويتَ السَّعادات الرُّوحانية فهي موضوعةٌ في هذه الجوانب الأربعة من البدنِ. وأمّا في الظَّاهر فيروى أنَّ الشَّيْطانَ لمَّا قال هذا الكلام رقت قلوب الملائكة على البشر فقالوا: يا إلهنا، كيف يتخلَّصُ الإنسان من الشيطان مع كونه مستولياً عليه من هذه الجهات الأرْبَعِ؟ فأوحى اللّٰهُ تعالى إليهم:
"أنه "بَقِيَ لِلْاِنْسَانِ جِهَتَانِ: اَلْفَوْقُ وَالتَّحْتُ، فَإِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ إِلٰى فَوْقٍ فِي الدُّعَٓاءِ عَلٰى سَب۪يلِ الْخُضُوعِ، أَوْ وَضَعَ جَبْهَتَهُ عَلَى الْاَرْضِ عَل۪ى سَب۪يلِ الْخُشُوعِ غُفِرَتْ لَهُ ذَنْبُ سَبْع۪ينَ سَنَةً."
“İnsan için iki cihet kaldı; üst ve alt! Duâ yaparken huzû’ üzere (boyun kırarak) ellerini yukarı kaldırırsa veyâ huşû’ üzere (secde yaparak) alnını yere koyarsa yetmiş senelik günâhı bağışlanır.” Diye vahyetti.
İŞÂRÎ MÂNÂLARI İSE:
İnsan vücûdunda dört kuvvet vardır.
1- Kuvve-i Hayâliyye (Hayâl Gücü) ki, mahsûsâtın sûretleri (elle tutulup gözle görülen şeylerin resimleri) orada toplanmaktadır. Onun yeri beynin ön tarafıdır. İşteمِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ “Önlerinden” kavliyle işâret edilen budur.
2- Kuvve-i Vehmiyye (Düşünce Gücü) ki bu, hissin te’alluk etmediği şeyler hakkında görülen şeylere münâsip hükümler vermektedir. Bunun da yeri beynin arka kısmıdır. İşte وَمِنْ خَلْفِهِمْ “Arkalarından” kavliyle buna işâret edilmektedir.
3- Kuvve-i Şeheviyye (Şehvet Gücü) ki, bunun yeri olan ciğer bedenin sağındadır. İşte وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ “Sağlarından” ifâdesi de buna işâret etmektedir.
4- Kuvve-i Gazabiyye (öfke gücü) ki, bunun mahalli olan kalb insanın sol şıkkındadır. İşte وَعَنْ شَمَآئِـلِـهِمْۜ “Sollarından” sözü de buna işâret etmektedir.
﷽ ﴿ ... اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفًا۟ ﴿٧٦﴾ ﴾
“ … Şüphesiz şeytanın hîlesi (çok) zayıftır.”
48- HASTA-NIN DURUMUNU AÇIKLAYAN MÜJDELİ HADÎS-İ ŞERÎF
﷽ ﴿ فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧﴾ اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨﴾ وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩﴾ وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠﴾ وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١﴾ وَالَّـذ۪يٓ اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢﴾ رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ ﴿٨٣﴾ ﴾
77. “İyi bilin ki âlemlerin Rabbi dışında taptıklarınız benim düşmanımdır.”
78. “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
79. “O, bana yediren ve içirendir.”
80. “Hastalandığım zaman bana şifâ verendir.”
81. “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
82. “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
83. “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni sâlih kimseler arasına kat.”
(٤٤٣) - (٥٨٨٢) محمد بن الحسن بن الحسين بن عثمان بن حبيب بن زياد بن ضبة، أبو جعفر: حدث عن أبي شعيب صالح بن زياد السوسي. رَوَى عَنْهُ عُبَيْد اللَّهِ بْن مُحَمَّد بْن شنبة الدينوري. أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُظَفَّرِ بْنِ عَلِيِّ بن حرب المقرئ الدّينوريّ قال نبأنا أَبُو أَحْمَد عُبَيْد اللّٰهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ شنبة القاضي قال نبأنا أبو جعفر محمّد بن الحسن بن الحسين بن عثمان بن حبيب بن زياد بن ضبة البغداديّ قال نبأنا صَالِحُ بْنُ زِيَادٍ السُّوسِيُّ أَبُو شُعَيْبٍ قَالَ نبأنا حُسَيْنُ بْنُ أَحْمَدَ الْبَلْخِيُّ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ مُوسَى السِّينَانِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ:
أَن۪ينُ الْمَر۪يضِ تَسْب۪يحٌ،
وَصِيَاحُهُ تَهْل۪يلٌ،
وَنَفَسُهُ صَدَقَةٌ،
وَنَوْمُهُ عَلَى الْفِرَاشِ عِبَادَةٌ،
وَتَقَلُّبُهُ مِنْ جَنْبِ إِلَى جَنْبِ كَأَنَّمَا يُقَاتِلُ الْعَدُوَّ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ،
يَقُولُ اللّٰهُ لِمَلٰٓائِكَتِه۪: اكْتُبُوا لِعَبْد۪ي أَحْسَنَ مَا كَانَ يَعْمَلُ ف۪ي صِحَّتِه۪، فَإِذَا قَامَ ثُمَّ مَشٰى كَانَ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ."
1- "Hastanın inlemesi tesbih'tir (Sübhânellâh),
2- Bağırması Tehlîl’dir (Lâ ilahe illellâh),
3- Nefes alıp-vermesi Sadaka'dır,
4- Yatakta uyuması İbâdet'tir,
5- Bir taraftan bir tarafa dönmesi ise, sanki Allâh (-ü Teâlâ) yolunda düşmanla savaşıyormuş gibi, Cihâd'dır,
6- Allâh (-ü Teâlâ) Meleklerine şöyle buyurur: “Kuluma sıhhatli ve sağlıklı hâlinde yaptığı en iyi amelini yazınız.”
Hasta iyileşerek kalkıp yürüdüğünde günâhı olmayan biri gibidir (günâhsız kalkar).”
49- TEBESSÜM GEREK!..
Yâ Rabbî Haso ne istiyor sen bilirsin!
Haso'ya ne lâzım sen bilirsin!
ŞEYTANIN HANIMI VAR MI?
İmâm Şâfî (rahımehüllâh)'a bir kişi sora!
--- Şeytan’ın hanımı var mı?
İmâm cevap verir: --- “Bunu bilmiyorum ama, bu soruyu soran kişinin Şeytan ile çok işi var...
İNTÂK-I Bİ'L-HAK
“İntâk-ı bi'lhak; hakkın/gerçeğin (Allâh tarafından) söyletilmesi” anlamına gelen bir tâbirdir.
Belâ ve musîbetlerin etrâfı sardığı bir dönemde, bir şeyh biraz da korkusundan, talebelerini dağıtmış ve onlara “Şeyh Efendi ne yapıyor, diye size sorarlarsa, ‘infirâd etti, evrâd okuyor’ deyin” diye tenbihde bulunmuş. İhtimal böyle bir geriye çekilme Gayretüllâh’a dokunmuş olacak ki, şeyh ne yapıyor? sorusuna müridleri “irtidât etti, Tevrat okuyor” cevâbını vermişler.
50- KEFÂRETLER VE DERECELER!
"أَتَانِيَ اللَّيْلَةَ رَبّ۪ي تَبَارَكَ وَتَعَالٰى ف۪ي أَحْسَنِ صُورَةٍ، فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، هَلْ تَدْر۪ي ف۪يمَ يَخْتَصِمُ الْمَلَأُ الْأَعْلٰى؟ قُلْتُ: لَا فَوَضَعَ يَدَهُ بَيْنَ كَتِفَيَّ، حَتّٰى وَجَدْتُ بَرْدَهَا بَيْنَ ثَدْيَيَّ، فَعَلِمْتُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، هَلْ تَدْر۪ي ف۪يمَ يَخْتَصِمُ الْمَلَأُ الْأَعْلٰى؟ قُلْتُ: نَعَمْ، فِي الْكَفَّارَاتِ وَالدَّرَجَاتِ؛ فَالْكَفَّارَاتِ:
وَالدَّرَجَاتِ: فَالْكَفَّارَاتِ:
١- إِفْشَآءُ السَّلَامِ،
٢- وَإِطْعَامُ الطَّعَامِ،
٣- وَالصَّلَاةُ بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ ١- الْمَكْثُ فِي الْمَسَاجِدِ بَعْدَ الصَّلَوَاتِ،
٢- وَالْمَشْيُ عَلَى الْأَقْدَامِ إِلَى الْجَمَاعَاتِ،
٣- وَإِسْبَاغُ الْوُضُٓوءِ فِي الْمَكَارِه۪.
DERECELER KEFFÂRETLER
1- “Selâmı yaymak,
2- Yemeği yedirmek,
3- İnsanlar uykuda iken geceleyin namaz kılmak.”
1- “Bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek sûretiyle ardı arkasına mescidlere gitmek,
2- Yürüyerek cemâat namazlarına gitmek,
3- Soğuklarda iyice abdest almak, dedim.”
قَالَ: صَدَقْتَ يَا مُحَمَّدُ وَمَنْ فَعَلَ ذٰلِكَ عَاشَ بِخَيْرٍ، وَمَاتَ بِخَيْرٍ، وَكَانَ مِنْ خَط۪يئَتِه۪ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ. وَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، إِذَا صَلَّيْتَ فَقُلْ اللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ، وَتَرْكَ الْمُنْكَرَاتِ، وَحُبَّ الْمَسَاك۪ينِ، وَأَنْ تَغْفِرَ ل۪ي، وَتَرْحَمَنِي، وَتَتُوبَ عَلَيَّ. وَإِذَا أَرَدْتَ بِعِبَادِكَ فِتْنَةً فَاقْبِضْن۪ي إِلَيْكَ غَيْرَ مَفْتُونٍ وَالدَّرَجَاتُ: إِفْشَآءُ السَّلَامِ، وَإِطْعَامُ الطَّعَامِ، وَالصَّلَاةُ بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ."
--- “Ulu ve yüce Rabbim bu gece en güzel sûrette uyku âleminde bana geldi ve:”
--- “Yâ Muhammed, Mele-i âlâ aralarında neyi konuşuyorlar biliyor musun?" dedi. Ben de "Hayır" dedim. Bunun üzerine elini iki omuzumun arasına koydu ve ben o elin soğukluğunu iki memem arasında-veyâ göğsümde hissettim. Sonra göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsini bildim. Bunun üzerine,
--- “Ey Muhammed. Mele-i âlâ neyi müzâkere ediyorlar bi¬liyor musun?” dedi. Ben de. "Evci, keffâretler hakkında (konuşuyorlar).
KEFFÂRETLER
1- Yürüyerek cemaat namazlarına gitmek,
2- soğuklarda iyice abdest almak,
3- bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemek sûretiyle ardı arkasına mescidlere gitmektir.
"Ya Muhammed, na¬maz kıldığın vakit; "Allâh'ım; iyilikleri yapmayı, kötülüklerden el çekme¬yi ve yoksulları sevmeyi senden dilerim. Kullarına bir fitne (felâket) murâd ettiğin zaman beni o fitneye uğramamış olarak yanına al; diye duâ et" buyurdu. "Rabbim bana sordu ve dedi ki: Ey Muhammed! Mele-i A'la da neyin hakkında tartışmışlardır? Ben: Keffâretler ve dereceler hakkında dedim.
DERECELER
1- Selâmı yaymak,
2- Yemeği yedirmek,
3- İnsanlar uykuda iken geceleyin namaz kılmak dedim."
51- SADAKA-I CÂRİYE, YARDIM, HAYIR, CÂMİİ
﷽ ﴿ اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ﴾
“Allâh’ın mescitlerini, ancâk Allâh’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allâh’dan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”
﷽ ٨ ... وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَىْءٍ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَاتُظْلَمُونَ﴾
“… Allâh yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”
﷽﴿اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ ﴾
“Ancak iman edip sâlih amel işleyen, Allâh’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.”
52- KADINLARIN SAÇLARINI DEVE HÖRGÜCÜ GİBİ BAĞLAMASI
١٢٥- (٢١٢٨) حَدَّثَن۪ي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَر۪يرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَب۪يهِ، عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: "صِنْفَانِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ لَمْ أَرَهُمَا، قَوْمٌ مَعَهُمْ سِيَاطٌ كَأَذْنَابِ الْبَقَرِ يَضْرِبُونَ بِهَا النَّاسَ،
وَنِسَآءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مُم۪يلَاتٌ مَآئِلَاتٌ، رُءُو۫سُهُنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْمَآئِلَةِ، لَا يَدْخُلْنَ الْجَنَّةَ، وَلَا يَجِدْنَ ر۪يحَهَا، وَإِنَّ ر۪يحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَس۪يرَةِ كَذَا وَكَذَا."
“Giysili oldukları halde çıplak olan, kötülüğe meyilli ve başkalarını da kötülüğe sürükleyen, başları deve hörgücü gibi olan insanlar ve kadınlar, cennete giremeyecekler, hattâ Cennet’in kokusunu bile alamayacaklar; oysa Cennet’in kokusu şu kadar uzaktan bile hissedilebilir.”
Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:
“Cehennem halkından iki sınıf / grup insan var ki ben henüz onları görmüş değilim. Bunlardan bir grubu ellerinde sığır (inek-öküz gibi) kuyruklarına benzer kamçılar / değnekler / coplar vardır ki onlarla insanları döverler. Diğer grup ise;
"... وَنِسَآءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ مُم۪يلَاتٌ مَآئِلَاتٌ..."
giyinik oldukları halde çıplak olan, kötülüğe meyilli olan ve başkalarını da kötülüğe meyilli hâle getiren kadınlar. Başları eğilmiş deve hörgücüne benzer. Bunlar ne cennete girer ne de onun kokusunu alırlar. Oysa cennetin kokusu şu kadar uzak mesâfeden alınabilir.”
Görüldüğü gibi, hadîs-i şeriflerde "deve hörgücü gibi saçları bağlamanın uygun olmadığı" ifâde edilmiştir.
53- DÖVME YAPMAK HARÂMDIR…
الإجابة: الوشم محرم وهو كبيرة من كبائر الذنوب لأن النبي ﷺ لعن الواشمة والمستوشمة، فالواشمة هي التي تفعل الوشم بنفسها، والمستوشمة هي التي تطلب من غيرها أن يعمل ذلك بها. كلاهما ملعونة على لسان رسول الله صلى الله عليه وسلم فالوشم إذن محرم في الإسلام وهو كبيرة من كبائر الذنوب وهو من تغيير خلق الله سبحانه وتعالى الذي تعهد الشيطان أن يأمر به من استجاب له من بني آدم كما في قوله: {وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ} [سورة النساء: آية ١١٩] رابط المادة:
54- ALLÂH’A İSYÂN EDENLER, BAŞ KALDIRANLAR…
﷽ ﴿ وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ ﴿١٢٢﴾ ﴾
“Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!”
55- LİVÂTA =HOMOSEKSUELLİK= EŞCİNSELLİK
﷽﴿ وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ﴿٨٠﴾ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَآءِۜۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
﴿٨١﴾ وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ﴿٨٢﴾ فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ ﴿٨٣﴾ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَࣖ ﴿٨٤﴾ ﴾
“Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?” (80) Hakîkaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz. (81) Kavminin cevâbı ise sâdece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Gûyâ onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu. (82) Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında âile fertlerini kurtardık. Karısı ise azâb içinde kalanlardan oldu. (83) Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık.” Bak, suçluların/ günâhkârların âkıbeti nasıl oldu.” (84)
رقم الحديث:٨، (حديث مرفوع) (حديث موقوف) ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ:
"إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلٰى أُمَّت۪ي مِنْ بَعْد۪ي عَمَلُ قَوْمِ لُوطٍ، أَلَا فَلْتَرْتَقِبْ أُمَّتِي الْعَذَابَ إِذَا تَكَافَئَ الرَّجُلُ بِالرَّجُلِ وَالنِّسَاءُ بِالنِّسَآءِ."
هَذَا أوهى طرق هَذَا الحَدِيث، وآفته من عُمَر بْن صبح بْن عمران التميمي الخراساني، ذاك الكذاب أحد الوضاعين، وإن كَانَ عِيسَى بْن موسى غنجار، ومقاتل بْن حيان تكلم فيهما، فحالهما لا تحتمل هَذَا، والله تَعَالَى أعلم . وجاء أَن الرجل الَّذِي رحل إِلَيْهِ جَابِر هُوَ عقبة بْن عامر الجهني رَضِيَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْهُ : وَذَلِكَ فيما أنبأني بِهِ أَبُو بَكْر مُحَمَّد بْن عَبْد اللَّهِ الْحَافِظ، أَخْبَرَنَا الْقَاسِم بْن المظفر الدمشقي، سَمَاعًا، فِي سنة اثنتين وعشرين وسبع مائة، أَن محمود بْن إِبْرَاهِيم العبدي أنبأه، أَخْبَرَنَا مَسْعُود بْن الْحَسَن، سَمَاعًا، أَخْبَرَنَا أَحْمَد بْن عَلِي السلامي، إجازة، أخبرني أَبُو عَلِي عَبْد الرحمن بْن مُحَمَّد بْن أَحْمَد بْن فضالة الْحَافِظ النيسابوري بالري، أَخْبَرَنَا عَبْد اللَّهِ بْن مُحَمَّد السمذي النيسابوري، حَدَّثَنَا عَبْد اللَّهِ بْن مُحَمَّد بْن مُسْلِم الجوربذي، حَدَّثَنَا نصر بْن مرزوق أَبُو الفتح الْمِصْرِي، سمعت عَمْرو بْن أَبِي سلمة، يَقُول : قُلْت للأوزاعي، أنا ألزمك منذ أربعة أَيَّام، وَلَمْ أسمع منك إلا ثلاثين حَدِيثا . قَالَ : وتستقل ثلاثين حَدِيثا فِي أربعة أَيَّام، لَقَدْ سار جَابِر بْن عَبْد اللَّه رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا إِلَى مصر، واشترى راحلة وركبها حَتَّى سأل عقبة بْن عامر، عَنْ حَدِيث واحد وانصرف، وأنت تستقل ثلاثين حَدِيثا فِي أربعة أَيَّام . وَرَوَى هَذَا أَبُو عُثْمَان إِسْمَاعِيل بْن عَبْد الرحمن بْن أَحْمَد الصابوني النيسابوري، عَنْ أَبِي طاهر مُحَمَّد بْن الفضل بْن مُحَمَّد بْن إِسْحَاق بْن خزيمة السلمي، حَدَّثَنَا عَبْد اللَّهِ بْن مُحَمَّد بْن مُسْلِم، فذكره . والمعروف أَن الَّذِي رحل إِلَى عقبة بْن عامر أَبُو أيوب الأَنْصَارِي رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا. (الكتب: مجلس في حديث جابر » أخوف ما أخاف على أمتي من بعدي عمل قوم لوط ، ألا فلترتقب...)
--- Câbir (r.a.): Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem): --- “Ümmetim için en çok korktuğum şey Lût Kavminin işidir.” (Erkeklerle erkeklerin zînâsı.)
--- Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem): --- “Livâta çoğaldığı zaman Allâh (-ü Te’âlâ) o toplumdan yardımını keser ve güç durumlarda aslâ onlara yardım etmez.”
--- Ebû Hüreyre (r.a.)’den, Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur: --- “Allâh (-ü Te’âlâ) yedi kat göklerin üzerinden yedi kişiye lânet etti: Ve onlardan her birine bu lâneti üç defâ tekrarladı. Onlardan her birine bu lânet yeter de artar bile;
1- Lût Kavmi’nin yaptığını yapan mel’un dur.
2- Allâh’dan başkasının adına bir hayvan kesen mel’un dur.
3- Hayvana yaklaşan (temas eden) mel’un dur.
4- Ana-Baba’ya karşı gelen mel’un dur.
5- Bir kadınla ve kızıyla birlikte evlenen mel’un dur.
6- Hakkı olmayan mülke el uzatan mel’un dur.
7- Velîsini bırakıp başkasına bağlanan mel’un dur.
--- Ebû Hüreyre (r.a.)’den, Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur: --- “Dört kişi Allâh (-ü Te’âlâ) kendilerine gazap etmiş olarak günlerini geçirirler;
1- Kadınlara benzemeye çalışan erkekler.
2- Erkeklere benzemeye çalışan kadınlar.
3- Hayvanlara temas edenler.
4- Birbiriyle temasta bulunan erkekler.
--- İbn-i ‘Abbâs (r.a.)’den, Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur: --- “Lût Kavmi’nin yaptığını yapan kimseleri gördüğünüz zaman her ikisini de öldürünüz.”
--- Beyhekî den rivâyet: “Her ikisini (erkekle erkeği) ve hayvanla temas edenleri öldürünüz.”
--- Bu suçu işleyenleri; Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.), Hz. ‘Ali (k.v.), Hz. ‘Abdullâh b. Zübeyr, Hizâm b. Abdü’l-Melik YAKMIŞLARDIR.
--- --- Ebû Hüreyre (r.a.)’den: --- “Üç kişinin Lâ ilâhe İllâllâh sözü kabûl edilmez:
1- Livâta yapan erkekler.
2- Birbiriyle ilişki kuran kadınlar.
3- Zâlim devlet reislerinin, dir.
--- İbn-i ‘Abbâs (r.a.)’den, Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur: --- “ Allâh, erkekle cinsi temas kuran veyâ kadına arkadan yaklaşan adamın yüzüne bakmaz.”
--- Ebû Hüreyre (r.a.)’den: --- “ Hayız gören kadınla cinsi münâsebette bulunan veyâ arkadan kadına yaklaşan, yâhut kâhine (gayb-dan haber verene) gelerek onun söylediklerine inanan kimse, Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’e indirilene küfretmiştir.”
--- Peygamber Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur:
1- Bir erkekle temasta bulunan ve bulunulan,
2- Şehvetini eliyle gideren (Mastürbasyon),
3- Hayvan ile temasta bulunan,
4- Kadına dübüründen (arkadan) yaklaşan,
5- Kadın ile kızının arasını birleştiren (Hem kadınla hem kızıyla evlenen),
6- Komşusunun karısıyla zînâ eden,
7- Komşusuna eziyet edenler; Cehennemliktirler.
56- GENÇLİĞİN GİYDİĞİ ELBİSELER
MA’LÛM OLDUĞU ÜZRE HAVALAR PEK SICAK OLUNCA
Derhâl ince bir şeyler giyecek bir yaz boyunca
Bay olsun bayan olsun fark etmez, bu çılgınca
Giyilen tişörtlerin yazılarına bak, ne hayvanca
Burada biraz sıralayayım fehmet biraz anlamca
Vixen = Ahlâksız[147] (arsız) Kadın, imiş
Nude = Çıplaklık / Açık-saçık, imiş
Whore = Hayat Kadını (fâhişe), imiş
Sows = Dişi Domuz, Pig = Domuz, imiş
Hussy = Edepsiz Kız / Aşüfte, Şirret imiş
Vices = Ahlâksızlık / Rezâlet-rezîl, imiş
Chorus girl = Oryantal (kız) Dansçı, imiş
Lust passion = Şehvetler / Tutkular, imiş
Dram = Bir yudumluk içki, imiş
Adulterer = Zinâkâr erkek,[148] imiş
Adultery = Zînâ / Eş aldatma, imiş
Baseborn = Zînâ Çocuğu (piç=kopel), imiş
Bawdy = Müstehcen / Açık-saçık, imiş
Sister for sale = Satılık kız kardeş, imiş
Gay and Pround = Eşcinsel, gurur imiş
Theocracy = Allâh’a şirk koşmak,[149] imiş
57- ASIL MESELE ALLÂH’A RASÛLÜ’NE İTTİBA’ EDİN
Bütün hayâtı boyunca; ‘Dîni’nin, dilinin
Beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kîninin
Kalbinin’ dâvâcısı bir gençlik yetiştirin
Asıl mesele Allâh’a Rasûlü’ne ittiba’ edin
Dedi yâ Üstâd Necip Fâzıl fikir ne engin!
‘Âlemler hesâbına ‘Allâh!’ diyen sevgili!
Bize lütf-u ilâhî bahşedilen kapına
Diz çöktük bey’at ettik;
Rabbinden bize ne getirdiysen ‘âmennâ!’
Duyduk, itaat ettik!’ Necib Fâzıl KISAKÜREK
Evde, Allâh ve Rasûlü’ne âşık varsa, hüner
Onlar için tatlı cânı tereddüt etmeden ver
Göğsü îmân dolu ensâl yetiştirirsek eğer
Dünyâ-ukbâmızı kurtarmış olacağız meğer
Çocuklar futbol takımlarına meftûn oldular
Bir sürü popçu sevdi hayrân oldu torunlar
Mahşerde uyanınca bu ma’sûm yavrular
Yevm-i Kıyâmette var ha! dayanılmaz acılar
Feryâd eder, kan ter içinde anne-baba arar
Böyle bir günü niçin öğretmedin? Diye sorar
Anne-baba kaçar, o sırada Mevlâ verir karar
“Eyne’l-Meferr = Kaçış nereye?” edilir ısrâr
“Kellâ Lâ Vezer” Emr-i İlâhî, gizli bir esrâr
“Hayır, sığınacak bir yer yoktur” kavl-ü karâr
Îmân, namaz, orucun bereketini kaybettik
“Babaları da iyi bir insandı” iyiliği ne ettik
Sâlih baba, dedeler, ninelerin şuûrunu yitirdik
Ne edeceğini bilmeyen ruhsuz, bitik ve yitik
İdeâlsiz mâneviyâtsız âsî bir nesîl yetiştirdik
Kız çocuklarını diri diri toprağa gömerken
Kıza, ‘Zeyneb = babasının süsü’ ismini veren
Fâtıma yanına girince kalkıp ona yer veren
Mekke çarşısında kızını omzunda gezdiren
Cennet’i anaların ayakları altına seren
Peygamber’in ümmetiyiz âh bir bilsen
Gençlere bakıyorum da nedir bu ehven
Utanıyorum oysaki utanması gerekirken
Bu nedir yok mu? Hakka âşık mert civân
Kur’ân bülbülleri minicik hâfızları an da an
Camii mescid tıklım-tıklım olsun her zaman
Gençliğimiz kalblerde taşısın, hakîkî îmân
Allâhım! İstiyoruz senden dîni irfânı bütün
Vatanı bayrağı nâmusu sevecek gün-begün
Mukaddesâta can veren kan döken büsbütün
Gayret etmeyi nasîb eyle! Kıl bize mümkün
58- ÜMMETİMİN ÂLİMLERİ...
"عُلَمَآءُ اُمَّت۪ى كَأَنْبِيَآءِ بَن۪يٓ إِسْرَآئ۪يلَ."
"Ümmetimin âlimleri Benî İsrâîl peygamberleri gibidir"
"أَلْعُلَمَآءُ مَصَاب۪يحُ الْأَرْضِ، وَخُلَفَآءُ الْأَنْبِيَآءِ، وَ وَرَثَت۪ي وَ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَآءِ."
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ulemâ yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halîfeleri, benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.”
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: "أَنَا مَد۪ينَةُ الْعِلْمِ وَعَلِىٌّ بَابُهَا فَمَنْ أَرَادَ الْعِلْمَ فَلْيَأْتِ الْبَابَ." صَدَقَ رَسُولُ اللّٰهِ. اللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى نَبِيِّ الرَّحْمَةِ وَشَف۪يعِ الْأُمَّةِ مُحَمَّدٍ وَاٰلِه۪ۡ وَصَحَبْه۪ۡ أَجْمَع۪ينَ."
Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır. İlim dileyen herkes kapıya gelsin.” Allâh Rasûlü doğruyu söylemiştir. Ey Allâh’ım, rahmet peygamberi ve ümmetin şefaatçisi Muhammed (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’e, âilesine ve tüm sahâbelerine salât ve selâm eyle.
﷽﴿ دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ
وَأٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ﴾
“Bunların oradaki duâları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allâh’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”;
Duâlarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allâh’a mahsûstur” sözleridir.”
