8 Temmuz 2024 Pazartesi

 HER TÜRLÜ BELÂ, KEDER, HÜZÜN, SIKINTI VE İNSAN, HAYVAN, CİN, BÜTÜN MAHLÛKÂTIN ŞERLERİNDEN;

ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-YA SIĞINMA KORUNMA DUÂSI

وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ وَآلِهِ وَسَلَّمَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، وَسُبْحَانَ اللّٰهُ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، مَا شَآءَ اللّٰهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ تَبَارَكَ اللّٰهُ الْكَرِيمُ الْاَكْرَمُ، وَتَعَالَى اللّٰهُ الْعَلِيُّ الْاَعْلٰى، وَتَعَاظَمَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ خَالِقُ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ، وَمَا فِيهِنَّ، وَمَا بَيْنَهُنَّ، وَإِلٰهُ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، وَرَبُّ الْكُرْسِيِّ، وَسِعَ الْخَلْقَ وَالْخَلٰٓائِقَ أَجْمَعِينَ، وَمُمِيتُهُمْ وَمُعِيدُهُمْ بِنُورِهِ الْعَظِيمِ، وَاسْمِهِ الْكَبِيرِ وَجَلَالِ وَجْهِهِ الْكَرِيمِ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ الْعَظِيمِ، اَللّٰهُمَّ أَعِذْ صَاحِبَ هٰذِهِ الْعَوْذَةِ، وَمَنْ كَانَتْ مَعَهُ، أَوْ عَلٰى مَالِهِ أَوْ فِي مَتَاعِهِ أَوْ نَسَخَهَا، ثِقَةً بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الَّذِي لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ. اَلَّذِي هُوَ كُلَّ يَوْمٍ فِي شَأْنٍ لَا يَشْغَلُهُ شَأْنٌ عَنْ شَأْنٍ، خَالِقُ مَا يُرٰى وَمَا لَا يُرٰى، عَالِمُ كُلِّ شَيْءٍ بِغَيْرِ تَعْلِيمٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطٌ، وَلِمَا يَشَٓاءُ لَطِيفٌ، وَعَلٰى مَا يَشَٓاءُ قَدِيرٌ مَحْمُودٌ مَعْبُودٌ رَفِيعٌ جَلِيلٌ جَمِيلٌ غَفُورٌ وَدُودٌ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدِ، فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ إِلٰهُ الْمُرْسَلِينَ وَرَبُّ النَّبِيِّينَ، وَوَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ, اَللّٰهُ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، اَلَّذِي لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ، هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ هُوَ هُوَ سُبْحَانَ اللّٰهُ، وَبِحَمْدِهِ، ﴿ إِنَّمَـآ أَمْرُهُٓ إِذَٓا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴾ [سورة يٰسٓ:٣٦/٨٢-٨٣] مِنْ شَرِّ مَا يُخَافُ وَيُحْذَرُ مَا شَٓاءَ اللّٰهُ، وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، ﴿ فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهُ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهُ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ ﴾ [سورة آل عمران:٣/١٧٤] لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، طَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ، فَأَنّٰى يُبْصِرُونَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَسُبْحَانَ اللّٰهُ بُكْرَةً وَأَصِيلَا، ﴿ فَسُبْحَانَ اللّٰهُ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ﴿١٧﴾ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُون ﴿١٨﴾ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ﴾ [سورة الروم:٣٠/١٧-١٩] ﴿ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿١٨٠﴾ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرَسْلِينَ، وَ ﴾ [سورة الصآفّات:٣٧/١٨٠-١٨١] اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ أَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ إِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧﴾ [سورة الفاتحة:١/٢-٧]


الكتب: الجزء الثامن من المشيخة البغدادية، إظهار التشكيل|إخفاء التشكيل. ١٧ أَخْبَرَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مُحَمَّدٍ النَّحَّاسُ، أنا أَبُو مُوسَى عِيسَى بْنُ حُنَيْفٍ الْقَرَوِيُّ، قَالَ : سَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّزَّاقِ بْنِ دَاسَةَ، بِالْبَصْرَةِ، يَقُولُ : أَمْلَى عَلَيَّ سَهْلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ -التستري-، هَذِهِ الْعَوْذَةَ. فَإِنَّهُ لَا يُصِيبُهُ إِلَا خَيْرًا إِنْ شَاءَ اللّٰهُ. --- الكتاب: المشيخة البغدادية – مخطوط، المؤلف: صدر الدين، أبو طاهر السِّلَفي أحمد بن محمد بن أحمد بن محمد بن إبراهيم سِلَفَه الأصبهاني (المتوفى: ٤٧٦ هـ)، عدد الأجزاء: (٣٥)، جزءا، ينقصها (١) و، (٧)، عدد الأحاديث: (١٦٠٠) حديثا، أعده للشاملة: أحمد الخضري، الكتاب مخطوط]، ص:٦/٤٦؛ الكتاب: الجزء الثامن من المشيخة البغدادية، المؤلف: صدر الدين، أبو طاهر السِّلَفي أحمد بن محمد بن أحمد بن محمد بن إبراهيم سِلَفَه الأصبهاني (المتوفى: ٥٧٦ هـ)، باب: من حديث أبي القاسم القاضي، ص:١/٥٤. الناشر: مخطوط نُشر في برنامج جوامع الكلم المجاني التابع لموقع الشبكة الإسلامية، الكتاب مخطوط.


KORUNMA DUÂSI TÜRKÇESİ

BU DUÂ: Okuyana, üzerinde taşıyana veyâ bir eşyada bulunursa onlara aslâ hayırdan başka hiçbir şey isâbet etmez.

Ebû Bekir Muhammed İbn-i Abdi’r-Rezzâk (r.’a.) Basra’da bulunduğu bir zaman. Evliyânın reisi Sehl İbn-i Abdillâh et-Tüsterî (k.s.)’nun kendisine bir sığınma duâsı yazdırdığını ve bu duâyı okuyana yâhut üzerinde taşıyana ya da korunmasını istediği bir eşyânın içine koyana, inşâallâh hayırdan başka hiçbir zararlı şeyin isâbet etmeyeceğini bildirmiştir. Bahsi geçen ahsen duâ şöyledir.

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla (duâma başlıyorum)! Allâh-ü Te’âlâ Nebî (miz) Muhammed (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ve Ehl-i Beyti’ne salât-ü selâm eylesin.

        Allâh’tan başka hiçbir İlâh yoktur. O tektir, O’nun hiçbir ortağı yoktur, Allâh en büyüktür. Allâh-ü Te’âlâ-yı tesbîh ederim. Allâh’a hamdolsun. Allâh-ü Te’âlâ’nın dilediği olur. Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir günahtan dönüş, hiçbir ibâdete de kuvvet yoktur.

        Kerem sâhibi ve en keremli olan Allâh’ın (hayrı ve) bereketi dâimâ pek çok olmuştur. Yüce ve en yüce olan dâimâ çok yüce olmuştur.

        Yedi kat semâyı, onların içindekileri ve arasındakileri yaratan, büyük Arş’ın İlâhı, halkı ve cümle mahlûkâtı kuşatan Kürsî’nin Rabbi, yüce nûruyla, büyük ismiyle ve kerîm olan Zâtı’nın celâliyle bütün mahlûkâtı öldüren ve dirilten O pek yüce olan Allâh dâimâ çok ulu olmuştur.

        Yüce olan Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir günâhtan dönüş, hiçbir ibâdete de kuvvet yoktur.

        Ey Allâh! Bu sığınma sâhibini, o kişinin yanındakileri ya da (bu sığınma nüshası) malında bulunanı veyâ eşyâsında bulunanı yâhut Allâh’a, O Yüce Allâh’a güvenerek bunu yaz (ıp nüsha olarak taşıy) an kişiyi koru.  

        Senden başka İlâh yoktur (Allâhım), Allâh’a, Allâh’a, Allâh’a (sığındım). Kendisini ne (uyku öncesindeki) bir gevşeme, ne de bir uyku tutmayan, (başı sonu olmayan, Zâtı’na âit bir hayatla) Hayy, (yarattıklarını yönetmekle) ve (koruyup kollama işini dâimâ üstlenmiş bulunan bir) Kayyûm olan Zât’tan başka hiçbir İlâh yoktur.

        O (Allâh) ki her an önemli bir iştedir. Bir iş O’nu başka bir işten alıkoyamaz. (Bu cümleden olarak; duâları kabûl etmekte, sıkıntıları gidermekte, kimilerini yaratmakta, kimilerini yok etmekte ve üstün hikmetlerine dayalı olan irâdesi gereği, her an bir takım haller ortaya çıkarmakta, diğerlerini ise ortadan kaldırmaktadır.)

        Görünen ve görünmeyen (her şey) leri yaratandır. (Başkasının) öğretme (si) olmaksızın her şeyi bilendir. O her şeyi (kavrayacak şekilde bilen bir) Muhît’tir.

        (Kullarından) dilediğine (akıllarının alamayacağı şekillerle sınırsız ni’metlerini ihsân eden) Latîf’tir. (Yapmayı) dilediği şeye (güç yetiren) Kadîr’dir. (Yaptığı her şey husûsunda övülen) Mahmûd’dur. (bütün kullar tarafından ibâdet edilen) Ma’bûd’dur. (Her husûsta yüce olan) Rafî’dîr.

        (Azamet ve yücelik sâhibi olan) Celîl’dir. (Bütün güzelliklerin kaynağı olan) Cemîl’dir. (Kendisine tevbe edenleri bağışlayan) Ğafûr’dur. (Kullarını çok sevip onları birçok ni’metlere ğark eden) Vedûd’dür.

        Allâh’tan başka hiçbir İlâh yoktur. (O) Mecîd’dir. (çok uludur), Arş’ın sâhibidir. Dilemekte olduğu her şeyi hakkıyla yapıcıdır. Gönderilmiş olan peygamberlerin İlâhı’dır. Nebî’lerin Rabbi’dir. Mü’minlerin (işlerini yöneten ve dostlarına istediklerini verip onların duâlarını kabûl eden) Velî’sidir.

        Kendisinden başka hiçbir İlâh bulunmayan Allâh’tan başka hiçbir Allâh yoktur. Ancak Allâh’tır. O Zât ki, O’ndan ve sâdece O’ndan başka (ibâdete lâyık) hiçbir İlâh yoktur. Allâh’ı Hamd ile tesbîh ederim.

        (Allâh-ü Te’âlâ) bir şeyi (n meydâna gelmesini) istediği zaman O’nun emri, (harften ve sesten münezzeh olarak) ona ancak: ‘Vâr ol’ buyurmasıdır. Böylece o da hemen meydâna geliverir.

(Diriltmekten âcizlik gibi bütün noksan sıfatlardan arılık, tenzîh ve) tesbîh O Zât’a mahsûstur ki, her şeyin (görünen ve görünmeyen tüm yönleriyle)      gerçek mülkü O’nun yed (-i kudret) indedir. Siz de ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Yâ-Sîn Sûresi, 36/82-83.)

        Korkulan ve sakınılan şeyin şerrine karşı (her zaman) “Allâh’ın dilediği olur. Allâh’ın yardımı olmadan (hiçbir şeye) kuvvet yoktur. Allâh bana yetendir ve O ne güzel vekîldir.” (derim ve:)

“Nihâyet onlar kendilerine hiçbir kötülük dokunmaksızın Allâh (tarafın) büyük bir ni’met ve üstün bir fazl ile dönmüştüler. Böylece Allâh’ın rızâsına hakkıyla uymuştular. Zâten Allâh büyük bir fazl (-u kerem) sâhibidir.” (Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/174.) (Âyet-i Kerîmesi’ni okurum)

        Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Allâh, en büyüktür. Onların gözleri üzerine        tam bir silme (işlemi) yaptık, artık (nasıl) görecekler?! Allâh’tan başka hiçbir İlâh yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur.  Allâh her şeyden tam bir yücelikle yücedir.

        (Ey melekler!) Onları (zora sokmak isleyenleri) durdurun. Gerçekten de onlar (yaptıklarından) sorulacaklardır.  Allâh’tan başka hiçbir İlâh yoktur. O tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Allâh her şeyden tam bir yücelikle yücedir. Sabah ve akşam Allâh’ı tesbîh ederiz.

        Akşamladığımız zaman (akşam-yatsı namazlarını edâ ederek) ve sabahladığınız vakit (sabah nazını kılarak, o anlarda sürekli yenilenen gece ve gündüz ni’metine şükür için) Allâh’a, tesbîh (ve tenzihte) te bulunun.

“Göklerde ve yerde bütün hamdler sâdece O’na mahsûstur. Gündüzün sonunda da (ikindi namazını) öğlene ulaşacağınız zaman da  (öğle namazını edâ edin). O (Allâh-û Te’âlâ), (menî ve tâne gibi kendi başına üremeyen) ölü (bi şey) den (canlı ve bitki gibi üreyen) diri (bir şe) yi çıkarmaktadır. Diriden de ölüyü çıkarmaktadır. Ölümünün ardından toprağı da O canlandırmaktadır. İşte sizde böylece (kabirlerinizden) çıkar-tılacaksınız.” (Rûm Sûresi, 30/17-19.)  

“Senin Rabbin; kudret ve şeref sâhibi olan Rabb, onların nitelendirdiği şeylerden (noksan sıfatlardan) uzaktır, yücedir. Peygamberlere selâm olsun.” (Sâffât Sûresi, 37/180-181.)

“Bütün hamdler (ve övgüler) tüm âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsûstur. (Dünyâda Mü’min-Kâfir ayırmaksızın her bir kuluna son derece acıyan) O Rahmân’a, (âhirette yalnız îmân edenleri son derecede esirgeyecek olan) O Rahîm’e ve O Dîn Günü’nün mâliki (ve Cezâ Günü’nün yegâne sâhibi)’nin (üzerine) olsun.

        (O yüce Allâh’a itaat eden kullan)(Ey Rabbimiz!) Ancak Sana ibâdet (ve kulluk) ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.

        Bizi o dosdoğru, yola hidâyet et. Kendilerine  (ikrâm ve) in’âm etmiş bulunduğun o Peygamberlerin, sıddîkların, şehitlerin ve sâlih) kimselerin yoluna ilet. (Senin tarafından) kendilerine gazâb edilen (Yahûdî) lerin (yoluna) değil. (Doğru yoldan sapıtarak) dalâlete düşen (Hristiyan tâîfe) lerin (in izine) de değil.” (diye duâ ederler.) ş.g. (Fâtihâ Sûresi, 1/2-7.) (Ebû Tâhir es-Silefî, el-Meşyehâtü’l-Bağdâdiyye, sh:363-364.)

بِسْمِ اللّٰهُ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ وَآلِهِ وَسَلَّمَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، وَسُبْحَانَ اللّٰهُ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، مَا شَآءَ اللّٰهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ تَبَارَكَ اللّٰهُ الْكَرِيمُ الْاَكْرَمُ، وَتَعَالَى اللّٰهُ الْعَلِيُّ الْاَعْلٰى، وَتَعَاظَمَ اللّٰهُ الْعَظِيمُ خَالِقُ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ، وَمَا فِيهِنَّ، وَمَا بَيْنَهُنَّ، وَإِلٰهُ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، وَرَبُّ الْكُرْسِيِّ، وَسِعَ الْخَلْقَ وَالْخَلٰٓائِقَ أَجْمَعِينَ، وَمُمِيتُهُمْ وَمُعِيدُهُمْ بِنُورِهِ الْعَظِيمِ، وَاسْمِهِ الْكَبِيرِ وَجَلَالِ وَجْهِهِ الْكَرِيمِ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ الْعَظِيمِ، اَللّٰهُمَّ أَعِذْ صَاحِبَ هٰذِهِ الْعَوْذَةِ، وَمَنْ كَانَتْ مَعَهُ، أَوْ عَلٰى مَالِهِ أَوْ فِي مَتَاعِهِ أَوْ نَسَخَهَا، ثِقَةً بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ بِاللّٰهُ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ الَّذِي لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ. اَلَّذِي هُوَ كُلَّ يَوْمٍ فِي شَأْنٍ لَا يَشْغَلُهُ شَأْنٌ عَنْ شَأْنٍ، خَالِقُ مَا يُرٰى وَمَا لَا يُرٰى، عَالِمُ كُلِّ شَيْءٍ بِغَيْرِ تَعْلِيمٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطٌ، وَلِمَا يَشَٓاءُ لَطِيفٌ، وَعَلٰى مَا يَشَٓاءُ قَدِيرٌ مَحْمُودٌ مَعْبُودٌ رَفِيعٌ جَلِيلٌ جَمِيلٌ غَفُورٌ وَدُودٌ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدِ، فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ إِلٰهُ الْمُرْسَلِينَ وَرَبُّ النَّبِيِّينَ، وَوَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ, اَللّٰهُ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، اَلَّذِي لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ، هُوَ اللّٰهُ الَّذِي لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ هُوَ هُوَ سُبْحَانَ اللّٰهُ، وَبِحَمْدِهِ، ﴿ إِنَّمَـآ أَمْرُهُٓ إِذَٓا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ﴿٨٢﴾ فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴾ [سورة يٰسٓ:٣٦/٨٢-٨٣] مِنْ شَرِّ مَا يُخَافُ وَيُحْذَرُ مَا شَٓاءَ اللّٰهُ، وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهُ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، ﴿ فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهُ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهُ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ ﴾ [سورة آل عمران:٣/١٧٤] لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، طَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ، فَأَنّٰى يُبْصِرُونَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ، لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَسُبْحَانَ اللّٰهُ بُكْرَةً وَأَصِيلَا، ﴿ فَسُبْحَانَ اللّٰهُ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ﴿١٧﴾ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُون ﴿١٨﴾ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ﴾ [سورة الروم:٣٠/١٧-١٩] ﴿ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿١٨٠﴾ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرَسْلِينَ، وَ ﴾ [سورة الصآفّات:٣٧/١٨٠-١٨١] اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢﴾ أَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿٣﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿٤﴾ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿٥﴾ إِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿٦﴾ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّٓالّ۪ينَ ﴿٧﴾ [سورة الفاتحة:١/٢-٧]

أَنْشَدَنَا أَبُو عَلِيٍّ صَالِحُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ رِشْدِينَ، إِمْلاءً فِي دَارِهِ مِنْ حِفْظِهِ، قَالَ: أَنْشَدَنِي أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مَحْمُودٍ كَشَاتِمٍ لِنَفْسِهِ، فِي صَدِيقٍ لَهُ يَهْجُوهُ وَلَمْ يُسَمِّهِ:

صَدِيقٌ لَنَا مِنْ أَبْدَعِ النَّاسِ فِي الْبُخْلِ أَفْضَلُهُمْ فِيهِ وَلَيْسَ بِذِي فَضْلِ

دَعَانِي كَمَا يَدْعُو الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ فَجِئْتُ كَمَا يَأْتِي إِلَى مِثْلِهِ مِثْلِي

فَلَمَّا جَلَسْنَا لِلطَّعَامِ رَأَيْتُهُ يَرَى أَنَّهُ مِنْ بَعْضِ أَعْضَائِهِ أَكْلِي

وَيَغْتَاظُ أَحْيَانًا وَيَشْتُمُ عَبْدَهُ وَأَعْلَمُ أَنَّ الْغَيْظَ وَالشَّتْمَ مِنْ أَجْلِي

فَأَقْبَلْتُ أَسْتَلُّ الْغَدَاءَ مَخَافَةً وَأَلْحَاظُ عَيْنَيْهِ رَقِيبٌ عَلَى فِعْلِي

أَمُدُّ يَدِي سِرًّا لآخُذَ لُقْمَةً فَيَلْحَظُنِي شَزَرًا فَأَعْبَثُ بِالْبَقْلِ

إِلَى أَنْ جَنَتْ كَفِّي لِحَتْفِي جِنَايَةً وَذَلِكَ أَنَّ الْجُوعَ أَعْدَمَنِي عَقْلِي

فَأَهْوَتْ يَمِينِي نَحْوَ فَخْذِ دَجَاجَةٍ فَجَرَتْ كَمَا جَرَتْ يَدِي رِجْلُهَا رِجْلِي

وَقُدَّ مِنْ بَعْدِ الطَّعَامِ حَلاوَةً فَلَمْ أَسْتَطِعْ فِيهَا أُمِرُّ وَلا أُحْلِي

فَقُلْتُ لَوْ أَنِّي كُنْتُ بِبَيِّتِ نِيَّةٍ رَبِحْتُ ثَوَابَ الصَّوْمِ مَعَ عَدَمِ الأَكْلِ

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي كَامِلٍ الطَّرَابُلُسِيُّ، نا الْحَسَنُ بْنُ حَبِيبٍ الدِّمَشْقِيُّ، فِي كِتَابِهِ، قَالَ: سَمِعْتُ الرَّبِيعَ بْنَ سُلَيْمَانَ، يَقُولُ: سَمِعْتُ الشَّافِعِيَّ، يَقُولُ:

مَا حَكَّ جِلْدَكَ مِثْلُ ظُفْرِكَ فَتَوَلَّ أَنْتَ جَمِيعَ أَمْرِكَ

وَإِذَا افْتَقَرْتَ لِحَاجَةٍ فَاسْأَلْ لِمُعْتَرِفٍ بِقَدْرِكَ

حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ الْبَزَّازُ، نا أَبُو عَلِيٍّ الْحَسَنُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ صَالِحِ بْنِ مَلِيحٍ =، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا الْحَسَنِ الْخَادِمَ، وَقَدْ كَانَ عَمِيَ مِنَ الْكِبَرِ، فِي مَجْلِسٍ بِسُرَّ مولى عرق = أنا، وَمَنْصُورٌ، وَجَمَاعَةٌ، فَقَالَ: كُنْتُ غُلامًا لِزُبَيْدَةَ، وَإِنِّي يَوْمَ أُتِيَ بِاللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، إِلَى الْخَلِيفَةِ يَسْتَفْتِيهِ فَكُنْتُ عَلَى رَأْسِ سِتِّي زُبَيْدَةَ خَلْفُ، فَسَأَلَهُ هَارُونُ الرَّشِيدُ، فَقَالَ: إِنِّي حَلَفْتُ أَنَّ لِي جَنَّتَيْنِ، فَاسْتَحْلَفَهُ اللَّيْثُ ثَلاثًا، إِنَّكَ تَخَافُ اللَّهَ، فَحَلَفَ لَهُ، فَقَالَ لَهُ اللَّيْثُ: قَالَ اللَّهُ عز وجل:ف وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِق.قَالَ: فَأَقْطَعَهُ قَطَائِعَ عَشَرَةً بِمِصْرَ.

أَنْشَدَنَا أَبُو عَلِيٍّ صَالِحُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ رِشْدِينَ , إِمْلاءً فِي دَارِهِ مِنْ حِفْظِهِ , قَالَ: أَنْشَدَنِي أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مَحْمُودٍ كَشَاتِمٍ لِنَفْسِهِ , فِي صَدِيقٍ لَهُ يَهْجُوهُ وَلَمْ يُسَمِّهِ:

صَدِيقٌ لَنَا مِنْ أَبْدَعِ النَّاسِ فِي ... الْبُخْلِ أَفْضَلُهُمْ فِيهِ وَلَيْسَ بِذِي فَضْلِ

دَعَانِي كَمَا يَدْعُو الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ ... فَجِئْتُ كَمَا يَأْتِي إِلَى مِثْلِهِ مِثْلِي

فَلَمَّا جَلَسْنَا لِلطَّعَامِ رَأَيْتُهُ يَرَى ... أَنَّهُ مِنْ بَعْضِ أَعْضَائِهِ أَكْلِي

وَيَغْتَاظُ أَحْيَانًا وَيَشْتُمُ عَبْدَهُ ... وَأَعْلَمُ أَنَّ الْغَيْظَ وَالشَّتْمَ مِنْ أَجْلِي

فَأَقْبَلْتُ أَسْتَلُّ الْغَدَاءَ مَخَافَةً ... وَأَلْحَاظُ عَيْنَيْهِ رَقِيبٌ عَلَى فِعْلِي

أَمُدُّ يَدِي سِرًّا لآخُذَ لُقْمَةً ... فَيَلْحَظُنِي شَزَرًا فَأَعْبَثُ بِالْبَقْلِ

إِلَى أَنْ جَنَتْ كَفِّي لِحَتْفِي جِنَايَةً ... وَذَلِكَ أَنَّ الْجُوعَ أَعْدَمَنِي عَقْلِي

فَأَهْوَتْ يَمِينِي نَحْوَ فَخْذِ دَجَاجَةٍ ... فَجَرَتْ كَمَا جَرَتْ يَدِي رِجْلُهَا رِجْلِي

وَقُدَّ مِنْ بَعْدِ الطَّعَامِ حَلاوَةً ... فَلَمْ أَسْتَطِعْ فِيهَا أُمِرُّ وَلا أُحْلِي

فَقُلْتُ لَوْ أَنِّي كُنْتُ بِبَيِّتِ نِيَّةٍ ... رَبِحْتُ ثَوَابَ الصَّوْمِ مَعَ عَدَمِ الأَكْلِ

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي كَامِلٍ الطَّرَابُلُسِيُّ , نا الْحَسَنُ بْنُ حَبِيبٍ الدِّمَشْقِيُّ , فِي كِتَابِهِ , قَالَ: سَمِعْتُ الرَّبِيعَ بْنَ سُلَيْمَانَ , يَقُولُ: سَمِعْتُ الشَّافِعِيَّ , يَقُولُ:

مَا حَكَّ جِلْدَكَ مِثْلُ ظُفْرِكَ ... فَتَوَلَّ أَنْتَ جَمِيعَ أَمْرِكَ

وَإِذَا افْتَقَرْتَ لِحَاجَةٍ ... فَاسْأَلْ لِمُعْتَرِفٍ بِقَدْرِكَ

حَدَّثَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ الْبَزَّازُ , نا أَبُو عَلِيٍّ الْحَسَنُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ صَالِحِ بْنِ مَلِيحٍ , قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا الْحَسَنِ الْخَادِمَ , وَقَدْ كَانَ عَمِيَ مِنَ الْكِبَرِ , فِي مَجْلِسٍ بِسُرَّ مولى عرق أنا، وَمَنْصُورٌ، وَجَمَاعَةٌ , فَقَالَ: كُنْتُ غُلامًا لِزُبَيْدَةَ , وَإِنِّي يَوْمَ أُتِيَ بِاللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ , إِلَى الْخَلِيفَةِ يَسْتَفْتِيهِ فَكُنْتُ عَلَى رَأْسِ سِتِّي زُبَيْدَةَ خَلْفُ، فَسَأَلَهُ هَارُونُ الرَّشِيدُ , فَقَالَ: إِنِّي حَلَفْتُ أَنَّ لِي جَنَّتَيْنِ، فَاسْتَحْلَفَهُ اللَّيْثُ ثَلاثًا، إِنَّكَ تَخَافُ اللَّهَ , فَحَلَفَ لَهُ , فَقَالَ لَهُ اللَّيْثُ: قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: {وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ} [الرحمن: 46] .

قَالَ: فَأَقْطَعَهُ قَطَائِعَ عَشَرَةً بِمِصْرَ.




26 Mayıs 2024 Pazar

MÜSTAKIM OL HAZRET-İ ALLÂH UTANDIRMAZ SENİ

MÜSTAKIM OL HAZRET-İ ALLÂH UTANDIRMAZ SENİ


NASÎHAT
ve
ÎZÂHI

Sen usandırma eli el de usandırmaz seni
Hîlekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
Dest-i a'dâdan soğuk su içme kandırmaz seni
Korkma düşmenden ki âteş olsa yandırmaz seni
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Kimseye eziyet-cefâ etme, haksızlık yapma, âh alma, kimseyi kandırma, aldatma ki sen de haksızlık görmeyesin. Düşmanlarından meded umma, onlardan gelecek yardıma da güvenme. Düşmanlarından korkmana da lüzûm yok. Sen yeter ki doğru ol, dürüst ol, istikâmet sâhibi ol, böyle olursan Allah sana yardım edecek ve seni dâimâ üstün kılacakdır. 

Hep geçer 'âlemde hiç bir hâlete yokdur sükûn
Zevke bak değmez teessüf etmeğe dünyâ-yı dûn
İstikâmet şerr-i a'dâdan seni eyler masûn
Hakk eder ashâb-ı sıdkın hasmını elbet zebûn
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Bu âlem kevn ü fesad âlemidir, hiç bir şey sâbit kalmaz, toplanan dağılır, yapılan yıkılır, doğan ölür, her şey gelip geçer. Olup bitenlere üzülerek kendini telef etme. Zâten üzülerek hiç bir şeyi değiştiremezsin. Düşmanlarının şerrinden korunmak istiyorsan istikâmet sâhibi ol zîrâ Allah sâdık kullarını dâimâ muhâfaza eder. 

İster isen hıfz ede 'ırzın Hudâ-yı lem-yezel
'Irzına a'dâ-yı bed-hâhın bile verme halel
Tâ ezelden söylenir halkın dilinde bu mesel
Celb eder elbetde insâna mükâfâtı 'amel
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Allah senin nâmûsunu muhâfaza etsin istiyorsan düşmanın bile olsa kimsenin nâmûsuna, şerefine halel getirme. Halkın ağzında darb-ı mesel olan şu sözü unutma : Mükâfât yapılan işe göre olur. Öyleyse istikâmet sâhibi ol, sırât-ı müstakîmden ayrılma.

Garrelenmez rûz-i ikbâlin görüp ehl-i hıred
Her günü bir gad eder ta'kîb her sebti ehad
Seyl-i mevt ettikde berbad ömrü baht etmez meded
Böyle âteş-meşreb olma hâk olur birgün cesed
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Aklı olan tâlihi yâver gittiği zaman gurûra kapılmaz. Bilir ki bu âlem ve bu âlemdeki her şey gelip geçicidir. Ecel gelince ne makâm-mevki, ne para-pul, ne kasa-kese fayda eder. İnsan toprakdan yaradılmışdır, yine toprağa dönecekdir. Öyleyse insana yakışan toprak gibi mütevâzi olmakdır. Kibirlenerek kendini üstün görmek, herkese eziyet ve cefa etmek, insana yakışmaz zîrâ kibir şeytânın sıfatıdır çünkü şeytan ateşden yaradılmışdır. İstikâmet sâhibi ol ki yarın ölüp de kabre girdiğinde pişmân olmayasın.

Halkı tahrîb eyleyip de kendin âbâd eyleme
Bu cihânda ev yapıp 'ukbânı berbâd eyleme
Nef'in içün zâlim-i bî-rahme imdâd eyleme
'Âlemi tenfîr eden hâlâtı mu'tâd eyleme
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Kendi menfaatini temin etmek için sakın halka zulmetme. Hep dünyâ için çalışıp âhiretini ihmâl etme. Sakın bir menfaat için merhametsiz zâlimlere meyldip onlara yardımcı olma. Herkesi kendinden nefret ettirecek hâlleri âdet edinme. Allah'ın koyduğu hudûdun dışına çıkma ki utanılacak durumlara düşmeyesin.

Seyyiât insâna nefs-i kemterîninden gelir
Her hacâlet Âdem'e sû-i karîninden gelir
'İzzet ü zillet mekâna hep mekîninden gelir
İstikâmet müstakîmü'l-hâle dîninden gelir
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Bütün kötülükler insanın nefsinden gelir. İnsanı utanılacak vaziyetlere düşüren kötü alışkanlıklar da hep kötü arkadaşlardan gelir. Bir makâma kıymet veren de o makâmın kıymetini düşüren de hep o makâmda oturanlardır. Sen şerefli ol ki bulunduğun makâm seninle şereflensin. Dînine sâhip ol ki istikâmet sâhibi olasın zîrâ istikâmet ancak Hakk'ın emirlerine riâyet ile mümkündür. 

Düşmeni tezlîl için hîle ile etme iştigâl
Hüsn-i efkâra olur hâil cihânda sû-i hâl
Yüzsuyu dökme teessüf çekme etme kıyl ü kâl
Sen sakîm olma verir maksûdun elbet Zü'l-Celâl
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Düşmanını küçük düşürmek için hîle yapma. Kötü huylar, güzel fikirlere mâni' olur. Kimseye yüzsuyu dökme, hiç bir şeye esef etme, dedikodu yapma. Sen iyi niyetli olur, doğru yolda bulunursan, Allah seni mahrûm etmez, hîle ile desîse ile elde edemeyeceğin şeyleri Allah verir.

At riyâyı elden ıslâha çalış ef'âlini
Boşboğazlık etme ta'dîl eyle kıyl ü kâlini
Sen ne türlü saklayım dersen de sû-i hâlini
Hakk Te'âlâ senden a'lemdir senin hâlini
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Gösterişden vazgeç, ne yaparsan Allah rızâsı için yap. Çok konuşma, gevezelik etme, aklına here geleni söyleme, diline sâhip ol. Halka kendini iyi gösterip, kötü taraflarını saklamak mürâîlikdiri bundan vazgeç zîrâ Allah bizi bizden iyi bilmekdedir. Bu kötü huylardan kurtul ve istikâmet sâhibi bir kul ol.

Hâline şeytân güler gördükde sende gafleti
Üstüne güldürme öyle düşmen-i bed-sîreti
Hâin olma ver emânetle cihâna şöhreti
Herkesin destindedir 'âlemde zill ü rıf'ati
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Gâfil insanın hâline şeytan bile güler. Gafletden uyan, şeytanı kendine güldürme. Sakın kimseye hıyânet etme. Güvenilir ol, herkesin güvendiği bir insan ol. Unutma ki yücelmek de alçalmak da insanın kendi elindedir. Sırât-ı müstakîmden ayrılmayanlar yücelir ve yükselir, istikâmetden ayrılanlar rezîl ve zelîl olur.

Zâmin ü kâfil olan erzâka Hâlık'dır sana
Mâsivâya ser-fürû' etmek ne lâyıkdır sana
Izdırâbı celbeden meyl-i alâyıkdır sana
Gayr içün düşme lisân-ı nâsa yazıkdır sana
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Allah kullarının rızkını tekeffül etmişdir. Buna inanan bir kimse üç kuruş için  ona buna boyun eğmez. İnsanın başına gelen belâlar, Allah'ı unutup, mâsivâya meyl etmekden, Allah'a güvenmeyip, kullardan meded ummakdan gelir. Müstakîm olup, Allah'a tevekkül edersen, Allah'ın nice nice lutuf ve ihsânlarına nâil olur, hiç bir zaman hiç bir şeyin eksikliğini çekmez, hiç kimseye de muhtâc olmazsın.

Diyarbakırlı Said Paşa
Rahmetullahi Aleyh

27 Mart 2024 Çarşamba

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MUHAMMED TÂ-HÂ ERDOĞAN 28.03 MART 2024-Çarşamba-17:20 --- --- رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ Hicri: 17 Ramazân 1445


HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MUHAMMED TÂ-HÂ ERDOĞAN 28.03 MART 2024-Çarşamba-17:20 --- رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

Hicri: 17 Ramazân 1445


 

الحمد لله وكفى،

والصلاة و السلام على النبي المصطفى،

وعلى آله وصحبه الكرام الشرفا...

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.  بسم الله الرحمن الرحيم.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى مَخْلُوقُهُ فَوْقَ الْعُمٰى. أَلْقَادِرِ الْفَرْدِ الَّذ۪ى مَصْنُوعُهُ تَحْتَ الثَّرٰى. أَللّٰهُمَّ اَنْتَ رَبّ۪ى حَىٌّ لَطي۪فٌ قَادِرٌ فَرْدٌ عَطُوفٌ نَاصِرٌ. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلي۪مُ الْحَكي۪مُ. سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلاَّ مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَري۪مُ. رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى. وَيَسِّرْ ل۪ى اَمْر۪ى. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى. يَفْقَهُوا قَوْل۪ى. وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ى اِلَى اللّٰهْ. اِنَّ اللّٰهَ بَصي۪رٌ بِالْعِبَادِ. أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓااَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ.

صَـلُّــوا عَـلٰـــى رَسُــولِـنَـا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى شَف۪يعِ ذُنُوبِـنَــا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى طَب۪يبِ قُلُوبِنَا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

Hamd övgü yukarıların yukarısını ve yerin altını yaratan kâdir güç yetiren ve ferd tek olan (Yûce) Allâh (c.c.) hazretlerine mahsûstur.

 

Ey Allâh’ım! Sen benim rabbimsin. Hay (diri) Latîf (kullarına yumuşaklıkla muamele eden) Kâdir (güç yetiren) Ferd (tek) Atûf (şefkât ve merhamet eden) ve Nâsır (yardım edici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir şey bilemeyiz. Muhakkak ki sen Alîm (bilici) ve Hakîm (hüküm verici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize anlattığından başka hiçbir anlayış yoktur. Muhakkak ki sen Cevvâd (çok iyilik yapan) ve Kerîm (çok cömert) sin.

 

Ey rabbim göğsümü aç işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz, sözümü anlaşılır kıl. İşimi Allâh-ü Teâlâ’ya ısmarladım. Muhakkak ki O kullarını görücüdür.

 

Hamd övgü bizi bu doğru yola ileten Allâh-ü Teâlâ’ya mahsûstur. Allâh (c.c.) bizi doğru yola iletmeseydi biz kendimizi doğru yola iletemezdik. Muhakkâk ki Rabbinin Rasûlleri hakkı getirmişlerdir.

 

Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Ey Allâh’ım! Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e ve

âl-ine salât eyle.

﴿ وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا 

 [سورة الفرقان:٢٥/٧٤]

“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.”[1]

﴿ رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

[سورة إبراهيم:١٤/٤٠]

“Rabbim! Beni namaza devâm eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duâmı kabûl eyle.” (İbrahim Sûresi 40)

﴿ وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَاتَعْلَمُونَ شَيْئًاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ 

[سورة النحل:١٦/٧٨]

“Allâh, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.”[2]

﴿ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى وَهَبَ ل۪ى ... اِنَّ رَبّ۪ى لَسَم۪يعُ الدُّعَآءِ 

[سورة إبراهيم:١٤/٣٩]

“Bana bu evlâdı ihsân eden Allâh’a hamd eder,

-minnet ve şükranlarımı takdîm ederim-. Şüphesiz ki benim Rabbim duâları en iyi işitendir.”[3]

 

ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-NIN SELÂMI, RAHMETİ, BEREKETİ, MAĞFİRETİ AF VE ÂFİYETİ HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN! ÖNCELİKLE BÜTÜN ÂİLE FERTLERİMİN GÖZÜ AYDIN OLSUN...

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM,

 

MUHAMMED TÂ-HÂ ERDOĞAN

SANA SAÂDET-İ DÂREYN DİLEKLERİMİ SUNUYORUM...

 

Allâh-ım! Bi’l-hassâ yeni doğup dünyaya teşrîf ederek aramıza katılan, yavrucağımıza; annesi, babası ve tüm âilesiyle beraber, İslâm’a uygun bir yaşam, sağlıklı, sıhhatli, uzun bir ömür ve hayırlı bir istikbâl nasîb eyle.

 

Allâh-ım! Oğlumuzu; İslâm’a ve insanlığa faydalı, dînine diyanetine mukaddesâtına bağlı, vatanına milletine, bayrağına saygılı, anne ve babasına tüm âilesine hayırlı bir evlat olmasını bahşeyle.

 

Allâh-ım! Aynı minvâl üzere; zamânı geldiğinde, hayırlı bir zevçle (eşle) izdivaç kurup sâlih, sâliha, âlim, âlime hâfız, hâfize evlatlar yetiştirmesini nasîb ve müyesser eyle.

 

Allâh-ım! Rızâna ve Rasûlün Muhammed Mustafâ (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in rızâsına nâil eyle.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu İslâm Fidanlı’ğında biten güzel bir fidan olarak büyüt, islâmî hayatta ebedî ve sabit kıl.

 

Allâh-ım!  Bu yavrumuzu; gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bu çocuğa yakın olup zarar vermelerinden, mübârek ve mükemmel kelimelerinle koru.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu; Her türlü haşerâttan, her türlü kötü nazarlardan hıfz-u himâye eyle. Yaşamını bereketli, kısmetini bol eyleyesin. Kazâyı, belâyı, afeti, tufânı, salgın hastalığı, gam ve gasaveti uzak eyle. Görünür, görünmez kazâyı, belâyı uzak eyle.

 

Allâh-ım! Evlâdımızı iyi huylu, iyi ahlâklı, sabırlı, şükreden, zikreden, hamd eden, kötülüklerden uzak, içi dışı temiz, pâk ve kanaatkâr Mü’min kullardan eyle.

 

Allâh-ım! Anne ve babalarının birbirlerine karşı sevgi, saygı, ülfet, muhabbet ve bağlılıklarını dâim ve bâkî eyle. Âile huzûru sevinci ihsân eyle. Ş.g. 28.03 MART 2024 – Çarşamba – 17:20 --- Hicri: 17 Ramazân 1445.