19 Aralık 2024 Perşembe

YAHÛDÎ VE HIRİSTİYANLARA BENZEME MEK! MÎLÂDÎ YILBAŞI “KELER” YUVASI VE DAHA VAHİMİ ş.g.


YAHÛDÎ VE HIRİSTİYANLARA BENZEME MEK! MÎLÂDÎ YILBAŞI “KELER” YUVASI VE DAHA VAHİMİ 

YILBAŞI KUTLAMASI OYUNCAK DEĞİLDİR

﴿ وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّ۪ى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَآءَكُمْ مِنَ الْحَقِّۚ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْۜ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا ف۪ى سَب۪يل۪ى وَابْتِغَآءَ مَرْضَات۪ى تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِۗ وَاَنَا۬ اَعْلَمُ بِمَآ اَخْفَيْتُمْ وَمَآ اَعْلَنْتُمْۜ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ السَّب۪يلِ [سورة قالممتحنة:٦٠/١]

“Ey Îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allâh’a inandınız diye Rasûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızâmı kazanmak üzere benim yolumda cihâd etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz.[1] Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlakâ doğru yoldan sapmıştır.

 

“Her insanın giysisi, onun vücut ülkesinin bayrağıdır. O, insanın kendi vücut evinin kapısına diktiği bir bayraktır ki, onunla hangi kültüre bağlı olduğunu ilan etmektedir.'' Tirmizi, Libas 30,

 

وقلما تشبه رجل بقوم إلا كان منهم

﴿ وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا

"Bir kavme benzeyip de onlardan olmayan çok az adam vardır" (Sehâvî, el-Makâsıdu'l-hasene, s. 107-108, no: 210) buyuruyor.

Peygamberimiz (s.a.v) Tebuk seferine giderken Semud kavminin helak olduğu ‘‘Hıcr’’ denilen yerden geçerken hızlıca geçmiş ve: ‘‘kendilerine zulmedenlerin yaşadığı yerlerde eğleşmeyin. Suyundan içmeyin. Bu sularda abdest almayın’’ buyurmuştur.

Ka’be-yi yıkmak için gelen Ebrehe’nin ve ordusunun helak olduğu yerde de eğleşmemiş, hızlıca geçmiştir.

Olayin Gerceklestigi Yer

Fil olayi, Müzdelife ve Mina arasindaki Muhassab vadisi arasinda bulunan Muassib'da meydana gelmistir. Müslim ile Ebû Dâvûd, Câbir'den rivâyetle onun söyle dedigini yazarlar: "Rasûlullah Müzdelife'den Mina'ya hareket ettigi zaman Muassib vadisin de hizlanmisti." Imam Nevevî bunu söyle izah etmistir: "Ashâb-i Fil olayi burada cereyan etmistir. Onun için, sünnet olan, hacilarin buradan hizla geçmesidir" (Mevdûdî, Tefhimul Kur'an Trc: Muhammed Han Kayani ve digerleri, Istanbul 1988, VII, 238)

Imam Mâlik de Hz. Peygamber'den, "Müzdelife durma yeridir, ama Muassib vadisinde durulmamalidir" hadisini nakleder.

Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde:

– ‘‘Müslüman olmayanlarla onlara aşina olacak şekilde kaynaşmayın! Her kim onlarla birlikte yaşarsa ve onların ahlakı ile ahlaklanırsa onlar gibi olur.’’ (Tirmizi Siyer:14)

من كثر سواد قوم فهو منم

"Kimde bir kavmin özelliği galipse, o da onlardandır" (Muhtasaru Makâsıdi'l-hasene, s. 223, no: 1070.)

ليس منا من تشبه بغيرنا 

“Bizim dışımızdakilere benzeyen bizden değildir" (el-Câmiu’s-Sahîh (Sünenu’t-Tirmizî), İsti'zân 7, no: 2695)  buyurmuştur.

10) Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Nebî (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَأْخُذَ أُمَّتِى بِأَخْذِ الْقُرُونِ قَبْلَهَا، شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاع

"Ümmetim kendisinden önceki ümmetlerin gidişatını karış karış, adım adım takip ve taklîd etmedikçe Kıyamet kopmaz...”   Buhârî, İ’tisâm 14

YAHÛDÎ VE HIRİSTİYANLARA BENZEME MEK! MÎLÂDÎ YILBAŞI “KELER” YUVASI VE DAHA VAHİMİ ş.g.

٢٦٤١- حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الحَفَرِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زِيَادٍ الأَفْرِيقِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

"لَيَأْتِيَنَّ عَلَى أُمَّتِي مَا أَتَى عَلَى بني إسرائيل حَذْوَ النَّعْلِ بِالنَّعْلِ، حَتَّى إِنْ كَانَ مِنْهُمْ مَنْ أَتَى أُمَّهُ عَلَانِيَةً لَكَانَ فِي أُمَّتِي مَنْ يَصْنَعُ ذَلِكَ، وَإِنَّ بني إسرائيل تَفَرَّقَتْ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، وَتَفْتَرِقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، كُلُّهُمْ فِي النَّارِ إِلَّا مِلَّةً وَاحِدَةً"، قَالُوا: وَمَنْ هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: "مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِي": "هَذَا حَدِيثٌ مُفَسَّرٌ غَرِيبٌ لَا نَعْرِفُهُ مِثْلَ هَذَا إِلَّا مِنْ هَذَا الْوَجْهِ."[2]

2641- Abdullah b. Amr (r.’a.)’den rivâyete göre, Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İsrâ’îl oğullarına gelen her şey benim ümmetime de gelecektir. Ayakkabının ayakkabıya eşitliği gibi aynı durumda olacaklardır. Hattâ onlardan bir kimse açıkça annesine yaklaşan kimse olsa ümmetimden de böyle yapanlar çıkacaktır. İsrâîl oğulları yetmiş iki millete ayrılmışlardı. Ümmetim ise yetmiş üç millete ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç hepsi Cehennem’de olacaktır. Ashâb: --- “O millet kimdir?” Diye sordular da: Rasûlüllâh (s.a.v.)’de şöyle buyurdu: --- “Ben ve Ashâbım hangi milletten isek o milletten ve dînden olanlardır.”[3] Ş.g.

 

 

٨٤٠٤- حَدَّثَنَا أَبُو أُوَيْسٍ الْمَدِينِيُّ، حَدَّثَنِي ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، وَمُوسَى بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ:

"لَتَرْكَبُنَّ سُنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شِبْرًا بِشِبْرٍ، وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ حَتَّى لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ دَخَلَ حُجْرَ ضَبٍّ لَدَخَلْتُمْ، وَحَتَّى لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ جَامِعَ امْرَأَتَهُ بِالطَّرِيقِ لَفَعَلْتُمُوهُ."[4]

İbn-i Abbâs (r.’a.)’den rivâyete göre, Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: --- “Sizden öncekilerin yoluna karış karış adım adım gireceksiniz. Öyle ki onlardan biri keler yuvasına girse siz de gireceksiniz. Ve yine onlardan biri yolda hanımıyla ilişkiye girse siz de bunu yapacaksınız.[5]

 BİR HİLÂL UĞRUNA, YÂ RAB, NE GÜNEŞLER BATIYOR!

HİLÂL’İ; HAÇ’A VE SİYONİZME TERCİH ETME!

YAHUDİ BAYRAĞININ: 6 Köşeli Yıldızı, Sion=Yıldızı: 

Yahudilerin İnandığı Vâd Edilmiş Toprakları Sembolize Etmektedir, Yahudi Ve Mason Sembolü. Ş.g.

 YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARA BENZEMEMEK...

٣٩٩٤- حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ : لَتَتَّبِعُنَّ سُنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ بَاعًا بِبَاعٍ ، وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ ، وَشِبْرًا بِشِبْرٍ ، حَتَّى لَوْ دَخَلُوا فِي جُحْرِ ضَبٍّ لَدَخَلْتُمْ فِيهِ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، الْيَهُودُ، وَالنَّصَارَى؟ قَالَ: فَمَنْ إِذًا؟.[6]

Efendimiz (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur:

--- “Sizden öncekilerin yoluna karış-karış kulaç-kulaç uyacaksınız. O kadar ki, bir keler[7] yuvasına (deliğine) girseler siz de gireceksiniz.”

 

Dediler ki: --- “Yâ Rasûlellâh! Yahûdî ve Hristiyanlar mı?” --- “Yâ kim olacaktı?” buyurdular.[8] Ş.g.

 

MÎLÂDÎ SENE BAŞINI (YILBAŞINI) KUTLAMAK

و قد قال غير واحد من السلف في قوله تعالي: ﴿ وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ [سورة الفرقان:٢٥/٧٢] قالوا أعياد الكفار، فإذا كان هذا في شهودها من غير فعل فكيف بالأفعال التي هي من خصآئصها.

Birçok selef âlimi bu Âyet-i Kerîme’de ki "الزور" kelimesinin kâfirlerin bayramı olduğunu söylemişlerdir. Âyet-i Kerîme’de kâfirlerin bu fiillerini seyretmek bile yasaklanırken bu fiilleri bizzât işleyenlerin durumu ne olacak? “Herkesin cevâbı KALBİNDE” Ş.g.

“Onlar, yalana şâhitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştık-ları zaman, vakâr ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” Furkân Sûresi, 25/72.

  


“Kim de bir kavme benzerse şüphesiz onlardandır.”

 

Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 9/123,126, 478, Hadis no: 5114-5115, 5667; Sahîh-ı Elbânî.

 

﴿ وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا [سورة الفرقان:٢٥/٧٢]

“Onlar, yalana şâhitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakâr ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” Furkân Sûresi, 25/72.

٥٦٦٧- حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ ثَابِتِ بْنِ ثَوْبَانَ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي مُنِيبٍ الْجُرَشِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ : " بُعِثْتُ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ بِالسَّيْفِ، حَتَّى يُعْبَدَ اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَجُعِلَ رِزْقِي تَحْتَ ظِلِّ رُمْحِي، وَجُعِلَ الذُّلُّ وَالصَّغَارُ عَلَى مَنْ خَالَفَ أَمْرِي،

"وَمَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ."[9]

“Ben; kıyâmetin eşiğinde kılıçla gönderildim. Tâ ki şirk koşulmadan yalnızca Allâh’a ibâdet edilsin diye. Benim rızkım mızrağımın gölgesinde kılınmıştır. Zillet ve küçüklük, benim buyruğuma muhâlefet edenlerin üzerine verilmiştir. Kim de bir kavme benzerse şüphesiz onlardandır.[10]

YILBAŞI KUTLAMASI OYUNCAK DEĞİLDİR

Bâzı şeylerin ciddîsi de ciddîdir, şakası da ciddîdir;

--- Îmân, --- Nikâh, --- Talâk...

Yılbaşı kutlamak direk ÎMÂN ile ilgili bir hükümdür...

*** Müslüman, Müslüman olduğu halde yılbaşı kutlamaz, kutlayamaz...

*** ÖYLEYSE YA YILBAŞI KUTLAYIP! (Hıristiyanlar=müşrikler gibi) tek bir tâne çekirdekle bile olsa (bunun şakası yok) ...

Îmân’ını yok et, âhiretini yak yık, ebedî ateşi tat... Hem de ne için? Kısa, küçük ve geçici bir hevâ ve heves için...

*** YA DA KÜFFÂRA KARŞI DURUP, YAPTIKLARINI YAPMAYALIM...

*** Rabbine Kur'ân-a, Rasûl'üne itaat et ebedî huzûru kazan, Livâü'l-Hamd' in altında şerefliler şereflisi ile birlikte, dünyâ ve âhiretin en üstün serveti, ihtişâmı, lezzeti, mükâfaatı vd. olan, Cennet'ten Cemâlüllâh'ı seyretme şerefini yakalayalım... O'na lâyık olalım inşâallâh... ş.g.

 

 

FRANSIZ'IN NESİ VAR? FUHŞU BİRDE İLHÂDI

 

Fransız'ın nesi var? Fuhşu, bir de ilhâdı;[11]

Kapıştı bunları "yirminci asrın evlâdı!"

 

Ya Alman'ın nesi var zevki okşayan? Birası;

Unuttu ayranı, ma'tûha[12] döndü kahrolası!

 

Heriflerin, hani dünya kadar bedâyî[13] var:

Ulumu[14] var, edebiyyâtı var, sanâyî var.

 

Giden birer avuç olsun getirse memlekete;

Döner muhîtimiz[15] elbet muhît-i ma'rifete.[16]

 

Kucak kucak taşıyor olmadık ma’sivâyı;[17]

Beğenmesek "medeniyyet!" diyor; inandık iyi!

 

"Ne var, biraz da maârif[18] getirmiş olsa..." desek

Emin olun size "hammallık etmedim?" diyecek.

Mehmet Akif ERSOY

Fatih Kürsüsünde – 1914

***

Bakın da hâline ibret alın şu memleketin!

Nasıldın ey koca millet? Ne oldu âkıbetin?

Yabancılar ediyormuş – eder ya – istikrâh:[19]

Dilenciler bile senden şereflidir billâh.

Vakârı çoktan unuttun, hayâyı kaldırdın;

Mukaddesâtı ısırdın, Hudâ´ya saldırdın!

Ne hâtırâtına hürmet, ne an´anâtını yâd;

Deden de böyle mi yapmıştı ey sefil evlâd?

Hayâtın erzeli [20] olmuş hayât-ı mu´tâdın;[21]

Senin hesâbına birçok utansın ecdâdın!

Damarlarındaki kan âdetâ irinleşmiş;

O çıkmak istemeyen can da bir yığın leşmiş!

İâde etmenin imkânı yoksa mâzîyi,

Bu mübtezel[22] yaşayıştan gebermen elbet iyi.

Gebermedik tarafın kalmamış ya pek, zâten.

Sürünmenin o kadar farkı var mı ölmekten?

Sürünmek istediğin şey! Fakat zaman peşini

Bırakmıyor, atacak bir çukur bulup leşini!

Bugün sahîk-i[23] âlemde sen ki bir lekesin;

Nasıl vücûdunu kaldırmasın, neden çeksin?

"İşitmedim" diyemezsin; işittin elbette:

"Tevakkufun[24] yeri yoktur hayât- millette."

Sükûn belirdi mi bir milletin hayâtında;

Kalır senin gibi zillet, esâret altında.

Nedir bu meskenetin,[25] sen de bir kımıldasana!

Niçin kımıldamıyorsun? Niçin? Ne oldu sana?

Niçin mi? "Çünkü bu fânî hayâta yok meylin!

Onun netîcesidir sa´ye varmıyorsa elin."

Değil mi? Ben de inandım! Hüdâ bilir ki yalan!

Hayâta nerde görülmüş senin kadar sarılan?

Zorun: Gebermemek ancak "ölümlü dünyâ" da!

Değil hakîkati, mevtin hayâli rü´yâda

Dikilse karşına, hiç şüphe yok, ödün patlar!

Yazık ki sen şu büyük ruhu şermasâr ettin:

Bütün mekâbir-i İslâm´ı küfre çiğnettin!

Birer lisân-ı tazallüm uzattı her makber.

Zavallı taşlara lâkin bakan mı var? Ne gezer!

Mezelletin o kadar yâr-ı cânısın ki, yazık,

"Ucunda yoksa ölüm" her belâya göğsün açık!

Dilenci mevki´i, milletlerin içinde yerin!

Ne zevki var, bana anlat bu ömr-i derbederin?

Şimâle doğru gidersin: Soğuk bir istikbâl,

Cenûba niyyet edersin: Açık bir istiskâl!

Dedikçe sen, dediler karşıdan: "İnâyet ola!"

Dilencilikle siyâset döner mi, hey budala?

Siyâsetin kanı: Servet, hayâtı: Satvettir,

Zebûn-küş Avrupa bir hak tanır ki: Kuvvettir.

Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,

Üzengi öpmeye hasretti Garb´ın elçileri!

O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da,

Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?

"Kadermiş!" Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:

Belânı istedin, Allah da verdi. Doğrusu bu!

 

 



[1] Bu cümle, “Sevgi sebebiyle onlara sır veriyorsunuz” şeklinde de tercüme edilebilir.

[2] الكتاب: سنن الترمذي: كتاب الإيمان (٣٧)، باب: ما جاء في افتراق هذه الأمة، رقم الحديث:٢٦٤١، ص:٤٢٨. --- المؤلف: محمد بن عيسى بن سَوْرة بن موسى بن الضحاك، الترمذي، أبو عيسى (المتوفى: ٢٧٩ هـ)، تحقيق وتعليق أحمد محمد شاكر، (جـ ١، ٢)، ومحمد فؤاد عبد الباقي (جـ ٣)، وإبراهيم عطوة عوض المدرس في الأزهر الشريف (جـ ٤، ٥)، الناشر: شركة مكتبة ومطبعة مصطفى البابي الحلبي – مصر، الطبعة: الثانية، ١٣٩٥ هـ - ١٩٧٥ م، عدد الأجزاء: ٥ أجزاء. [حكم الألباني]: حسن. ---

[3] Tirmizî, Kitâbü’l-Îmân (37), Bu Ümmet Kaç Fırkaya Bölünecektir? Bâbı (18), Hadîs No:2641, sh:428. (Tirmizî: Bu hadis önceki hadise göre daha fazla izah edilmiştir. Bu hadis garîb olup sâdece bu şekliyle bilmekteyiz.)

[4] الكتاب: لمستدرك على الصحيحين: كتاب الفنت و الملاحم (٥٠)، باب: و اما حديث عمران بن حصين، رقم الحديث:٨٤٠٤، ص:٤/٥٠٢، صَحِيحٌ - [التعليق - من تلخيص الذهبي] --- المؤلف: أبو عبد الله الحاكم محمد بن عبد الله بن محمد بن حمدويه بن نُعيم بن الحكم الضبي الطهماني النيسابوري المعروف بابن البيع (المتوفى: ٤٠٥ هـ)، تحقيق: مصطفى عبد القادر عطا، الناشر: دار الكتب العلمية – بيروت، الطبعة: الأولى، ١٤١١ – ١٩٩٠، عدد الأجزاء:٤ ---؛ الكتاب: السراج المنير في ترتيب أحاديث صحيح الجامع الصغير: باب: في التشبه، رقم الحديث:٦١٩٥، ص:٢/٩٩٦، --- المؤلف: الحافظ جلال الدين السيوطي - العلامة محمد ناصر الدين الألباني، رتَّبه وعلق عليه: عصام موسى هادي، الناشر: دار الصديق - توزيع مؤسسة الريان الطبعة: الثالثة، ١٤٣٠ هـ - ٢٠٠٩ م، عدد الأجزاء: ١--- ؛ الكتاب: صحيح الجامع الصغير وزياداته: باب: حرف اللام، رقم الحديث:٥٠٦٧، ص:٢/٩٠٣. --- المؤلف: أبو عبد الرحمن محمد ناصر الدين، بن الحاج نوح بن نجاتي بن آدم، الأشقودري الألباني (المتوفى: ١٤٢٠ هـ)، الناشر: المكتب الإسلامي، عدد الأجزاء:٢ ---

[5] Müstedrek ‘Ale’s-Sahîhayn, Kitâbü’l-Fiten Ve’l-Melâhım (50), Ve Ammâ Hadîs-ü ‘Imrân Bin Huseyn, Hadîs No:7404, sh:4/502; Sirâcü’l-Münîr Fî Tertîb-i Ehâdîs Sahîh-ı Câmiu’s-Sağîr, (Başkalarına) Benzemek Bâbı, Hadîs no:6195, sh:2/996; Sahîh-ı Câmiu’s-Sağîr Ve Ziyâdât, Harfü’l-Lâm Bâbı, Hadîs no:5067, sh:2/903.

[6] الكتاب: سنن ابن ماجة. المؤلف: ابن ماجة أبو عبد الله محمد بن يزيد القزويني. (المتوفى: ٢٧٣ هـ). كتب حواشيه: محمود خليل. الناشر: مكتبة أبي المعاطي عدد الأجزاء:٥. ٣٦- كِتَابُ الْفِتَنِ. ١٧- بَابُ افْتِرَاقِ الأُمَمِ.

[7] KELER: Bir nevi iri kertenkele. KELER-KERTENKELE Arapça "dabb" diye anılan keler ve kertenkele sürüngenler takımından dır.

 

 

[9] الكتاب: مسند الإمام أحمد بن حنبل، المؤلف: أبو عبد الله أحمد بن محمد بن حنبل بن هلال بن أسد الشيباني (المتوفى: ٢٤١ هـ)، المحقق: شعيب الأرنؤوط - عادل مرشد، وآخرون، إشراف: د عبد الله بن عبد المحسن التركي، الناشر: مؤسسة الرسالة، الطبعة: الأولى، ١٤٢١ هـ - ٢٠٠١ م، رقم الحديث:٥١١٤-٥١١٥، ٥٦٦٧. -قد يكون جهادك في اهلك-

[10] Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 9/123,126, 478, Hadis no: 5114-5115, 5667.

[11] İlhâd / الحاد : Dinden çıkmak, dönmek. Allâh’ın varlığına, birliğine inanmamak. İmânsızlık. Zulüm yapma, eziyet etme. Dinsizlik, inanç bozukluğu. Allah inancından ayrılış, tevhîd inancından ayrılma. Dinsizlik, inkâr. Kur'ân-ı Kerîm’de ve Hadîs-i Şerîfler’de açıkça bildirilmiş olan, müctehîd âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve Müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış. Dinsizlik. Dinden çıkma. Dinden çıkma, dinsizlik.

[12] Ma’tûh /  معتوه: Bunak, bunamış.

[13] BEDÂYÎ: Eşi benzeri olmayan güzellikler. Görülmedik güzellikte şeyler.

[14] ‘ULÛM / عُلُومْ : İlimler.

[15] MUHÎT / محيط / مُح۪يطْ : İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren.

[16] MA'RİFET / مَعْرِفَتْ : Herkesin yapamadığı ustalık, ustalıkla yapılmış olan şey. Bilme, biliş, bilgelik. Bilme, tanıma, gönülle bilme.

[17] MÂSİVÂ / ماسوی : Allâh-ü Teâlâ’dan başka her şey. Âlem, tabiat, mahlûklar.

[18] MAÂRİF / معارف / مَعَارِفْ : Tahsil ile elde edilen ilim, malûmat, bilgi. Meharet. Üstadlık. Hüner.

[19] İSTİKRÂH / استكراه : Bir şeyi kötü ve kerih görmek. Beğenmemek, nefret etmek. Bir şeyi cebir ve ikrah ile işlemek.

[20] ERZEL / ارذل : Daha rezil. Çok fena. Pek kötü. En rezil. Alçak.

[21] MU'TÂD / معتاد : Âdet olunmuş, alışılmış. Âdet. Âdet edilen iş. İtiyad edilen. Alışılmış olan. Alışılmış.

[22] MÜBTEZEL / مبتذل : Pek bol ve ucuz. Değersiz. Hor kullanılan. Ortaya düşmüş olan. Ele ayağa düşmüş. Orta malı. Çok bulunan.

[23] SAHİK: Uzak. Müretteb olan söz. Hemen anlaşılmaz derece. Çok karışık ve anlaşılmaz söz. Ezip döğen.

[24] TEVAKKUF / توقف / تَوَقُّفْ : Durma. Eğlenip kalma. Duraklama. Durma, Tevakkuf etmek: Bağlı olma.

[25] MESKENET / مسكنت : Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.