7 Haziran 2012 Perşembe

VAAZA BAŞLAMA DUÂSI VE ÇOK ÖNEMLİ DUÂLAR


أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.

بسم الله الرحمن الرحيم.

VAAZA BAŞLAMA DUÂSI

أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى مَخْلُوقُهُ فَوْقَ الْعُمٰى. أَلْقَادِرِ الْفَرْدِ الَّذ۪ى مَصْنُوعُهُ تَحْتَ الثَّرٰى. أَللّٰهُمَّ اَنْتَ رَبّ۪ى حَىٌّ لَطي۪فٌ قَادِرٌ فَرْدٌ عَطُوفٌ نَاصِرٌ. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلي۪مُ الْحَكي۪مُ. سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلاَّ مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَري۪مُ. رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى. وَيَسِّرْ ل۪ى اَمْر۪ى. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى. يَفْقَهُوا قَوْل۪ى. وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ى اِلَى اللّٰهْ. اِنَّ اللّٰهَ بَصي۪رٌ بِالْعِبَادِ. أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ.

صَـلُّــوا عَـلٰـــى رَسُــولِـنَـا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى شَف۪يعِ ذُنُوبِـنَــا مُـــحَـمَّدٍ.

 (أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى طَب۪يبِ قُلُوبِنَا مُـــحَـمَّدٍ.

 (أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

Hamd övgü yukarıların yukarısını ve yerin altını yaratan kaadir güç yetiren ve ferd tek olan (Yûce) Allâh (c.c.) hazretlerine mahsûstur.

Ey Allâh’ım! Sen benim rabbimsin. Hay(diri) Latîf (kullarına yumuşaklıkla muamele eden) Kaadir (güç yetiren) Ferd (tek) Atûf (şefkât ve merhamet eden) ve Nâsır(yardım edici) sin.

Yâ rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir şey bilemeyiz. Muhakkak ki sen Alîm (bilici) ve Hakîm (hüküm verici) sin.

Yâ rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize anlattığından başka hiçbir anlayış yoktur. Muhakkak ki sen Cevvâd (çok iyilik yapan) ve Kerîm (çok cömert) sin.

Ey rabbim göğsümü aç işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz, sözümü anlaşılır kıl. İşimi Allâh-ü Te’âlâ’ya ısmarladım. Muhakkak ki O kullarını görücüdür.

Hamd övgü bizi bu doğru yola ileten Allâh-ü Te’âlâ’ya mahsûstur. Allâh (c.c.) bizi doğru yola iletmeseydi biz kendimizi doğru yola iletemezdik. Muhakkak ki rabbinin rasûlleri hakkı getirmişlerdir.

Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâh-ümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâh-ümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

 (Allâh-ümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

Ey Allâh’ım! Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e ve âl-ine salât eyle.

HAMDELE, SALVELE VE DUÂ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ وَكَفٰى.

Övülmeye lâyık olarak Allâh (c.c.) bize yeter...

(Hamd=Övgü Allâh (c.c.) Hazretlerine mahsûsdur…

وَالصَلٰاةُ وَالسَّلٰامُ عَلَى النَّبِىِّ الْمُصْطَفٰى.

Salât-ü selâm seçilmiş olan O nebîye olsun…

وَعَلٰى اٰلِه۪ وَاَصْحَابِهِ الْكِرَامِ الشُّرَفَا.

Ve Salât-ü selâm O’nun yûce ve şerefli âl ve ashâbına olsun…[1]

بسم الله الرحمن الرحيم.

قَالَ اللّٰه تَعَالٰى ف۪ى مُحْكَمِ كِتَابِهِ الْكَر۪يمِ.

٨ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ٧

[سورة الحج:٢٢/٧٧]

“Ey îmân edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.”[2]

وَقَالَ النَّبِىِّ :

عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْه قال: قال رسولُ اللّٰه ٦   :

"وَالَّذ۪ي نَفْس۪ي بِيَدِه۪ لاَتَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتّٰى تُؤْمِنُوا، وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتّٰى تَحَابُّوا. أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلٰى شَىْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ؟ أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ".

أخرجه مسلم وأبو داود والترمذي .
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh ((Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) buyurdular ki:

--- “Nefsim yed-i kudretinde olan zâta yemîn ederim ki,

 1-   Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz,

2-   Birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi?
3-   Aranızda selâmı yaygınlaştırın!”[3]
قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "جَدِّدُوا إ۪يمَانَكُمْ، فَإِنَّ الْا۪يمَانَ يَبْل۪ى كَمَا يَبْلِى الثَّوْبُ، ق۪يلَ: يَارَسُولَ اللّٰهَ وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إ۪يمَانَنَا؟ (ما نقول يا رسول الله؟)  قَالَ: "أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لٰٓا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهِ".[4]
--- “Elbise nasıl yıpranır,  eskirse, (kalpteki) îmân da öylece yıpranıp eskir. O halde îmânınızı dâimâ tazeleyin…
Denildi ki! --- Yâ Rasûlellâh îmânımızı nasıl tâzeliyelim?
--- ‘Lâ ilâhe illellâh’ kavlini bolca tekrârlayın.” Buyurdu.

SEYYİDÜL-İSTİĞFÂR


أَنْ تَشْتَغِلَ بِسَيِّدِ الْاِسْتِغْفَارِ وَهُوَ قَوْلُهُ عَلَيْهِ السَّلٰامُ. سَيِّدُ الْاِسْتِغْفَارِ:

"أَللّٰهُمَّ أَنْتَ رَبّ۪ي لٰٓا اِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ خَلَقْتَن۪ي وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلٰى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ أَ بُٓوءُ لَكَ بِـنِعْمَتِكَ عَلَيَّ وَأَ بُٓوءُ بِذَنْب۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ"

مَنْ قَالَهَا ح۪ينَ يُمْس۪ى فَمَاتَ مِنْ لَيْلِه۪ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَنْ قَالَهَا ح۪ينَ يُصْبِحَ فَمَاتَ، مِنْ يَوْمِه۪ دَخَلَ الْجَنَّةَّ. (وَعَنْ أَبِى الدَّرْدَآءَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ ح۪ينَ ق۪يلَ لَهُ،
Seyyidül-istiğfâr ile meşgûl ol. Rasûlüllâh (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) buyurdu ki; --- “İstiğfâr duâlarının en değerli ve en üstünü şöyle demendir: “Allâhümme ente Rabbî, Lâ İlâhe İllâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene ‘alâ ahdike ve va`dike me`steta`tü, eûzü bike min şerri mâ sana`tü, ebûü leke bi ni`metike aleyye ve ebûü bi zenbî fe`ğfirlî fe innehû lâ yeğfiru`z-zünûbe illâ ente”
MA’NÂSI: “Allâhım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka (ibâdete lâyık) hiçbir ilâh yoktur. Ancak sen varsın. Beni sen yarattın, şüphesiz ben senin kulunum. Elimden geldiği kadar (gücüm yettiği kadar), sana verdiğim sözün ve sana ettiğim va’din üzerinde duruyorum. (Akdin ve va`din üzere bulunuyorum, Zât-ı Ecelli ‘Âlâ-na verdiğim sözde durmağa çalışıyorum.)Yâ Rabbî! işlediğim günâhların şerrinden sana sığınıyorum. Bana lütuf ve ihsân buyurduğun ni’metleri ikrâr ve i’tirâf ediyorum, günâhlarımı da i’tirâf ediyorum. Yâ Rabbî! Beni mağfiret buyur (günâhlarımı bağışla), zîrâ senden başka günâhları bağışlayacak (mağfiret edecek, af edecek) yoktur. Ancak sen affedersin”
Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) daha sonra şunları ekledi: ---“Her kim, bu duâyı inanarak sabahleyin okur da o gün akşama çıkmadan ölürse o kimse cennetliktir. Her kim de akşamleyin okur da, sabah olmadan (sabaha çıkmadan)ölürse o kimse cennet ehlindendir (Cennete girecektir.)Buyurdular.[5]

KIYÂMET’TE AZÂB-DAN KURTULMA DÜÂSI


İmâm A’zam (r.a.) diyor ki:--- “Rabbimi rüyâmda 99 defâ gördüm. Kendi kendime: “Eğer yüzüncü defâ görürsem ona mutlakâ soracağım. Kıyâmet gününde kulların senin azâbından ne ile kurtulacak?”diyeceğim. Arkacığından Rabbimi rüyâmda gördüm ve Ya Rabbi! Kıyâmet gününde kulların senin azâbından ne ile kurtulacak? Dedim.

Allâh-ü Te’âlâ Hazretleri şu cevâbı verdi: --- “Her kim sabah ve yatsı namazlarından sonra;

سُبْحَانَ الْاَبَدِيِّ الْاَبَدِ، سُبْحَانَ الْوَاحِدِ الْاَحَدِ، سُبْحَانَ الْفَرْدِ الصَّمَدِ، سُبْحَانَ رَافِعِ السَّمَآءِ بِغَيْرِ عَمَدٍ، سُبْحَانَ مَنْ بَسَطَ الْاَرْضَ عَلٰى مَآءٍ جَمَدٍ، سُبْحَانَ مَنْ خَلَقَ الْخَلْقَ فَأَخْصَاهُمْ عَدَدًا، سُبْحَانَ مَنْ قَسَمَ الرِّزْقَ وَلَمْ يَنْسَ أَحَدًا، سُبْحَانَ الَّذ۪ى لَمْ يَتَّخِذْ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا، سُبْحَانَ الَّذ۪ى لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ.

ü Ebedî olan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üZâtında ve sıfatlarında tek olan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üİhtiyaçsız ve fiillerinde tek olan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üSemâyı direksiz yükselten (=tutan) Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üYeryüzünü donuk su üzerine yayan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üYaratıkları (=mahlûkâtı) yaratıp, adedlerini sayan (=zikreden)Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üRızıkları taksîm edib, kimseyi unutmayan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üEş ve çocuk edinmeyen Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.

üDoğurmayan, doğurulmayan, eşi ve benzeri olmayan Allâh-ü Te’âlâ’yı tesbîh ederiz/ederim.”[6]

ÎMÂN İLE GÖÇME DÜÂSI


٨ رَبَّنَا لَاتُزِغْقُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٧

[سورة آل عمران:٣/٨]

“Ey Rabbimiz! Bizi hidâyete eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma. Bize tarafından rahmet bahşeyle. Şüphesiz ki sen ancak sen, son derece hîbe edensin.”[7]



üÂşık Muhammed el Hâlidî en Nakşibendî (kuddise sirruhû) Hazretlerinin beyânına göre: Güneş doğmadan ve batmadan, Âl-i Imrân Sûresi’nin 18. Âyet-i Kerîmesi’ni, aşağıdaki duâ ile birlikte okuyan kişiye son nefeste îmânı bağışlanır.[8]

üÂyet-i Kerîme’nin duâ ile birlikte okunuşu:

٨ شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ۫ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَآئِمًابِالْقِسْطِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٧  [سورة آل عمران:٣/ ١٨]  وَأَنَا أَشْهَدُ بِمَا شَهِدَ اللّٰهُ بِه۪ وَأَسْتَوْدِعُ اللّٰهَ هٰذِهِ الشَّهَادَةَ وَهِىَ ل۪ى وَد۪يعَةٌ عِنْدَ اللّٰهِ إِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ.

ü“Allâh, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adâletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sâhibidir, hüküm ve hikmet sâhibidir.”[9]

üŞeyh Muhammed Ali İbn-i Hakîm et Tirmizî (Rahimehüllâh) buyurmuştur ki: Allâh-ü Teâlâ Hazretlerini bin kere rüyamda gördüm ve O’na: --- “Ya Rabbi! Ben imanımı kaybetmekten korkuyorum.” dedim. O’da bana: --- “Sabahın sünneti ile farzı arasında bir kere şu duâyı okumamı emretti.”

يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا بَد۪يعَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَاذَا الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ أَسْأَلُكَ أَنْ تُحْيِيَ قَلْب۪ى بِنُور۪ى مَعْفِرَتِكَ أَبَدًا يَآ أَللّٰهْ يَآ أَللّٰهْ يَآ أَللّٰهْ.

ü“Ey Hayy ve Kayyûm! Ey Celâl ve ikrâm sâhibi! Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allâhım! Senden, kalbimi marifetinin nûruyla ebediyyen diriltmeni isterim. Yâ Allâh! Yâ Allâh! Yâ Allâh!”

üBir rivâyette, bu duânın üç kere, diğer bir rivâyette de kırk kere okunması emredilmiştir.[10]

BİR GÜNÜN VEYA GECENİN BORCUNU ÖDEME DÜÂSI


v  On (10) kişiye selâm vermek!... Ya da;

وعن عبداللّٰهِ بن غنام البياضى رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : مَنْ قَالَ ح۪ينَ يُصْبِحُ:

"أَللّٰهُمَّ مَا أَصْبَحَ بِى مِنْ نِعْمَةٍ أَوْ بِأَحَدٍ مِنْ خَلْقِكَ فَمِنْكَ وَحْدَكَ لاَشَر۪يكَ لَكَ، لَكَ الْحَمْدُ، وَلَكَ الشُّكْرُ".

فَقَدْ أَدَّى شُكْرَ يَوْمِهِ، وَمَنْ قَالَ مِثْلَ ذٰلِكَ حِينَ يُمْسِى فَقَدْ أَدَّى شُكْرَ لَيْلَتِهِ. أخرجهما أبو داود .

Abdullah İbn-u Gannâm el-Beyâzî (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) buyurdular ki:

--- “Kim sabaha erdiği zaman:

“Allâh’ım, benimle veyâ mahlûkatından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişse bu sendendir. Sen birsin, ortağın yoktur, hamdler sanadır, şükür sanadır.”

Derse, o günkü şükür borcunu ödemiştir. Kim de aynı şeyler akşama erince söylerse o da o geceki şükür borcunu eda eder.”[11]

DUÂ ---
 

v  Şehitler için…

v  Dünya Müslümanları için…

v  Acı ve açlık çeken…

v  Hastânelerde yatan hastalar...

v  Çocuk hasreti çekenler için…

v  Askerlerimiz ve Emniyet mensûbları için…

v  Mahpûslar (Kader mahkûmları) için…

v  Yollarda yolculuk edenler için…

v  Şu anda ölenler için…

HATIRLATMALAR ---
 
v --- “Elbise nasıl yıpranır,  eskirse, kalbteki îmân da öylece yıpranıp eskir. O halde îmânınızı dâimâ tâzeleyin.” Buyurulur.

v Her işe besmele ile başlamak…

v Selâm vermek ve almak…

v Abdestsiz gezmemeye dikkât etmek…

v Göğsünüz daraldığı zaman “İnşirah” --- Elem neşrah leke sadrak --- sûresini okuyalım… Veyâ “Rabbi’ş Rahlî sadrî…

v Ayakta su dökmemeye âzamî özen ve dikkât göstermek…

v Ayakta su içmemek…

v Tevbe-i İstiğfâra devâm etmek…

v Her gün muhakkâk bir âyet-i Kerîme okumalıyız…

v Secde Âyetlerini bol bol okumak ve tilâvet secdesi yapmak…

v Cum’â ve pazartesi geceleri ölülerimizi sevindirmeliyiz…

v Civârımızdaki kabristanlıklarda güzerân eden bi’l-cümle mü’minîn-i mü’minât ve müslimîn-i müslimâtın ruhlarına fâtihâ-i şerîfe… Kabir azâbı görüyorlarsa bu vesîle ile azâblarını def eyle yâ Rabbî…

v Şoförlük yaparken dikkâtli ulunmalı, sarhoşlarında aynı yolu paylaştığı unutulmamalı…

TEMENNÎ ---

v Cenâb-ı Allâh (c.c.) mallarınıza işlerinize bereketler ihsân eylesin.

Ne önemi var ki suyun, dâimâ aksa,

Kişinin kapısında Kevser dâhi olsa.

v Mallarımızın canlarımızın kıymetini bilip dâimâ şükür makâmında olmalıyız…

v Allâh’ın selâmı, rahmeti, bereketi, mağfireti ve hidâyeti üzerinize olsun… (Âmîn)

v Hakkınızı helâl ediniz…

أَللّٰهُمَّ بَارِكْ لَنَا ف۪ى رَجَبَ وَ شَعْبَانَ وَ بَلَّغْنَا رَمَضَانَ.

--- “Allâh’ım Receb ve Şa’bân-ı hakkımızda mübârek kıl ve bizi Ramazân’a ulaştır”


[1] Hacc Sûresi, 22/77
[2] Kütüb-i Sitte, 10/133. (Müslim, İmân 93, (54); Ebû Dâvud, Edeb 142, (5193); Tirmizî, İsti’zân 1, (2589)
[3] Tevbe Sûresi 9/75–78
[4] مسند الإمام أحمد، ومستدرك الحاكم.
[5] Buhârî, Deavât, 2.
[6] İbn-i Âbidîn, 1/57.
[7] Âl-i Imrân Sûresi, 3/8.
[8] İ’tikat Risalesi, A. Mahmut ÜNLÜ, S: 91, Dila Yay. İst./2007. (Miftâh-u Kenzi’l-Esrâr Fi’t-Tarîkati’n-Nakşibendiyye, Sh: 21.)
[9] Âl-i Imrân Sûresi, 3/18.
[10] İ’tikat Risalesi, A. Mahmut ÜNLÜ, S: 91, Dila Yay. İst./2007. (Miftâh-u Kenzi’l-Esrâr Fi’t-Tarîkati’n-Nakşibendiyye, Sh: 93. (Molla İlyas, Akâid-i Taftâzânî hâmişinde, S:134.)
[11] Kütüb-i Sitte 7/48 (Ebû Dâvud, Edeb 110, (5073)

4 Haziran 2012 Pazartesi

İNSANIN YARATILMASI---KADER’İN BEYÂNI---بيان في القدر---SEZERYAN AKREP DOĞUMUDUR!


KÜRTAJ'I SEZERYAN'İ YORUMLAYIN! SEZERYAN AKREP DOĞUMUDUR! AKREPLERİN DOĞUMUNA BİR BAKALIM LÜTFEN!


بيان  في القدر
قال أبو مطيع:
قَالَ: حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ عَنْ نُصَيْرِ بْنِ يَحْيٰي قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُط۪يعٍ يَقُولُ:

وقال أبو حنيفة رحمه  الله تعالى : 
حَدَّثَنَا حَمَّادُ عَنْ اِبْرَاه۪يمَ، عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ (وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ). إِنَّ خَلْقَ أَحَدِكُمْ يُجْمَعُ ف۪ي بَطْنِ أُمِّه۪ أَرْبَع۪ينَ يَوْمًا نُطْفَةً ثُمَّ - يَكُونُ - عَلَقَةً مِثْلَ ذٰلِكَ. ثُمَّ -يَكُونُ- مُضْغَةً مِثْلَ ذٰلِكَ، ثُمَّ يَبْعَثُ اللّٰهُ مَلَكًا -بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ-: يَكْتُبُ عَلَيْهِ وَرِزْقَهُ، وَأَجَلَهُ، وَعَمَلَهُ۫، وَشَقِيٌّ أَمْ سَع۪يدٌ. -ثُمَّ يُنْفَخُ ف۪يهِ الرُّوحُ-، وَالَّذ۪ي لٰٓا إِلٰهَ غَيْرُهُ۫ إِنَّ -أَحَدَكُمْ- الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ  - بِ - عَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتّٰى مَايَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ  فَيَمُوتُ فَيَدْخُلُهَا، وَإِنَّ -أَحَدَكُمْ- الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتّٰى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ۫ وَبَيْنَهَا.  إِلَّا ذِرَاعٌ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهلِ النَّارِ فَيَمُوتُ فَيَدْخُلُهَا

وزاد رزين: فقال: إِذَا وَقَعَتِ النُّطْفَةُ طَارَتْ فِي الرَّحِمِ أَرْبَع۪ينَ يَوْماً. ثُمَّ تَكُونَ عَلَقَةً أَرْبَع۪ينَ يَوْماً. ثُمَّ تَكُونَ مُضْغَةً أَرْبَع۪ينَ يَوْماً فَإِذَا بَلَغَتْ أَنْ تُخْلَقَ نَفْساً بَعَثَ اللّٰهُ مَلَكاً يُصَوِّرُهَا! فَيَأْتِى الْمَلَكُ بِتُرَابٍ بَيْنَ أُصْبُعَيْهِ فَيَخْلِطُهُ فِي الْمُضْغَةِ، ثُمَّ يَعْجِنُهُ، ثُمَّ يُصَوِّرُهَا كَمَا يُؤْمَرُ. فَيَقُولُ: أَذَكَرٌ أمْ أُنْثٰى، أشْقِىٌّ أَمْ سَع۪يدٌ، وَمَا عُمْرُهُ، وَمَا رِزْقُهُ، وَمَا أَثَرُهُ، وَمَا مَصَائِبُهُ؟ فَيَقُولُ اللّٰهُ،
Rezin şu ziyâdede bulundu: “Rasûlüllâh (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) şunu da buyurdular: “Nutfe düştü mü, kırk gün rahımde uçar. Sonra kırk günde“alaka” olur. Sonra kırk günde “mudga” olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allâh-ü Teâlâ onu tasvîr edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvîr eder.”

KADER’İN BEYÂNI[1]

v   Ebû Mutî’ şöyle dedi: ---

·     Bize Ali b. Ahmed, Nusayr b. Yahyâ’dan haber verdi. O da Ebû Mutî’in şöyle söylediğini duyduğunu nakletti:

v   Ebû Hanîfe (Allâh-ü Te’âlâ ondan râzı olsun) şöyle dedi:

·     Bize Hammâd’ın, İbrâhîm’den, İbrâhîm’in de Abdullâh b. Mes’ûd’dan naklettiğine göre, (Sâdık ve Masdûk[2]olan) Hz. Rasûlüllâh (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) buyurdular ki:

“Şüphesiz ki sizin herhangi birinizin yaratılması;
Ana karnında kırk gün nutfe[3], (kırk günde cem olur.) Sonra bunun gibi bir kan pıhtısı, (bu kadar müddette “alaka”[4] olur.) Sonra bunun gibi bir parça et olarak devâm eder. (bu kadar müddette “mudga”[5] olur.) Daha sonra Allâh-ü Te’âlâ, bir meleği dört kelimeyle gönderir ve (Bu melek) -onun üzerine-:
    (1)   Rızkını,
    (2)   Ecelini,
    (3)   Amelini,
    (4)   Saîd[6] veyâ şâkî[7] olacağını yazar. Sonra ona ruh üflenir.

Kendisinden başka ilâh olmayan Zât’a (Allâh-ü Te’âlâ’ya) yemîn ederim ki, kişi, (sizden biri -hayatı boyunca-) Cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir zir’a[8] mesâfe  kalınca yazısı ona galebe çalar ve Cennet ehlinin amelini işleyerek Cennet’e girer, -ve yine aynı şekilde- Cennet ehlinin  ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle Cennet arasında bir zîr’a mesâfe kaldığı zaman ona yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek ölür ve cehenneme girer.[9]



[1] EL-FIKHÜ’L-EBSAT, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (rh.a), Ebû Mutî’ Hakem b. Abdullâh el-Belhî’nin İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (rh.a)’den rivâyeti (Allâh-ü Te’âlâ her ikisinden de râzı olsun)
[2] Masdûk: Doğruluğu kabûl edilmiş, tasdîk edilmiş.
[3] Nutfe: Döl suyu.
[4] Alaka: Pıhtılaşmış kan, rahme asılan ilk insan rüşeymi. Erkeğin spermiyle döllenmiş dişi yumurtadan bir hafta zarfında oluşan hücre topluluğunun rahım cidârına asılıp gömülmüş şekli demektir.
[5] Mudga: Cenînin, üzerinde diş izlerini andıran şekiller taşıyan, henüz uzuvları oluşmamış şekli demektir. Cenînin ana rahminde geçirdiği evreler için ayrıca bakınız: Mü’minûn Sûresi, âyet, 12-14.
[6] Saîd: Âhirette kurtuluşa eren, bahtiyâr kişi. Cennet’e girerek mutlu olacak kimse.
[7] Şakî: Ebedî hüsrâna uğrayan kimse. Cehennem’e girecek kimse.
[8] Zir’a: El, kol uzunluğu. Yirmidört parmak uzunluğu. Arşın. Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk ölçüsü. (75-90 cm. kadar)
[9] Kütüb-i Sitte, İbrâhîm Cânan, 13/550.  Buharî, Kader 1, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebû Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizî, Kader 4, (2138)  Ibn Hanbel, el-Müsned, IV/7.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

HÂCET DUÂSI (Hz. Hasan -r.a.-’ın rüyâsı=duâsı) دعآء سيدنا الحسن (عليه السلام)

دعآء سيدنا الحسن (عليه السلام)

HÂCET DUÂSI

(Hz. Hasan -r.a.-’ın rüyâsı=duâsı)
كان عطآء الحسن بن علي رضي الله عنه كل سنة مائة ألف، ف حبسها معاوية في بعض السنين فحصلت له ضائقة شديدة، قال فدعوت بدواة لأكتب لمعاوية لأذكره بنفسي، ثم أمسكت فرأيت رسول الله في المنام، فقال “كيف أنت يا حسن؟” فقلت : بخير يا أبت، وشكوت إليه تأخر المال عني، فقال : أدعوت بدواة لتكتب إلى مخلوق مثلك تذكره؟ فقلت نعم يا رسول الله، فكيف أصنع؟ فقال قل:

Mu’âviye (r.a.) her sene Hz. Hasen (r.a.)’a yüz bin dirhem gönderirdi. Bir sene göndereceği miktârı göndermeyince Hz. Hasen (r.a.) için maddî bir sıkıntı hâsıl oldu.

Daha sonrasını kendisi şöyle anlatmıştır:

“Mu’âviye (r.a.)’a durumumu hatırlatmak için bir mektup yazmayı düşün­düm, ama vazgeçtim. Rüyâmda dedem Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem)’i gördüm.

O bana: --- “Ey Hasen! Nasılsın?” buyurunca,

Ben: --- “İyiyim dedeciğim, ama malım ge­cikti” diye şikâyette bulundum.

Bunun üzerine Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana: --- “Bu sıkıntın için kendin gibi bir beşere mi haber verecektin?!” buyurunca,

Ben: --- “Evet yâ Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) Ya nasıl yapaydım?” diye sordum.

O zaman Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana şu duâyı okumamı emretti:

أَللّٰهُمَّ اقْذِفْ ف۪ي قَلْب۪ي رَجَآءَكَ وَاقْطَعْ رَجَائ۪ي عَمَّنْ سِوَاكَ حَتّٰى لَا أَرْجُٓو أَحَدًا غَيْرَكَ، أَللّٰهُمَّ وَمَا ضَعُفَتْ عَنْهُ قُوَّت۪ي، وَقَصُرَ عَنْهُ عَمَل۪ي، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَت۪ي، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَت۪ي، وَلَمْ يَجْرِ عَلٰى لِسَان۪ي، مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَ مِنَ الْيَق۪ينِ، فَخُصَّن۪ي بِه۪ يَآ أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ.” (والصلاة والسلام على سيدنا محمد )

قال فو الله ما ألححت به أسبوعا حتى بعث إلي معاوية بألف وخمس مائة، فقلت: الحمد لله الذي لا ينسى من ذكره ولا يغيب من دعاه، فرأيت النبي في المنام، فقال: يا حسن كيف أنت؟ فقلت بخير يا رسول الله وحدثته بحديثي فقال: يا بني هكذا من رجا الخالق ولم يرجو المخلوق. أخرجه الترمذي رقم ٣٤١٩ من حديث ابن عباس رضي الله عنهما.

“Ey Allâh-ım! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden umûdu­mu kes ki, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

Ey Allâh-ım! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime yakînden (şüphesiz îmândan) neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim ka­vuşmuyorsa, duâm yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen o kuvvetli îmân ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi (kabûl et)!”

Ben de bunu bir hafta ısrârla okudum. Tam o sırada Mu’âviye (r.a.) bana bir milyon beş yüz bin dirhem (mûtâd miktarın on beş katı büyük bir meblâğ) gönderdi

Ben de: --- “Kendisini zikredeni unutmayan ve kendisine duâ edeni boş çevirmeyen Allâh-ü Te’âlâ’ya hamdolsun” dedim.

Sonra tekrâr Rasûlüllâh Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) rüyâmda gördüm;

Bana: --- “Ya Ha­sen! Nasılsın?” buyurdu.

Ben de: --- “Hayırlar içindeyim” deyince, bana şu sözüyle karşılık buyurdu:

--- “İşte yaratıktan istemeyip yaratandan isteyenin hâli böyle böyledir” diye cevab buyurdu.”[1]


[1] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Echûrî, Meşâriku’l-Envâr, Mümin eş-Şeblencî, Nûru’l-Ebsâr fî Menâkıbı Âl-i Beyti’l-Muhtâr, sh:288)