30 Ocak 2026 Cuma

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM (TORUNUM), MUHAMMED EMÎN ERDOĞAN 31.01 2026 -CUMARTESİ -23:30

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM (TORUNUM), MUHAMMED EMÎN ERDOĞAN 31.01 2026 -CUMARTESİ -23:30

"رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ."

Hicri: 12 Şa’bân 1447



 ،الحمد لله وكفى

والصلاة و السلام على النبي المصطفى،  

وعلى آله وصحبه الكرام الشرفا...

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.  بسم الله الرحمن الرحيم.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى مَخْلُوقُهُ فَوْقَ الْعُمٰى. أَلْقَادِرِ الْفَرْدِ الَّذ۪ى مَصْنُوعُهُ تَحْتَ الثَّرٰى. أَللّٰهُمَّ اَنْتَ رَبّ۪ى حَىٌّ لَطي۪فٌ قَادِرٌ فَرْدٌ عَطُوفٌ نَاصِرٌ. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ عَلي۪مُ الْحَكي۪مُ. سُبْحَانَكَ لَا فَهْمَ لَنَا اِلاَّ مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَري۪مُ. رَبِّ اشْرَحْ ل۪ى صَدْر۪ى. وَيَسِّرْ ل۪ى اَمْر۪ى. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪ى. يَفْقَهُوا قَوْل۪ى. وَاُفَوِّضُ اَمْر۪ى اِلَى اللّٰهْ. اِنَّ اللّٰهَ بَصي۪رٌ بِالْعِبَادِ. أَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَٓااَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ.

صَـلُّــوا عَـلٰـــى رَسُــولِـنَـا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى شَف۪يعِ ذُنُوبِـنَــا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

صَـلُّــوا عَـلٰـــى طَب۪يبِ قُلُوبِنَا مُـــحَـمَّدٍ.

(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل سيدنا محمد)

Hamd övgü yukarıların yukarısını ve yerin altını yaratan kâdir güç yetiren ve ferd tek olan (Yûce) Allâh (c.c.) hazretlerine mahsûstur.

 

Ey Allâh’ım! Sen benim rabbimsin. Hay (diri) Latîf (kullarına yumuşaklıkla muamele eden) Kâdir (güç yetiren) Ferd (tek) Atûf (şefkât ve merhamet eden) ve Nâsır (yardım edici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir şey bilemeyiz. Muhakkak ki sen Alîm (bilici) ve Hakîm (hüküm verici) sin.

 

Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize anlattığından başka hiçbir anlayış yoktur. Muhakkak ki sen Cevvâd (çok iyilik yapan) ve Kerîm (çok cömert) sin.

 

Ey rabbim göğsümü aç işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz, sözümü anlaşılır kıl. İşimi Allâh-ü Teâlâ’ya ısmarladım. Muhakkak ki O kullarını görücüdür.

 

Hamd övgü bizi bu doğru yola ileten Allâh-ü Teâlâ’ya mahsûstur. Allâh (c.c.) bizi doğru yola iletmeseydi biz kendimizi doğru yola iletemezdik. Muhakkâk ki Rabbinin Rasûlleri hakkı getirmişlerdir.

 

Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…

(Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)

 

Ey Allâh’ım! Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e ve

âl-ine salât eyle.

﷽ ﴿ وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا ﴾

 [سورة الفرقان:٢٥/٧٤]

“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.” (Furkân Sûresi, 25/74)

﷽ ﴿ رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ﴾

[سورة إبراهيم:١٤/٤٠]

“Rabbim! Beni namaza devâm eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duâmı kabûl eyle.” (İbrahim Sûresi 40)

﷽ ﴿ وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَاتَعْلَمُونَ شَيْئًاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴾

[سورة النحل:١٦/٧٨]

“Allâh, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.” (Nahl Sûresi 16/78)

﷽ ﴿ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى وَهَبَ ل۪ى ... اِنَّ رَبّ۪ى لَسَم۪يعُ الدُّعَآءِ ﴾

[سورة إبراهيم:١٤/٣٩]

“Bana bu evlâdı ihsân eden Allâh’a hamd eder,

-minnet ve şükranlarımı takdîm ederim-. Şüphesiz ki benim Rabbim duâları en iyi işitendir.” (İbrahim Sûresi 14/39)

 

ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-NIN SELÂMI, RAHMETİ, BEREKETİ, MAĞFİRETİ AF VE ÂFİYETİ HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN! ÖNCELİKLE BÜTÜN ÂİLE FERTLERİMİN GÖZÜ AYDIN OLSUN...

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM,

 

MUHAMMED EMÎN ERDOĞAN

SANA SAÂDET-İ DÂREYN DİLEKLERİMİ SUNUYORUM...

 

Allâh-ım! Bi’l-hassâ yeni doğup dünyaya teşrîf ederek aramıza katılan, yavrucağımıza; annesi, babası ve tüm âilesiyle beraber, İslâm’a uygun bir yaşam, sağlıklı, sıhhatli, uzun bir ömür ve hayırlı bir istikbâl nasîb eyle.

 

Allâh-ım! Oğlumuzu; İslâm’a ve insanlığa faydalı, dînine diyanetine mukaddesâtına bağlı, vatanına milletine, bayrağına saygılı, anne ve babasına tüm âilesine hayırlı bir evlat olmasını bahşeyle.

 

Allâh-ım! Aynı minvâl üzere; zamânı geldiğinde, hayırlı bir zevçle (eşle) izdivaç kurup sâlih, sâliha, âlim, âlime hâfız, hâfize evlatlar yetiştirmesini nasîb ve müyesser eyle.

 

Allâh-ım! Rızâna ve Rasûlün Muhammed Mustafâ (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in rızâsına nâil eyle.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu İslâm Fidanlı’ğında biten güzel bir fidan olarak büyüt, islâmî hayatta ebedî ve sabit kıl.

 

Allâh-ım!  Bu yavrumuzu; gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve bu çocuğa yakın olup zarar vermelerinden, mübârek ve mükemmel kelimelerinle koru.

 

Allâh-ım! Bu yavrumuzu; Her türlü haşerâttan, her türlü kötü nazarlardan hıfz-u himâye eyle. Yaşamını bereketli, kısmetini bol eyleyesin. Kazâyı, belâyı, afeti, tufânı, salgın hastalığı, gam ve gasaveti uzak eyle. Görünür, görünmez kazâyı, belâyı uzak eyle.

 

Allâh-ım! Evlâdımızı iyi huylu, iyi ahlâklı, sabırlı, şükreden, zikreden, hamd eden, kötülüklerden uzak, içi dışı temiz, pâk ve kanaatkâr Mü’min kullardan eyle.

 

Allâh-ım! Anne ve babalarının birbirlerine karşı sevgi, saygı, ülfet, muhabbet ve bağlılıklarını dâim ve bâkî eyle. Âile huzûru sevinci ihsân eyle. Ş.g. 

 

HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MUHAMMED EMÎN ERDOĞAN 31.01 2026 -CUMARTESİ -23:30

 "رَبِّ ٱجْعَلْن۪ى مُق۪يمَ ٱلصَّلوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّت۪ى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ."

Hicri: 12 Şa’bân 1447

                                                      

 

21 Ocak 2026 Çarşamba

UHUD GAZVESİ’NDE İKİ KADIN SAHÂBE ANNELERİMİZ, 1- ÜMMÜ ÜMERÂ HZ. NESÎBE (R.’ANHÂ), 2- SÜMEYRÂ, BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ) ANNEMİZ…".كل مصيبة بعدك يا رسول الله جلل"

 

UHUD’DA İKİ KADIN SAHÂBE ANNELERİMİZ

 

1- ÜMMÜ ÜMERÂ HZ. NESÎBE (R.’ANHÂ)

 

Uhud savaşında vücûdu kanlar içinde kaldığı halde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın!.. Hz. Nesîbe, Lakâbı; Ümm-ü Ümerâ (r. ‘anhâ)

"Senin katlandıklarına kim katlanabilir?"

 


Uhud Savaşında, Sıhhiye=Hz. Peygamberimiz s.a.v. ‘in yaralarının tedâvî edildiği! Mağarasında 12 yerinden oklarla yaralanan Sahâbe annemiz. Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ile Cihâda Çıkan İlk Kadın.

 

Hz. Nesîbe, Rasûl sevgisini bizlere anlatan, unutulmayacak şahsiyetlerden biri. Îmân ettiğinde kırk yaşlarındaydı. Akabe Biatı’nda bulunan özel kişiden bir tanesiydi. Biat ettikten sonra ilk duâsı şu oldu: --- “Rabbim; Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın sevgisini kalbimden bir an bile çıkarma.”

Cihâd meydanlarında erkekler gibi cihâd etti. Son cihâdında kolu koptu. On iki (12) yerinden ağır yara aldı. (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den Hadîs-i Şerîf’ler rivâyet edip âlimler arasına katıldı.

 Küçük oğluyla berâber Uhud’a katılmıştı. Oradaki dağınıklık esnâsında Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına yaklaşıp O’nu korumaya çalıştı.

Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) buyurdu ki: --- “Sağa sola nere dönsem, Nesîbe’yi önümde beni savunurken görüyordum.”

--- Ey Nesibe! Bey’at kadını, Uhud kadını, Yemâme kadını! Ey mücâhide! O zirveye çıkarken kadınları da ezdin binlerce erkeği de! Allâh senden râzı olsun. ---

--- Duâlarımızda Hz. Nesîbe’yi unutmayalım. Biz de: --- “Rabbim; Rasûlün (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ün sevgisiyle içimi doldur” diye duâ edelim. Allâh’ım sev bizi, sevdir bizi, sevindir bizi.

Uhud Savaşı’nda Rasûlüllâh’ın (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Öldüğü zannedilince Sahâbîler’in ağlaması!..

في غزوة أحد، كانت أمُّ عُمارة نسيبة بنت كعب من أبرز المجاهدات اللواتي وقفن إلى جانب رسول الله ﷺ، تضحي بدمها دفاعًا عن دين الله. كانت تذود عن النبي ﷺ بكل شجاعة، تحمل السيف والرمح، متأبِّطةً عزمًا لا يتزعزع. وقد روى الصحابة أن النبي ﷺ قال عن موقفها البطولي: "ما التفتُّ يمينًا ولا شمالًا إلا وأنا أراها تقاتل دوني." هذه الكلمات شهادة على شجاعتها وإصرارها على حماية النبي ﷺ في أحلك اللحظات، حتى قال لها: "مَن يطيق ما تطيقين يا أمَّ عُمارة؟" وبينما كانت تتلقى ضربات المشركين في المعركة، لم تفكر في نفسها، بل في حمايتها للنبي ﷺ. وفي أحد اللحظات، طلبت من رسول الله ﷺ أن يجعلها وأسرتها رفقاءه في الجنة، فأجابها قائلًا: "اللهم اجعلهم رفقائي في الجنة." وكأنها كانت تسعى وراء الجنة تحت ظلال السيوف، متحمِّلةً الألم من أجل إعلاء كلمة الله.

Uhud Muharebesi sırasında, Nesîbe bint-i Ka’b (Ümm-ü ‘Umâre), Peygamberimiz Hz. Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanında duran ve inancını savunmak için hayâtını fedâ eden en önde gelen kadınlardan biriydi. Cesûrca, kılıç ve mızrak kullanarak, kararlılığı sarsılmaz bir şekilde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i savundu. Sahâbeler (rızvânüllâh-i ‘aleyhim ecme’în), Peygamberimizin (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) onun kahramanca duruşu hakkında şöyle buyurduğunu rivâyet ederler: --- “Sağa sola dönmeden onu beni korumak için savaşırken görmeden edemedim.” Bu sözler, en karanlık zamanlarda Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i koruma konusundaki cesâretine ve kararlılığına tanıklık eder; öyle ki Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ona şöyle buyurmuştur: --- “Ey Ümm-ü ‘Umâre, Senin katlandıklarına kim katlanabilir? (Senin çektiğin acılara kim dayanabilir?)” Savaşta müşriklerin darbelerine katlanırken, aklından sâdece Peygamber’i (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) korumak geçiyordu. Bir keresinde, Allâh’ın Rasûlü (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den kendisini ve âilesini cennette yoldaşları kılmasını istedi ve o da

--- “Ey Allâh’ım, onları cennette yoldaşlarım kıl” diye cevap verdi.

Sanki kılıçların gölgesinde cennete ulaşmak için mücâdele ediyor, Allâh-ü Te’âlâ-nın kelâmını korumak uğruna acı çekiyordu.

 2- SÜMEYRÂ, BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ) ANNEMİZ…

Uhud Harbi’nde Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i arayan Bir Kadın Sahâbe-i Kirâm’e!

 

Sümeyrâ Bint-i Kays (رضي الله عنها) hakkında çok kısa bilgi:

 

·     Ensâr’dan bir sahâbî hanımdır (Medîne-i Münevvere’li).

·     Akabe Biatları’na katılan kadınlar arasında yer almıştır.

·     Rasûlüllâh ﷺ’e ilk îmân eden ve destek veren hanımlardandır.

·     Yüce Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın, Medîne-i Münevvere’de yerleşmesi sürecinde sadâkati ve fedakârlığı ile anılır.

وَكَانَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ بَن۪ي دِنَارَ تَسْعٰى ف۪ي يَوْمِ أُحُدٍ، فَلَمَّا ق۪يلَ لَهَا أَبُوكَ قُتِلَ وَزَوْجُكَ وَأَخُوكَ، "كَانَتْ تَقُولُ: أَخْبِرْن۪ي عَنِ الرَّسُولِ ﷺ فَقَالُوا لَهَا: هُوَ فَوْقَ هُنَا فَرَكَضَتْ إِلَيْهِ وَقَبَّلَتْ جُبَّتَهُ وَقَالَتْ: قَدْ بُلِّغَ أَب۪ي وَأُمّ۪ي فِدَاكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ﷺ! مَا أَهُمُّن۪ي مَنْ مَاتَ مَا دُمْتَ أَنْتَ حَيًّا."

--- “Uhud Savaşı’nda Medîne-i Münevvere’liler karmakarışık ve darmadağınık olmuştu. Herkes bir tarafa kaçıyor ve: --- “Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü” diye bağrışıyorlardı. Hattâ bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki, bu haber Medîne-i Münevvere’nin civâr mahallelerine kadar ulaşmıştı.[1]

Sonra evli kadınlardan biri, durumu öğrenmek için yola çıktı, ilk önce hangisiyle karşılaştığını bilemiyorum ama birine rastladığı zaman ona,

--- “Bu kim?” diye soruyor,

O da --- “Şu baban”,

Bir başkası, --- “Şu kardeşin”,

Başka rastladığı biri, --- “Şu kocan”,

Bir diğeri de --- “Şu da oğlun” diyordu.

Kadın, --- “أَيْنَ رَسُولُ اللّٰةْ  = Eyne Rasûlüllâh = Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? O ne yaptı?’ diye soruyor,

Onlar da --- “Ön tarafta! O burada yukarıda” diye cevap veriyorlardı.

Nihâyet kadını hemen Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler. Kadın onun yanına koştu, elbisesinin/giysisinin eteğine bir ucuna yapıştı öptü ve şöyle dedi:

--- “Tüm musîbetler Sen hayatta olduğun müddetçe hafif gelir Yâ Rasûlallâh. Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlüllâh! Sen hayatta olduktan sonra ben kimi kaybedersem kaybedeyim hiç önemli değil, dedi.”[2]

‘Babam ve annem sana kurban olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Sen hayattaysan benim için kimin ölmesi ne fark eder!”[3]

Nihâyet kadını Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler.

Kadın onu görünce, “Senden sonra gelen her musîbet önemsizdir. Allâh’ın Rasûlü”, “Senden sonra gelen her musîbet küçüktür”

 Uhud Savaşı sırasında Müslümanlar arasında Hz. Peygamber ﷺ’in öldürüldüğü söylentisinin yayıldığı şöyle aktarılır:

عِنْدَ فَوْرَةِ الْمَعْرَكَةِ فَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ: "قُتِلَ مُحَمَّدٌ ﷺ."
“Savaşın karışıklığı sırasında bâzıları: ‘Muhammed
(salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ﷺ öldürüldü’ dediler.”

 

Bu tür rivâyete göre, bu yanlış haberin yayılması Müslümanların moralini olumsuz etkiledi. Rivâyet, şeytanın bağırdığı, ya da bir kişinin düşünce karışıklığıyla bu sözleri söylediği şeklinde de zikredilir.

﷽ ﴿ وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِى اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ﴿١٤٤﴾﴾[4]

“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veyâ öldürülürse gerisingeriye (eski dîninize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allâh’a hiçbir zarar veremez. Allâh, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”[5]

 

Tefsir kaynaklarımızda bu rivâyet şöyle açıklanır:

 

·        Yanlış şekilde; bâzı kimseler (Şeytan), bâzı Müslümanlar ve/veyâ düşmanlar tarafından “Muhammed ﷺ öldürüldü” şeklinde yanlış söylenti yaydılar.

أَخْبَرَ بَعْضُ الصَّحَابَةِ ف۪ي يَوْمِ أُحُدٍ قَالُوا: "قُتِلَ مُحَمَّدٌ ﷺ فَارْجِعُوا إِلَى أَهْلِكُمْ."

“Uhud Günü bazı sahabeler şöyle dediler: “Muhammed ﷺ öldürüldü Medîne-i Münevvere’ye dönün.”[6]

 

فَقَالَ أَحَدُ الْمُهَاجِر۪ينَ لِلْأَنْصَارِيِّ الَّذ۪ي يَسْقُطُ ف۪ي دَمِه۪ "يَا أَخَا، أَأَنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ مُحَمَّدًا ﷺ قُتِلَ؟." فَقَالَ الْأَنْصَارِيُّ: "إِنْ قُتِلَ فَقَدْ بَلَّغَ الرِّسَالَةَ، فَقَاتِلُوا عَن د۪ينِكُمْ."

Bir muhâcir, kanlar içinde kalan Ensâr’a -rızvânüllâh-i te’âlâ ‘aleyhim ecme’în- şöyle dedi: “Ey kardeş, biliyor musun ki Muhammed ﷺ  öldürüldü mü?” Ensâr şöyle karşılık verdi: “Ensâr şöyle dedi: “Eğer o öldüyse, elbette tebliğin tamamını yaptı ve bizlere ulaştırdı. O halde dîniniz için savaşın.”

·        Uhud Savaşı’nda savaş karışınca Müslümanlar arasında, derin bir hüzün, mahcûbiyet, korku, yeis hâli, karışıklık, panik, moral bozukluğu baş gösterdi.

 

·        Uhud’da Müslümanlar geri çekildiğinde şeytan, “Muhammed öldü” diye bağırdı; bu söz Müslümanların cesâretini kırdı ve Âyet-i Kerîme nâzîl oldu.

"وَفِي الْيَوْمِ ذٰلِكَ َقَالَ شَيْطَانٌ: يَا عِبَادَ اللّٰهِ، إِنَّ مُحَمَّدًا ﷺ قُتِلَ."

·   ‘Ve Şeytan bağırdı: ‘Ey Allâh’ın kulları! Muhammed ﷺ öldürüldü.’

 

·        Rivâyete göre şeytan bu sözü bağırdı; hatta bir adam Müslümanlar arasında bu sözü söyleyerek paniğe yol açtı.

 

·        Bunun üzerine Kur’ân-ı Kerîm-de yukarıdaki Âyet-i Kerîme nâzîl oldu ve Müslümanların böyle söylentilere kapılmamaları emrolundu.[7]

İlk nesil erkekler ve kadınlar için hayat, servet ve çocuklar, inançları, dinleri ve Allâh-ü Te’âlâ-ya ve Rasûlüne duydukları sevgiyle kıyaslandığında önemsizdi. İbn-i İshak’tan, Sa’d İbn Ebî Vakkâs (r.’a.) ‘tan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem), Uhud’da kocası, erkek kardeşi ve babasıyla birlikte şehîd edilen Benî Dinâr kabîlesinden bir kadının yanından geçti. Kadın, onların ölüm haberini alınca, “Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ne, ne oldu?” diye sordu. Onlar da “Ey filân kadının annesi, Allâh-ü Te’âlâ-ya şükür, senin istediğin gibi, o iyidir.” diye cevap verdiler. Kadın şöyle dedi: “Onu bana göster de göreyim.” dedi. Ben de onu ona gösterdim ve onu görünce şöyle dedi: “Senden sonra gelen her felaket önemsiz (küçük) kalacak.”[8]

كُلُّ مُص۪يبَةٍ بَعْدَكَ جَلَلٌ. فَدَاكَ أَب۪ي وَأُمّ۪ي يَا رَسُولَ اللّٰهِ،

SÜMEYRÂ BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ)

Sümeyrâ ciddi mücâhide bir kadın idi. Uhud savaşına dört erkek göndermişti.  Bunlardan İkisi oğlu, birisi kocası diğeri de babası idi. Onları göndermeden önce oğullarını ve babasını huzûruna almış ve onlara şöyle demişti.

 "انطلقوا وقاتلوا! لا تفارقوا رسول الله ﷺ! فإن أصابه مكروه ورجعتم إلى المدينة أحياء، والله لن أدخلكم بيتي، ولن أنظر حتى إلى وجوهكم."

 --- “Gidin savaşın! Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın yanından ayrılmayın! Eğer onun başına bir şey gelirse ve siz sağ olarak Medîne-i Münevvere’ye dönerseniz, Vallâh-i evime almam yüzünüze bakmam.”

Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldüğü haberi Medîne-i Münevvere’ye kadar yayılmıştı. Haberi duyan Sümeyrâ, son bir hızla Uhud’a doğru giderken, iki gözü iki çeşme ağlıyor ve kendi kendine şunları mırıldanıyordu:

ماذا حدث لأبي، لعنه الله، حتى مات رسول الله ﷺ ولم يفعل لهم شيئًا؟ قلت له: "يا أبي، اذهب ودافع عن رسول الله ﷺ، فإن أصابه مكروه وعدت حيًا، والله لن أنظر إلى وجهك." لماذا أبكي على أبنائي؟

--- “Benim o boynu kopasıca babama ne oldu ki, Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü de o onlara bir şey yapmadı. Ben demiştim ki, baba git Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) müdâfî ol, eğer onun başına bir iş gelirse ve sen sağ olarak dönersen vallâh-i ben yüzüne bakmam demiştim. Ya benim oğullarıma ne diye ağlıyorum.”

Bu şekilde sözler sarf ederken Uhud’un eteğine kadar ulaşmıştı.

Uhud’a geldiği gibi atından indi ve cesetleri tek tek gezerek Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in cesedini arıyordu. Orada biri dedi ki:

--- “Nereye ey Sümeyrâ”

--- “Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? Onu Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bana gösterin diyordu”

Sümeyrâ’ yı aldılar ve ona --- “Bak şurada iki tâne çocuğun var” dediler. Kütükte doğranmış et parçası hâlinde idiler. O şu cevâbı verdi.

--- “Bakışım bile isrâf olur, nerede Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)” dedi ve bir Sahâbe: --- “Sümeyrâ, Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) hayatta, işte burada dedi” Sümeyrâ ise --- “Bana gösteriniz.” dedi.

Sürüne sürüne onun yanına ulaştı. Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in cübbesini aldı, öptü ve şu târihî sözleri söyledi.

--- “Yâ Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bundan sonra bütün musîbetler beni kaplamış olsa da seni hayatta görmüş olduktan sonra bunlar ehemmiyetsizdir yâ Rasûlellâh” dedi. 

Sümeyrâ gözyaşları içerisinde kalktı ve oğullarının şehîd olduğu yere geldi. Kendi elleriyle onların başlarını, kollarını ve gövdelerini topladı. Medîne-i Münevvere’den getirdiği heybenin içine koydu. Atına binip Medîne-i Münevvere’ye yöneldi. Bu seferde şöyle haykırıyordu:

--- “Ben kadınlık âleminin en üstün en şerefli kadınıyım, ben oğullarını, kocasını, babasını onun (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem’in) yolunda doğratma ve şehîd etme bahtiyârlığına ermiş bir kadınım dedi.”

Kendisini karşılayan ilk kişi Hz. Âişe idi. Baktı ki Sümeyrâ’nın heybesinden şıpır-şıpır kan damlıyor, ona şöyle sordu.

--- “Yükün ne Ey Sümeyrâ?” oda şu cevâbı verdi: --- “Çocukların ölmüş dediler. Atımın terkisine attım buraya kadar getirdim. Rasûlellâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın geçtiği yere defnedeceğim. O (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) geçerken rûhları azl olur diye tâ buraya kadar getirdim” dedi.

 السميراء بنت قيس الأنصارية (رضي الله عنها) صحابية جليلة، اشتهرت بموقفها البطولي في غزوة أحد حين استشهد أبناؤها وزوجها، فقالت عبارة خالدة تظهر حبها العميق للرسول ﷺ:

El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun), Peygamberimizin (s.a.v.) asil kadın sahabelerinden biriydi ve Uhud Savaşı'nda oğulları ve kocası şehit düştüğünde gösterdiği kahramanca duruşuyla ünlüydü. Peygamberimize (s.a.v.) duyduğu derin sevgiyi gösteren ölümsüz bir söz söylemiştir:

"كل مصيبة بعدك يا رسول الله جلل." (أي: هينة)، فهي نموذج للثبات على الإيمان والتضحية والولاء للرسالة الإسلامية، وكانت تتابع أخبار النبي ﷺ حتى تأكدت من سلامته قبل أن تهتم بمصابها. نسبها: هي السُمَيراء بنت قيس بن مالك بن كعب بن عبد الأشهل الأنصارية، من الخزرج. مواقفها في غزوة أحد:

--- “Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra gelen her musîbet önemsizdir.” (Anlamı: katlanması kolaydır). O, îmânda sebat, fedâkârlık ve Dîn-i Mübîn-i İslâm’a bağlılığın bir timsâlidir.[9] Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in haberlerini, kendi musîbetini düşünmeden önce onun güvenliğinden emîn olana kadar takîb etti.

Soyu: Hazrec kabîlesinden Sümeyrâ Bint-i Kays, İbn-i Mâlik, İbn-i Ka'b, İbn-i ‘Abd el-Eşhel el-Ansârî'dir. Uhud Savaşı sırasındaki eylemleri:

حث أبنائها على الجهاد: حرّضت السميراء ولديها النعمان وسليم على الخروج للقتال مع النبي ﷺ في أحد. متابعة أخبار المعركة: خرجت خلف الركب النبوي مع نساء المسلمين لمتابعة سير القتال. سؤالها عن النبي ﷺ: عندما نعى لها فارسٌ استشهادهما، سألت عن حال النبي ﷺ، وعندما علمت أنه بخير، طلبت رؤيته.

Oğullarını cihâd etmeye teşvîk etti: Semîrâ (e), oğulları Nu’mân 
ve Selîm'i Uhud'da Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) 
ile birlikte savaşmaya teşvîk etti. Savaşın haberlerini tâkîb etti: 
Savaşın ilerleyişini tâkîb etmek için Müslüman kadınlarla birlikte 
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in kervanının 
arkasından gitti. Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) 
hakkında bilgi aldı: Bir atlı ona şehîd olduklarını bildirdiğinde, 
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in durumunu sordu. 
İyi olduğunu öğrenince, onu görmek istedi.

عبارتها الخالدة: حين رأت النبي ﷺ سالماً، قالت: "كل مصيبة بعدك جلل يا رسول الله"، مؤكدة أن سلامة النبي ﷺ تغطي على أي مصاب آخر. التعامل مع المصاب: بعد أن تأكدت من سلامة النبي ﷺ، وقبل أن يُحضر لها جثمان ابنيها الشهيدين، قبلت جثمانيهما وعادت بهما إلى المدينة. دروس مستفادة:

Ölümsüz sözleri: Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i sağ sâlim görünce, --- “Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra gelen her musîbet önemsizdir.” diyerek Hz. Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in güvenliğinin diğer tüm sıkıntıların önüne geçtiğini vurguladı.

Aldığı ölüm haberlerine (Baba, Eş, İki Oğul/Evlat) tepkisi: Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in güvenliğini te’yîd ettikten sonra, şehîd olan iki oğlunun naaşları kendisine getirilmeden önce, naaşlarını öptü ve onlarla birlikte Medine'ye döndü. Öğrenilen dersler:

تُعد السميراء نموذجًا للمرأة المسلمة التي تجسد قوة الإيمان، واليقين، والتضحية، وحب الرسول ﷺ، وأن رضا الله مقدم على المصائب الشخصية.

El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun); îmân gücünü, kararlılığı, fedâkâarlığı ve Peygamber ﷺ'e olan sevgiyi somutlaştıran ve Allâh'ın rızâsının kişisel sıkıntılardan üstün olduğunu gösteren Müslüman kadının eşsiz bir misâlidir.

Hazırlayan: Şaban GÜNBEY Em. İ.Hatib.



[1] روى: "في غزوة أحد، كان أهل المدينة في حالة من الفوضى والاضطراب الشديدين. كان الناس يركضون في كل اتجاه، ويصيحون: "مات محمد ﷺ !" وقد بلغ الصياح والنحيب أرجاء المدينة --- ثم خرجت إحدى النساء المتزوجات لتستطلع الأمر. لا أدري من قابلت أولًا، ولكن لما صادفت أحدًا قالت له:

سألت: "من هذا؟"

أجاب أحدهم: "هذا أبوكِ."

قال آخر: "هذا أخوكِ."

قال آخر قابلته: "هذا زوجكِ."

قال ثالث: "هذا ابنكِ."

سألت المرأة: "أين رسول الله ﷺ ؟ ماذا يفعل؟"

أجابوا: "إنه في المقدمة!" وكانوا يردون: "إنها هنا."

وأخيرًا، أحضروا المرأة إلى رسول الله ﷺ، فأسرعت إليه، وأمسكت بطرف ثوبه، وقبلته، وقالت:

[2] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/115; Bezzâr, el-Bahru’z-Zehhâr, s: 988.

[3] Taberî, İbn Hişam, İbn Sa’d

[4] [سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ:٣/١٤٤]

[5] Bu Âyet-i Kerîme, söylentinin yayılması ve bunun getirdiği moral çöküntüsü Sebeb-i Nüzûl olarak değerlendirilir. ‘Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/144.

[6] İbn-i Kesîr Tefsir; ed-Dürru’l-Muhtâr, İbn-i Hişâm sîret.

[7] Tefsir-i İbn Kesîr; Rivayet aynı zamanda Al-Beyhekî’nin Dalâ’il en-Nübüvve adlı eserinde de geçer.

[8] Târih-i Tâberî, Beyhakî ve diğer eserlerde geçer.

[9] Arapça ms̠l kökünden gelen tims̠āl تمثال "temsil eden.