(أللهم صل على سيدنا ونبينا محمد وعلى آل
سيدنا محمد)
Hamd övgü yukarıların yukarısını ve
yerin altını yaratan kâdir güç yetiren ve ferd tek olan (Yûce) Allâh (c.c.)
hazretlerine mahsûstur.
Ey Allâh’ım! Sen benim rabbimsin. Hay
(diri) Latîf (kullarına yumuşaklıkla muamele eden) Kâdir (güç yetiren) Ferd
(tek) Atûf (şefkât ve merhamet eden) ve Nâsır (yardım edici) sin.
Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize
öğrettiğinden başka hiçbir şey bilemeyiz. Muhakkak ki sen Alîm (bilici) ve
Hakîm (hüküm verici) sin.
Yâ Rabbî seni tesbîh ederiz. Senin bize
anlattığından başka hiçbir anlayış yoktur. Muhakkak ki sen Cevvâd (çok iyilik
yapan) ve Kerîm (çok cömert) sin.
Ey rabbim göğsümü aç işimi kolaylaştır. Dilimin bağını çöz, sözümü
anlaşılır kıl. İşimi Allâh-ü Teâlâ’ya ısmarladım. Muhakkak ki O kullarını
görücüdür.
Hamd övgü bizi bu doğru yola ileten
Allâh-ü Teâlâ’ya mahsûstur. Allâh (c.c.) bizi doğru yola iletmeseydi biz
kendimizi doğru yola iletemezdik. Muhakkâk ki Rabbinin Rasûlleri hakkı
getirmişlerdir.
Rasûlümüz Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…
(Allâhümme salli alâ seyyidinâ
Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)
Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…
(Allâhümme salli alâ seyyidinâ
Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)
Günâhlarımızın şefaatçisi Muhammed (s.a.v.)’e salât edin…
(Allâhümme salli alâ seyyidinâ
Muhammed’in ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.)
“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz
aydınlığı kılve bizi Allâh’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.”(Furkân Sûresi, 25/74)
“Allâh, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken
çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.”(Nahl Sûresi 16/78)
-minnet ve şükranlarımı takdîm ederim-. Şüphesiz ki benim
Rabbim duâları en iyi işitendir.”(İbrahim Sûresi 14/39)
ALLÂH-Ü TE’ÂLÂ-NIN SELÂMI, RAHMETİ, BEREKETİ, MAĞFİRETİ AF VE ÂFİYETİ
HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN! ÖNCELİKLE BÜTÜN ÂİLE FERTLERİMİN GÖZÜ AYDIN OLSUN...
HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM,
MUHAMMED EMÎN ERDOĞAN
SANA SAÂDET-İ DÂREYN DİLEKLERİMİ SUNUYORUM...
Allâh-ım! Bi’l-hassâ yeni doğup dünyaya teşrîf ederek aramıza
katılan, yavrucağımıza; annesi, babası ve tüm âilesiyle beraber, İslâm’a uygun
bir yaşam, sağlıklı, sıhhatli, uzun bir ömür ve hayırlı bir istikbâl nasîb
eyle.
Allâh-ım! Oğlumuzu; İslâm’a ve insanlığa faydalı, dînine
diyanetine mukaddesâtına bağlı, vatanına milletine, bayrağına saygılı, anne ve
babasına tüm âilesine hayırlı bir evlat olmasını bahşeyle.
Allâh-ım! Aynı minvâl üzere; zamânı geldiğinde, hayırlı bir
zevçle (eşle) izdivaç kurup sâlih, sâliha, âlim, âlime hâfız, hâfize evlatlar
yetiştirmesini nasîb ve müyesser eyle.
Allâh-ım! Rızâna ve Rasûlün Muhammed Mustafâ (sallellâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’in rızâsına nâil eyle.
Allâh-ım! Bu yavrumuzu İslâm Fidanlı’ğında biten güzel bir fidan
olarak büyüt, islâmî hayatta ebedî ve sabit kıl.
Allâh-ım!Bu yavrumuzu;
gazabından, azabından, kullarının kötülüğünden, şeytanların vesveselerinden ve
bu çocuğa yakın olup zarar vermelerinden, mübârek ve mükemmel kelimelerinle
koru.
Allâh-ım! Bu yavrumuzu; Her türlü haşerâttan,
her türlü kötü nazarlardan hıfz-u himâye eyle. Yaşamını bereketli, kısmetini
bol eyleyesin. Kazâyı, belâyı, afeti, tufânı, salgın hastalığı, gam ve gasaveti
uzak eyle. Görünür, görünmez kazâyı, belâyı uzak eyle.
Allâh-ım! Evlâdımızı iyi huylu, iyi ahlâklı, sabırlı, şükreden,
zikreden, hamd eden, kötülüklerden uzak, içi dışı temiz, pâk ve kanaatkâr
Mü’min kullardan eyle.
Allâh-ım! Anne ve babalarının
birbirlerine karşı sevgi, saygı, ülfet, muhabbet ve bağlılıklarını dâim ve bâkî
eyle. Âile huzûru sevinci ihsân eyle. Ş.g.
HOŞ GELDİN YAVRUCUĞUM, MUHAMMED EMÎN
ERDOĞAN 31.01 2026 -CUMARTESİ -23:30
Uhud savaşında vücûdu kanlar
içinde kaldığı halde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve
sellem)’i korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın!.. Hz. Nesîbe, Lakâbı; Ümm-ü Ümerâ (r. ‘anhâ)
"Senin katlandıklarına kim katlanabilir?"
Uhud
Savaşında, Sıhhiye=Hz. Peygamberimiz s.a.v. ‘in yaralarının tedâvî edildiği!
Mağarasında 12 yerinden oklarla yaralanan Sahâbe annemiz. Rasûlüllâh
(salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ile Cihâda Çıkan İlk Kadın.
Hz. Nesîbe,
Rasûl sevgisini bizlere anlatan, unutulmayacak şahsiyetlerden biri. Îmân
ettiğinde kırk yaşlarındaydı. Akabe Biatı’nda bulunan özel kişiden bir
tanesiydi. Biat ettikten sonra ilk duâsı şu oldu: --- “Rabbim;
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın sevgisini kalbimden bir an
bile çıkarma.”
Cihâd
meydanlarında erkekler gibi cihâd etti. Son cihâdında kolu koptu.On iki (12) yerinden ağır yara aldı. (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem)’den Hadîs-i Şerîf’ler rivâyet edip âlimler arasına
katıldı.
Küçük oğluyla berâber
Uhud’a katılmıştı. Oradaki dağınıklık esnâsında Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’in yanına yaklaşıp O’nu korumaya çalıştı.
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)buyurdu ki: --- “Sağa sola nere dönsem, Nesîbe’yi önümde beni
savunurken görüyordum.”
--- Ey Nesibe! Bey’at
kadını, Uhud kadını, Yemâme kadını! Ey mücâhide! O zirveye çıkarken kadınları
da ezdin binlerce erkeği de! Allâh senden râzı olsun. ---
--- Duâlarımızda Hz.
Nesîbe’yi unutmayalım. Biz de: --- “Rabbim; Rasûlün (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’ün sevgisiyle içimi doldur” diye duâ edelim. Allâh’ım sev bizi,
sevdir bizi, sevindir bizi.
في غزوة أحد، كانت أمُّ عُمارة نسيبة بنت كعب من أبرز المجاهدات اللواتي
وقفن إلى جانب رسول الله ﷺ، تضحي بدمها دفاعًا عن دين الله. كانت
تذود عن النبي ﷺ بكل شجاعة، تحمل السيف والرمح، متأبِّطةً
عزمًا لا يتزعزع. وقد روى الصحابة أن النبي ﷺ قال عن موقفها
البطولي: "ما التفتُّ يمينًا ولا شمالًا إلا وأنا أراها
تقاتل دوني." هذه الكلمات شهادة على شجاعتها وإصرارها على حماية النبي ﷺ في أحلك اللحظات،
حتى قال لها: "مَن يطيق ما تطيقين يا أمَّ عُمارة؟"وبينما كانت تتلقى
ضربات المشركين في المعركة، لم تفكر في نفسها، بل في حمايتها للنبي ﷺ. وفي أحد اللحظات،
طلبت من رسول الله ﷺ أن يجعلها وأسرتها رفقاءه في الجنة،
فأجابها قائلًا: "اللهم اجعلهم رفقائي في الجنة."وكأنها كانت تسعى وراء
الجنة تحت ظلال السيوف، متحمِّلةً الألم من أجل إعلاء كلمة الله.
Uhud Muharebesi sırasında, Nesîbe bint-i Ka’b (Ümm-ü ‘Umâre), Peygamberimiz Hz. Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’in yanında duran ve inancını
savunmak için hayâtını fedâ eden en önde gelen kadınlardan biriydi. Cesûrca,
kılıç ve mızrak kullanarak, kararlılığı sarsılmaz bir şekilde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’i savundu. Sahâbeler (rızvânüllâh-i ‘aleyhim ecme’în), Peygamberimizin (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) onun kahramanca duruşu hakkında
şöyle buyurduğunu rivâyet ederler: --- “Sağa sola
dönmeden onu beni korumak için savaşırken görmeden edemedim.” Bu sözler,
en karanlık zamanlarda Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ikoruma
konusundaki cesâretine ve kararlılığına tanıklık eder; öyle ki Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) ona şöyle buyurmuştur: --- “Ey Ümm-ü ‘Umâre, Senin katlandıklarına kim
katlanabilir? (Senin çektiğin
acılara kim dayanabilir?)” Savaşta
müşriklerin darbelerine katlanırken, aklından sâdece Peygamber’i (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) korumak geçiyordu.Bir keresinde, Allâh’ın Rasûlü (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem)’den kendisini ve âilesini
cennette yoldaşları kılmasını istedi ve o da
--- “Ey Allâh’ım, onları cennette
yoldaşlarım kıl” diye cevap verdi.
Sanki kılıçların gölgesinde cennete
ulaşmak için mücâdele ediyor, Allâh-ü Te’âlâ-nın kelâmını korumak uğruna acı
çekiyordu.
2-SÜMEYRÂ, BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ)
ANNEMİZ…
Uhud Harbi’ndeRasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i arayan
Bir Kadın Sahâbe-i Kirâm’e!
Sümeyrâ Bint-i Kays (رضي الله عنها) hakkında çok kısa bilgi:
·Ensâr’dan bir sahâbî hanımdır (Medîne-i Münevvere’li).
·Akabe Biatları’na katılan kadınlar arasında yer almıştır.
·Rasûlüllâh ﷺ’eilk îmân eden ve destek veren hanımlardandır.
·Yüce Dîn-i
Mübîn-i İslâm’ın,Medîne-i Münevvere’de yerleşmesi
sürecinde sadâkati ve fedakârlığı ile anılır.
--- “Uhud Savaşı’nda
Medîne-i Münevvere’liler karmakarışık ve darmadağınık olmuştu. Herkes bir
tarafa kaçıyor ve: --- “Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü” diye bağrışıyorlardı.
Hattâ bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki, bu haber Medîne-i
Münevvere’nin civâr mahallelerine kadar ulaşmıştı.[1]
Sonra evli
kadınlardan biri, durumu öğrenmek için yola çıktı, ilk önce hangisiyle
karşılaştığını bilemiyorum ama birine rastladığı zaman ona,
--- “Bu
kim?” diye
soruyor,
O da --- “Şu baban”,
Bir başkası, --- “Şu kardeşin”,
Başka rastladığı
biri, --- “Şu kocan”,
Bir diğeri de --- “Şu da oğlun” diyordu.
Kadın, --- “أَيْنَ رَسُولُ اللّٰةْ = Eyne Rasûlüllâh = Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede?
O ne yaptı?’ diye
soruyor,
Onlar da --- “Ön tarafta!O
burada yukarıda” diye
cevap veriyorlardı.
Nihâyet kadını hemen Rasûlüllâh
(salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler. Kadın onun yanına
koştu, elbisesinin/giysisinin eteğine bir ucuna yapıştı öptü ve şöyle dedi:
--- “Tüm
musîbetler Sen hayatta olduğun müddetçe hafif gelir Yâ Rasûlallâh. Anam babam
sana fedâ olsun yâ Rasûlüllâh! Sen hayatta olduktan sonra ben kimi kaybedersem
kaybedeyim hiç önemli değil, dedi.”[2]
‘Babam ve annem sana kurban
olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Sen hayattaysan benim için kimin ölmesi ne fark eder!”[3]
Nihâyet kadını
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler.
Kadın onu görünce, “Senden sonra gelen her musîbet önemsizdir. Allâh’ın
Rasûlü”, “Senden sonra gelen her musîbet küçüktür”
Uhud
Savaşı sırasında Müslümanlar arasında Hz.
Peygamber ﷺ’in öldürüldüğü söylentisinin yayıldığı şöyle aktarılır:
عِنْدَ فَوْرَةِ
الْمَعْرَكَةِ فَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ: "قُتِلَ
مُحَمَّدٌ ﷺ." “Savaşın
karışıklığı sırasında bâzıları:‘Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ﷺ öldürüldü’ dediler.”
Bu
tür rivâyete göre, bu yanlış haberin yayılması Müslümanların moralini olumsuz
etkiledi. Rivâyet, şeytanın
bağırdığı, ya da bir kişinin düşünce karışıklığıyla bu sözleri
söylediği şeklinde de zikredilir.
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler
gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veyâ öldürülürse gerisingeriye (eski dîninize)
mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allâh’a hiçbir zarar veremez. Allâh,
şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”[5]
Tefsir kaynaklarımızda
bu rivâyet şöyle açıklanır:
·Yanlış şekilde; bâzı kimseler (Şeytan),bâzı
Müslümanlar ve/veyâ düşmanlar tarafından “Muhammed ﷺ öldürüldü” şeklinde yanlış
söylenti yaydılar.
Bir muhâcir, kanlar içinde kalan Ensâr’a -rızvânüllâh-i te’âlâ
‘aleyhim ecme’în- şöyle dedi: “Ey kardeş, biliyor
musun ki Muhammed ﷺ öldürüldü mü?”Ensâr
şöyle karşılık verdi:“Ensâr şöyle
dedi: “Eğer o öldüyse, elbette tebliğin tamamını yaptı ve bizlere ulaştırdı. O
halde dîniniz için savaşın.”
·Uhud Savaşı’nda savaş karışınca Müslümanlar arasında, derin bir hüzün, mahcûbiyet, korku,
yeis hâli, karışıklık, panik, moral bozukluğu baş gösterdi.
·Uhud’da Müslümanlar geri çekildiğinde şeytan,“Muhammed
öldü” diye bağırdı; bu söz Müslümanların
cesâretini kırdı ve Âyet-i Kerîme nâzîl oldu.
·‘Ve Şeytan bağırdı: ‘Ey Allâh’ın kulları! Muhammed ﷺ öldürüldü.’
·Rivâyete göre şeytan
bu sözü bağırdı; hatta bir adam Müslümanlar arasında bu sözü söyleyerek
paniğe yol açtı.
·Bunun üzerine Kur’ân-ı Kerîm-de
yukarıdaki Âyet-i Kerîme nâzîl oldu ve
Müslümanların böyle söylentilere kapılmamaları emrolundu.[7]
İlk
nesil erkekler ve kadınlar için hayat, servet ve çocuklar, inançları, dinleri
ve Allâh-ü Te’âlâ-ya ve Rasûlüne duydukları sevgiyle kıyaslandığında önemsizdi.
İbn-i İshak’tan, Sa’d İbn Ebî Vakkâs (r.’a.) ‘tan rivâyet
edildiğine göre, şöyle demiştir: Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve
sellem), Uhud’da kocası, erkek kardeşi ve babasıyla birlikte şehîd edilen
Benî Dinâr kabîlesinden bir kadının yanından geçti. Kadın, onların ölüm
haberini alınca, “Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ne, ne
oldu?” diye sordu. Onlar da “Ey filân kadının annesi, Allâh-ü Te’âlâ-ya şükür,
senin istediğin gibi, o iyidir.” diye cevap verdiler. Kadın şöyle dedi: “Onu
bana göster de göreyim.” dedi. Ben de onu ona gösterdim ve onu görünce şöyle
dedi: “Senden sonra gelen her felaket önemsiz (küçük)
kalacak.”[8]
Sümeyrâ ciddi mücâhide
bir kadın idi. Uhud savaşına dört erkek göndermişti.Bunlardan İkisi oğlu, birisi kocası diğeri de
babası idi. Onları göndermeden önce oğullarını ve babasını huzûruna almış ve
onlara şöyle demişti.
"انطلقوا وقاتلوا! لا تفارقوا رسول الله ﷺ! فإن أصابه مكروه ورجعتم إلى المدينة أحياء، والله لن
أدخلكم بيتي، ولن أنظر حتى إلى وجوهكم."
--- “Gidin
savaşın! Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın yanından ayrılmayın! Eğer
onun başına bir şey gelirse ve siz sağ olarak Medîne-i Münevvere’ye dönerseniz,
Vallâh-i evime almam yüzünüze bakmam.”
Rasûlüllâh (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem) öldüğü haberi Medîne-i Münevvere’ye kadar yayılmıştı.
Haberi duyan Sümeyrâ, son bir hızla Uhud’a doğru giderken, iki gözü iki çeşme
ağlıyor ve kendi kendine şunları mırıldanıyordu:
ماذا حدث لأبي، لعنه الله، حتى مات رسول الله ﷺ ولم يفعل لهم شيئًا؟ قلت له: "يا أبي، اذهب ودافع عن
رسول الله ﷺ، فإن أصابه مكروه وعدت
حيًا، والله لن أنظر إلى وجهك." لماذا أبكي على أبنائي؟
--- “Benim
o boynu kopasıca babama ne oldu ki, Rasûlüllâh (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem) öldü de o onlara bir şey yapmadı. Ben demiştim ki, baba
git Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) müdâfî ol, eğer onun
başına bir iş gelirse ve sen sağ olarak dönersen vallâh-i ben yüzüne bakmam
demiştim. Ya benim oğullarıma ne diye ağlıyorum.”
Bu şekilde sözler
sarf ederken Uhud’un eteğine kadar ulaşmıştı.
Uhud’a geldiği gibi
atından indi ve cesetleri tek tek gezerek Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in cesedini
arıyordu. Orada biri dedi ki:
--- “Nereye
ey Sümeyrâ”
--- “Rasûlüllâh
(salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? Onu Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bana
gösterin diyordu”
Sümeyrâ’ yı aldılar
ve ona--- “Bak şurada iki tâne çocuğun var” dediler.
Kütükte doğranmış et parçası hâlinde idiler. O şu cevâbı verdi.
--- “Bakışım
bile isrâf olur, nerede Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)”
dedi
ve bir Sahâbe: --- “Sümeyrâ, Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) hayatta,
işte burada dedi” Sümeyrâ
ise--- “Bana gösteriniz.” dedi.
Sürüne sürüne onun
yanına ulaştı. Rasûlüllâh (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem)’in
cübbesini aldı, öptü ve şu târihî sözleri söyledi.
--- “Yâ
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) bundan sonra bütün musîbetler beni kaplamış olsa da seni
hayatta görmüş olduktan sonra bunlar ehemmiyetsizdir yâ Rasûlellâh” dedi.
Sümeyrâ gözyaşları içerisinde
kalktı ve oğullarının şehîd olduğu yere geldi. Kendi elleriyle onların
başlarını, kollarını ve gövdelerini topladı. Medîne-i Münevvere’den getirdiği
heybenin içine koydu. Atına binip Medîne-i Münevvere’ye yöneldi. Bu seferde
şöyle haykırıyordu:
--- “Ben
kadınlık âleminin en üstün en şerefli kadınıyım, ben oğullarını, kocasını,
babasını onun (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem’in) yolunda doğratma ve şehîd etme bahtiyârlığına
ermiş bir kadınım dedi.”
Kendisini karşılayan
ilk kişi Hz. Âişe idi. Baktı ki Sümeyrâ’nın heybesinden şıpır-şıpır kan
damlıyor, ona şöyle sordu.
--- “Yükün
ne Ey Sümeyrâ?” oda
şu cevâbı verdi:--- “Çocukların ölmüş dediler.
Atımın terkisine attım buraya kadar getirdim. Rasûlellâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın
geçtiği yere defnedeceğim. O (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) geçerken
rûhları azl olur diye tâ buraya kadar getirdim” dedi.
السميراء بنت قيس الأنصارية (رضي الله عنها) صحابية جليلة، اشتهرت بموقفها
البطولي في غزوة أحد حين استشهد أبناؤها وزوجها، فقالت عبارة خالدة تظهر حبها العميق
للرسول ﷺ:
El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun), Peygamberimizin (s.a.v.)
asil kadın sahabelerinden biriydi ve Uhud Savaşı'nda oğulları ve kocası şehit
düştüğünde gösterdiği kahramanca duruşuyla ünlüydü. Peygamberimize (s.a.v.)
duyduğu derin sevgiyi gösteren ölümsüz bir söz söylemiştir:
"كل مصيبة بعدك يا رسول الله جلل."
(أي: هينة)، فهي نموذج
للثبات على الإيمان والتضحية والولاء للرسالة الإسلامية، وكانت تتابع أخبار النبي ﷺ حتى تأكدت من سلامته
قبل أن تهتم بمصابها. نسبها: هي السُمَيراء بنت قيس بن مالك بن كعب بن عبد الأشهل الأنصارية،
من الخزرج. مواقفها في غزوة أحد:
--- “Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra
gelen her musîbet önemsizdir.”(Anlamı: katlanması kolaydır). O, îmânda sebat, fedâkârlık
ve Dîn-i Mübîn-i İslâm’a bağlılığın bir timsâlidir.[9]
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in haberlerini, kendi musîbetini
düşünmeden önce onun güvenliğinden emîn olana kadar takîb etti.
حث أبنائها على الجهاد: حرّضت السميراء ولديها النعمان وسليم على الخروج للقتال
مع النبي ﷺ في أحد. متابعة أخبار المعركة: خرجت خلف الركب النبوي مع نساء المسلمين لمتابعة
سير القتال. سؤالها عن النبي ﷺ: عندما نعى لها فارسٌ استشهادهما، سألت عن
حال النبي ﷺ، وعندما علمت أنه بخير، طلبت رؤيته.
Oğullarını cihâd etmeye teşvîk etti: Semîrâ (e), oğulları Nu’mân
ve Selîm'i Uhud'da Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)
ile birlikte savaşmaya teşvîk etti. Savaşın haberlerini tâkîb etti:
Savaşın ilerleyişini tâkîb etmek için Müslüman kadınlarla birlikte
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in kervanının
arkasından gitti. Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)
hakkında bilgi aldı: Bir atlı ona şehîd olduklarını bildirdiğinde,
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in durumunu sordu.
İyi olduğunu öğrenince, onu görmek istedi.
عبارتها
الخالدة: حين رأت النبي ﷺ سالماً، قالت: "كل مصيبة بعدك جلل يا
رسول الله"، مؤكدة أن سلامة النبي ﷺ تغطي على أي مصاب آخر.
التعامل مع المصاب: بعد أن تأكدت من سلامة النبي ﷺ، وقبل أن يُحضر لها
جثمان ابنيها الشهيدين، قبلت جثمانيهما وعادت بهما إلى المدينة. دروس مستفادة:
Ölümsüz sözleri:Peygamber
(sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i sağ sâlim görünce, ---
“Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra gelen her musîbet önemsizdir.”diyerek Hz. Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve
sellem)’in güvenliğinin diğer tüm sıkıntıların önüne geçtiğini vurguladı.
Aldığı ölüm haberlerine (Baba, Eş, İki Oğul/Evlat) tepkisi: Peygamber (sallâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem)’in güvenliğini te’yîd ettikten sonra, şehîd olan iki
oğlunun naaşları kendisine getirilmeden önce, naaşlarını öptü ve onlarla
birlikte Medine'ye döndü.Öğrenilen dersler:
تُعد السميراء نموذجًا للمرأة المسلمة التي تجسد قوة الإيمان، واليقين،
والتضحية، وحب الرسول ﷺ، وأن رضا الله مقدم على المصائب الشخصية.
El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun); îmân gücünü, kararlılığı,
fedâkâarlığı ve Peygamber ﷺ'e olan
sevgiyi somutlaştıran ve Allâh'ın rızâsının kişisel sıkıntılardan üstün
olduğunu gösteren Müslüman kadının eşsiz bir misâlidir.
Hazırlayan: Şaban GÜNBEY Em. İ.Hatib.
[1]روى: "في غزوة أحد، كان أهل المدينة في حالة من الفوضى
والاضطراب الشديدين. كان الناس يركضون في كل اتجاه، ويصيحون: "مات محمد ﷺ
!" وقد بلغ الصياح والنحيب أرجاء المدينة --- ثم خرجت إحدى النساء المتزوجات
لتستطلع الأمر. لا أدري من قابلت أولًا، ولكن لما صادفت أحدًا قالت له:
سألت:
"من هذا؟"
أجاب
أحدهم: "هذا أبوكِ."
قال
آخر: "هذا أخوكِ."
قال
آخر قابلته: "هذا زوجكِ."
قال
ثالث: "هذا ابنكِ."
سألت
المرأة: "أين رسول الله ﷺ ؟ ماذا يفعل؟"
أجابوا:
"إنه في المقدمة!" وكانوا يردون: "إنها هنا."
وأخيرًا،
أحضروا المرأة إلى رسول الله ﷺ، فأسرعت إليه، وأمسكت بطرف ثوبه، وقبلته، وقالت: