UHUD’DA
İKİ KADIN SAHÂBE ANNELERİMİZ
1- ÜMMÜ ÜMERÂ HZ. NESÎBE (R.’ANHÂ)
Uhud savaşında vücûdu kanlar
içinde kaldığı halde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve
sellem)’i korumak için çarpışıp kahramanlık gösteren kadın!.. Hz. Nesîbe, Lakâbı; Ümm-ü Ümerâ (r. ‘anhâ)
"Senin katlandıklarına kim katlanabilir?"
Uhud
Savaşında, Sıhhiye=Hz. Peygamberimiz s.a.v. ‘in yaralarının tedâvî edildiği!
Mağarasında 12 yerinden oklarla yaralanan Sahâbe annemiz. Rasûlüllâh
(salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ile Cihâda Çıkan İlk Kadın.
Hz. Nesîbe,
Rasûl sevgisini bizlere anlatan, unutulmayacak şahsiyetlerden biri. Îmân
ettiğinde kırk yaşlarındaydı. Akabe Biatı’nda bulunan özel kişiden bir
tanesiydi. Biat ettikten sonra ilk duâsı şu oldu: --- “Rabbim;
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın sevgisini kalbimden bir an
bile çıkarma.”
Cihâd meydanlarında erkekler gibi cihâd etti. Son cihâdında kolu koptu. On iki (12) yerinden ağır yara aldı. (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den Hadîs-i Şerîf’ler rivâyet edip âlimler arasına katıldı.
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) buyurdu ki: --- “Sağa sola nere dönsem, Nesîbe’yi önümde beni savunurken görüyordum.”
--- Ey Nesibe! Bey’at kadını, Uhud kadını, Yemâme kadını! Ey mücâhide! O zirveye çıkarken kadınları da ezdin binlerce erkeği de! Allâh senden râzı olsun. ---
--- Duâlarımızda Hz. Nesîbe’yi unutmayalım. Biz de: --- “Rabbim; Rasûlün (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ün sevgisiyle içimi doldur” diye duâ edelim. Allâh’ım sev bizi, sevdir bizi, sevindir bizi.
Uhud Savaşı’nda Rasûlüllâh’ın (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Öldüğü zannedilince Sahâbîler’in ağlaması!..
في غزوة أحد، كانت أمُّ عُمارة نسيبة بنت كعب من أبرز المجاهدات اللواتي
وقفن إلى جانب رسول الله ﷺ، تضحي بدمها دفاعًا عن دين الله. كانت
تذود عن النبي ﷺ بكل شجاعة، تحمل السيف والرمح، متأبِّطةً
عزمًا لا يتزعزع. وقد روى الصحابة أن النبي ﷺ قال عن موقفها
البطولي: "ما التفتُّ يمينًا ولا شمالًا إلا وأنا أراها
تقاتل دوني." هذه الكلمات شهادة على شجاعتها وإصرارها على حماية النبي ﷺ في أحلك اللحظات،
حتى قال لها: "مَن يطيق ما تطيقين يا أمَّ عُمارة؟" وبينما كانت تتلقى
ضربات المشركين في المعركة، لم تفكر في نفسها، بل في حمايتها للنبي ﷺ. وفي أحد اللحظات،
طلبت من رسول الله ﷺ أن يجعلها وأسرتها رفقاءه في الجنة،
فأجابها قائلًا: "اللهم اجعلهم رفقائي في الجنة." وكأنها كانت تسعى وراء
الجنة تحت ظلال السيوف، متحمِّلةً الألم من أجل إعلاء كلمة الله.
Uhud Muharebesi sırasında, Nesîbe bint-i Ka’b (Ümm-ü ‘Umâre), Peygamberimiz Hz. Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’in yanında duran ve inancını
savunmak için hayâtını fedâ eden en önde gelen kadınlardan biriydi. Cesûrca,
kılıç ve mızrak kullanarak, kararlılığı sarsılmaz bir şekilde Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem)’i savundu. Sahâbeler (rızvânüllâh-i ‘aleyhim ecme’în), Peygamberimizin (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) onun kahramanca duruşu hakkında
şöyle buyurduğunu rivâyet ederler: --- “Sağa sola
dönmeden onu beni korumak için savaşırken görmeden edemedim.” Bu sözler,
en karanlık zamanlarda Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i koruma
konusundaki cesâretine ve kararlılığına tanıklık eder; öyle ki Peygamberimiz (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) ona şöyle buyurmuştur: --- “Ey Ümm-ü ‘Umâre, Senin katlandıklarına kim
katlanabilir? (Senin çektiğin
acılara kim dayanabilir?)” Savaşta
müşriklerin darbelerine katlanırken, aklından sâdece Peygamber’i (salâllâh-ü ‘aleyh-i
ve sellem) korumak geçiyordu. Bir keresinde, Allâh’ın Rasûlü (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem)’den kendisini ve âilesini
cennette yoldaşları kılmasını istedi ve o da
--- “Ey Allâh’ım, onları cennette yoldaşlarım kıl” diye cevap verdi.
Sanki kılıçların gölgesinde cennete ulaşmak için mücâdele ediyor, Allâh-ü Te’âlâ-nın kelâmını korumak uğruna acı çekiyordu.
Uhud Harbi’nde Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i arayan Bir Kadın Sahâbe-i Kirâm’e!
Sümeyrâ Bint-i Kays (رضي الله عنها) hakkında çok kısa bilgi:
·
Ensâr’dan bir sahâbî hanımdır (Medîne-i Münevvere’li).
·
Akabe Biatları’na katılan kadınlar arasında yer almıştır.
·
Rasûlüllâh ﷺ’e ilk îmân eden ve destek veren hanımlardandır.
·
Yüce Dîn-i
Mübîn-i İslâm’ın, Medîne-i Münevvere’de yerleşmesi
sürecinde sadâkati ve fedakârlığı ile anılır.
وَكَانَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ بَن۪ي دِنَارَ تَسْعٰى ف۪ي يَوْمِ
أُحُدٍ، فَلَمَّا ق۪يلَ لَهَا أَبُوكَ قُتِلَ وَزَوْجُكَ وَأَخُوكَ، "كَانَتْ
تَقُولُ: أَخْبِرْن۪ي عَنِ الرَّسُولِ ﷺ فَقَالُوا
لَهَا: هُوَ فَوْقَ هُنَا فَرَكَضَتْ إِلَيْهِ وَقَبَّلَتْ جُبَّتَهُ وَقَالَتْ: قَدْ
بُلِّغَ أَب۪ي وَأُمّ۪ي فِدَاكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ﷺ! مَا
أَهُمُّن۪ي مَنْ مَاتَ مَا دُمْتَ أَنْتَ حَيًّا."
--- “Uhud Savaşı’nda
Medîne-i Münevvere’liler karmakarışık ve darmadağınık olmuştu. Herkes bir
tarafa kaçıyor ve: --- “Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldü” diye bağrışıyorlardı.
Hattâ bu yüzden o kadar çok bağırıp çağırma olmuştu ki, bu haber Medîne-i
Münevvere’nin civâr mahallelerine kadar ulaşmıştı.[1]
Sonra evli kadınlardan biri, durumu öğrenmek için yola çıktı, ilk önce hangisiyle karşılaştığını bilemiyorum ama birine rastladığı zaman ona,
--- “Bu kim?” diye soruyor,
O da --- “Şu baban”,
Bir başkası, --- “Şu kardeşin”,
Başka rastladığı biri, --- “Şu kocan”,
Bir diğeri de --- “Şu da oğlun” diyordu.
Kadın, --- “أَيْنَ رَسُولُ اللّٰةْ = Eyne Rasûlüllâh = Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? O ne yaptı?’ diye soruyor,
Onlar da --- “Ön tarafta! O burada yukarıda” diye cevap veriyorlardı.
Nihâyet kadını hemen Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler. Kadın onun yanına koştu, elbisesinin/giysisinin eteğine bir ucuna yapıştı öptü ve şöyle dedi:
--- “Tüm musîbetler Sen hayatta olduğun müddetçe hafif gelir Yâ Rasûlallâh. Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlüllâh! Sen hayatta olduktan sonra ben kimi kaybedersem kaybedeyim hiç önemli değil, dedi.”[2]
‘Babam ve annem sana kurban olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Sen hayattaysan benim için kimin ölmesi ne fark eder!”[3]
Nihâyet kadını Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in yanına kadar getirdiler.
Kadın onu görünce, “Senden sonra gelen her musîbet önemsizdir. Allâh’ın Rasûlü”, “Senden sonra gelen her musîbet küçüktür”
عِنْدَ فَوْرَةِ
الْمَعْرَكَةِ فَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ: "قُتِلَ
مُحَمَّدٌ ﷺ."
“Savaşın
karışıklığı sırasında bâzıları:
‘Muhammed (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ﷺ öldürüldü’ dediler.”
Bu
tür rivâyete göre, bu yanlış haberin yayılması Müslümanların moralini olumsuz
etkiledi. Rivâyet, şeytanın
bağırdığı, ya da bir kişinin düşünce karışıklığıyla bu sözleri
söylediği şeklinde de zikredilir.
﷽ ﴿ وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ
مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ
يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِى
اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ﴿١٤٤﴾﴾[4]
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler
gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veyâ öldürülürse gerisingeriye (eski dîninize)
mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allâh’a hiçbir zarar veremez. Allâh,
şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”[5]
Tefsir kaynaklarımızda
bu rivâyet şöyle açıklanır:
·
Yanlış şekilde; bâzı kimseler (Şeytan),
bâzı
Müslümanlar ve/veyâ düşmanlar tarafından “Muhammed ﷺ öldürüldü” şeklinde yanlış
söylenti yaydılar.
أَخْبَرَ
بَعْضُ الصَّحَابَةِ ف۪ي يَوْمِ أُحُدٍ قَالُوا: "قُتِلَ
مُحَمَّدٌ ﷺ فَارْجِعُوا إِلَى أَهْلِكُمْ."
“Uhud
Günü bazı sahabeler şöyle dediler: “Muhammed ﷺ öldürüldü
Medîne-i Münevvere’ye dönün.”[6]
فَقَالَ
أَحَدُ الْمُهَاجِر۪ينَ لِلْأَنْصَارِيِّ
الَّذ۪ي يَسْقُطُ ف۪ي دَمِه۪ "يَا أَخَا،
أَأَنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ مُحَمَّدًا ﷺ
قُتِلَ؟." فَقَالَ الْأَنْصَارِيُّ: "إِنْ قُتِلَ فَقَدْ بَلَّغَ الرِّسَالَةَ،
فَقَاتِلُوا عَن د۪ينِكُمْ."
Bir muhâcir, kanlar içinde kalan Ensâr’a -rızvânüllâh-i te’âlâ
‘aleyhim ecme’în- şöyle dedi: “Ey kardeş, biliyor
musun ki Muhammed ﷺ öldürüldü mü?” Ensâr
şöyle karşılık verdi: “Ensâr şöyle
dedi: “Eğer o öldüyse, elbette tebliğin tamamını yaptı ve bizlere ulaştırdı. O
halde dîniniz için savaşın.”
·
Uhud Savaşı’nda savaş karışınca Müslümanlar arasında, derin bir hüzün, mahcûbiyet, korku,
yeis hâli, karışıklık, panik, moral bozukluğu baş gösterdi.
·
Uhud’da Müslümanlar geri çekildiğinde şeytan, “Muhammed
öldü” diye bağırdı; bu söz Müslümanların
cesâretini kırdı ve Âyet-i Kerîme nâzîl oldu.
"وَفِي الْيَوْمِ
ذٰلِكَ َقَالَ شَيْطَانٌ: يَا عِبَادَ اللّٰهِ، إِنَّ مُحَمَّدًا ﷺ
قُتِلَ."
·
‘Ve Şeytan bağırdı: ‘Ey Allâh’ın kulları! Muhammed ﷺ öldürüldü.’
·
Rivâyete göre şeytan
bu sözü bağırdı; hatta bir adam Müslümanlar arasında bu sözü söyleyerek
paniğe yol açtı.
·
Bunun üzerine Kur’ân-ı Kerîm-de
yukarıdaki Âyet-i Kerîme nâzîl oldu ve
Müslümanların böyle söylentilere kapılmamaları emrolundu.[7]
İlk nesil erkekler ve kadınlar için hayat, servet ve çocuklar, inançları, dinleri ve Allâh-ü Te’âlâ-ya ve Rasûlüne duydukları sevgiyle kıyaslandığında önemsizdi. İbn-i İshak’tan, Sa’d İbn Ebî Vakkâs (r.’a.) ‘tan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem), Uhud’da kocası, erkek kardeşi ve babasıyla birlikte şehîd edilen Benî Dinâr kabîlesinden bir kadının yanından geçti. Kadın, onların ölüm haberini alınca, “Allâh Rasûlü (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ne, ne oldu?” diye sordu. Onlar da “Ey filân kadının annesi, Allâh-ü Te’âlâ-ya şükür, senin istediğin gibi, o iyidir.” diye cevap verdiler. Kadın şöyle dedi: “Onu bana göster de göreyim.” dedi. Ben de onu ona gösterdim ve onu görünce şöyle dedi: “Senden sonra gelen her felaket önemsiz (küçük) kalacak.”[8]
كُلُّ مُص۪يبَةٍ بَعْدَكَ جَلَلٌ. فَدَاكَ أَب۪ي وَأُمّ۪ي
يَا رَسُولَ اللّٰهِ،
SÜMEYRÂ BİNT-İ KAYS (R.’ANHÂ)
Sümeyrâ ciddi mücâhide
bir kadın idi. Uhud savaşına dört erkek göndermişti. Bunlardan İkisi oğlu, birisi kocası diğeri de
babası idi. Onları göndermeden önce oğullarını ve babasını huzûruna almış ve
onlara şöyle demişti.
Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) öldüğü haberi Medîne-i Münevvere’ye kadar yayılmıştı. Haberi duyan Sümeyrâ, son bir hızla Uhud’a doğru giderken, iki gözü iki çeşme ağlıyor ve kendi kendine şunları mırıldanıyordu:
ماذا حدث لأبي، لعنه الله، حتى مات رسول الله ﷺ ولم يفعل لهم شيئًا؟ قلت له: "يا أبي، اذهب ودافع عن
رسول الله ﷺ، فإن أصابه مكروه وعدت
حيًا، والله لن أنظر إلى وجهك." لماذا أبكي على أبنائي؟
--- “Benim
o boynu kopasıca babama ne oldu ki, Rasûlüllâh (salâllâh-ü
‘aleyh-i ve sellem) öldü de o onlara bir şey yapmadı. Ben demiştim ki, baba
git Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) müdâfî ol, eğer onun
başına bir iş gelirse ve sen sağ olarak dönersen vallâh-i ben yüzüne bakmam
demiştim. Ya benim oğullarıma ne diye ağlıyorum.”
Bu şekilde sözler sarf ederken Uhud’un eteğine kadar ulaşmıştı.
Uhud’a geldiği gibi atından indi ve cesetleri tek tek gezerek Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in cesedini arıyordu. Orada biri dedi ki:
--- “Nereye ey Sümeyrâ”
--- “Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) nerede? Onu Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bana gösterin diyordu”
Sümeyrâ’ yı aldılar ve ona --- “Bak şurada iki tâne çocuğun var” dediler. Kütükte doğranmış et parçası hâlinde idiler. O şu cevâbı verdi.
--- “Bakışım bile isrâf olur, nerede Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)” dedi ve bir Sahâbe: --- “Sümeyrâ, Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) hayatta, işte burada dedi” Sümeyrâ ise --- “Bana gösteriniz.” dedi.
Sürüne sürüne onun yanına ulaştı. Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in cübbesini aldı, öptü ve şu târihî sözleri söyledi.
--- “Yâ Rasûlüllâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bundan sonra bütün musîbetler beni kaplamış olsa da seni hayatta görmüş olduktan sonra bunlar ehemmiyetsizdir yâ Rasûlellâh” dedi.
Sümeyrâ gözyaşları içerisinde kalktı ve oğullarının şehîd olduğu yere geldi. Kendi elleriyle onların başlarını, kollarını ve gövdelerini topladı. Medîne-i Münevvere’den getirdiği heybenin içine koydu. Atına binip Medîne-i Münevvere’ye yöneldi. Bu seferde şöyle haykırıyordu:
--- “Ben kadınlık âleminin en üstün en şerefli kadınıyım, ben oğullarını, kocasını, babasını onun (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem’in) yolunda doğratma ve şehîd etme bahtiyârlığına ermiş bir kadınım dedi.”
Kendisini karşılayan ilk kişi Hz. Âişe idi. Baktı ki Sümeyrâ’nın heybesinden şıpır-şıpır kan damlıyor, ona şöyle sordu.
--- “Yükün ne Ey Sümeyrâ?” oda şu cevâbı verdi: --- “Çocukların ölmüş dediler. Atımın terkisine attım buraya kadar getirdim. Rasûlellâh (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın geçtiği yere defnedeceğim. O (salâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) geçerken rûhları azl olur diye tâ buraya kadar getirdim” dedi.
El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun), Peygamberimizin (s.a.v.)
asil kadın sahabelerinden biriydi ve Uhud Savaşı'nda oğulları ve kocası şehit
düştüğünde gösterdiği kahramanca duruşuyla ünlüydü. Peygamberimize (s.a.v.)
duyduğu derin sevgiyi gösteren ölümsüz bir söz söylemiştir:
"كل مصيبة بعدك يا رسول الله جلل."
(أي: هينة)، فهي نموذج
للثبات على الإيمان والتضحية والولاء للرسالة الإسلامية، وكانت تتابع أخبار النبي ﷺ حتى تأكدت من سلامته
قبل أن تهتم بمصابها. نسبها: هي السُمَيراء بنت قيس بن مالك بن كعب بن عبد الأشهل الأنصارية،
من الخزرج. مواقفها في غزوة أحد:
--- “Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra
gelen her musîbet önemsizdir.” (Anlamı: katlanması kolaydır). O, îmânda sebat, fedâkârlık
ve Dîn-i Mübîn-i İslâm’a bağlılığın bir timsâlidir.[9]
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in haberlerini, kendi musîbetini
düşünmeden önce onun güvenliğinden emîn olana kadar takîb etti.
Soyu: Hazrec kabîlesinden Sümeyrâ Bint-i Kays, İbn-i Mâlik, İbn-i Ka'b, İbn-i ‘Abd el-Eşhel el-Ansârî'dir. Uhud Savaşı sırasındaki eylemleri:
حث أبنائها على الجهاد: حرّضت السميراء ولديها النعمان وسليم على الخروج للقتال
مع النبي ﷺ في أحد. متابعة أخبار المعركة: خرجت خلف الركب النبوي مع نساء المسلمين لمتابعة
سير القتال. سؤالها عن النبي ﷺ: عندما نعى لها فارسٌ استشهادهما، سألت عن
حال النبي ﷺ، وعندما علمت أنه بخير، طلبت رؤيته.
Oğullarını cihâd etmeye teşvîk etti: Semîrâ (e), oğulları Nu’mân ve Selîm'i Uhud'da Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)
ile birlikte savaşmaya teşvîk etti. Savaşın haberlerini tâkîb etti:
Savaşın ilerleyişini tâkîb etmek için Müslüman kadınlarla birlikte
Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in kervanının
arkasından gitti. Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)
hakkında bilgi aldı: Bir atlı ona şehîd olduklarını bildirdiğinde, Peygamberimiz (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in durumunu sordu.
İyi olduğunu öğrenince, onu görmek istedi.
Ölümsüz sözleri: Peygamber
(sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’i sağ sâlim görünce, ---
“Ey Allâh'ın Rasûlü, senden sonra gelen her musîbet önemsizdir.” diyerek Hz. Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve
sellem)’in güvenliğinin diğer tüm sıkıntıların önüne geçtiğini vurguladı.
Aldığı ölüm haberlerine (Baba, Eş, İki Oğul/Evlat) tepkisi: Peygamber (sallâllâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’in güvenliğini te’yîd ettikten sonra, şehîd olan iki oğlunun naaşları kendisine getirilmeden önce, naaşlarını öptü ve onlarla birlikte Medine'ye döndü. Öğrenilen dersler:
تُعد السميراء نموذجًا للمرأة المسلمة التي تجسد قوة الإيمان، واليقين،
والتضحية، وحب الرسول ﷺ، وأن رضا الله مقدم على المصائب الشخصية.
El-Sümeyrâ Bint-i Kays el-Ensârî (Allâh ondan râzı olsun); îmân gücünü, kararlılığı,
fedâkâarlığı ve Peygamber ﷺ'e olan
sevgiyi somutlaştıran ve Allâh'ın rızâsının kişisel sıkıntılardan üstün
olduğunu gösteren Müslüman kadının eşsiz bir misâlidir.
Hazırlayan: Şaban GÜNBEY Em. İ.Hatib.
[1] روى: "في غزوة أحد، كان أهل المدينة في حالة من الفوضى
والاضطراب الشديدين. كان الناس يركضون في كل اتجاه، ويصيحون: "مات محمد ﷺ
!" وقد بلغ الصياح والنحيب أرجاء المدينة --- ثم خرجت إحدى النساء المتزوجات
لتستطلع الأمر. لا أدري من قابلت أولًا، ولكن لما صادفت أحدًا قالت له:
سألت:
"من هذا؟"
أجاب
أحدهم: "هذا أبوكِ."
قال
آخر: "هذا أخوكِ."
قال
آخر قابلته: "هذا زوجكِ."
قال
ثالث: "هذا ابنكِ."
سألت
المرأة: "أين رسول الله ﷺ ؟ ماذا يفعل؟"
أجابوا:
"إنه في المقدمة!" وكانوا يردون: "إنها هنا."
وأخيرًا،
أحضروا المرأة إلى رسول الله ﷺ، فأسرعت إليه، وأمسكت بطرف ثوبه، وقبلته، وقالت:
[2]
Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 6/115; Bezzâr, el-Bahru’z-Zehhâr, s: 988.
[3]
Taberî, İbn Hişam, İbn Sa’d
[4] [سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ:٣/١٤٤]
[5] Bu Âyet-i
Kerîme, söylentinin
yayılması ve bunun getirdiği moral çöküntüsü Sebeb-i
Nüzûl olarak değerlendirilir. ‘Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/144.
[6]
İbn-i Kesîr Tefsir; ed-Dürru’l-Muhtâr, İbn-i Hişâm sîret.
[7]
Tefsir-i İbn Kesîr; Rivayet aynı zamanda Al-Beyhekî’nin Dalâ’il en-Nübüvve adlı
eserinde de geçer.
[8] Târih-i
Tâberî, Beyhakî ve diğer eserlerde geçer.
[9] Arapça ms̠l
kökünden gelen tims̠āl تمثال "temsil eden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder