8 Ocak 2026 Perşembe

HÂCET (HAYIRLI İSTEK) NAMAZI

 

HÂCET (HAYIRLI İSTEK) NAMAZI[1]

(Gusül Abdesti Alınır)

Hâcet Namazı: Âhirete veyâ dünyâya âit bir dileği bulunan kimse;

§  Güzelce abdest alır,

§  Bir rivâyete göre dört (4),

§  Diğer bir rivâyete göre on iki (12) rekât namaz,

§  Yatsıdan sonra kılar.

 

§  Sonra Yüce Allâh’a hamd eder,

§  Peygamber Efendimize de salât ve selâmda bulunur.

 

Niyet ederken; İster “ALLÂH RIZÂSI İÇİN”... İster “HÂCET NAMAZI”… Diye niyet ederiz…

1. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 3 defâ, Âyete’l-Kürsî,

2. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

3. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

4. Rekât: Fâtihâ’dan Sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

 

Okunması hakkında bir Hadîs-i Şerîf vardır.

 

Ondan sonra hâcet duâsını okuyup o işin olmasını Yüce Allâh’dan diler.

 

HACET DUÂSI ŞUDUR:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ تَوْفِيقَ أَهْلِ الْهُدَى، وَأَعْمَالَ أَهْلِ الْيَقِينِ، وَعَزْمَ أَهْلِ الصَّبْرِ، وَجِدَّ أَهْلِ الْخَشْيَةِ، وَمُنَاصَحَةَ أَهْلِ التَّقْوَى، وَطَلَبَ أَهْلِ الرَّغْبَةِ، وَتَعَبُّدَ أَهْلِ الْوَرَعِ، وَعِرْفَانَ أَهْلِ الْعِلْمِ، حَتَّى أَخَافَكَ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مَخَافَةً تَحْجِزُنِي عَنْ مَعَاصِيكَ، وَحَتَّى أَعْمَلَ بِطَاعَتِكَ عَمَلًا أَسْتَحِقُّ بِهِ رِضَاكَ، وَحَتَّى أُنَاصِحَكَ فِي التَّوْبَةِ خَوْفًا مِنْكَ، وَحَتَّى أُخْلِصَ لَكَ النَّصِيحَةَ حُبًّا لَكَ، وَحَتَّى أَتَوَكَّلَ عَلَيْكَ فِي الْأُمُورِ، حَسِّنْ ظَنِّي بِكَ، سُبْحَانَ خَالِقِ النُّورِ.

***

"لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ، وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ، وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ، أَسْأَلُكَ أَلَّا تَدَعَ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا لِي، ثُمَّ يَسْأَلُ اللّٰهَ مِنْ أَمْرِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ مَا شَاءَ، فَإِنَّهُ يُقَدَّرُ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ."[2]

***

بِسْمِ اللّٰهِ، عَلٰى نَفْس۪ي وَمَال۪ي وَد۪ين۪ي، أَللّٰهُمَّ! رَضِّن۪ي بِقَضَآئِكَ، وَبَارِكْ ل۪ي ف۪ي قَدَرِكَ، حَتّٰى لَا أُحِبَّ تَعْج۪يلَ مَآ أَخَّرْتَ وَلَا تَأْخ۪يرَ مَا عَجَّلْتَ (عَجِّلْتَ)."

***

"اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."

***

أَللّٰهُمَّ! اقْذِفْ ف۪ي قَلْب۪ي رَجَآءَكَ وَاقْطَعْ رَجَائ۪ي عَمَّنْ سِوَاكَ حَتّٰى لَا أَرْجُٓو أَحَدًا غَيْرَكَ، أَللّٰهُمَّ! وَمَا ضَعُفَتْ عَنْهُ قُوَّت۪ي، وَقَصُرَ عَنْهُ عَمَل۪ي، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَت۪ي، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَت۪ي، وَلَمْ يَجْرِ عَلٰى لِسَان۪ي، مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَ مِنَ الْيَق۪ينِ، فَخُصَّن۪ي بِه۪ يَآ أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ.” (والصلاة والسلام على سيدنا محمد )

***

"إِلٰه۪ي! جُودُكَ دَلَّن۪ي عَلَيْكَ وَإِحْسَانُكَ أَوْصَلَن۪ي إِلَيْكَ وَكَرَمُكَ قَرَّبَن۪ي لَدَيْكَ أَشْكُو إِلَيْكَ مَا لَا يَخْفٰى عَلَيْكَ وَأَسْأَلُكَ مَا لَا يَعْسُرُ عَلَيْكَ إِذْ عِلْمُكَ بِحَال۪ي يَكْف۪ي عَنْ سُؤٰل۪ي يَا مُفَرِّجُ عَنْ كَرْبِ الْمَكْرُوب۪ينَ فَرِّجْ عَنّ۪ي مَا أَنَا۬ ف۪يهِ ﴿ ... لٰٓا إِلٰهَ إِلّٰٓا أَنْتَ سُبْحَانَكَۗ إِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ﴿٨٦﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ۫ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٨٧﴾   [سورة الأنبيآء:٢١/٨٦-٨٧] أَللّٰهُمَّ! يَا ذَا الْمَنِّ وَلَا يُمَنُّ عَلَيْهِ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ وَ يَا ذَا الطَّوْلِ وَالْاِنْعَامِ لٰٓا إِلٰهَ إِلّٰٓا أَنْتَ ظَهْرُ اللَّاج۪ينَ وَجَارُ الْمُسْتَجِر۪ينَ  وَمَأْمَنَ الْخَآئِف۪ينَ أَللّٰهُمَّ! إِنْ كُنْتَ كَتَبْتَن۪ى عِنْدَكَ ف۪ٓى أُمِّ الْكِتَابِ شَقِيًّا  أَوْ مَحْرُومًا أَوْ مَطْرُودًا أَوْ مُقْتَرًا عَلَيَّ فِى الرِّزْقِ فَامْحُ، أَللّٰهُمَّ! بِفَضْلِكَ شَقَاوَت۪ي وَحِرْمَان۪ي وَطَرْد۪ي وَإِقْتَارَ رِزْق۪ي وَأَثْبِتْن۪ى عِنْدَكَ ف۪ي أُمِّ الْكِتَابِ سَع۪يدًا مَرْزُوقًا مُوَفَّقًا لِلْخَيْرَاتِ فَإِنَّكَ قُلْتَ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ ف۪ي كِتَابِكَ الْمُنْزَلِ عَلٰي لِسَانِ نَبِيِّكَ الْمُرْسَلِ: ﴿ يَمْحُو اللّٰهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ أُمُّ الْكِتَابِ [سورة الرعد:١٣/٣٩] إِلٰه۪ي! بِالتَّجَلِّ الْاَعْظَمِ ف۪ي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَهْرِ شَعْبَانَ الْمُكَرَّمِ الَّت۪ي يُفْرَقُ ف۪يهَا كُلُّ أَمْرٍ حَك۪يمٍ وَيُبْرَمُ أَنْ تَكْشِفَ عَنَّا مِنَ الْبَلٰٓاءِ مَا نَعْلَمُ وَمَا لَا نَعْلَمُ وَمَا أَنْتَ بِه۪ٓ أَعْلَمُ إِنَّكَ أَنْتَ الْاَعَزُّ الْاَكْرَمُ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ وَعَلٰى أٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ وَسَلَّمَ."  أٰم۪ينَ.

***

ANLAMI: Allâh’ım! Ben senden hidâyet ehlinin başarısını, yakîn erbâbının amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin azmini, haşyet sâhiblerinin ciddiyetini, rağbet erbâbının isteklerini, takvâ ehlinin ibâdet hallerini, ilim sâhiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak senden gereği üzere korkmuş olayım.

 

Allâh’ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyân etmekten engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızânı kazanayım; böylece senden korkarak ihlâs ile tevbe edeyim, sana muhabbetle ibâdeti ihlâs üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül edeyim. Ey nûru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!”

***

--- “Cezâları vermekte acele etmeyen ikrâm (Halîm ve Kerîm) sâhibi olan Allâh’dan başka ilâh yoktur. Büyük ‘Arş-ın Rabbi (sâhibi) olan Allâh’ı her türlü noksanlıklardan uzak bilir her türlü kemâl sıfatlarıyla berâber olduğunu kabûl ederim. Tüm eksiksiz övgüler âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsûstur.

 

Allâh’ım! Şüphesiz ben Senin rahmetine sebeb vesîle olan her şeyi ve (mağfiretini) bağışlamanı gerektirecek sebebleri ve her türlü günahtan uzak olmayı senden isterim.

 

Allâh’ım! Her günâhımı bağışlamanı ve her kederimi üzüntümü gidermeni senin rızâna uygun her hâcetimi (ihtiyâcımı) karşılamanı Senden isterim, Ey merhametlilerin en merhametlisi.”[3]

 

***

--- “Nefsim, malım ve dînim üzerine Allâh-ü Te’âlâ’nın adını okurum.

***

Ey Allâh-ım! Beni Senin kazâna (hükmüne) râzı kıl ve hakkımda takdîr edilen şeyleri bana mübârek kıl ki, geciktirdiğini acele göndermeni, peşin verdiğini de geciktirmeni istemeyeyim” (=Ey Allâh-ım! Kazâma rızâ göstermemi bana nasîb eyle. Takdîr ettiğin şeyleri bana mübârek kıl. Tâ ki, Senin geciktirdiklerinin acele olmasını, acele yaptıklarının geç olmasını sevmeyeyim.)[4]

***

--- “Ey direği olmayanların direği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Ey azığı olmayanların azığı! Ey yardımı olmayanların yardımı! Ey affı değerli olan! Ey günâhlara cezâ vermeyişi güzel olan!

 

Ey belâları açan! Ey Kendisine büyük umutlar bağlanan! Ey zayıfların mededi! Ey boğulanların kurtarıcısı! Ey helâk olanları necâta kavuşturan! Ey güzellik sâhibi! Ey iyilik sâhibi! Ey ni’met sâhibi! Ey fazîlet sâhibi!

 

Gecenin karanlığı, gündüzün nûru, ay-ın ziyâsı, güneşin ışınları, suların sesi ve ağaçların hışırtısı ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!”

***

“Ey Allâh-ım! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden umûdu­mu kes ki, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

 

Ey Allâh-ım! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime yakînden (şüphesiz îmândan) neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim ka­vuşmuyorsa, duâm yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen o kuvvetli îmân ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi (kabûl et)!”

***

“Ey İlâhım! Sana başvurma yolunu bana cömertliğin gösterdi. Senin huzûruna beni iyiliğin ulaştırdı. Senin nezdine beni keremin yaklaştırdı. Sana gizli kalmayan sıkıntılarımı ancak Sana şikâyet ediyor ve Senden, Sana zor gelmeyecek şeyler istiyorum.

 

Zâten Senin, benim durumumu bilmen, istememe de hâcet bırakmıyor.

 

Ey sıkıntılıların derdini açan Zât! İçinde bulunduğum sıkıntıları benden gider.

 

“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzîh ederim. Gerçekten de ben, zâlimlerden oldum. Biz onun duâsını kabul ettik ve kendisini gamdan kederden kurtardık. İşte mü’minleri de böyle kurtarırız”[5] (şeklinde Yûnus (Aleyhi’s-Selâm’a bahşettiğin müjdeye beni de nâil eyle.)

***

Ey herkese iyilik eden, Kendisine ise iyilik edilemeyen Allâhım! Ey Celâl ve İkrâm sâhibi! Ey lütûf ve in’âm sâhibi!

 

Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen ki sığınanların desteği, emân dileyenlerin koruyucusu ve korkanların sığınağısın!

 

Ey Allâhım! Eğer beni, nezdinde bulunan (Levh-i Mahfûz’dan ibâret) Ümmü’l-Kitâb’da, (kâfir ölecek) bir bedbaht yâhut mahrûm veyâ kovulmuş yâ da rızkı dar bir kimse olarak yazdıysan, fazl-u kereminle, bu şekâvetimi, mahrûmiyetimi, reddedilişimi ve rızkımın darlığını sil.

 

Beni, Ümmü’l-Kitâb’da (îmânla ölecek) bir bahtiyâr, rızkı bol ve hayırlara muvaffâk bir kişi olarak kayda geçir. Çünkü Sen, buyruğu hâk olan bir Zât olarak, gönderdiğin peygamberinin lisânına indirdiğin kitâbında:

 

“Allâh dilediğini siler, dilediğini sâbit bırakır. Ümmü’l-Kitâb ise sâdece O’nun katındadır.”[6] Buyurdun.

 

İlâhî! Kıymetli şa’bân ayının, her hikmetli işin kendisinde ayrılıp kesin karâra bağlandığı on beşinci gecesindeki en büyük tecellî hürmetine Senden dileğimiz; bildiğimiz ve bilmediğimiz, en iyi senin bildiğin tüm belâları, bizden açıp gidermendir. Şüphesiz ki en ulu ve en iyi olan ancak Sensin. Allâh-ü Te’âlâ, Nebiyy-i Ümmî olan Efendimiz Muhammed’e, âl-i’ne ve sahâbesine, çokça salât ve bolca selâm eylesin.”[7] Âmîn! Sonra hâcetini istersin.

 

Son­ra dünya ve âhiretle ilgili dileğini Allâh’dan iste. Çünkü şüphesiz O dilek takdîr edilir.”[8]

  

HÂCET (HAYIRLI İSTEK) NAMAZI

(Gusül Abdesti Alınır)

Hâcet Namazı: Âhirete veyâ dünyâya âit bir dileği bulunan kimse;

§  Güzelce abdest alır,

§  Bir rivâyete göre dört (4),

§  Diğer bir rivâyete göre on iki (12) rekât namaz,

§  Yatsıdan sonra kılar.

 

§  Sonra Yüce Allâh’a hamd eder,

§  Peygamber Efendimize de salât ve selâmda bulunur.

 

Niyet ederken; İster “ALLÂH RIZÂSI İÇİN”... İster “HÂCET NAMAZI”… Diye niyet ederiz…

1. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 3 defâ, Âyete’l-Kürsî,

2. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

3. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

4. Rekât: Fâtihâ’dan Sonra; 1 Fâtiha 1 İhlâs ve Mu’avvizeteyn Sûreleri

 

Okunması hakkında bir Hadîs-i Şerîf vardır.

 

Ondan sonra hâcet duâsını okuyup o işin olmasını Yüce Allâh’dan diler.

 

HACET DUÂSI ŞUDUR:

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ تَوْفِيقَ أَهْلِ الْهُدَى، وَأَعْمَالَ أَهْلِ الْيَقِينِ، وَعَزْمَ أَهْلِ الصَّبْرِ، وَجِدَّ أَهْلِ الْخَشْيَةِ، وَمُنَاصَحَةَ أَهْلِ التَّقْوَى، وَطَلَبَ أَهْلِ الرَّغْبَةِ، وَتَعَبُّدَ أَهْلِ الْوَرَعِ، وَعِرْفَانَ أَهْلِ الْعِلْمِ، حَتَّى أَخَافَكَ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مَخَافَةً تَحْجِزُنِي عَنْ مَعَاصِيكَ، وَحَتَّى أَعْمَلَ بِطَاعَتِكَ عَمَلًا أَسْتَحِقُّ بِهِ رِضَاكَ، وَحَتَّى أُنَاصِحَكَ فِي التَّوْبَةِ خَوْفًا مِنْكَ، وَحَتَّى أُخْلِصَ لَكَ النَّصِيحَةَ حُبًّا لَكَ، وَحَتَّى أَتَوَكَّلَ عَلَيْكَ فِي الْأُمُورِ، حَسِّنْ ظَنِّي بِكَ، سُبْحَانَ خَالِقِ النُّورِ.

ANLAMI: Allâh’ım! Ben senden hidâyet ehlinin başarısını, yakîn erbâbının amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin azmini, haşyet sâhiblerinin ciddiyetini, rağbet erbâbının isteklerini, takvâ ehlinin ibâdet hallerini, ilim sâhiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak senden gereği üzere korkmuş olayım.

Allâh’ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyân etmekten engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızânı kazanayım; böylece senden korkarak ihlâs ile tevbe edeyim, sana muhabbetle ibâdeti ihlâs üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül edeyim. Ey nûru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!”

 

HÂCET NAMAZI

 

٤٧٩- حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عِيسَى بْنِ يَزِيدَ البَغْدَادِيُّ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَكْرٍ السَّهْمِيُّ، ح وحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَكْرٍ، عَنْ فَائِدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " مَنْ كَانَتْ لَهُ إِلَى اللَّهِ حَاجَةٌ، أَوْ إِلَى أَحَدٍ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلْيَتَوَضَّأْ وَلْيُحْسِنِ الْوُضُوءَ، ثُمَّ لِيُصَلِّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ لِيُثْنِ عَلَى اللَّهِ، وَلْيُصَلِّ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ لِيَقُلْ: "لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ، وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ، وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ، لَا تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ."[9] هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَفِي إِسْنَادِهِ مَقَالٌ، فَائِدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ يُضَعَّفُ فِي الحَدِيثِ، وَفَائِدٌ هُوَ أَبُو الوَرْقَاءِ.

479--- … Abdullah b. ebî Evfâ (r.’a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

 

--- “Kimin Allâh’dan ve insanlardan bir istek ve ihtiyâcı varsa güzelce abdest alsın, iki rek’ât namaz kılsın sonra Allâh’a hamd-ü senâ ve Peygamber (s.a.v.)’e salavat getirdikten sonra şöyle desin;

 

--- “Cezâları vermekte acele etmeyen ikrâm sâhibi olan Allâh’dan başka ilâh yoktur. Büyük ‘Arş-ın sâhibi olan Allâh’ı her türlü noksanlıklardan uzak bilir her türlü kemâl sıfatlarıyla berâber olduğunu kabûl ederim. Tüm eksiksiz övgüler âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsûstur.

 

Allâh’ım! Rahmetine sebeb olan her şeyi ve bağışlamanı gerektirecek sebebleri ve her türlü günahtan uzak olmayı senden isterim. Allâh’ım her günâhımı bağışlamanı ve her üzüntümü gidermeni senin rızâna uygun her ihtiyâcımı karşılamanı senden isterim, Ey merhametlilerin en merhametlisi.”[10]

١٣٨٤- حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الْعَبَّادَانِيُّ، عَنْ فَائِدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى الْأَسْلَمِيِّ، قَالَ: خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: "مَنْ كَانَتْ لَهُ حَاجَةٌ إِلَى اللّٰهِ، أَوْ إِلَى أَحَدٍ مِنْ خَلْقِهِ، فَلْيَتَوَضَّأْ وَلْيُصَلِّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ لِيَقُلْ: "لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، الْحَمْدُ لِلَٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ، وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ، وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ، أَسْأَلُكَ أَلَّا تَدَعَ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا لِي، ثُمَّ يَسْأَلُ اللّٰهَ مِنْ أَمْرِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ مَا شَاءَ، فَإِنَّهُ يُقَدَّرُ."[11]

1384--- … Abdullah bin Ebî Evfâ el-Eslemî (Radıyellâhü anh)’den; Şöyle demiştir: Resûlullah (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) yanımıza çıkıp gelerek buyurdu ki:

 

--- “Her hangi bir kimsenin Allâh katında bir hâceti veya Allâh’ın mahlûkatından bir kimsenin yanında ihtiyâcı olursa; abdest alıp iki rek’ât namaz kılsın. Sonra şöyle duâ etsin:

 

--- “Halîm ve Kerîm olan Allâh’dan başka ilâh yoktur. Büyük ‘Arş-ın Rabbi olan Allâh-ü Te’âlâ-yı teşbîh ve tenzîh ederim. Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd olsun.

 

Allâh’ım! Şüphesiz ben Senin rahmetine vesîle olan sebebleri, mağfiretini gerektiren hasletleri, her hayrın ganîmetini ve her gü­nâhdan selâmette olmayı Senden dilerim.

 

(Allâh’ım!) Her günâhımı bağışlamanı, her kederimi gidermeni ve rızâna uygun her hâcetimi yerine getirmeni Senden isterim!”

 

Son­ra dünya ve âhiretle ilgili dileğini Allâh’dan iste. Çünkü şüphesiz O dilek takdîr edilir.”[12]

بِسْمِ اللّٰهِ، عَلٰى نَفْس۪ي وَمَال۪ي وَد۪ين۪ي، أَللّٰهُمَّ! رَضِّن۪ي بِقَضَآئِكَ، وَبَارِكْ ل۪ي ف۪ي قَدَرِكَ، حَتّٰى لَا أُحِبَّ تَعْج۪يلَ مَآ أَخَّرْتَ وَلَا تَأْخ۪يرَ مَا عَجَّلْتَ (عَجِّلْتَ)."

"اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."

أَللّٰهُمَّ! اقْذِفْ ف۪ي قَلْب۪ي رَجَآءَكَ وَاقْطَعْ رَجَائ۪ي عَمَّنْ سِوَاكَ حَتّٰى لَا أَرْجُٓو أَحَدًا غَيْرَكَ، أَللّٰهُمَّ! وَمَا ضَعُفَتْ عَنْهُ قُوَّت۪ي، وَقَصُرَ عَنْهُ عَمَل۪ي، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَت۪ي، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَت۪ي، وَلَمْ يَجْرِ عَلٰى لِسَان۪ي، مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَ مِنَ الْيَق۪ينِ، فَخُصَّن۪ي بِه۪ يَآ أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ.” (والصلاة والسلام على سيدنا محمد )

"إِلٰه۪ي! جُودُكَ دَلَّن۪ي عَلَيْكَ وَإِحْسَانُكَ أَوْصَلَن۪ي إِلَيْكَ وَكَرَمُكَ قَرَّبَن۪ي لَدَيْكَ أَشْكُو إِلَيْكَ مَا لَا يَخْفٰى عَلَيْكَ وَأَسْأَلُكَ مَا لَا يَعْسُرُ عَلَيْكَ إِذْ عِلْمُكَ بِحَال۪ي يَكْف۪ي عَنْ سُؤٰل۪ي يَا مُفَرِّجُ عَنْ كَرْبِ الْمَكْرُوب۪ينَ فَرِّجْ عَنّ۪ي مَا أَنَا۬ ف۪يهِ ﴿ ... لٰٓا إِلٰهَ إِلّٰٓا أَنْتَ سُبْحَانَكَۗ إِنّ۪ى كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ﴿٨٦﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ۫ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِى الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٨٧﴾   [سورة الأنبيآء:٢١/٨٦-٨٧] أَللّٰهُمَّ! يَا ذَا الْمَنِّ وَلَا يُمَنُّ عَلَيْهِ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ وَ يَا ذَا الطَّوْلِ وَالْاِنْعَامِ لٰٓا إِلٰهَ إِلّٰٓا أَنْتَ ظَهْرُ اللَّاج۪ينَ وَجَارُ الْمُسْتَجِر۪ينَ  وَمَأْمَنَ الْخَآئِف۪ينَ أَللّٰهُمَّ! إِنْ كُنْتَ كَتَبْتَن۪ى عِنْدَكَ ف۪ٓى أُمِّ الْكِتَابِ شَقِيًّا  أَوْ مَحْرُومًا أَوْ مَطْرُودًا أَوْ مُقْتَرًا عَلَيَّ فِى الرِّزْقِ فَامْحُ، أَللّٰهُمَّ! بِفَضْلِكَ شَقَاوَت۪ي وَحِرْمَان۪ي وَطَرْد۪ي وَإِقْتَارَ رِزْق۪ي وَأَثْبِتْن۪ى عِنْدَكَ ف۪ي أُمِّ الْكِتَابِ سَع۪يدًا مَرْزُوقًا مُوَفَّقًا لِلْخَيْرَاتِ فَإِنَّكَ قُلْتَ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ ف۪ي كِتَابِكَ الْمُنْزَلِ عَلٰي لِسَانِ نَبِيِّكَ الْمُرْسَلِ: ﴿ يَمْحُو اللّٰهُ مَا يَشَآءُ وَيُثْبِتُۚ وَعِنْدَهُٓ أُمُّ الْكِتَابِ [سورة الرعد:١٣/٣٩] إِلٰه۪ي! بِالتَّجَلِّ الْاَعْظَمِ ف۪ي لَيْلَةِ النِّصْفِ مِنْ شَهْرِ شَعْبَانَ الْمُكَرَّمِ الَّت۪ي يُفْرَقُ ف۪يهَا كُلُّ أَمْرٍ حَك۪يمٍ وَيُبْرَمُ أَنْ تَكْشِفَ عَنَّا مِنَ الْبَلٰٓاءِ مَا نَعْلَمُ وَمَا لَا نَعْلَمُ وَمَا أَنْتَ بِه۪ٓ أَعْلَمُ إِنَّكَ أَنْتَ الْاَعَزُّ الْاَكْرَمُ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ وَعَلٰى أٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ وَسَلَّمَ."  أٰم۪ينَ.

--- “Nefsim, malım ve dînim üzerine Allâh-ü Te’âlâ’nın adını okurum.

 

Ey Allâh-ım! Beni Senin kazâna (hükmüne) râzı kıl ve hakkımda takdîr edilen şeyleri bana mübârek kıl ki, geciktirdiğini acele göndermeni, peşin verdiğini de geciktirmeni istemeyeyim” (=Ey Allâh-ım! Kazâma rızâ göstermemi bana nasîb eyle. Takdîr ettiğin şeyleri bana mübârek kıl. Tâ ki, Senin geciktirdiklerinin acele olmasını, acele yaptıklarının geç olmasını sevmeyeyim.)[13]

 

--- “Ey direği olmayanların direği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Ey azığı olmayanların azığı! Ey yardımı olmayanların yardımı! Ey affı değerli olan! Ey günâhlara cezâ vermeyişi güzel olan!

 

Ey belâları açan! Ey Kendisine büyük umutlar bağlanan! Ey zayıfların mededi! Ey boğulanların kurtarıcısı! Ey helâk olanları necâta kavuşturan! Ey güzellik sâhibi! Ey iyilik sâhibi! Ey ni’met sâhibi! Ey fazîlet sâhibi!

 

Gecenin karanlığı, gündüzün nûru, ay-ın ziyâsı, güneşin ışınları, suların sesi ve ağaçların hışırtısı ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!”

 

“Ey Allâh-ım! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden umûdu­mu kes ki, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

 

Ey Allâh-ım! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime yakînden (şüphesiz îmândan) neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim ka­vuşmuyorsa, duâm yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen o kuvvetli îmân ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi (kabûl et)!”

 

“Ey İlâhım! Sana başvurma yolunu bana cömertliğin gösterdi. Senin huzûruna beni iyiliğin ulaştırdı. Senin nezdine beni keremin yaklaştırdı. Sana gizli kalmayan sıkıntılarımı ancak Sana şikâyet ediyor ve Senden, Sana zor gelmeyecek şeyler istiyorum.

 

Zâten Senin, benim durumumu bilmen, istememe de hâcet bırakmıyor.

 

Ey sıkıntılıların derdini açan Zât! İçinde bulunduğum sıkıntıları benden gider.

 

“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzîh ederim. Gerçekten de ben, zâlimlerden oldum. Biz onun duâsını kabul ettik ve kendisini gamdan kederden kurtardık. İşte mü’minleri de böyle kurtarırız”[14] (şeklinde Yûnus (Aleyhi’s-Selâm’a bahşettiğin müjdeye beni de nâil eyle.)

 

Ey herkese iyilik eden, Kendisine ise iyilik edilemeyen Allâhım! Ey Celâl ve İkrâm sâhibi! Ey lütûf ve in’âm sâhibi!

 

Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen ki sığınanların desteği, emân dileyenlerin koruyucusu ve korkanların sığınağısın!

 

Ey Allâhım! Eğer beni, nezdinde bulunan (Levh-i Mahfûz’dan ibâret) Ümmü’l-Kitâb’da, (kâfir ölecek) bir bedbaht yâhut mahrûm veyâ kovulmuş yâ da rızkı dar bir kimse olarak yazdıysan, fazl-u kereminle, bu şekâvetimi, mahrûmiyetimi, reddedilişimi ve rızkımın darlığını sil.

 

Beni, Ümmü’l-Kitâb’da (îmânla ölecek) bir bahtiyâr, rızkı bol ve hayırlara muvaffâk bir kişi olarak kayda geçir. Çünkü Sen, buyruğu hâk olan bir Zât olarak, gönderdiğin peygamberinin lisânına indirdiğin kitâbında:

 

“Allâh dilediğini siler, dilediğini sâbit bırakır. Ümmü’l-Kitâb ise sâdece O’nun katındadır.”[15] Buyurdun.

 

İlâhî! Kıymetli şa’bân ayının, her hikmetli işin kendisinde ayrılıp kesin karâra bağlandığı on beşinci gecesindeki en büyük tecellî hürmetine Senden dileğimiz; bildiğimiz ve bilmediğimiz, en iyi senin bildiğin tüm belâları, bizden açıp gidermendir. Şüphesiz ki en ulu ve en iyi olan ancak Sensin. Allâh-ü Te’âlâ, Nebiyy-i Ümmî olan Efendimiz Muhammed’e, âl-i’ne ve sahâbesine, çokça salât ve bolca selâm eylesin.”[16] Âmîn! Sonra hâcetini istersin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DERTLİ, SIKINTILI VEYÂ YÖNETİCİLERDEN KORKANLARIN OKUYACAKLARI DUÂ

هذا الدعاء أهداه الله عز وجل لسيدنا محمد وأهداه خير الأنام لسيدنا علي وأنا أهديه لكم لأنني والله أحبكم في الله وأحب لكم الخير وأدعو الله عز وجل أن يجمعنا مع سيد الخلق في الفردوس الأعلى إن شاء الله. عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُمَا عَنْ عَلِيٍّ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُ وَكَرَّمَ اللّٰهُ وَجْهَهُ أَنَّهُ سَأَلَ رَسُولَ اللّٰهِ شَيْئًا مِنَ الدُّنْيَا، فَقَالَ لَهُ:

"وَالَّذ۪ي بَعَثَن۪ي بِالْحَقِّ نَبِيًّا مَا عِنْد۪ي قَل۪يلٌ وَلَا كَث۪يرٌ وَلٰكِنْ أُعَلِّمُكَ شَيْئًا أَتَان۪ي بِه۪ جِبْر۪يلُ، فَقَالَ: "يَا مُحَمَّدُ! هٰذِه۪ هَدِيَّةٌ مِنَ اللّٰهِ تَعَالٰى إِلَيْكَ لَمْ يُعْطَهَا أَحَدٌ قَبْلَكَ لَا يَدْعُو بِهَا مَلْهُوفٌ وَلَا مَكْرُوبٌ وَلَا عَبْدٌ خَافَ (خَائِفَ) مِنْ سُلْطَانٍ إِلَّا فَرَّجَ اللّٰهُ عَنْهُ." فَقَالَ عَلِيٍّ رَضِىَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُ: فَكَيْفَ أَدْعُو بِهَا يَا رَسُولَ اللّٰهِ؟ قَالَ: "قُلِ اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ[17] يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !." ثُمَّ تَدْعُو بِحَاجَتِكَوَلَا تَقُومُ مِنْ مَقَامِكَ حَتّٰى  يُسْتَجَابَ لَكَ (بِإِذْنِ اللّٰهِ تَعَالٰى) ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ : "لَا تُعَلِّمُو هَا السُّفَهَآءَ."

Nitekim Seyyid Zeyne’l-Âbidîn Bâ’alevî (k.sirruhû)’nun nakline göre; Ebu’1-Feth el-Makdisî (rh.a.) ‘el-Ed’ıyetü’’l-Mustecâbe’ isimli eserinde İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’nın şöyle anlattığını zikretmiştir:

 

--- “Bir kere ‘Ali (r.a.) Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’den dünyâlık bir şey istediğinde Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ona şöyle buyurdu:

 

--- “Beni hak ile Peygamber olarak gönderen Allâh’a yemîn olsun ki yanımda az-çok hiçbir şey yok, lâkin sana bir şey öğreteyim ki onu bana Cibrîl (a.s.) getirdi ve:

 

--- “Bu, Allâh-ü Teâlâ’nın sana hediyesidir, bu senden önce kimseye verilmemiştir. Hangi dertli yâhut sıkıntılı veyâ sultandan korkan bir kul bununla duâ yaparsa Allâh-ü Te’âlâ mutlakâ onun sıkıntısını açar dedi.”

 

Bunu duyan ‘Ali (r.a.): --- “Yâ Rasûlellâh! Bu duâyı nasıl yapayım?” diye sorunca Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem):

"قُلِ اللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ يَا سَنَدَ مَنْ لَا سَنَدَ لَهُ يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ يَا غِيَاثَ مَنْ لَا غِيَاثَ لَهُ يَا كَر۪يمَ الْعَفْوِ يَا حَسَنَ التَّجَاوُزِ يَا كَاشِفَ الْبَلٰٓاءِ يَا عَظ۪يمَ الرَّجَآءِ يَا عَوْنَ الضُّعَفَآءِ يَا مُنْقِذَ الْغَرْقٰى يَا مُنْجِيَ الْهَلْكٰى يَا مُحْسِنُ يَا مُجْمِلُ يَا مُنْعِمُ يَا مُفْضِلُ أَنْتَ الَّذ۪ي سَجَدَ لَكَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَنُورِ النَّهَارِ وَضَوْءُ الْقَمَرِ وَشُعَاُع الشَّمْسِ وَدَوِيُّ الْمَآءِ وَحَف۪يفُ الشَّجَرِ يَآ أَللّٰهُ لَا شَر۪يكَ لَكَ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ !."

--- “Ey direği olmayanların direği! Ey dayanağı olmayanların dayanağı! Ey azığı olmayanların azığı! Ey yardımı olmayanların yardımı! Ey affı değerli olan! Ey günâhlara cezâ vermeyişi güzel olan!

 

Ey belâları açan! Ey Kendisine büyük umutlar bağlanan! Ey zayıfların mededi! Ey boğulanların kurtarıcısı! Ey helâk olanları necâta kavuşturan! Ey güzellik sâhibi! Ey iyilik sâhibi! Ey ni’met sâhibi! Ey fazîlet sâhibi!

 

Gecenin karanlığı, gündüzün nûru, ay-ın ziyâsı, güneşin ışınları, suların sesi ve ağaçların hışırtısı ancak Sana secde etmektedir. Ey hiçbir ortağı bulunmayan Allâhım! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî!”

 

Dersin, sonra hâcetini istersin ve isteğin verilmeden de yerinden kalkmazsın. Ama bunu sefîh (beyinsiz) lere öğretmeyin (ki uygunsuz şeyler isteyip de kabûl görmesinler.)Buyurdu.[18]

 

RASÛLÜLLÂH (SALLELLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM)’IN DUÂSI

(حديث مرفوع) أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللّٰهِ الْحَافِظُ، وَأَخْبَرَن۪ي أَبُو عَبْدِ اللّٰهِ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ بَطَّةَ الْاِصْبَهَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللّٰهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَكَرِيَّا الْاِصْبَهَانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحْرِزُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَز۪يزِ بْنُ أَب۪ي حَازِمٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَب۪ي صَالِحٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ أَب۪ي عُبَيْدٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ، هٰذَا مَا سَأَلَ بِه۪ مُحَمَّدٌ رَبَّهُ:

" أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَسْأَلَةِ، وَخَيْرَ الدُّعَآءِ، وَخَيْرَ النَّجَاحِ، وَخَيْرَ الْعَمَلِ، وَخَيْرَ الثَّـوَابِ، وَخَيْرَ الْحَيَاةِ، وَخَيْرَ الْمَمَاتِ، وَثَبِّتْن۪ي، وَثَقِّلْ مَوَاز۪ين۪ي، وَحَقِّقْ إ۪يمَان۪ي، وَارْفَعْ دَرَجَات۪ي، وَتَقَبَّلْ صَلَات۪ي، وَاغْفِرْ خَط۪يئَت۪ي، وَأَسْأَلُكَ الدَّرَجَاتِ الْعُلٰى مِنَ الْجَنَّةِ، أٰم۪ينَ، أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ فـَوَاتِحَ الْخَيْرِ، وَخَوَاتِمَهُ، وَجَوَامِعَهُ، وَأَوَّلَهُ، وَأٰخِرَهُ، وَظَاهِرَهُ، وَبَاطِنَهُ، وَالدَّرَجَاتِ الْعُلٰى مِنَ الْجَنَّةِ، أٰم۪ينَ، أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ خَيْرَ مَا أٰت۪ي، وَخَيْرَ مَآ أَفْعَلُ، وَخَيْرَ مَآ أَعْمَلُ، وَخَيْرَ مَا بَطَنَ، وَخَيْرَ مَا ظَهَرَ، وَالدَّرَجَاتِ الْعُلٰى مِنَ الْجَنَّةِ، أٰم۪ينَ، أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ أَنْ تَرْفَعَ ذِكْر۪ي، وَتَضَعَ وِزْر۪ي، وَتُصْلِحَ أَمْر۪ي، وَتُطَهِّرَ قَلْب۪ي، وَتُحَصِّنَ فَرْج۪ي، وَتُنَوِّرَ ل۪ي قَلْب۪ي، وَتَغْفِرَ ل۪ي ذَنْب۪ي، وَأَسْأَلُكَ الدَّرَجَاتِ الْعُلٰى مِنَ الْجَنَّةِ، أٰم۪ينَ، أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَسْأَلُكَ أَنْ تُبَارِكَ ل۪ي ف۪ي نَفْس۪ي، وَف۪ي سَمْع۪ي، وَف۪ي بَصَر۪ي، وَف۪ي رُوح۪ي، وَف۪ي خَلْق۪ي، وَ ف۪ي خُلُق۪ي، وَأَهْل۪ي، وَف۪ي مَحْيَايَ، وَف۪ي مَمَات۪ي، وَف۪ي عَمَل۪ي، وَتَقَبَّلْ حَسَنَات۪ي، وَأَسْأَلُكَ الدَّرَجَاتِ الْعُلٰى مِنَ الْجَنَّةِ، أٰم۪ينَ." أَخْبَرَنَا أَبُو نَصْرٍ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَز۪يزِ بْنِ قَتَادَةَ ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ الْفَضْلِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَق۪يلٍ الْخُزَآعِيِّ، أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ الْفِرْيَابِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاع۪يلُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو ثَابِتٍ، حَدَّثَن۪ي عَبْدُ الْعَز۪يزِ بْنُ أَب۪ي حَازِمٍ، فَذَكَرَهُ بِإِسْنَادِهِ، وَمَتْنِه۪، وَذَكَرَ أٰم۪ينَ ف۪ي جَم۪يعِ ذٰلِكَ، حَيْثُ قَالَ: مِنَ الْجَنَّةِ. وَقَالَ: وَتَحْفَظَ فَرْج۪ي، وَتُنـَوِّرَ ل۪ي قَبْر۪ي.

Ümmü Seleme (r.anhâ)’dan rivâyete göre: “Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Rabbinden şöyle taleblerde bulunmuştur:

 

--- “Ey Allâhım! Ben Senden hayırlı istekler ve hayırlı duâlara muvaffâkiyet, hayırlı başarı, hayırlı amel, hayırlı hayat ve hayırlı ölüm isterim. Sen beni (yolunda) sâbit eyle ve mîzânda tartılacak (iyi) amellerimi ağır eyle, îmânımı hakîkât derecesine ulaştır.

 

Derecelerimi yükselt, namazlarımı kabûl eyle, hatâlarımı mağfiret eyle. Ben Senden cennetteki yüksek dereceleri istiyorum. Âmîn!

 

Ey Allâhım! Ben Senden bütün hayırlı başlangıçları, hayırlı netîceleri, hayırların tamâmını ve bütün hayırların başnı-sonunu, görünenini-görünmeyenini ve cennetteki yûce dereceleri taleb ediyorum. Âmîn!

 

Ey Allâhım! Ben Senden işleyeceklerimin, yapacaklarımın ve amel edeceklerimin hayırlı olmasını, gizli-açık her şeyin hayrını ve cennetteki üstün dereceleri taleb ediyorum. Âmîn!

 

Ey Allâhım! Ben Senden şânımı yükseltmeni, günâhımı indirmeni, işlerimi ıslâh etmeni (yoluna koymanı), kalbimi temizlemeni, tenâsül uzvumu korumanı, benim için kalbimi nûrlandırmanı, günâhımı benim için bağışlamanı ve cennetteki yüksek dereceleri taleb ediyorum. Âmîn!

 

Ey Allâhım! Ben Senden canıma, kulağıma, gözüme, rûhuma, bedenime, ahlâkıma, âileme, yaşantıma, ölümüme ve bütün amellerime bereket vermeni, hasenâtımı kabûl etmeni diliyorum ve Senden cennetteki ‘âlî dereceleri taleb ediyorum. Âmîn!”[19]

 

GEÇİM DERDİ (SIKINTISI) OLDUĞUNDA OKUNACAK DUÂ-DIR

 

دُعَآءٌ يُقَالُ إِذَا تَعَسَّرَتِ الْمَع۪يشَةُ وَالدّ۪ينُ

(حديث مرفوع) حَدَّثَنَا إِبْرَاه۪يمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عِرْقٍ الْحِمْصِيُّ، ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُصَفّٰى، ثَنَا يَحْيَى بْنُ سَع۪يدٍۨ الْعَطَّارُ، عَنْ ع۪يسَى بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللّٰهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَب۪يهِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ، قَالَ: عَنِ النَّبِيِّ أَنَّهُ قَالَ:

"مَا يَمْنَعُ أَحَدَكُمْ إِذَا عَسِرَ (عَسُرَــ عُسِّرَ) عَلَيْهِ أَمْرُ مَع۪يشَتِه۪ أَنْ يَقُولَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِه۪: بِسْمِ اللّٰهِ، عَلٰى نَفْس۪ي وَمَال۪ي وَد۪ين۪ي، أَللّٰهُمَّ رَضِّن۪ي بِقَضَآئِكَ، وَبَارِكْ ل۪ي ف۪ي قَدَرِكَ، حَتّٰى لَا أُحِبَّ تَعْج۪يلَ مَآ أَخَّرْتَ وَلَا تَأْخ۪يرَ مَا عَجَّلْتَ (عَجِّلْتَ)."

İbn-i Ömer (r.’anhümâ)’dan rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf’te Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) buyurmuştur: --- “Birinize geçim işi zor gelince, evinden çıktığı zaman şöyle demesine mâni’ olan nedir? (neden bu duâyı okumaz)!”

 

 

--- “Nefsim, malım ve dînim üzerine Allâh-ü Te’âlâ’nın adını okurum.

 

Ey Allâh-ım! Beni Senin kazâna (hükmüne) râzı kıl ve hakkımda takdîr edilen şeyleri bana mübârek kıl ki, geciktirdiğini acele göndermeni, peşin verdigini de geciktirmeni istemeyeyim”[20]

 

ZOR BİR İŞLE KARŞILAŞINCA OKUNACAK DUÂ

 

Enes (r.a.)’dan rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîf’de Rasûlüllâh (sallellâh-ü aleyh-i ve sellem) (kolay gelmesini istediği bir iş hakkında) şöyle buyurmuştur:

"أَللّٰهُمَّ لَا سَهْلَ إِلَّا مَا جَعَلْتَهُ سَهْلًا، وَأَنْتَ تَجْعَلُ الْحَزْنَ إِذَا شِئْتَ سَهْلًا."

“Ey Allâh-ım! Senin kolay kıldığından başka bir kolay yoktur. Sen dilediğin zaman, zor (sert ve katı) olanı kolay ve yumuşak yaparsın.” [21]

 

 

Niyet ederken; İster “Allâh Rızâsı için”... İster “Hâcet Namazı”… Diye niyet ederiz…

 

1. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 17 Kevser Sûresi;

2. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 5 İhlâs Sûresi

3. Rekât: Fâtihâ’dan sonra; 1 Felâk Sûresi

4. Rekât: Fâtihâ’dan Sonra ; 1 Nâs Sûresi

 

Safer ayının ilk ve son çarşamba günü, öğlen ve ikindi namazı arasında kılınacak namazdır;

 

1. Rekât: Fâtihâ’dan Sonra ; 11 İhlâs Sûresi

2. Rekât: Fâtihâ’dan Sonda; 11 İhlâs Sûresi

 

Bu namazdan sonra 100 kere;

"يَادَافِع الْبَالَا يَاإِدْفَغَ عَنَّا الْبَلَا فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ، إِنَّكَ عَلٰي كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرْ."

OKUNUŞU: Yâ dâfaia’l-bêlâ, Yâ idfe’a ‘anne’l-belâ, "Fellâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü’r-Râhımîn, inneke ‘alâ külli şey’in gadîr."

MÂNÂSI: Ey belâları def eden! Bizden belâları def eyle. Allâh hayırla muhâfaza edicidir ve o merhametlilerin en merhametlisidir. Muhakkâk her şeye kaâdirdir.” Okunmalı ve duâ edilmelidir.

٨ ... فَاللّٰهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَ ٧ [سورة يوسف: ١٢/٦٤]

“ … Allâh en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.”[22]

٨ ... إِنَّكَ عَلٰي كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرْ ٧ [سورة آل عمران:٣/٢٦] --- [سورة التحريم:٦٦/٨]

“ … Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”[23]

 

Enes b. Mâlik (r.a.)’e Peygamberimiz (s.a.v.)’in öğrettiği çok te’sîrli bir duâ:

 

Bu duâyı sabah (mümkünse güneş doğmadan) 3 kere ve akşam güneş battıktan hemen sonra okuyan, korkmaya tek lâyık olan yalnız Allâh-ü Te’âlâ-dan korksun. Başta zâlim devlet başkanı, şeytan, cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbiri Allâh-ü Te’âlâ-nın izniyle hiçbir şekilde zarar veremez. Hz Osman (r.a.)’nın bildirildiğine göre ânî belâlardanda korunur.

"بِسْمِ اللّٰهِ الَّذ۪ي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمُهُ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَآءِ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمِ."

OKUNUŞU: “Bismillâhi’l-lezî Lâ Yezurrü me’as mihî şey-ün fil-erzı ve lâ fi’s-semâi ve hüve’s-semî’ul âliym.”

 

MÂNÂSI: “Yerde ve gökte, ismiyle (ismi anılınca) hiç bir şeyin zarar vermediği, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilen Allâh-ü Te’âlâ-nın adı ile (başlarım!..)

HÂCET DUÂSI

(Hz. Hasan -r.a.-’ın rüyâsı=duâsı)

كان عطآء الحسن بن علي رضي الله عنه كل سنة مائة ألف، ف حبسها معاوية في بعض السنين فحصلت له ضائقة شديدة، قال فدعوت بدواة لأكتب لمعاوية لأذكره بنفسي، ثم أمسكت فرأيت رسول الله في المنام، فقال “كيف أنت يا حسن؟” فقلت : بخير يا أبت، وشكوت إليه تأخر المال عني، فقال : أدعوت بدواة لتكتب إلى مخلوق مثلك تذكره؟ فقلت نعم يا رسول الله، فكيف أصنع؟ فقال قل:

 

Mu’âviye (r.a.) her sene Hz. Hasen (r.a.)’a yüz bin dirhem gönderirdi. Bir sene göndereceği miktârı göndermeyince Hz. Hasen (r.a.) için maddî bir sıkıntı hâsıl oldu.

 

Daha sonrasını kendisi şöyle anlatmıştır:

 

“Mu’âviye (r.a.)’a durumumu hatırlatmak için bir mektup yazmayı düşün­düm, ama vazgeçtim. Rüyâmda dedem Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem)’i gördüm.

 

O bana: --- “Ey Hasen! Nasılsın?” buyurunca,

 

Ben: --- “İyiyim dedeciğim, ama malım ge­cikti” diye şikâyette bulundum.

 

Bunun üzerine Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana: --- “Bu sıkıntın için kendin gibi bir beşere mi haber verecektin?!” buyurunca,

 

Ben: --- “Evet yâ Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) Ya nasıl yapaydım?” diye sordum.

 

O zaman Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bana şu duâyı okumamı emretti:

 

أَللّٰهُمَّ اقْذِفْ ف۪ي قَلْب۪ي رَجَآءَكَ وَاقْطَعْ رَجَائ۪ي عَمَّنْ سِوَاكَ حَتّٰى لَا أَرْجُٓو أَحَدًا غَيْرَكَ، أَللّٰهُمَّ وَمَا ضَعُفَتْ عَنْهُ قُوَّت۪ي، وَقَصُرَ عَنْهُ عَمَل۪ي، وَلَمْ تَنْتَهِ إِلَيْهِ رَغْبَت۪ي، وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَت۪ي، وَلَمْ يَجْرِ عَلٰى لِسَان۪ي، مِمَّا أَعْطَيْتَ أَحَدًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَ مِنَ الْيَق۪ينِ، فَخُصَّن۪ي بِه۪ يَآ أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ.” (والصلاة والسلام على سيدنا محمد )

 

قال فو الله ما ألححت به أسبوعا حتى بعث إلي معاوية بألف وخمس مائة، فقلت: الحمد لله الذي لا ينسى من ذكره ولا يغيب من دعاه، فرأيت النبي في المنام، فقال: يا حسن كيف أنت؟ فقلت بخير يا رسول الله وحدثته بحديثي فقال: يا بني هكذا من رجا الخالق ولم يرجو المخلوق. أخرجه الترمذي رقم ٣٤١٩ من حديث ابن عباس رضي الله عنهما.

 

“Ey Allâh-ım! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden umûdu­mu kes ki, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

 

Ey Allâh-ım! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime yakînden (şüphesiz îmândan) neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim ka­vuşmuyorsa, duâm yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen o kuvvetli îmân ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi (kabûl et)!”

 

Ben de bunu bir hafta ısrârla okudum. Tam o sırada Mu’âviye (r.a.) bana bir milyon beş yüz bin dirhem (mûtâd miktarın on beş katı büyük bir meblâğ) gönderdi

 

Ben de: --- “Kendisini zikredeni unutmayan ve kendisine duâ edeni boş çevirmeyen Allâh-ü Te’âlâ’ya hamdolsun” dedim.

 

Sonra tekrâr Rasûlüllâh Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) rüyâmda gördüm;

 

Bana: --- “Ya Ha­sen! Nasılsın?” buyurdu.

 

Ben de: --- “Hayırlar içindeyim” deyince, bana şu sözüyle karşılık buyurdu:

 

--- “İşte yaratıktan istemeyip yaratandan isteyenin hâli böyle böyledir” diye cevab buyurdu.”[24]

 

KEDER VE HÜZÜN İSÂBET ETTİĞİNDE OKUNACAK DUÂLAR

 

Ebû  Mûsâ el-Eş’arî (r.a.)’dan  rivâyet olunduğuna göre; Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) şöyle buyurmuştur:

 

--- “Her kime bir keder ve hüzün isâbet eder de:

أَللّٰهُمَّ أَنَا عَبْدُكَ ابْنُ عَبْدِكَ ابْنُ أَمَتِكَ، -ف۪ي قَبْضَتُك-، نَاصِيَت۪ي بِيَدِكَ، مَاضٍ فِيَّ حُكْمِكَ، عَدْلٌ فِيَّ قَضَآؤُ۬كَ، أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ سَمَّيْتَ بِه۪ نَفْسَكَ، أَوْ أَنْزَلْتَهُ ف۪ي كِتَابِكَ، أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ، أَوِ اسْتَأْثَرْتَ بِه۪ ف۪ي عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْاٰنَ نُورَ صَدْر۪ي وَرَب۪يعَ قَلْب۪ي وَجِلٰٓاءَ حُزْن۪ي، وَذَهَابَ هَمّ۪ي.

“Ey Allâh-ım! Ben Senin kulunum, Senin kölenin ve câriyenin (anne babamın) ço­cuğuyum, alnım (alın saçım, hayâtım) Senin elindedir, hukmün bende geçerlidir, takdîrin bende adâletin tâ kendisidir.

 

Kendisiyle Zâtın’a isim verdiğin veyâ kitâbında indirdiğin veyâ mahlûkâtından (yaratıklarından) birine öğrettiğin veyâ ‘ındindeki gayb (manevî yanındaki gizli) ilminde, kendisiyle istîsâr ettiğin (özel olarak kendine seçtiğin) bü­tün isimlerin hürmetine Senden, Kur’ân-ı Kerîm’i kalbimin rebî’i (ilk bahârı), gönlümün nûru, hüznümün cilâsı, derdimin zehâbı (üzüntümün açılmasına ve der­dimin gitmesine sebeb) kılmanı isterim” derse, muhakkâk Allâh-ü Te’âlâ onun der­dini ve üzüntüsünü giderir ve onun (üzüntüsünün) yerine kendisine genişlik verir.”

فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: يَا رَسُولَ اللّٰهِ إِنَّ الْمغبون لِمَنْ غبن هٰٓؤُلٰٓاءِ الْكَلِمَاتِ فَقَالَ: “أَجَلْ فَقُولُوهُنَّ وَعَلِمُوهُنَّ فَإِنَّهُ مِنْ قَالِهِنَّ التَّمَاسَ مَا ف۪يهِنَّ أَذْهَبَ اللّٰهُ تَعَالٰى حُزْنِه۪ وَأَطَالَ فَرَحَهُ.

Bir rivâyete göre dinleyenlerden biri: --- “Yâ Rasûlellâh! Gerçekten bu kelimelerden mahrûm olan zarâra uğramıştır” deyince, Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem): --- “Evet bunları söyleyin ve öğretin. Her kim bunlarda bulunan bereketi arayarak bu kelimeleri söylerse Allâh-ü Te’âlâ onun üzüntüsünü giderir ve kendisine uzun süreli sevinç bahşeder” buyurmuştur.[25]

 

BİR TEHLİKEYE MÂRUZ KALANIN OKUYACAĞI DUA

 

Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatmıştır: --- “Bir kere Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem)  bana:

 

--- “Yâ Ali! Sana bâzı kelimeler öğreteyim mi ki, bir tehlikeye düştüğün zaman onları söylersin” buyurunca,

 

Ben: --- “Allâh beni sana fedâ etsin, buyur öğret” dedim. O zaman, Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem):

 

--- “Bir vartaya (helâka) düştüğün zaman:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ. “وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظ۪يمِ.

“Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle (yardım istiyorum). O çok yûce ve pek büyük Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur’ de. Şüphesiz Allâh-ü Te’âlâ dilediği türlü türlü belâları bu kelimeler sebebiyle senden çevi­rir” buyurdu.”[26]

 

BİR KAVİMDEN KORKANIN OKUYACAĞI DUÂ

 

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a.)’dan rivâyete göre Nebî (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) bir kavmin şerrinden endişelendiği zaman:

 

“Ey Allâh-ım! Şüphesiz biz Seni (n üstün engelleme gücünü) onların göğüsleri­ne yerleştiriyoruz ve şerlerinden Sana sığınıyoruz” derdi.[27]

 

Âlimler hasmı olan kişilerin namazlarının sonunda selâm vermeden önce bu duâyı oku­malarını tavsiye etmişlerdir. Ayrıca düşman sâhibi olan kişilerin bu duâyı Bedir ehli adedince (313 kere) okumaları çok te’sirli bulunmuştur.

 

YÖNETİCİLERDEN KORKANIN OKUYACAĞI DUÂ

İbni Ömer (r.anhümâ)’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem);

 

--- “Bir sultandan veyâ başkasından endişelendiğin zaman:

لٰٓاإِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَل۪يمُ الْكَر۪يمُ، سُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ، لٰٓاإِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ، عَزَّ جَارُكَ، وَجَلَّ ثَنَآئُكَ، وَلٰٓاإِلٰهَ غَيْرُكَ.

“Halîm (aceleci olmayan) ve Hakîm (her işi yerinde) olan Allâh’dan başka hiç­bir ilâh yoktur. Yedi kat göklerin Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi olan Allâh’ı; (bütün noksan sıfatlardan) tesbîh (tenzîh) ederim. Senden başka hiçbir ilâh yok­tur. Güvencen çok güçlüdür. Övgün çok büyüktür’ de” buyurmuştur.[28]

 

DÜŞMANINA BAKANIN OKUYACAĞI DUÂ

 

Enes (r.a.) şöyle anlatmıştır: --- “Rasûlüllâh (salellâh-ü aleyh-i ve sellem) ile bir gazâda bulunuyorduk, düşmanla karşılaşınca kendisini:

يَا مَالِكَ يَوْمِ الدّ۪ينِ، إِيَّاكَ أَعْبُدُ وَإِيَّاكَ أَسْتَع۪ينُ.

“Ey cezâ gününün mâliki! Ancak Sana tapar ve ancak Senden yardım iste­rim” buyururken işittim.

 

Sonra düşmanların ortada hiçbir sebeb yokken yıkıldığını gördüm. Demek ki önlerinden ve arkalarından melekler onlara darbe indiriyordu.”[29]

 

ÂNİDEN KORKUP UYKUDAN UYANILDIĞINDA OKUNACAK DUÂ

 

Amr İbn-i Şua’yb’ın, babasından onun da dedesinden (r.anhüm) rivâyet ettiğine göre; Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) âniden korkarak uykudan uyanıldığında söylenecek bâzı kelimeleri onlara öğretirdi ki, o kelimeler de şunlardır:

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّآمَّةِ مِنْ غَضَبِه۪ وَشَرِّ عِبَادِه۪، وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ.

“Allâh-ü Te’âlâ’nın gazâbından, kullarının şerrinden, şeytanların (ve cinlerin) vesveselerinden ve benim yanımda bulunmalarından, Allâh’ın tastamam kelimelerine sığınırım.”[30]

 

Abdullâh İbn-i Ömer (r.anhümâ) oğullarından aklı erenlere bu duâyı öğretirdi, aklı ermeyenler için ise bu duâyı yazar onların üzerine asardı.[31]

 

İşte bu rivâyet, âyet ve hadislerden yazılıp insanların üzerine asılan nüsha (muska)-ların meşruiyetinin en büyük delîlidir.

 

İbnü’s-Sünnî (Rahimehüllâh)’ın rivâyetinde ise bir adam Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’e geldi ve gece uykusundan korkarak uyanıp kalktığından şikâyet etti. Bunun üzerine Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ona: --- “Yatağına yattığında bu duâyı oku”[32] buyurdu. O kişi bunu tatbik ettiğinde bu hal kendisinden kayboldu.

RÜYÂDA SEVDİĞİ VEYÂ SEVMEDİĞİ BİRŞEY GÖRDÜĞÜNDE YAPILACAKLAR

 

Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’i şöyle buyururken işittim: --- “Sizden biri sevdiği bir rüyâ gördüğü zaman (bilsin ki) o Allâh’tandır. Bundan dolayı Allâh’a hamdetsin ve o rüyâsını (kendisini kıskanmayan kişilere) anlatsın.”

 

Diğer bir rivâyette ise şöyle buyrulmuştur: --- “Rüyâsını ancak sevdiği kimseye anlatsın, eğer bundan başka yâni sevmediği bir rüyâ görürse (bilsin ki) o da şeytandandır. O rüyânın şerrinden Allâh’a sığınsın ve rüyâsını kimseye anlatmasın, böyle yaparsa o rüyâ ona aslâ zarar veremez.”[33]

 

Ebû Katâde (r.a.)’dan rivâyet edilen diğer bir Hadîs-i Şerîf’te Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur: --- “Güzel rüyâ Allâh’tandır, kâbus ise şeytandandır. Her kim (rüyâsında) sevmediği bir şey görürse sol tarafına üç defâ (kendisinde ıslaklık bulunmayan hafif bir üfürmekle) tükürsün ve şeytandan (Allâh’a) sığınsın. (Eğer böyle yaparsa) bu kötü rüyâ ona zarar veremez.”[34]

 

Câbir (r.a.)’dan rivâyet edilen başka bir Hadîs-i Şerîf’te ise Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur: --- “Sizden biriniz kötü bir rüyâ gördüğü zamanda sol tarafına üç defâ (kendisinde ıslaklık bulunmayan hafif bir üfürmekle) tükürsün, üç kere de şeytandan Allâh’a sığınsın ve yattığı taraftan dönsün.”[35]

 

Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivâyet edilen diğer bir Hadîs-i Şerîfte Rasûfüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur: --- “Sizden biriniz sevmediği bir rüyâ gördüğü zaman bunu kimseye anlatmasın ve kalkıp namaz kılsın.”[36]

 

İbnü’s-Sünnî (Rahimehullâh)’ın zikrettiği bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) şöyle buyurmuştur: --- “Sizden biriniz sevmediği bir rüyâ gördüğü zaman üç defâ (kendisinde ıslaklık bulunmayan hafif bir üfürmekle) tükürsün ve:

أَللّٰهُمَّ إِنّ۪ى أَعُوذُ بَكَ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ وَسَيِّئَاتِ الْاَحْلَامِ.”

‘Ey Allâh-ım! Şeytanın amelinden ve kötü rüyâlardan Sana sığınıyorum’ desin.”[37]

KENDİSİNE RÜYÂ ANLATILDIĞINDA OKUNACAK DUÂ

İbnü’s-Sünnî (Rahimehullâh)’ın nakline göre; Rasûlüllâh (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) kendisine gelip: --- “Bir rüyâ gördüm” diyene:

خَيْرًا رَأَيْتَ وَخَيْرًا يَكُونُ.

--- “Hayır görmüşsün, (senin için) hayırlı olsun” buyururdu.

خَيْرًا تَلْقَاهُ وَشَرًّا تَلَقَّاهُ، خَيْرًا لَنَا وَشَرًّا عَلٰى أَعْدَآئِنَا، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ.

Diğer bir rivâyette ise: --- “Hayırla karşılaşasın ve şerden muhâfaza olasın. Hayırlar bize âit, şerler ise düşmanlarımızın üzerine olsun. Hamd de âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsûs olsun” buyurmuştur.[38]

 

Ticaret, evlilik, seyahat ve benzeri bir işe teşebbüs eden kimse, o işin kendisi için hayırlı olup olmayacağı hususunda tereddüde düşerse, şüphesini giderecek, tereddüdünü ortadan kaldıracak hâl çareleri aramak ister. Bu hususta yapılacak ilk iş, yapılması istenen meselenin meşrûluğunun ve helâlliğinin araştırılması, dinî ölçülere uyup uymadığının incelenmesidir. Kişinin kendisi bir neticeye varamadığı takdirde en sıhhatli yol, o meseleyi münasip olan ehliyetli birisine danışmak, onun fikrini almak, gerekirse meseleyi enine boyuna bütün teferruatıyla konuşmak; kısaca istişare yapmaktır.

Kendisiyle 
istişare yapılacak insanın da tecrübeli, bilgili ve sözüne itimat edilir olması gerekir.

Bir meseleyi kendi aralarında istişare etmeyi, oturup konuşmayı mü’minlerin vasıflarından sayan Kur’ân-ı Kerim, “Onların işleri aralarında müşavere iledir”1 buyururken, istişare ederken ehil kimselerin seçilmesini, fikren ve inanç bakımından yabancı olanlarla istişare yapılmaması hususunda da ikazda bulunmaktadır:

“Ey iman edenler! Sizden olmayan kimseleri içli dışlı dost edinip sırlarınıza ortak etmeyin. Onlar sizi zarara sokmakta kusur etmezler. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Size düşmanlıkları sözlerinden belli olmuştur; açığa vurmayıp da kalblerinden gizledikleri düşmanlık ise daha büyüktür. Biz size dostunuzu ve düşmanınızı böylece gösterip âyetlerimizi açıkladık—eğer akıl ederseniz.”2

Görüldüğü gibi basiret sahibi mü’min, kendi hususi meselesini, her önüne gelene açmamalı, rastgelenin fikrini almamalı. Çünkü kendisine yardımcı olacak birisini ararken çok kere onunla konuşması neticesinde yanlış karara varmasından dolayı hatâya düşeceğini hesap etmelidir. Çünkü insanın aldığı bazı kararlar hayatı boyunca kendisini bağlayabilir, tesiri altına alabilir. Tahsil, iş ve evlilik gibi.

Tam ölçüp tartmadan bir iş kuran kimse, öyle ki bir gün gelir, işinin ters gittiğini görür, iflâsa gittiğin anlar, neticede sermayesini de kaybedebilir. Bu hal maddî hayatına, hem de mânevî hayatına çok büyük tesir icra eder.

Yine inceleyip araştırmadan bir evlilik hayatı kuran insan, bu aceleciliğin ve tedbirsizliğin cezasını hayatı boyunca çekebilir, dünyasını zehir edebilir. Bunun için istişareyi kendimize alışkanlık hâline getirmeli, en basit meselemizi dahi tecrübeli ve ehliyetli birisine sormadan yapmamalıyız.

Bütün hayat safhalarıyla ümmetine mükemmel bir örnek olan Sevgili Peygamberimiz (asm) her meselesini yakınları ve sahabileriyle istişare eder, onların da fikrini alır, öyle karar verir, işe başlardı. Halbuki kendisi bir peygamber olması hasebiyle vahye mazhardı; herkesten zeki, akıllı, derin fikirli, sâlim düşünceli bir insandı. Vahiyle sâbit olmayan hemen hemen bütün meselelerde ashabiyle istişarede bulunurdu. Ümmetini de istişaresiz iş yapmamaları için tenbih eder ve istişare edenin hiçbir zaman pişman olmayacağını ifade buyururdu:

“İstihare eden kimse zarar görmez, istişare eden pişmanlık duymaz, iktisada riayet eden maişetçe aile belâsını çok çekmez.”3

Dikkat edileceği gibi, hadis-i şerif mü’minin sosyal hayatını üç temel esasa riayet etmeye bağlamıştır: İstişare, istihare ve iktisat. Bilhassa bunlardan istişare ve iktisadın ne kadar ehemmiyet taşıdığı şüphe edilmez bir gerçektir.

Hadis-i şerifte tavsiye istihare de, istişare ettiği halde kalben rahat olmayan ve hissen tatmin olamayan kimselerin başvurabileceği bir sünnettir.

İstihare, lügat manası itibariyle, Allâh’tan hayır dilemektir. Yani yapılacak bir işin iyi mi, kötü mü olduğunu yahut o işi hemen mi, yoksa bir müddet sonra mı yapmanın daha iyi netice vereceğini anlamak ve kalbin o meseleye yatışmasını Allâh’tan dilemek ve istemektir.

İstihare Peygamberimiz (asm)’in bir sünnetidir. Ümmetine tavsiye ettiği bir duâ ve ibadet şeklidir. Peygamberimiz (a.s.m.) istiharenin nasıl yapılacağını, hangi duânın okunacağını bizzat öğretmiştir. İstiharenin ehemmiyeti hususunda Câbir bin Abdullah şöyle demektedir:

“Resulullah (a.s.m.) bize Kur’ân’dan bir sûre öğretir gibi büyük küçük işlerimizin hepsinde istihareyi öğretti ve şöyle buyurdu:
‘Sizden biriniz bir işe kalben azmettiği zaman, iki rekât namaz kılsın.”4

İstihare namazı iki rekâttır. İmam Gazalî bu namazın birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra "Kul yâ eyyühe’l-kâfirûne", ikinci rekâtında da "Kul hüvellahu ehad" sûrelerinin okunmasını tavsiye eder.5

Namazı kıldıktan sonra Peygamberimiz (asm)’den rivayet edilen şu duâ okunur:

"Allâhümme estehiruke bi ilmike ve estakdiruke bi kudretike ve es’elüke min fadlike’l-azim. Fe inneke takdiru ve lâ akdiru ve ta’lemu ve lâ a’lemu ve ente allâmu’l guyûb. Allâhümme inkünte ta’lemu enne hâza’l-emre hayrun li fi dini ve meâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi. Fekdurhu li ve yessirhu li summe bârik li fihi. Ve in künte ta’lemu enne hâza’l-emre şerrun li fi dini ve maâşi ve âkıbeti emri ve âcili emri ve âcilihi f’asrifhu anni va’srifni anhu ve’kdur li el-Hayra haysü kâne. Sümme ardihi bihi." (Buharî, Teheccüt, 25, Deavât, 49, Tevhid, 10; Tirmizi, Vitr, 18; İbn Mace, Akâme, 188; Ahmet b. Hanbel, III/344).

İstihare duasının anlamı:

"Allâh’ım yapmayı düşündüğüm şu işin işlenmesinden yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin büyük fazlından ihsan buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen her şeyi çok iyi bilensin, Allâh’ım. Eğer bu işi dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen o işi bana takdir et, kolaylaştır ve onu bana mübarek kıl. Eğer bu işi; dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahiretimin sonucu bakımından benim için şer olarak bilirsen, onu benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için hayır olanı takdir et. Sonra da beni bu hayırla hoşnut buyur."6

Dua okunurken, “bu iş” şeklinde geçen yerlerde yapılması istenen iş zikredilir. Bu şekilde duanın Türkçesi okunabileceği gibi, Arapça aslını okumak daha faziletlidir. Duânın aslı, verdiğimiz bu kaynaklarda olduğu gibi, ilmihal kitaplarında da mevcuttur.

Kişi istihare ettikten sonra kalbi hangi tarafa meylederse onu yapmalı, istihareden önceki peşin hüküm ve kanaatini bırakmalı, kendi temayülüne dayanmalıdır. İstihareye rağmen bir temayül ve gönül yatışması görülmediği takdirde, istihareyi tekrarlayabilir. Bu sünnettir. Bununla alâkalı olarak Enes bin Mâlik’in (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste Rasûlüllâh (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ey Enes, bir işi yapmayı niyet ettiğin zaman o iş hakkında yeniden yedi defa istihare et. Sonra kalbinden geçen temayüle bak. Çünkü hayır kalbinde doğan mânâdadır.”7

İş acele olup da istihareyi tekrarlamak mümkün değilse şöyle duâ edilir:

“Allâh’ım, hakkımda hayırlı olan ne ise onu nasip et. Beni kendi halime bırakma.”

İbni Abidin, istihare eden kimsenin dileğinin uygun olup olmadığına işaret olarak şöyle bir kayda yer verir:

“Yatmadan önce dua okunur ve abdestli olarak kıbleye yönelerek yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülürse o işin hayır olduğuna, siyah ve kırmızı görülürse de şer olduğuna işaret eder. Şerli olandan kaçınmak icap eder.”8

Bütün bunlarla birlikte istihare, müşkül durumlarda mü’minler için ruhî ve mânevî bir kuvvettir. Bir işte tereddütte kalan bir mü’min iki rekât namaz kılarak Cenâb-ı Hakka yönelir. Teşebbüs edeceği iş, seçeceği hayat arkadaşı, dini, dünyası ve âhireti için hayırlıysa, gönlünde bu işe karşı bir ferahlık uyandırmasını, vücudunda bu işi yapabilmeye kudret ve kuvvet yaratmasını; şayet bu iş dini, dünyası ve âhireti için hayırlı değilse, gönlündeki meyli yok etmesini Cenâb-ı Hakk’dan niyaz eder. İçinde de bir hafiflik duyar. İstihare ettiği şey hakkında kendisi için hayrın görüleceğine kalben emin olur. Neticesinde râzı olur.

Dipnotlar:

1. Şûra Sûresi, 38.
2. Âl-i İmrân Sûresi, 118.
3. Tecrid Tercemesi, 4:135.
4. Buharî, Küsuf: 75.
5. İmam Gazalî. İhyâu Ulûmiddîn. (Daru İhyâi’l-Kütübü’l-Arabî) 1:207.
6. İbni Mâce, İkametetü’s-Salât: 188; Buharî, Küsuf, 75.
7. Tecrid Tercemesi, 4:143.
8. İbni Âbidin, 1:461.

 Erkeklerden farklı olarak kadınlar nasıl namaz kılar? Hangi ibadetlerden muaftır?

 İstihâre "hayırlı olanı istemek" anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve âhiret bakımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Meselâ, Peygamberimiz’in nübüvvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar’dan bir kimse yolculuğa çıkmak istediğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu âdeti kaldırarak onun yerine istihâreyi getirmiştir.

Bir şeyin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığına dair. Manevi bir işarete kavuşmak için kılınan iki rekatlık bir namazdır. Birinci rekatta "Kafirun Suresini" İkinci rekatta "İhlâs Suresini" okumak mustahaptır. Namazdan sonra İstihâre Duası okunur (İstihare duası için bakınız: Delilleriyle İslam İlmihali, Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, s. 350), sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayır ve iyiliğe; siyah veya kırmızı görülmesi ise şerre işarettir.

İstihare Duasının Arapça Yazılışı

اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ، اَللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ -وَيُسَمِّي حَاجَتَهُ- خَيْرٌ ليِ فيِ دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي -أَوْ قَالَ: عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ- فَاقْدُرْهُ ليِ وَيَسِّرْهُ ليِ ثُمَّ بَارِكْ ليِ فِيهِ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأمْرَ شَرٌّ ليِ فيِ دِينيِ وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي -أَوْ قَالَ عَاجِلِهِ وَآجِلِهِ- فَاصْرِفْهُ عَنيِّ وَاصْرِفْنيِ عَنْهُ وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنيِ بِهِ))

İstihare Duasının Türkçe Okunuşu

"Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih"

İstihare namazı kılınışı

Ey Allâhım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen biliyorsun, ben güç yetiremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allâhım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. Yok eğer benim dinim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!”

Peygamberimiz’in öğrettiği duanın anlamından da anlaşılacağı gibi istihâre, bir bakıma yapılacak işin hayırlı olmasını veya hayırlı ise gerçekleşmesini Allâh’tan dilemek ve O’na danışmak demektir. İstihâre yapmak isteyen kişi, kalbinden her şeyi atarak ve kalbini bütünüyle bu işe teksif ederek iki rek’at namaz kılmalı ve ardından Peygamberimiz’in öğrettiği bu duayı yapmalıdır. Samimi olarak yapıldığı takdirde Allâh’ın hayırlısını lutfedeceğine ümit bağlanır, kalbe doğuş olabilir. İstihârenin sonucunda bir rahatlık ve ferahlık hissedilirse o işin hayırlı olacağına, buna karşılık sıkıntı ve darlık hissedilirse, olumsuz olacağına yorulur. İstihâre gündüz yapılabileceği gibi tam konsantre olmak, iyice yoğunlaşmak için geceleyin hemen yatmadan önce yapılması tavsiye edilir. İstihâre namazını kılıp yattıktan sonra, Allâh bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir. Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilir. Kişi bu duanın Arapça’sını okuyabileceği gibi Türkçe anlamını da okuyabilir. İstihâre için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı yoktur.

İstihare namazının kılınışı

2 Rekatlık İstihare Namazı

1. Rekat

  • "Niyet ettim Allâh rızası için iki rekat İstihare namazı kılmaya" diye niyet ederiz
  • "Allâhu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız
  • Subhaneke‘yi okuruz
  • Euzü-besmele çekeriz
  • Fatiha okuruz
  • Kafirun Suresini okuruz
  • Rüku‘ya gideriz
  • Secde‘ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde‘ye gideriz

2. Rekat

 



[1] --- “Her hangi bir kimsenin Allâh katında bir hâceti veya Allâh’ın mahlûkatından bir kimsenin yanında ihtiyâcı olursa; güzelce abdest alıp iki rek’ât namaz kılsın. Sonra şöyle duâ etsin:  … Sonra dünya ve âhiretle ilgili dileğini Allâh’dan iste. Çünkü şüphesiz O dilek takdîr edilir. (İbn-i Mâce, Kitâb-ü İkâmetü’s-Salât-i Ve’s-Sünnet (5), Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Bâbı (189/228), Hadîs no:1384, s:326.)

[2] الكتاب: جامع الترمذي، كتاب الصلاة (٢)، باب: ما جاء في صلاة الحاجة (١٧)، رقم الحديث:٤٧٩، ص: ٩٩؛ الكتاب:سنن ابن ماجة، كتاب إقامة الصلاة و السنة (٥)، باب: ما جاء في صلاة الحاجة (١٨٩/٢٢٨)، رقم الحديث:١٣٨٤، ص:٣٢٦.

[3] Tirmizî, Kitâbü’d-Salat (2), Hâcet (İhtiyaç-İstek) Ve Dilek Namazı Bâbı (17), Hadîs no:479, s:99. İbn-i Mâce, Kitâb-ü İkâmetü’s-Salât-i Ve’s-Sünnet (5), Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Bâbı (189/228), Hadîs no:1384, s:326. (Tirmîzî: Bu hadis garîb olup senedinde söz edilmiştir. Faid b. Abdurrahman’ın hadis konusunda zayıf olduğu söylenmiştir. Faid Ebû’l Verka’dır.)

[4] İbn-i Sünnî, Amelü’l-Yevm-i Ve’l-Leyle, no:349, 2/166; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât Li’l-Umûri’l-’Ârızât: 12, sh: 112.)

[5] Enbiyâ Sûresi, 21/86-87.

[6] Ra’d Sûresi, 13/39.

[7] Zebidî, İthâfü’s-Sâdeti’l-Müttekîn, 3/427, Ahmed Dîrebî,   el-Mücerrebât, sh:l3.

[8] İbn-i Mâce, Kitâb-ü İkâmetü’s-Salât-i Ve’s-Sünnet (5), Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Bâbı (189/228), Hadîs no:1384, s:326.

 

[9] الكتاب: جامع الترمذي، كتاب الصلاة (٢)، باب: ما جاء في صلاة الحاجة (١٧)، رقم الحديث:٤٧٩، ص: ٩٩؛

[10] Tirmizî, Kitâbü’d-Salat (2), Hâcet (İhtiyaç-İstek) Ve Dilek Namazı Bâbı (17), Hadîs no:479, s:99. Tirmîzî: Bu hadis garîb olup senedinde söz edilmiştir. Faid b. Abdurrahman’ın hadis konusunda zayıf olduğu söylenmiştir. Faid Ebû’l Verka’dır.

[11] الكتاب:سنن ابن ماجة، كتاب إقامة الصلاة و السنة (٥)، باب: ما جاء في صلاة الحاجة (١٨٩/٢٢٨)، رقم الحديث:١٣٨٤، ص:٣٢٦.

[12] İbn-i Mâce, Kitâb-ü İkâmetü’s-Salât-i Ve’s-Sünnet (5), Hacet Namazı Hakkında Gelen Hadîsler Bâbı (189/228), Hadîs no:1384, s:326.

 

[13] İbn-i Sünnî, Amelü’l-Yevm-i Ve’l-Leyle, no:349, 2/166; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât Li’l-Umûri’l-’Ârızât: 12, sh: 112.)

[14] Enbiyâ Sûresi, 21/86-87.

[15] Ra’d Sûresi, 13/39.

[16] Zebidî, İthâfü’s-Sâdeti’l-Müttekîn, 3/427, Ahmed Dîrebî,   el-Mücerrebât, sh:l3.

[17] "أَللّٰهُمَّ يَا عِمَادَ مَنْ لَا عِمَادَ لَهُ." Duâlar arasında geçen “Ey direği olamayanların direği!” duâsını Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) Hz. ‘Ali (r.a.)’a öğretmiştir.

[18] Esmâ-ı Hüsnâ İle Yapılan İsm-i Âzam Duâsı, 17-25, Ahmet Mahmut ÜNLÜ, Risale-i Ahmediye/51, Ârifan yay. 2011/İst. (ed-Deylemî, el-Firdevs bi me’sûri’l-Hitâb, no:1831, 1/450; Yûtsuf İbn-i İsmâ’îl en-Nebhânî, el-İstiğâsetü’l-Kübrâ bi Esmâillâhi’l-Hüsnâ, sh: l80-181.) Enes İbn-i Mâlik (r.a.) şöyle anlatmıştır: --- “Halîfe Abdülmelik, Haccâc-ı Zâlim’e: --- “Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem)’ın hizmetçisi Enes İbn-i Mâlik’in işlerine bak, kendine yakın oturttur ve ona ikrâmlarda bulun.” diye mektup yazınca, Haccâc bana değer vermeye başladı. Bir gün yanına vardığımda: --- “Ey Enes! Ben sana ordumun atlarını göstermek istiyorum” dedi. Sonra bana atları gösterirken: --- “Nasıl? Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) ile berâber olan atlar gibi değil mi?!” deyince ben: --- “Ne alâkası var! O atların idrârları, dışkıları ve yemleri bile sevâb kazandırıyordu (senin atların ise zulüm için dolaşıyor)” dedim. Bunu duyan Haccâc sinirlenerek: --- “Emîru’l-Mü’minîn’in senin hakkındaki mektubu olmasaydı gözlerini barındıran boynunu vururdum” deyince ben: --- “Buna güç yetiremezsin!” dedim. O: --- “Niye?” diye sorunca ben: --- “Çükü Rasûlüllâh (sallellâh-ü ‘aleyh-i ve sellem) bana bir duâ öğretti ki ben onu okuyorum ve onu okuduğum zaman ne şeytandan, ne sultandan ne de canavardan korkmuyorum” dedim.

[19] Esmâ-ı Hüsnâ İle Yapılan İsm-i Âzam Duâsı, 17-25, Ahmet Mahmut ÜNLÜ, Risale-i Ahmediye/51, Ârifan yay. 2011/İst. (Hâkim, el-Müstedrek, no:1911, 1/701.)

[20] Kasr-ı Ârifân dergisi, Sayı:44, Mayıs 2011; Esmâ-ı Hüsnâ İle Yapılan İsm-i Âzam Duâsı, 17-25, Ahmet Mahmut ÜNLÜ, Risale-i Ahmediye/51, Ârifan yay. 2011/İst. (İbn-i Sünnî, Amelü’l-Yevm-i Ve’l-Leyle, no:349, 2/166; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât Li’l-Umûri’l-’Ârızât: 12, sh: 112.) “Ey Allâh-ım!.. Kazâma rızâ göstermemi bana nasîb eyle. Takdîr ettiğin şeyleri bana mübârek kıl. Tâ ki, Senin geciktirdiklerinin acele olmasını, acele yaptıklarının geç olmasını sevmeyeyim.”

[21] Kasr-ı Ârifân dergisi, Sayı:44, Mayıs 2011.(İbn-i Sünnî, Amelü’l-Yevmi Ve’l-Leyle, no:350, 2/168; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr Ve’d-De’avât Li’l-Umûri’l-’Ârızât: 11, sh: 112.)

[22] Yûsüf Sûresi, 12/64’den.

[23] Âl-i ‘Imrân Sûresi, 3/26’dan; Tahrîm Sûresi, 66/8’den.

[24] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Echûrî, Meşâriku’l-Envâr, Mümin eş-Şeblencî, Nûru’l-Ebsâr fî Menâkıbı Âl-i Beyti’l-Muhtâr, sh:288)

[25] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Ahmed İbn-i Hanbel, no:3712, 6/246; İbn-i Hibbân, es-Sahîh, no:972, 3/253; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât li’l-Umûri’l-’Ârizât:4, sh:109-110; İbn-i Sünnî, Amelü’l-Yevm-i ve’l-Leyle, no:338, 2/145)

[26] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât li’l-Umûri’l-’ârizât, sh:110; İbn-i Sünnî, Amelü’-Yevmi ve’l-Leyle, no:335, 2/139)

[27] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Ebû Dâvûd, VitrŞ 30, no:1539, 1/564; Nesâî, Siyer: 39, no:8631, 5/188; Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât li’l-umûri’l-’ârizât, 6, sh:110.)

[28] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât li’l-umûri’l-’Ârizât: 7, sh: 110, İbn-i Sünnî, Amelü’-Yevmi ve’l-Leyle, no:344, 2/156.)

[29] Kasr-ı Ârifan Dergisi, Nisan/2011. (Nevevî, el-Ezkâr, Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-De’avât li’l-umûri’l-’Ârizât: 8, sh: 110, İbn-i Sünnî, Amelü’-Yevmi ve’l-Leyle, no:333, 2/135.)

[30] Ebû Dâvûd, Tıb:19, no: 3895, 4/18; Tirmizî, De’avât: 94, no:3528, 5/541; Îbnü’s-Sünnî, Amelü’l-Yevmi Ve’l-Leyle, no:740, 3/411; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 64, sh: 88.

[31] Tirmizî, De ‘avât: 94, no:3528, 5/541.

[32] İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle, no: 740, 3/411; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 64, sh:88.

[33] Buhârî, Ta’bîr: 3, no: 6584, 6/2563; İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle, no: 766, 3/463; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 65, sh:89.

[34] Buhârî, Ta’bîr: 10, no: 6594, 6/2568; Müslîm, Rüyâ: l, no: 6037, 7/51; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 65, sh: 89.

[35] Müslîm, Rüyâ: l, no: 6041, 7/52; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 65, sh: 89.

[36] Tirmizî, Rüyâ: 10, no: 2291, 4/541; Nevevî, el-Ezkâr, Bab: 65, sh: 89.

[37] İbnü’s-Sünnî, Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle, no:768, 3/467; Nevevî, el-Ezkâr, Bab:65, sh: 89.

[38] İbnüs-Sünnî, Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle, no:771, 3/473; Süyûti, Câmi’u’l-Ehâdîs, no: 12160, 12/393; Nevevî, el-Ezkâr, Bab:65, sh:89.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder