9 Eylül 2018 Pazar

AKLINI KULLANMAYIP ALLAH-Ü TEÂLA’YA İMAN NİMETİNE SAHİP OLMAYANLARIN ÜZERİNE -YİNE ALLAH-Ü TEÂLA- PİSLİK YAĞDIRIR


NAMAZIN MEYVESİ HURRİYETTİR
AKLINI KULLANMAYIP ALLAH-Ü TEÂLA’YA İMAN NİMETİNE SAHİP OLMAYANLARIN ÜZERİNE -YİNE ALLAH-Ü TEÂLA- PİSLİK YAĞDIRIR --- CİMRİ DE OLMA! SAVURGAN DA OLMA! ---
 
﴿ وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِإِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ﴾ [سورة يونس:١٠/١٠٠]
“Allâh’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse îmân edemez. Allâh,  azâbı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.”[1]
Ve mâ kâne li nefsin en tü’mine illâ bi iznillâh-i ve yec’alür ricse alellezîne lâ ye’kılûne.
1.
Ve mâ kâne
: ve olmadı, olmaz, olamaz
2.
li nefsin
: bir nefs için, bir nefsin
3.
en tü'mine
: mü'min olması
4.
illâ
: (ancak) hariç, olmaksızın
5.
bi izni allâhi
: Allâh'ın izni ile
6.
ve yec'alü
: ve kılar, yapar, verir
7.
er ricse
: ceza, azap, pislik
8.
alâ
: üzerine
9.
ellezîne lâ ye'kılûne
: akıl etmeyen kimseler


﴿ وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰٓى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا ﴾ [سورة الإسرآء:١٧/٢٩]
“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çâresiz kalırsın.”[2]
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ ‘unügıke ve lâ tebsüthâ küllel bestı fe tek’ude melûmen mehsûran.
1.
ve lâ tec'al
: ve kılma, yapma
2.
yede-ke maglûleten
: elini bağlamış
3.
ilâ ‘unügıke
: boynuna
4.
ve lâ tebsüthâ
: ve tutma, onu fazla harcama
5.
külle el bestı
: büsbütün açma, hepsini açıp saçma (israf etme)
6.
fe
: böylece, sonra, o zaman, aksi halde
7.
tek'ude
: kalırsın
8.
melûmen
: kınanmış
9.
mehsûran
: malı tükenmiş

Diyanet İşleri (eski): “Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.”

Ali Fikri Yavuz: “Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma) ve büsbütün de onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.”

      Kapitalizm daha çok üretim için fertten daha çok tüketim ister. Bu yüzden medya tüketimi cazip hale getiren reklamlarla doludur.

      İSLAM ise, aşırı tüketimin hızını "İSRAF" silahıyla keser.
                  
      İnfak, zekât, sadaka gibi kavramlarla ekonomiye can verir, üretimin önündeki engelleri kaldırır. (İhsan ŞENOCAK.)
































































[1] Yunus Suresi, 10/100.
[2] İsrâ’ Suresi, 17/29. (Bu ayet genellikle kelime-kelime, “Elini boynuna bağlama, onu büsbütün de açma” şeklinde tercüme edilmektedir. “Elini boynuna bağlamak” ve “Elini büsbütün açmak” Arap dilinde “cimrilik etmek” ve “müsrif olmak” anlamlarında birer deyimdir. Biz âyeti, kelime-kelime tercüme yerine, dilimizde bu anlamları ifade eden iki deyim ile tercüme etmeyi tercih ettik.)

8 Eylül 2018 Cumartesi

CÂMİÎ’YE (MESCİD’DE) GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNAN DUÂ


CÂMİÎ’YE (MESCİD’DE) GİRERKEN OKUNAN DUÂ
Rasûlüllâh (s.a.v) Efendimiz mescid'e girdiginde salât-ü selâm getirir ve söyle duâ ederdi:

بِسْمِ اللهِ ֎ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَي رَسُولِ اللهِ ֎ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي وَافْتَحْ لِي اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ ֎

Rasûlüllâh (s.a.v) Efendimiz mescid’den çıkarken salât-ü selâm getirir ve söyle duâ ederdi:

“Bismillâh. Ves-Salât-ü ves-Selâm-ü ‘alâ Rasûlillâh. Allâhümme’ğfir zünûbî vefteh-lî ebvâbe rahmetike.”
ANLAMI: “Allâh’ın adıyla -Câmîye giriyorum- Rasûlüllâh (s.a.v.)’e salât-ü selâm ediyorum. Günâhlarımı affeyle (bağışla) ve rahmet kapılarını bana aç Allâh’ım.” (Tirmizi, Salât, 314.)

CÂMİÎ’DEN (MESCİD’DEN) ÇIKARKEN OKUNAN DUÂ
بِسْمِ اللهِ ֎ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَي رَسُولِ ֎ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي وَافْتَحْ لِي اَبْوَابَ فَضْلِكَ ֎

“Bismillâh. Ves-Salât-ü ves-Selâm-ü ‘alâ Rasûlillâh. Allâhümme’ğfir zünûbî vefteh-lî ebvâbe fazlike.”

ANLAMI: “Allâh’ın adıyla -Câmîye giriyorum- Rasûlüllâh (s.a.v.)’e salât-ü selâm ediyorum. Günâhlarımı affeyle (bağışla) ve fazîlet kapılarını bana aç Allâh’ım.” (Tirmizi, Salât, 314.)

BAZEN DE MESCİTTEN ÇIKARKEN ŞU DUÂYI OKURDU:
"اَللَّهُمَّ اعْصِمْنِي مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيم."
”Allâhümme a’sımnî mine’ş-şeytânirracîm.”

ANLAMI: “Allâh’ım, beni taşlanmış şeytandan muhâfaza eyle.”
Rasûlüllâh (s.a.v) Efendimiz buyurdular ki:
"مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ إِلَى الصَّلَاةِ فَقَالَ: "اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ السَّائِلِيْنَ عَلَيْكَ، وَأَسْأَلُكَ بِحَقِّ مَمْشَايَ هذَا فَإِنِّي لَمْ أَخْرُجْ أَشَرًا، وَلَا بَطَرًا، وَلَا رِيَاءً، وَلَا سُمْعَةً، وَخَرَجْتُ اتِّقَاءَ سَخَطِكَ، وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِكَ. فَأَسْأَلُكَ أَنْ تُعِيْذَنِي مِنَ النَّارِ، وَأَنْ تَغْفِرَ لِي ذُنُوْبِي إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوْبَ إِلَّا أَنْتَ." -أَقْبَلَ اللهُ عَلَيْهِ بِوَجْهِهِ، وَاسْتَغْفَرَ لَهُ سَبْعُوْنَ أَلْفَ مَلَكٍ حَتَّى تَنْقَضِيَ صَلَاتُهُ-.
--- “Kim evinden namaz kılmak üzere çıkar ve bu (aşağıdaki) duâyı okursa, Allâh-ü Te’âlâ ona rahmet nazarıyla teveccüh eder ve yetmiş bin melek de kendisi için istiğfârda bulunur.” Buyurdular.

***Allâhümme innî es’elüke bi-hakkıs-sâilîne ‘aleyke ve es’elüke bihakkı memşâye hêzâ. Fe innî lem ehruc eşeran ve lâ betaran ve lâ riyâen ve lâ süm’aten. Ve haractü’t-tigâe su’htike, vebtiğâe merzâtike. Fe-es’elüke en tu’îzenî mine’n-nâri ve en teğfira lî zünûbî. İnne hû le’yeğfiru’z-zünûbe illâ ente. --Egbelellâh-ü ‘aleyh-i bi vechihî, ve’steğfera lehû seb’ûne elf-i melekin.--

ANLAMI: ”Ey Allâh’ım! Senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için ve şu yürüyüşümün hakkı için senden istiyorum. Ben kibirlenmek, böbürlenmek veyâ görsünler, desinler gibi âdî maksatlarla evden çıkmış değilim. Senin gazâbından sakınmak, rızânı kazanmak için evden çıktım. Öyleyse beni ateşten korumanı istiyorum. Günâhlarımı bağışlamanı taleb ediyorum. Çünkü senden başka günâhları affeden yoktur.”
NAMAZIN MEYVESİ HÜRRİYETTİR
778 - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التُّسْتَرِيُّ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ الْمُوَفَّقِ أَبُو الْجَهْمِ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ مَرْزُوقٍ، عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: "مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ إِلَى الصَّلَاةِ فَقَالَ: اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ السَّائِلِينَ عَلَيْكَ، وَأَسْأَلُكَ بِحَقِّ مَمْشَايَ هَذَا، فَإِنِّي لَمْ أَخْرُجْ أَشَرًا وَلَا بَطَرًا وَلَا رِيَاءً وَلَا سُمْعَةً، وَخَرَجْتُ اتِّقَاءَ سُخْطِكَ وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِكَ، فَأَسْأَلُكَ أَنْ تُعِيذَنِي مِنْ النَّارِ وَأَنْ تَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي، إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ أَقْبَلَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِوَجْهِهِ، وَاسْتَغْفَرَ لَهُ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ"[1]



























[1] الكتاب: سنن ابن ماجه ت الأرنؤوط، المؤلف: ابن ماجة - وماجة اسم أبيه يزيد - أبو عبد الله محمد بن يزيد القزويني (المتوفى: 273 هـ)، المحقق: شعيب الأرنؤوط - عادل مرشد - محمَّد كامل قره بللي - عَبد اللّطيف حرز الله، الناشر: دار الرسالة العالمية، الطبعة: الأولى، 1430 هـ - 2009 م، عدد الأجزاء: 5، بَابُ الْمَشْيِ إِلَى الصَّلَاةِ (14)، رقم الحديث:778، ص:1/497. إسناده ضعيف لضعف عطية العوفي. ومع ذلك فقد حسنه الحافظ في "نتائج الأفكار" 1/ 272، وأخرجه أحمد بن حنبل في "مسنده" (11156)، وأحمد بن منيع في "مسنده" كما في "مصباح الزجاجة" ورقة 53، وابن خزيمة في "التوحيد" (15)، وأبو القاسم البغوي في "الجعديات" (2118) و (2119)، والطبراني في "الدعاء" (421)، وابن السني في "عمل اليوم والليلة" (85)، وأبو نعيم الأصبهاني في "كتاب الصلاة" كما في "نتائج الأفكار"1/ 273، والحافظ في "نتائج الأفكار" 1/ 272 من طريق فضيل ابن مرزوق، به وأخرجه ابن أبي شيبة 10/ 211 عن وكيع بن الجراح، عن فضيل، به موقوفًا. قال أبو حاتم فيما نقله عنه ابنُه في "العلل" 2/ 184: الموقوفُ أشبه، [تعليق محمد فؤاد عبد الباقي]، في الزوائد هذا إسناده مسلسل بالضعفاء. عطية وهو العوفي وفضيل بن مرزوق والفضل بن الموفق كلهم ضعفاء. لكن رواه ابن خزيمة في صحيحه من طريق فضيل بن مرزوق فهو صحيح عنده، [شرح محمد فؤاد عبد الباقي]، [ش (أشرا) أي افتخار. (بطرا) إعجابا]، [حكم الألباني]، ضعيف؛ الكتاب: الكتاب المصنف في الأحاديث والآثار، المؤلف: أبو بكر بن أبي شيبة، عبد الله بن محمد بن إبراهيم بن عثمان بن خواستي العبسي (المتوفى: 235 هـ)، المحقق: كمال يوسف الحوت، الناشر: مكتبة الرشد – الرياض، الطبعة: الأولى 1409، عدد الأجزاء:7، رقم الحديث:29202، ص:6/25.

8 Haziran 2018 Cuma

RASÛL-İ EKREM (SALLELLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM) EFENDİMİZ ŞA'BÂN AYI'NIN SON GÜNÜNDE BİZE OKUDUĞU BİR HUTBEDE ŞÖYLE BUYURDU:شَهْرٌ مُبَارَكٌ، شَهْرٌ فِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ،


RAMAZAN-I ŞEHR-İ RAHMET
١٨٨٧- ثنا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، ثنا يُوسُفُ بْنُ زِيَادٍ، ثنا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدِ بْنِ جُدْعَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيِّبِ، عَنْ سَلْمَانَ قَالَ: خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي آخِرِ يَوْمٍ مِنْ شَعْبَانَ فَقَالَ:
SELMÂN-I FÂRİSÎ (RADIYELLÂH-Ü ‘ANH) ANLATIYOR:

RASÛL-İ EKREM (SALLELLÂH-Ü ‘ALEYH-İ VE SELLEM) EFENDİMİZ ŞA'BÂN AYI'NIN SON GÜNÜNDE BİZE OKUDUĞU BİR HUTBEDE ŞÖYLE BUYURDU:

"أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ أَظَلَّكُمْ شَهْرٌ عَظِيمٌ،
“Ey insanlar, büyük ve mübârek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.”
شَهْرٌ مُبَارَكٌ، شَهْرٌ فِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ،
“Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.”
جَعَلَ اللَّهُ صِيَامَهُ فَرِيضَةً، وَقِيَامَ لَيْلِهِ تَطَوُّعًا،
“Allâh o mübârek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nâfile namazları meşru’ kıldı.”
مَنْ تَقَرَّبَ فِيهِ بِخَصْلَةٍ مِنَ الْخَيْرِ، كَانَ كَمَنْ أَدَّى فَرِيضَةً فِيمَا سِوَاهُ، وَمَنْ أَدَّى فِيهِ فَرِيضَةً
“Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan başka aylarda bir farz edâ etmiş gibi sevâb alır.
كَانَ كَمَنْ أَدَّى سَبْعِينَ فَرِيضَةً فِيمَا سِوَاهُ، وَهُوَ شَهْرُ الصَّبْرِ، وَالصَّبْرُ ثَوَابُهُ الْجَنَّةُ،
“Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer. Bu ay Allâh için açlık ve susuzluğun, tâat ve ibâdetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennet’tir.”
وَشَهْرُ الْمُوَاسَاةِ، وَشَهْرٌ يَزْدَادُ فِيهِ رِزْقُ الْمُؤْمِنِ،
“Bu ay yardımlaşma ayıdır, bu ay mü’minlerin rızkını arttıracak aydır.”
مَنْ فَطَّرَ فِيهِ صَائِمًا كَانَ مَغْفِرَةً لِذُنُوبِهِ وَعِتْقَ رَقَبَتِهِ مِنَ النَّارِ،
“Bu ayda her kim oruçlu bir Mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günâhlarının bağışlanmasına ve Cehennemden âzâd olmasına sebep olur.
وَكَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْتَقِصَ مِنْ أَجْرِهِ شَيْءٌ."
Oruçlunun sevâbından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevâba kavuşur.”
قَالُوا: لَيْسَ كُلُّنَا نَجِدُ مَا يُفَطِّرُ الصَّائِمَ،
Ashâb-ı Kiramdan bazıları: --- “Ya Rasûlüllâh, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.
فَقَالَ رَسُولَ اللهِ ﷺ: " يُعْطِي اللّٰهُ هٰذَا الثَّوَابَ مَنْ فَطَّرَ صَائِمًا عَلَى تَمْرَةٍ، أَوْ شَرْبَةِ مَٓاءٍ، أَوْ مَذْقَةِ لَبَنٍ،
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Sallellâh-ü Aleyhi Ve sellem, --- “Allâh bu sevâbı bir tek hurma ile bir içim su ile bir yudum süt ile oruçlu Mü’mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
وَهُوَ شَهْرٌ أَوَّلُهُ رَحْمَةٌ، وَأَوْسَطُهُ مَغْفِرَةٌ، وَآخِرُهُ عِتْقٌ مِنَ النَّارِ،
“Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.”
مَنْ خَفَّفَ عَنْ مَمْلُوكِهِ غَفَرَ اللَّهُ لَهُ، وَأَعْتَقَهُ مِنَ النَّارِ،
“Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse Allâh onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
وَاسْتَكْثِرُوا فِيهِ مِنْ أَرْبَعِ خِصَالٍ: خَصْلَتَيْنِ تُرْضُونَ بِهِمَا رَبَّكُمْ، وَخَصْلَتَيْنِ لَا غِنًى بِكُمْ عَنْهُمَا،
“Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.”
فَأَمَّا الْخَصْلَتَانِ اللَّتَانِ تُرْضُونَ بِهِمَا رَبَّكُمْ: فَشَهَادَةُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَتَسْتَغْفِرُونَهُ،
“Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, Kelime-i Şehadete devam etmeniz, diğeri de Allâh’tan mağfiret dilemenizdir.”
وَأَمَّا اللَّتَانِ لَا غِنًى بِكُمْ عَنْهمَا: فَتُسْأَلُونَ اللَّهَ الْجَنَّةَ، وَتَعُوذُونَ بِهِ مِنَ النَّارِ،
“Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allâh’tan Cenneti istemek, diğeri Cehennemden Allâh’a sığınmaktır.”
وَمَنْ أَشْبَعَ فِيهِ صَائِمًا سَقَاهُ اللَّهُ مِنْ حَوْضِي شَرْبَةً لَا يَظْمَأُ حَتَّى يَدْخُلَ الْجَنَّةَ."[1]
“Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allâh da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennet’e girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.

(Sahîh-ı İbn-i Huzeyme (el-Neysabûrî), Hadîs No:1887, sh:3/191; et-Terğîb Ve’t Terhîb, 2:94-95.)











KADİR GECESİ VE FAZÎLETİ


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Rahmân (çok acıyıcı) ve rahîm (son derece esirgeyici) olan Allâh’ın (c.c.) ismi (şerîfi) ile (teberrük ederek, bereketlenerek) başlarım.
﴿ اِنَّآ اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ﴿١﴾ وَمَآ اَدْرَيكَ مَالَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ﴿٢﴾ لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ﴿٣﴾ تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِـإِذْنِ رَبِّـهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ ﴿٤﴾ سَلَامٌ۠ۛ  هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ ﴿٥﴾
[سورة القدر:٩٧/١-٥]

97- KADR SÛRESİ


Mekke döneminde inmiştir. 5 âyettir. Sûre, Kadir gecesini anlattığı için bu adı almıştır. Kadr: Azamet ve şeref demektir.
﴿ اِنَّآ اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ﴿١﴾
1.    “Şüphesiz, biz onu (Kur’ân-ı) Kadir gecesinde indirdik.
وَمَآ اَدْرَيكَ مَالَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ﴿٢﴾
2.    Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ﴿٣﴾
3.    Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِـإِذْنِ رَبِّـهِمْۚ مِنْ كُلِّ اَمْرٍۙۛ ﴿٤﴾
4.    Melekler ve Rûh (Cebrâîl) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
سَلَامٌ۠ۛ  هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ ﴿٥﴾
5.    O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”[1]

SÛRE-İ CELÎLEDE 3 DEFÂ “LEYLETÜ’L-KADR” GEÇİYOR… “LEYLETÜ’L-KADR” 9 HARFTEN OLUŞUYOR…

BURADA ŞU HESÂBI YAPAN ÂLİMLERİMİZ DE MEVCUTTUR!
9 HARF (LEYLETÜ’EL-KADR)
﴿ اِنَّآ اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ ﴿١﴾
9 HARF (LEYLETÜ’EL-KADR)
وَمَآ اَدْرَيكَ مَالَيْلَةُ الْقَدْرِۜ ﴿٢﴾
9 HARF (LEYLETÜ’EL-KADR)
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍۜ ﴿٣﴾
9+9+9 = 27. GECE
HİYE ZAMİRİ (YÂNİ KADR GECESİNİ İFÂDE EDEN İŞÂRET ZAMİRİ) SÛRE-İ CELÎLE’NİN 27. KELİMESİDİR.
سَلَامٌ۠ۛ  هِىَ حَتّٰى مَطْلَعِ الْفَجْرِ ﴿٥﴾



[1] Kadr Sûresi, 97/1-5.


[1] الكتاب: صحيح ابن خزيمة، المؤلف: أبو بكر محمد بن إسحاق بن خزيمة بن المغيرة بن صالح بن بكر السلمي، النيسابوري (المتوفى: ٣١١ هـ)، المحقق: د. محمد مصطفى الأعظمي، الناشر: المكتب الإسلامي – بيروت، عدد الأجزاء: ٤، رقم الحديث: ١٨٨٧، ص: ٣/١٩١.