5 Kasım 2019 Salı

EL-KASÎDETÜ’N-NU’MÂNİYYE İMÂM-I A’ZAM EBÛ HANÎFE (Rh.A.)’IN -1-


EL-KASÎDETÜ’N-NU’MÂNİYYE

İMÂM-I A’ZAM EBÛ HANÎFE (Rh.A.)’IN  -KISA- HAYÂTI

(Ebû Hanîfe Nu’mân b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh (ö. 150/767) Hanefî mezhebînin imâmı, büyük müctehid.)

Adı Nu’mân’dır. Babasının adı da Sâbit’dir. Hicretin 80. yılında Kûfe’de doğmuş ve 150 tarihinde Bağdad’da vefât etmiştir. Allâh’ın rahmeti üzerine olsun...

Sabit, İmâm Hazret-i Âl-i’nin hizmetinde bulunmuş ve kendi nesli için onun duâsını almıştır.

İmâm-ı A’zam’ın annesi, babası Sâbit öldükten sonra, İmâm Ca’feri Sâdık ile evlenmişti. İmâm-ı A’zam bu muhterem zâtın yanında yetişmişti. Ashâb-ı Kirâm’dan birkaç zâtı görmüş olmak şerefini kazanmıştır.

İmâm-ı A’zam’a uyanlardan her birine Hanefî veyâ Hanefiyyü’l Mezheb denir. Biz Türkler ve diğer ırklara bağlı olan birçok müslümanlar bu büyük müctehidin mezhebîne uymuş bulunmaktayız. Onun için amel bakımından imâmımız, İmâm-ı A’zam’dır.

İmâm Ebû Hanîfe (rahîmehüllâh) bütün Ehl-i Sünnet tarafından saygı duyulan dört büyük müctehidin birincisidir. İmâm-ı A’zam denilince yalnız bu hatıra gelir. İlmi, zekâsı, zühd ve takvâsı çok yüksekti.

İçtihadındaki yükseklik, mezhebîndeki kolaylık ve mükemmellik bütün müslümanlar tarafından benimsenmiştir.

İmâm-ı A’zam’ın yetiştirdiği âlimler arasında güçlü müctehidler vardır; fakat hepsi de esâs bakımından hocalarına uymuş, hepsi de Hanefî mezhebînin fıkıh âlimlerinden sayılmışlardır. Bunların en ünlüleri İmâm Ebû Yûsuf, İmâm Muhammed ve İmâm Züfer’dir.[1]


Kabr-i Şerîfi












عند زيارته لحضرة النبيّ ﷺ









للإمام الأعظم أبي حنيفة النعمان بن ثابت ألكوفى رحمة الله عليه

EL-KASÎDETÜ’N-NU’MÂNİYYE

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (Rrahîmehüllâh)



m
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (Rahmân ve Rahîm olan Allâh (c.c.)’ın adıyla).

EL-KASÎDETÜ’N-NU’MÂNİYYE

İMÂM EBÛ HANÎFE (RRAHÎMEHÜLLÂH)’NİN “EL- KASÎDETÜ’N- NU’MÂNİYYE” TERCÜMESİ

Ezelden ebede kadar her hamd edenin hamdi, mahlûkâtı yoktan yaratan, hareket ettiren Allâh-ü Teâlâ içindir. Bundan sonra salât önderlikte seçilmiş olan zât üzerinedir. Hamd âlemlerin Rabbine, Salât ve Selâm –kıyâmet gününe kadar devâmlı olrak- Efendimiz, Hz. Muhammed (Aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm)’e O’nun Âl ve Ashâbı’nın üzerine olsun.

İmâm-ı A’zam efendimiz, Hz. Peygamber Efendimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in kabr-i şerîfini ziyârete gideceği zamân, Hz. Peygamber Efendimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’e yakınlaşmaya vesîle olması ve yanında okuması için bir kasîde yazmıştır. Bu kasîdeyi kendisinden başka kimsenin bilmediği halde, Medîne-i Münevvere’ye girdiğinde bu kasîdeyi müezzinin okuduğunu duyunca çok acâibine gitmiştir.

Bu arada müezzini bekler ve müezzine: --- “Bu kasîde kime âittir?” diye sorar.

Müezzin: --- “İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’ye âittir.” Der.

İmâm-ı A’zam (rahîmehüllâh): --- “O’nu tanıyormusun.?” Der.

Müezzin: --- “Hayır.” Der. 

İmâm-ı A’zam (rahîmehüllâh): --- “Bu kasîdeyi nereden buldun.?”Der.

Müezzin: --- “Rüyâmda Ebû Hanîfe’nin bu kasîdeyi Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in huzûrunda okuduğunu gördüm, ve bunu ezberleyip minâreden okudum.”

İmâm-ı A’zam (rahîmehüllâh)’ın gözleri yaşarır!..

m

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ مُنْشِئِ الْخَلْقِ مِنْ عَدَمِ ثُمَّ الصَّلَاةُ فِي الْقِدَمِ
قصيدة الامام الاعظم الحنيفة النعمان رضى الله عنه عند زيارتة لحضرة النبى
هٰذِه۪ قَص۪يدَةُ الْاِمَامِ الْاَعْظَمِ أَب۪ي حَن۪يفَةَ النُّعْمَانِ - رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ ــ عِنْدَ زِيَارَتِه۪ لِحَضْرَةِ النَّبِيِّ ﷺ كَتَبَ أَب۪ي حَن۪يفَةَ هٰذِهِ الْقَص۪يدَةُ لِيَتَقَرَّبَ بِهَا مِنْ رَسُولِ اللّٰهِ ﷺ، وَلِيَنْشَدَهَا بَيْنَ يَدَيْهِ ف۪ٓي أَثْنَآءِ زِيَارَتَه۪، وَلَمْ يَطَّلِعْ عَلَيْهَا أَحَدٌ فَلَمَّا وَصَلَ إِلَى الْمَد۪ينَةِ الْمُنَوَّرَةِ، سَمِعَ الْمُؤَذِّنَ يَنْشَدُهَا عَلَى الْمَئْذَنَةِ ، فَعَجَبَ مِنْ ذٰلِكَ وَانْتَظَرَ الْمُؤَذِّنَ، فَسَأَلَهُ: لِمَنْ هٰذِهِ الْقَص۪يدَةُ ؟ ... قَالَ :لِاَب۪ي حَن۪يفَةَ.  قَالَ: أَتَعْرِفُهُ ؟. قَالَ: لَا. قَالَ: وَ عَمَّنْ أَخَذْتُهَا ؟. قَالَ: ف۪ي رُؤْيَايَ أَنْشَدَهَا بَيْنَ يَدَيِ الْمُصْطَفٰى ﷺ، فَحَفِظْتُهَا وَنَاجَيْتُهُ بِهَا عَلَى الْمَئْذَنَةِ. فَدَمَعَتْ عَيْنًا أَب۪ي حَن۪يفَةَ ... أَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَيْكَ يَا سَيِّد۪ي يَا رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى أٰلِكَ وَصَحْبِكَ وَسَلَّمَ صَلَاةً وَسَلَامًا دَآئِمَيْنِ مُتَلَازِمَيْنِ إِلٰي يَوْمِ الدّ۪ينِ.
Rivâyet olunur ki! Bu kasîde-i Şerîfeyi sirâc İmâm-ı A’zam hümâmî fahm rahmetüllâh-i Ekrem hazretleri, Ravza-i Mutahhara da itmâm buyurduklarında; Cenâb-ı şehin-şâh kes’ur risâlet aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm efendimiz hazretleri, Ravza-i Mutahhara’dan mübârek dest-i şerîf devlet radifin nümâyân buyurup, --- “Âferin –ba’di yan- İmâm” deyüb, nutku hidâyet bahş olûb, hazreti İmâm rahmetü’l-lâh-i aleyh dahî şeref yâb bûs-i yed-i beyzâ-i inâyet bahş, Seyyîdi’s-sakaleyn ile karîn-i devlet ve ikbâl oldu.

İş bu mübârek meymûn kasîde her subh-u ve Şâm hademe-i ravza-i akdes olan seyyîd sûde seyri aleyhi’s-selâm hazretlerini medh ederler ve bu kasîdeyi okuyanlardan, âfât ve belâ ve şamâtat ‘a’dâ ve mevt fecâe def’ ola!..  ve bunun olduğu tâûn görmeye!.. sihr ve mekr-u kârâtimi ve günâhları mağfûr, dergâh-ı Hakk’da makbûl ola!.. Ve dahî bu kasîdeyi okuyup akabinde her ne duâ ederse aslâ red olmaya!.. Ve bunu okuyan her şeyden halâs olup her ni’mete vâsıl ola!.. Ve belde üzerine kazâ geldikde, -bir kimesne bu kasîdeyi bir kere okusa- ol kazâ ol beldeden def ola!.. Bi-iznillâh-i Teâlâ…

Ve be’de’t-tazarruu veddüâ münâdâ bi e’lâ savtike Yâ Mühammed, Yâ Ehmed; Yâ Ebe’l-Kâsım… İnnî etevesselü ve eteveccehü bike ilellâh-i azze ve celle liyeğfira ve yerhamenî ve yekziye havâyicî ve yefrah annî fein hazara lekel bükâü fehüve ‘alâmetü’l-ecâbeti ve’l-ef’âdi ve fi’s-sâniyeti feinnehû mücerrebün sahîhun ve billâhittevfîkı ve’l-’ınâyeti…
Hz. İbrâhîm reşad bin telamiz hac ahmed ez zihni elkütahi ve hüve min telamizi hasan el Fevzi ve hüve min telamizi Osman el- maruf. Ğaferallâhü lehü
1291

1-           Ey Efendilerin Efendisi, kapına geldim,
Rızânı arıyorum, kapına sığındım.[2]

2-           Ey yaratılanların en hayırlısı, sana şevk duyan,
Öyle bir kalbim vâr ki, senden başkasını istemez.[3]

3-           Izz-ü şerefine yemîn ederim ki, seni çok seviyorum,
Allâh bilir ki sana delice âşığım![4]

4-           Eğer sen olmasaydın hiç kimse yaratılmazdı;
Hayır, sen olmasaydın kâinat da yaratılmazdı.

5-           Dolunay nûrunu senden aldı,[5]
Güneş de senden aldığı güzellikle parladı.[6]
يَا سَيِّدَ السَّادَاتِ جِئْتُكَ قَاصِدًا
أَرْجُو رِضَاكَ وَأَحْتَم۪ى بِحِمَاكَا
- 1     
وَاللّٰهِ يَا خَيْرَ الْخَلٰٓائِقِ إِنَّ ل۪ى
قَلْبًا مَشُوقًا لَا يَرُومُ سِوَاكَا
- 2     
وَبِحَقِّ جَاهِكَ إِنَّن۪ى بِكَ مُغْرَمٌ
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ أَنَّن۪ى أَهْوَاكَا
- 3     
أَنْتَ الَّذ۪ى لَوْلَاكَ مَا خُلِقَ اَمْرُوؤٌ
كَلَّا وَلَا خُلِقَ الْوَرٰى لَوْلَاكَا
- 4     
أَنْتَ الَّذ۪ى مِنْ نُورِكَ الْبَدْرُ اكْتَسٰى
وَالشَّمْسُ مُشْرِقَةٌ بِنُورِ بَهَاكَا
- 5     
6-           Sen semâya/göğe yükselince O da (Hz. Îsâ el-Mesîh) yükseldi,
Ve seni karşılamak için süslendi.

7-           Rabbin sana, “merhabâ/hoş geldin –diye- nidâ etti,
Ve seni yanına da’vet edîb –çağırıp- selâmladı.[7]

8-           Sen bizim için şefâat talebînde bulundun,[8]
Rabbin de bunu kabûl edîb başkasına vermedi.[9]

9-           Atan Hz. Âdem (aliyh’i-selâm) işlediği zelleye[10] karşı,
Seni vesîle kılınca, sıkıntıdan kurtuldu.[11]

10-      Hz. İbrâhîm Halîlüllâh senin adınla duâ edince,[12]
Ateşi serin oldu, Nemrud’un ateşi senin nûrun ile söndü.[13]
أَنْتَ الَّذ۪ى لَمَّا رُفِعْتَ إِلَى السَّمَا
بِكَ قَدْ سَمَتْ وَتَزَيَّنَتْ لِسُرَاكَا
- 6     
أَنْتَ الَّذ۪ى نَادَاكَ رَبُّكَ مَرْحَبًا
وَلَقَدْ دَعَاكَ لِقُرْبِه۪ وَحَبَاكَا
- 7     
أَنْتَ الَّذ۪ى ف۪ينَا سَأَلْتَ شَفَاعَةٌ
نَادَاكَ رَبُّكَ لَمْ تَكُنْ لِسُوَاكَا
- 8     
أَنْتَ الَّذ۪ى لَمَّا تَوَسَّلُ اٰدَمٌ
مِنْ زَلَّةٍ بِكَ فَازَ وَهُوَ أَبَاكَا
- 9     
وَبِكَ الْخَل۪يلُ دَعَا فَعَادَتْ نَارُهُ
بَرْدًا وَقَدْ خَمِدَتْ بِنُورِ سَنَاكَا
- 10          
11-      Hz. Eyyûb (aleyh’i-selâm) başına gelen sıkıntı için,
Senin adınla duâ edince, sıkıntısı def oldu.[14]

12-      Hz. Îs’a el-Mesîh (aliyh’i-selâm) müjdeni getirdi,
Güzel sıfatlarınla yûceliğini methetti.

13-      Hz. Mûısâ (aliyh’i-selâm) da kıyâmette seni vesîle kılarak,
Sancağının altına sığınacaktır.

14-      Nebîler, bütün yaratılmışlar, Rasûller,
Ve Melekler senin “Livâü’l-Hamd”inin/sancağının altındadırlar.

15-      Senin öyle mu’cizelerin vardır ki bütün insanları,
A’ciz bırakmış;  Fazîletlerinde benzersiz kalmıştır.


‏
وَدَعَاكَ أَيُّوبٌ لِضُرٍّ مَسَّهُ
فَأُز۪يلَ عَنْهُ الْضُرُّ ح۪ينَ دَعَاكَا
- 11               
وَبِكَ الْمَس۪يحُ أَتٰى بَش۪يرًا مُخْبِرًا
بِصِفَاتِ حُسْنِكَ مَادِحًا لِعُلَاكَا
- 12          
وَكَذَاكَ مُوسٰى لَمْ يَزَلْ مُتَوَسِّلًا
بِكَ فِى الْقِيَامَةِ مُحْتَمٍ بِحِمَاكَا
- 13               
وَالْاَنْبِيَآءُ وَكُلُّ خَلْقٍ فِى الْوَرٰى
وَالرُّسْلُ وَالْاَمْلَاكُ تَحْتَ لِوَاكَا
- 14          
لَكَ مُعْجِزَاتٌ أَعْجَزَتْ كُلَّ الْوَرٰى
وَفَضَآئِلٌ جَلَّتْ فَلَيْسَ تُحَاكَا
- 15               

16-      Yediğin önkol[15] zehirli olduğunu söyleyip îlân etti,
Kertenkele de da’vetine icâbet ederek huzûruna geldi.

17-      Kurtlar ve geyikler sana geldiler;
Ağlayarak kapına sığındılar.

18-      Vahşî hayvanlar gelip sana selâm verdiler,
Azgın deve de seni görünce sana şikâyet eyledi.

19-      Ağaçları çağırdın, sana itâat ederek geldiler
Davetine icâbet ederek huzûruna koştular.

20-      Avuçlarından sular aktı,
Çakıl taşlan da elinde tesbîh etti.




















نَطَقَ-تْ-طَعَامٌ-الذَّرَاعُ بِسُمِّه۪ لَكَ مُعْلِنًا
وَالضَّبُّ قَدْ لَبَّاكَ ح۪ينَ أَتَاكَا
- 16          
وَالذِّئْبُ جَآءَكَ وَالْغَزَالَةُ قَدْ أَتَتْ
بِكَ تَسْتَج۪يرُ وَتَحْتَم۪ى بِحِمَاكَا
- 17               
وَكَذَا الْوُحُوشُ أَتَتْ إِلَيْكَ وَسَلَّمَتْ
وَشَكَا الْبَع۪يرُ إِلَيْكَ ح۪ينَ رَاٰكَا
- 18          
وَدَعَوْتَ أَشْجَارًا أَتَتْكَ مُط۪يعَةً
وَسَعَتْ إِلَيْكَ مُج۪يبَةً لِنِدَاكَا
- 19               
وَالْمَآءُ فَاضَ بِرَاحَتَيْكَ وَسَبَّحَتْ
صُمُّ الْحَصٰى بِاْلَفْضِل ف۪ى يُمْنَاكَا
- 20          


21-      Başının üstünde bir bulut seni gölgeledi,
Hurma kütüğü de sana kavuşmak için inledi.

22-      Toprakta yürüdüğün zamân ayağının izi çıkmazdı,
Taşa bastığın zamân ayakların gömülürdü.

23-      -Derman bulamayan- Hastalara şifâ verdin,
Yeryüzünü hayr ve bereketinle doldurdun.

24-      A’mâ/kör olan Katâde (r.a.)’nin gözlerini iâde ettin,
İbn Husayn’a şifalar ihsân eyledin.

25-      Yaralanan Hubeyb ile İbn-i Afrâ’yâ,
Elinin dokunmasıyla şifâlar verdin.



















وَعَلَيْكَ ظَلَّلَتُ الْغَمَامَةُ فِى الْوَرٰى
وَالْجِذْعُ حَنَّ إِلٰى كَر۪يمِ لِقَاكَا
- 21               
وَكَذَاكَ لَا أَثَرٌ لِمُش۪يكَ فِى الثَّرٰى
وَالصَّخْرُ قَدْ غَاصَتْ بِه۪ قَدَمَاكَا
- 22          
وَشَفَيْتَ ذَا الْعَاهَات مِنْ أَمْرَاضِه۪
وَمَلَاْتَ كُلَّ الْاَرْضِ مِنْ جَدْوَاكَا
- 23               
وَرَدَدْتَ عَيْنَ قَتَادَةَ بَعْدَ الْعَمٰى
وَابْنَ الْحُصَيْنِ شَفَيْتَهُ بِشِفَاكَا
- 24          
وَكَذَا خُبَيْبًا وَابْنَ غَفْرَا بَعْدَ مَا
جَرُحَاشَفَيْتَهُمَا بِلَمْسِ يَدَاكَا
- 25               





26-      Hayber’de Âl-i bin Ebû Tâlib’in ağrıyan gözüne,
Ağzının barı[16] ile şifâ ihsân eyledin.

27-      Ümmü Ma’bed’in sütü kuruyan koyununa el sürdün,
Duân bereketiyle sütleri fışkırmağa başladı.

28-      -Cebîr- Câbir (r.a.)’in oğlu için duâ ettin;
Allâh-ü Teâlâ seni râzı etmek için çocuğu diriltti.

29-      Kuraklık –kıtlık- senesi Rabbine duâ ettin,
Duân berekityle bulutlar yağmur indirmeğe başladı.

30-      Bütün insanları İslâm’a da’vet ettin,
Onlar da isteyerek da’vetine icâbet ettiler.

 [1] Büyük İslâm İlmihâli, Ö. Nasûhi Bilmen. İmâm A’zam Rrahîmehüllâh’ın hayâtından geniş şekilde -Yûce Allâh (c.c) nasîb ederse- yayınlanacak olan “İ’tikâdın Kalbi” eserimizde zikredeceğiz.
[2] Efendimiz Hz. Muhammed Mustafâ (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in birçok (Bâzı rivâyetlerde, 199. Bâzı rivâyetlerde, 203. Kadardır.) isim ve sıfatları vardır. İmâm A’zam Ebû Hanîfe (rrahîmehüllâh) bunlardan Seyyîd sıfatını seçmiştir. Zîrâ bu sıfat onun en belirgin sıfatıdır. Namazlarımızda ve hâsıl olan her yerde, أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِ ناَ مُحَمَّدٍ ... أَللّٰهُمَّ باَرِكْ عَلٰي سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ ... “Efendimiz Muhammed’e salât eyle… Efendimiz Muhammed’e bereket ihsân eyle…” Deriz. Burada dikkat çeken ifâde, seyyîdü’s-sâdât (efendilerin efendisi) dir. Bu da O, bütün Peygamberlerin de efendisidir.
[3] Hz. Muhammed (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm); iki cihânın, ins ve cinnin, Arab ile acemin efendisidir. Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) gerçekten yaratılan­ların en hayırlısıdır.  Allâh-ü Teâlâ’nın: ٨ وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ٧ [سورة الانبيآء:٢١/١٠٧ ] “(Rasûlüm!) Biz seni ancâk âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ Sûresi 21/107) Ve yine, ٨ لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَ. ٧ “Eğer sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” (Aliyyü’l-Kârî, el - Esrâru’l - Merfua, s. 288, sıra no, 385. Nitekim Aliyyü’l-Kâri de, hadisin mânâsı doğru, demiştir. T.D.V. İslâm Ansiklopedisi 30/449, Arabca metni 463. sf. de
[4] Müslümanlar Peygamber aşkını kalblerinde taşımış, bu uğurda canlarını, mallarmı fedâ etmişlerdir. Bir gün Hz. Ömer radıyallâhu anh; Ya Rasûlellâh, nefsim hariç seni her şeyden daha çok seviyorum, demiş; Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) de, beni nefsinden de çok sevmedikçe mü’min-i kâmil ola­mazsın, buyurmuştu. Hz. Ömer’e Hz. Peygamberimiz (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) sorar: --- “En çok kimi seviyorsun?” Hz. Ömer: --- “Anam, babam ve canımdan sonra seni.” Hz. Peygamberimiz: --- “Hayır olmadı.” Hz. Ömer: --- “Canımdan sonra seni.” Hz. Peygamberimiz: --- “Hayır olmadı.” Hz. Ömer: --- Anam babam canım sana fedâ olunyâ Rasûlellâh!..” Hz. Peygamberimiz: --- “el-ân temme îmân!.. (şimdi îmân tamam oldu.)”
[5] Câbir bin Semûre (r.a.) anlatıyor; Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’i mehtaplı bir gecede gördüm; bir ona baktım, bir aya baktım. Rasûlüllâh’m üzerinde kırmızı bir elbise vardı. Baktım o, aydan çok güzeldi. (Tirmizî, Sünen, Menâkıb, 47; hadîs no, 2811; Tirmizî, Şemâil, hadîs no, 9.) Bir adam Berâ bin Azîb (r.a.), Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’in yüzü kılıç gibi (uzun) mu idi, diye sordu? O da, “hayır, ay gibi (değirmi) idi” dedi. (Şemâil, a.v. Menâkıb, 8.) كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺمَرْبُوعًا، وَقَدْ رَأَيْتُهُ ف۪ي حُلَّةٍ حَمْرَآءَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَحْسَنَ مِنْهُ قَطُّ.  Hz. Berâ (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh orta boylu idi. Ben onu kızıl bir hulle içerisinde gördüm. Ben Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’dan daha güzel bir şeyi hiç görmedim.” Kütüb-i Sitte, 15/72.
[6] Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’dan daha güzel bir şey görmedim; sanki güneş yüzünde gezinirdi.” (Ahmed bin Hanbel, 2/380.)

[7] Mi’râc hakkında bilgi kasîdenin sonundadır.
[8] عَنْ أَب۪ي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ ﷺ: لِكُلِّ نَبِىٍّ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ، فَتَعَجَّلَ كُلُّ نَبِيِّ دَعْوَتَهُ، وَإِنِّي اخْتَبَأَتُ دَعْوَت۪ي شَفَاعَةً  لِاُمَّت۪ي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَهِيَ نَائِلَةٌ إِنْ شَآءَ اللّٰهُ تَعَالٰى: مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّت۪ي َ يُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئًا. Hz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) buyurdular ki: “Her peygamberin müstecâb (Allâh’ın kabûl edeceği) bir duâsı vardır. Her peygamber o duâyı yapmada acele etti. Ben ise bu duâmı kıyamet gününde,  ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı âhirete bıraktım). Ona inşaallâh, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nâil olacaktır.” (Kütüb-ü Sitte, 14/402; [Buhârî, Da’avât 1, Tevhîd 31; Müslîm, Îmân 334, (198); Muvatta, Kur’ân 26, (1, 212); Tirmizî, Da’avât 141, (3597); İbn-i Mâce, Zühd, 27.) ... سؤالا منه يا رسول الله هل وعدك ربك فيها أو فيهما قال فظن أنه من شيء قد سمعه فقال ما سألته ربي وما أطمعني فيه وإني لأقوم المقام المحمود يوم القيامة فقال الأنصاري وما ذاك المقام المحمود قال ذاك إذا جيء بكم عراة حفاة غرلا فيكون أول من يكسى إبراهيم عليه السلام يقول اكسوا خليلي فيؤتى بريطتين بيضاوين فيلبسهما ثم يقعد فيستقبل العرش ثم أوتى بكسوتي فألبسها فأقوم عن يمينه مقاما لا يقومه أحد غيري يغبطني به الأولون والآخرون ... Bu saklanan ve va’d edilen makâma “Makâm-ı Mahmûd” denir. Bunun ne olduğunu soran bir ensâriye Peygamber (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) efendimiz şöyle cevab verdi: --- “Sizler mahşere çıplak, yalınayak ve doğduğunuz gibi sünnetsiz olarak getirildiğiniz zaman, ilk giydirilecek Hz. İbrâhîm (alehi’s-selâm olacaktır. Sonra da ben giydirilirim. Arş’ın sağına geçerim. Orası öyle bir makamdır ki benden başka kimseye nasîb olmayacaktır. Gelmiş-geçmiş herkes bana gıpta edecektir.” (Ahmed bin Hanbel, 1/398.)
[9] Şefaat hakkında Hadîs-i Şerîf kasîdenin sonundadır.
[10] Zelle: 1- Sürçme, sürçüp kayma. 2- Yanılma, yanlış. 3- Ufak suç.
[11] Konu ile ilgili Hadîs-i Şerîf  kasîdenin sonundadır.
[12] ٨ وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ لَمَآ اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪ىۜ قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ٧ [سورة آل عمران:٣/٨١-٨٢] “Hani, Allâh peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allâh da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.”[12] Hz. İbrrahîm aleyhisselam da Peygamberimizden haberdar idi. Daha önce geçtiği üzere Allâh teala ondan da söz almış ve eğer kendi zamanında Hz. Muhammed (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) gelecek olursa, ona iman edeceği ikrarını almıştır.
[13] Açıklayıcı bilgi, kasîdenin sonundadır.
[14] Açıklayıcı bilgi, kasîdenin sonundadır.
[15] Önkol: Kolda bilek ile dirsek arasında kalan iki kemikten başparmak doğrultusunda olanı. Önkol kemiği, öbür kemik (dirsek kemiği) ten daha kısadır
[16] Ağız barı: Ağız suyu.

NA'T-I ŞERİF SALLELLÂH-Ü 'ALEYH-İ VE SELLEM YALVACÎ


YALVACÎ

1-                Kasdi geldim sana, ey Seyyidi sadat, amma,
İsterem senden himâyet, isterem senden rızâ.

2-                İştiyakım sana, ey Hayrü’l - vera, bir rütbe kim;
Masivaya meyl-i kalbim yokdurur, vallâhi, lâ.

3-    İzzü cahın hakkiçün vallâhi senin müştâkınım
Hakk bilir ki âşık-ı biçarenim, meylim sana.

4-    Sensin ol ki olmasan halk olmaz idi bir ahad,
Belki halk olmazdı alem, belki cümle vera.

5-                Sensin ol kim kıldı nûrundan kamer nur iktibas,
Şems-i haver nur-i işrakmla oldu pür ziya.  

6-                Sensin ol kim sirr-i miracında bu heft asuman
İftiharınla müzeyyen oldu hem çün meh lika.

7-                Sensin ol kim eyledi davet seni ol Zülcelâl,
Sem’ine indi o kurb içre sadayı merhabâ!

8-                Sensin ol kim diledin Hakk’dan şefâat ümmete,
Lutfile kıldı kabûl, etti icâbetle nida!

9-                Sensin ol kim Adem Safiyyullah sana
İltica ile kabûl oldu ne kim etti duâ.

10-           Etti İbrâhim Halîlullah duâ isminle çün,
Ateş-i Nemrud söyündü gülistan oldu ona.

11-           Hazreti Eyyub dedi, enni messeni
İsmini yad eyleyüb emrâzından buldu şifa.

12-           Dahi Rûhullah senin hüsn-i sıfatını medh idüp
Çok beşaretle haber verdi sıfatında ula.

13-           Hazreti Mûsâ kelimullah o şanı refi’
Ruz-ı mahşer ol dahi eder huzûra iltica.      

14-           Cümle peygamber ü hem beni adem, melek
Cem’olup tahte livailhâmd hep bay ü geda.

15-           Geldi kurt ile geyik yüzün kodu hem dedi:
Yâ Rasûlallâh, himâyet kıl beze, ey mülteca.

16-           Hem dahi vahşiler gelip vaz-ı cebin ile selâm
Hem şikâyet eyledi nâka sana kıldı büka.   

17-           Davet etti seçeri yerinden durdu tiz
Bikadem kıldı icâbet yürüyüp geldi sana.   

18-           Akar kefin (avucundan) sular feyezan cümle içdiler
Hem elin içinde taşlar teşbih etti bi hasa.

19-           Başın üzre sâyeban oldu bir pare bulut
Nahl-i hurma firkatinden inleyip ister lika. 

20-           Erdi çün marzaya vardı hem şifa-yı hikmetin
Cud-i ihsânınla doldu vâdî-i Ummülkura.
        
21-           Çeşm-i a’mayı Katade oldu kelevvel basir
Dahi hem İbnu’l - Husayn buldu devanile şifa.
          
22-           Hem Hubeyb ve İbn Afra oldular mecruh-ı mevt
Derakab mesh-i yedinle buldular mahz-ı deva.
        
23-           Derd-i çeşm erdi gazay-ı Hayber içre Hayder’e    
Buldı ağzın ban ile an-ı saatte şifa.

24-           İbn Cabir çün vefât etmişti sen kıldın duâ
Hakk seni ırza edip verdi hayat oldem ona.

25-           Ümmü Ma’bed’in koyunu göğsüne vermezdi sütü,
Sürdün elin çeşme gibi aktı sütü dâimâ.

26-           Munkatı’ olmağla baran nice yıllar kaht iken
Yağdı yağmur, bitti habbat eyledin çünki duâ.

27-           Kaffe-i mahluku dine eyledin davet heman
Oldu munkad emrine her kim semâ’ etti nida.

28-           Doğru yolu gösterip hem dîn-i küfrü hor kılan
Doğru olan dîn-i islâm dînin kıldın ula.

29-           Oldular mahrûm-ı mardat-ı Huda hep cümleten
Sana kim kıldı adavet eyledi her kim cefa.

30-           Gazve-i Bedir’de geldi çok melaik pürsİlâh
Hakk teala canibinden eylediler çok gaza.

31-           Yevm-i fethil - Mekke oldu çok fütuhatın senin
Yevm-i Ahzab erdi nusret oldu çok va’d ü vefâ.

32-           Hud ile Yunus senin hüsnünden oldular cemil
Hem cemâl-i Yûsuf oldu rif atinden pür ziya.

33-           Kadrin, ey Taha senin âli nebîlerden kamu
Geldi sübhanellezi esra senin şanında ta.

34-           Gelmedi vallâhi Yasin, hiçbir mislin senin,
Aleminde hem cinan içre, yemin-i hakk-ı Huda.

35-           Vasf-ı zâtında senin lal oldu şairler bütün
A’ciz oldu halk-ı alem kılmada medh ü sena.
36-           Hem gelüp verdi haber İncil-i İsa bi’setin
Medhin edip geldi Kur’ân hem senin şanında ta.

37-           Medhedenler, yâ Rasûlallâh nice medheylesin
Cem’i küttab eteseler birbirine bir dem sala!

38-           Olsa vallâhi yedi derya mürekkep yazmağa
Hem kalem olsa ağaçlar vasfın olmaz münteha.

39-           İns ü cin cem’ olsalar yazmağa vasfın senin
Yetmeye takatlan, idrakleri ola cüda.

40-           Dâimâ aşkına düşmüş kalbim oldu, seyyidim,
Can tenim aşkınla doldu hiç yok maada.

41-           Ger sükut etsem sükutum sen içündür, ey Habîb,
Söyler isem medhini söyler idim ben dâimâ.

42-           İstima etsem sözün ol kelamındır senin
Gözüme baksan cemâlin görünür her bir yana.

43-           Ben fakire kıl şefâat, yâ Rasûlallâh, meded!
Kapuna yalvarı geldim, dilerem senden gına.

44-           İns ü cin ekremisin ben zayıfa kıl kerem
Cud u ihsânınla râzı kıl yâ kenzel vera.

45-           Ben tama’ ediciyim senin keremin zerresin
Yok Ebû Hanîfe içün alem içre masiva.

46-           Ola kim ruz-i hisab ona şefâat edesin
Her sabah u sam eder habl-i metine iktida.

47-           Sensin ol safi ü müşeffa’ cümleden ekrem, meded!
Ümmetin senden hidâyet ister eeyler iltica.

48-           Olsun ihsânın bana yarın şefâat eylemen
Ola kim haşrolayım yevmel ceza tahtelliva.

49-           Çok salât hem selâm etsin sana Hadi’l - Hûda
Merkad-i pakin ede ta arzu ol ehl-i safa.

50-           Âl - u ashâb-ı kirâm üzre salât u hem selâm
Tâbîne dahi kim etti teveccüh ravzana. (Yalvacî)