31 Ekim 2013 Perşembe

CİNLERİN KAHRI VE ŞEYTANLARIN ŞERRİNDEN KORUNMA DUÂSI “Nâme-i Peygamber”


CİNLERİN KAHRI VE ŞEYTANLARIN ŞERRİNDEN KORUNMA DUÂSI


“Nâme-i Peygamber”




  Ebû Dücâne (r.a.) anlatıyor: Rasûl-i Ekrem (sallallâh-ü aleyh-i ve selem)’in huzûruna gelip: --- “Yâ rasûlellâh! Yatağıma yattığım zaman değirmen sesi gibi arı vızıltıları gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi sesler işitiyorum. Şimşek parıltısı gibi şeyler görüyorum. Başımı kaldırıp baktığımda evimin orta yerinde siyah ve uzun gölge gibi bir şeyin olduğunu görüyorum. Yakalamak için elimi uzattığımda derisinin üzerinde ki kılların kirpi kılları gibi olduğunu ve ağzından yüzüme doğru ateş parçaları attığını görüp beni yakacağını zannediyor, uyuyamıyorum, korkuyorum.” dedi. Rasûl-i Ekrem (sallallâh-ü aleyh-i ve selem) buyurdu ki: --- “Yâ Ebû Dücâne! Allâh-ü Teâlâ, evine hayır ve bereket versin!.. Evinize gelen korkunç bir mahlûktur. Bana bir kâğıt ve kalem getiriniz.”. Getirilen kâğıt ve kalemi Hz. Ali (k.v.)´ye verdi ve Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O, Rahmân ve O, Rahîm olan Allâh (c.c.)’ın adıyla.) Diyerek (bu duâyı) yaz.” buyurdu. Ebû Dücâne (r.a.) diyor ki: --- “Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)´in yazdırdığı bu mektubu götürüp yastığımın altına koydum ve yattım. Gece yarısı uyanmıştım. Kulağıma şöyle bir korkunç feryâd eden ses geldi, Diyordu ki: --- “Yâ Ebû Dücâne! Lat ve Uzza´ya yemin ederim ki: bu mektupla, beni yaktın.
 بسم الله الرحمن الرحيم.
هٰذَا كِتَابٌ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ: إِلٰى مَنْ
طَرَقَ الدَّارَ مِنَ الْعُمَّارِ وَالزُّوَّارِ وَالصَّالِح۪ينَ إِلَّاطَارِقًا يَطْرُقُ بِخَيْرٍ يَا
رَحْمٰنُ أَمَّا بَعْدُ: فَإِنَّ لَنَا وَلَكُمْ فِى الْحَقِّ سِعَةً فَإِنْ تَكُ عَاشِقًا مُولَعًا أَوْ فَاجِرًا
مُقْتَحِمًا أَوْرَاغِبًا حَقًّا أَوْ مُبْطِلًا هٰذَا كِتَابُ اللّٰهِ تَبَارَكَ وَتَعَالٰى يَنْطِقُ عَلَيْنَا وَعَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ. ﴿  ... إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ   [سورة الجاثية:٤٥/٢٩]  وَ ﴿ ... رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ [سورة يونس:١٠/٢١] أُتْرُكُوا صَاحِبَ كِتَاب۪ى هٰذَا وَالنْطَلِقُوا إِلٰى عَبَدَةَ الْاَصْنَامِ وَ إِلٰى مَنْ يَزْعُمُ أَنَّ مَعَ اللّٰهِ إِلٰهًا اٰخَرَ. ﴿... لٰٓا إِلٰهَ إِلَّاهُوَ۠ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُۜ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ [سورة القصص:٢٨/٨٨] يُغْلَبُونَ ﴿ حٰمٓ لَا يُنْصَرُونَ ﴿ حٰمٓ  عٓسٓقٓ۠ [سورة الشورى:٤٢/١-٢]  
تَفَرَّقَ أَعْدَآءُ اللّٰهِ وَبَلَغَتْ حُجَّةُ اللّٰهِ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ
﴿... فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ
[سورة البقرة:٢/١٣٧]
 

باب ما يذكر من حرز أبي دجانة؛ أبي دجانة قال سمعت أبي أبا دجانة يقول شكوت إلى رسول الله فقلت يا رسول الله بينما أنا مضطجع في فراشي إذ سمعت في داري صريرا كصرير الرحى ودويا كدوي النحل ولمعا كلمع البرق فرفعت رأسي فزعا مرعوبا فإذا أنا بظل اسود مولى يعلو ويطول في صحن داري فأهويت غليه فمسست جلده فإذا جلده كجلد القنفذ فرمى في وجهي مثل شرر النار فظننت انه قد احرقني واحرق داري فقال رسول الله عامرك عامر سوء يا أبا دجانة ورب الكعبة ومثلك يؤذي يا أبا دجانة ثم قال ائتوني بدواة وقرطاس فأتى بهما فناوله علي بن أبي طالب وقال أكتب يا أبا الحسن فقال وما أكتب قال أكتب بسم الله الرحمن الرحيم.. قال أبو دجانة فأخذت الكتاب فأدرجته وحملته إلى داري وجعلته تحت رأسي وبت ليلتي فما انتبهت إلا من صراخ صارخ يقول يا أبا دجانة أحرقتنا. دلآئل النبوة؛ للامام الحافظ أبى بكر أحمد بن الحسين بن على البيهقيّ، ٤٥٨ ، تحقيق: د. عبد المعطي قلعجي، دار الكتب العلمية، بيروت _ لبنان، الطبعة الأولى، ١٤٠٥ ؛ الجزء السابع، صفحة: (١١٨-١١٩)
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. (O, Rahmân ve O, Rahîm olan Allâh (c.c.)’ın adıyla). Âlemlerin Rabbi olan Allâh’ın Rasûlü Muhammed’in hayır dışında bir şey için evlere gelen tüm ziyâretçilere sâkinlere ve sâlihlere fermânıdır. Yâ Rahmân!.. Bundan sonra: bize ve size geniş haklar tanınmıştır. Eğer sen çok samîmi bir âşık veyâ izinsiz giren bir tâcir yâda Hakkı arayan bir kişi yâhut bâtıla çalışan birisi isen, işte Allâh’ın bu kitâbı gerçekten bize ve size karşı Hakkı konuşmaktadır. “… Şüphe yok ki, Biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.” (Câsiye Sûresi, 45/29’dan.) “… Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları (=hîleleri) yazıyorlar.” (Yûnüs Sûresi, 10/21’den.) Artık bu fermânın sâhibini terk edin ve puta tapanlarla Allâh’dan başka bir ilâhın vâr olduğunu iddia edenlere gidin. “… O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zâtından başka her şey yok olacaktır. Huküm yalnızca O’nundur ve siz kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas Sûresi, 28/88’den.) Mağlûb olacaklardır. “Hâ Mîm” Yardım görmeyeceklerdir, “Ayn Sîn Gâf” (Şûrâ Sûresi, 42/1-2.) Allâh’ın düşmanları dağıldı ve Allâh’ın hucceti (delîli) ulaştı. Güç ve kudret ancak yûce ve büyük olan Allâh iledir, “… Allâh, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara Sûresi, 2/137’den.) Buyurdu.
* * *
Bu mektubun sahibi hakkı için bu mektubu kaldır. Senin evine bir daha gelmeyeceğiz.” (Senin sâhibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu, bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık senin ve komşularının evine gelemeyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz.)  Ebû Dücâne (r.a.) diyor ki: --- “Sabahleyin erkenden kalkıp Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)´in arkasında sabah namazı kıldım. Cinlerin feryâdını Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)´e haber verdim.” Rasûlüllâh (sallallâh-ü aleyh-i ve selem) buyurdu ki: --- “Ey Ebû Dücâne! O mektubu kaldır. Beni hak peygamber olarak gönderen Allâh´a yemin ederim ki eğer o mektubu kaldırmazsan onlar kıyâmete kadar azap içinde kıvranırlar.” (Delâilü’n-Nübüvve, Bâb-ü mâ yüzker-u min hırzi Ebû Dücâne, 7/118-120; Hasâis-i Kübrâ, c.2, 369.)
NOT: Bir kimse, bu mektubu, yanında taşısa veya evinde bulundursa, bu kimseye, eve ve etrâfına cin gelmez ve dadanmış olup zarar veren cin de gider. Ebû Dücâne (r.a.) hicretin 13. yılında yalancı peygamber Müseylemetü’l-Kezzâb ile yapılan Yemâme savaşında şehîd olmuştur.
Hırz:   Melce’. Sığınılacak yer. Cenâb-ı Hakk’ın muhâfaza etmesine dâir yazılı duâ. Fıkıhta: Bir malın âdet üzere muhâfazasına mahsûs yer. Muhâfaza etmek.

ŞİFA DUÂLARI


ŞİFA DUÂLARI


Herhangi bir hastalığa yakalanan kimse, bu hastalıktan kurtulmak için hiç vakit kaybetmeden o hastalığın mütehassısı olan doktora gitmelidir. Doktorun tavsiyelerini yerine getirirken duâdan da faydalanma yoluna gitmelidir. Hasta bu duâları kendisi okuyabileceği gibi, başkasının ona okuması da mümkündür.

Abdestli olarak önce “Fatiha” suresi okunur. Sonra Kur’ân-ı Kerîm’den şifa ayetleri okunur. Bu ayetler şunlardır :

بِسْمِ اللّٰه الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ. وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِم.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

 “Ve yeşfi sudûra kavmin mü’minîne ve yuzhib ğayza kulûbihim.”

Rahman ve Rahim olan Allâh’ın adıyla.

 “Allâh mü’min kavmin göğüslerine şifa verir, kalblerinin kin ve düşmanlığını giderir.”[1]

أَللّٰهُمَّ  رَبَّ النَّاسِ اَذْهِبِ الْبَأْسَ اِشْفِاَنْتَ الشَّافى َ شِفَآءَ اَّ شِفَاؤُكَ. شِفَاءً َ يُغَادِرُ سَقَماً.

 “Allâhümme Rabbe’n-nâsi ezhibi’l-be’se işfi Ente’ş-şâfî lâ şifâe illâ şifâuke şifâen lâ yuğâdiru sekamen.”

 “Allâhım! Ey insanların Rabbi! Hastalığı yok eden! Geride hastalığı bırakmayacak şifâ ver. Şifâ veren ancâk Sensin, Senden başka şifâ verecek kimse yoktur.”[2]

YATMADAN ÖNCE OKUNACAK DUÂ


أَللّٰهُمَّ  إِنِّى أَسْلَمْتُ نَفْسِى إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُوَجْهِى إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِى إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِى إِلَيْكَ، َمَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَى مِنْكَ اِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ وَبِرُسُلِكَ

 “Allâhümme innî eslemtü nefsi ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve elce’tü zahrî ileyke ve fevvadtü emrî ileyke. Lâ melce velâ mence minke illâ ileyke.Amentü bi Kitâbike ve bi rusulike.”[3]

 “Allâhım! Kendimi Sana teslim ettim. Yüzümü Sana çevirdim. Sırtımı Sana dayadım. İşimi Sana bıraktım. Senden başka sığınacak ve kurtuluş beklenecek yoktur. İndirmiş olduğun Kitaba ve göndermiş olduğun peygamberlere îmân ettim.”

EVE GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNACAK DUÂLAR


Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) bir kimsenin evine girerken şu duâyı okumasını ve ev halkına selam vermesini tavsiye etmiştir :[4]

أَللّٰهُمَّ  إِنِّى أَسْاَلُكَ خَيْرَ الْمَولِجِوَخَيْرَالْمَخْرَجِ بِاسْمِ اللّٰهِ ولَجْنَا وَ بِاسْمِ اللّٰهِ خَرَجْنَا وَعَلَى اللّٰهِ رَبَّنَا تَوَكَّلْنَا

  “Allâhümme innî es’elüke hayra’l-mevlici ve hayra’l-mahraci bismillâhi velecnâ ve bismillâhi harancâ ve alâllâhi Rabbina ve tevekkelnâ.”

 “Allâhım! Senden bu eve hayırlı bir şekilde girmeyi ve hayırlı bir şekilde çıkmayı dilerim. Allâh’ın adıyla girdik, Allâh’ın adıyla çıktık. Ve Rabbimiz olan Allâh’a tevekkül ettik.”

TUVALETE GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNACAK DUÂLAR


Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), tuvalete sol ayağı ile girer ve şöyle duâ ederdi :[5]

أَللّٰهُمَّ  اِنِّى اَعُوذُبِكَ مِنَ الرِّجْسِ وَالنَّجَسِ الْخبِيثِ الْمُخْبِثِ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

 “Allâhümme innî eûzu bike mine’r ricsi ve’n necesi’l habîsi’l muhbisi’ş şeytâni’r racîm”

“Allâh’ım, kirden, pislikten tepeden tırnağa pis olanlardan, pisliklerle hemhâl olanlardan (Allâh’ın rahmetinden kovulmuş şeytandan) Sana sığınırım.”

Peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm), tuvaletten sağ ayağıyla çıkar ve şöyle duâ ederdi :

غُفْرَانَكَ... اَلْحَمْدُ للَّه الَّذِى اَذَاقَنِى لَذَّتَهُ وَاَبْقَى فِىّ قُوَّتَهُ وَاَذْهَبَ عَنِّى اَذَاهُ

“Gufrâneke… Elhamdülillahillezî ezagani lezzetehû ve ebkâ fîyye kuvvetehû ve ezhebe annî ezâhû.”

“Allâh’ım, Senin mağfiretini dilerim. Nimetin lezzetini bana tattıran, onun kuvvetini bende bırakıp, eziyetini benden gideren Allâh’a hamdolsun.”

EZÂN DUÂSI


أَللّٰهُمَّ   رَبَّ هٰذِهِ الدَّعْوَةِ التَّآمَّةِ، وَالصَّلاٰةِ الْقَآئِمَةِ، اٰتِ مُحَمَّدًاۨ الْوَس۪يلَةَ وَ الْفَض۪يلَةَ (وَالدَّرَجَةَ الرَّف۪يعَةَ) وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًاۨالَّذ۪ي وَ عَدْتَهُ.

(إِنَّكَ لاَتُخْلِفُ الْم۪يعاَدَ، أَشْهَدُ أَنْ لآَ اِلٰهَ اِلاَّاللّٰهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، رَض۪ينَا بِاللّٰهِ رَبًّا، وَبِالْاِسْلاَمِ د۪ينًا، وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَسُولاً وَنَبِيًّا. عَلٰى رَسُولِنَا صَلَوَاتٌ.)

 

Okunuşu: “Allâhümme Rabbe hazihi’d-da’veti’ttâmme. Ve’s-salâti’l-kâimeti âti Muhammeden el-vesîlete ve’l-fazîlete (vedderacete’r-rafîate) veb’ashü makãmen mahmûden ellezî va’adtehü.[6]

 

(İnneke lâ tuhlifu’l mîâd. Eşhedü en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûlühü. Razînâ billâhü Rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi Muhammedin sallellâh-ü aleyhi veselleme Rasûlen ve nebiyyen. Âlâ Rasûlinâ salavât.)

 

Mânâsı: “Kıyâmete kadar devâm edecek olan namazın ve şu mükemmel da’vetin Rabbi olan Allâhım! Muhammed (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’e vesîle ve fazîleti ver ve onu, vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûd (cennetin en yüksek makâmı)’a ulaştır.”

 

(Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin. Ben şahâdet ederim ki Allâh’dan başka ilâh yoktur ve yine şahâdet ederim ki Hazreti Muhammed Mustafâ (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) O’nun kulu ve peygamberidir. Rabb olarak Allâh-ü Teâlâ’dan, Dîn olarak İslâm’dan Nebî ve Rasûl olarak Hz. Muhammed Mustafâ’dan râzı olduk. Salavât bizim peygamberimiz (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’ın üzerine olsun.)

 

Fazîleti:

 

Ezân sesi duyan biri, müezzinle berâber ezânın cümlelerini tekrâr eder. Müezzin “Hayyale’s-salâh, hayyale’l-felâh” (haydin namaza, haydin kurtuluşa) dediği zaman “Lâhavle velâ kuvvete illâ billâh” der. Ezân bittiğinde ise ezân duâsı okuyan kimse, Peygamberimize (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) karşı beslediği sevgiyi dile getirir. Onun için şefaat vâcib olur. Büyük sevâb kazanır.

BAŞARI DUÂSI


رَبِّ زِدْنِى عِلْمًا وَ اَلْحِقْنى بالصَّالِحينَ. رَبِّ اشْرَحْ لى صَدْرى وَيَسِّرْلى اَمْرى وَاحْلُلْ عَقْدَةً مِنْ لِسَانى يَفْقَهُوا قَوْلى يَا حَافِظُ. يَا رَقِيبُ. يَانَاصِرُ. يَا اللّٰهُ. رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْر.

“Bismillahirrahmanirrahîm. Rabbi zidnî ilmen ve el-hiknî bi’s-sâlihîn. Rabbişrahlî sadrî ve yessir lî emrî vahlü’l-ukdeten min lisânî yefkahû kavlî. Yâ Hâfız, Yâ Rakîb, Yâ Nâsır, Yâ Allâh. Rabbi yessir ve lâ tuassir, Rabbi temmim bi’l-Hayr.”

 “Rahman ve Rahim olan Allâh’ın adıyla. Rabbim! İlmimi ve anlayışımı artır ve beni salih kullara dahil eyle. Rabbim! Göğsümü aç, işimi kolaylaştır ve dilimdeki bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Ya Hafiz Ya Rakib, Ya Nâsir, Ya Allâh. Rabbim! Kolaylaştır, zorlaştırma; Rabbim! (işimi) hayırla tamâma erdir.” (Taha suresi 25,26,27,28. ayetler)

NAZAR DUÂSI


Nazar değmesine karşı Fatiha suresi ve Âyete’l-Kürsî’den sonra şu ayetler okunur:

بِسْمِ اللّٰه الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ وِ اِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَ يَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ وَمَا هُوَ اِلاَّ ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ.

“Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahîm. Ve in yekâdüllezîne keferû leyüzlikûneke biebsârihim lemmâ semiû’z-zikra. Veykùlùne innehû lemecnûn. Vemâ hüve illâ zikruh li’lâlemîn.”

“Rahman ve Rahim olan Allâh’ın adıyla. O kafirler, Kur’an’ı işittiklerinde hasedlerinden neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Hâlâ da, ‘O bir mecnundur’ diyorlar. Halbuki Kur’ân bütün âlemler için bir öğüttür.”[7]

YEMEK DUÂSI


Yemeğe mutlaka “Bismillahirrahmânirrahîm” diyerek başlanmalı, bitirince de verdiği nimetlerden dolayı Allâh’a şükretmeli, hamdetmelidir.

 اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَ سَقَانَا وَ جَعَلَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اَلْحَمْدُ للّهِ الَّذِى مَنَّ عَلَيْنَا وَ هَدَانَا وَالَّذِى اَشْبَعَنَا وَاَرْوَانَا وَكُلَّ اِْحْسَانِ آتانَا.أَللّٰهُمَّ   بارِكْ لَنَا فِيه وَاَطْعِمْنَا خَيْراً مِنْهُ.

“Elhamdülillahillezi et’amena ve sekânâ ve cealenâ mine’-müslimin. Elhamdülillahillezi menne aleyna ve hedana vellezi eşbeanâ ve ervânâ ve külle’l-ihsâni âtânâ. Allâhümme barik lena fîhî ve et’imna hayran minhu.”[8]

 “Bizleri yediren, içiren ve müslüman olarak yaratan Allâh’a hamd olsun. Bize ikram eden, bize hidâyet eden, doyuran, (içirip) kandıran ve her türlü nimetini bize ihsân eden Allâh’a hamd olsun. Allâhım, bu yemekte bize bereket ihsân eyle, bundan daha hayırlısı ile bizi doyur.”

RIZIK DUÂSI


أَللّٰهُمَّ   يَا مُفَتِّحَ اَبْوَابِ اِفْتَحْ لَنَا خَيْرَالْبَابَ. أَللّٰهُمَّ  ارْزُقْنَا رِزْقاً حَلاَلاً وَ رِزْقاً وَاسِعَاً بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.وَ اَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ.

“Allâhümme yâ müfettiha’l-ebvâb, iftah lenâ hayra’l-bâb. Allâhümmerzuknâ rızkan halâlen ve rızkan vâsian bi rahmetike yâ Erhamer-Râhimîn ve ente hayrur-Râzikîn.”

“Ey kapıları açan Allâhım! Bize hayır kapısını aç! Rahmetinle bize helal ve geniş rızık ver. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allâhım.”




[1] Tevbe Sûresi, 9/14-15
[2] Ebu davud, Tıb, Hadis No:3883
[3] Buhârî daavât, 7,9 Tevhîd, 34; Müslîm Zikir, 56, 2710; Tirmizi daavat 76, 3391; Ebu Dâvûd Edeb, 107 (5046, 5047, 5048)
[4] Ebu Dâvûd Edeb, 112, 5096
[5] Buhârî Vüdû, 9, Daavât, 15; Müslîm Hayz, 122, 375; Tirmizi Tahâret, 4, 5; Ebu Dâvûd Tahâret, 3 (4,5); Nesâî Tahâret, 18 (1,20)
[6] Buhârî Ezân, 8; Tirmizi Salât, 157,211; Ebu Dâvûd Salât, 28, 529; Nesâî Ezân, 38 (2,26); İbn-i Mâce Ezân, 4,722.
[7] Kalem sûresi 68/51,52.
[8] Tirmizi Daavât, 75, 3453; Ebu Dâvûd Et’ıme, 53, 3850; İbn-i Mâce Et’ıme, 16, 3283.

HAFIZAYI GÜÇLENDİRME DUÂLARI


HAFIZAYI GÜÇLENDİRME DUÂLARI


 

عن ابن عباس رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا قَالَ: جَآءَ عَلِيُّ بْنُ أَبِى طَالِبٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ إِلَى النَّبِىِّ (صَلَّى

اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم) فَقَالَ: بِأَبِى أَنْتَ وَأُمِّى تَفَلَّتَ هٰذَا القُراٰنُ مِنْ صَدْرِى فَمَا أَجِدُنِى أَقْدِرُ عَلَيْهِ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللّٰهِ (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم) يَآ أَبَا الْحَسَنِ: أَفَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ يَنْفَعُكَ اللّٰهُ بِهِنَّ، وَيَنْفَعُ بِهِنَّ مَنْ عَلَّمْتَهُ، وَيَثْبُتُ مَا تَعَلَّمْتَ فِى صَدْرِكَ؟ قَالَ أَجَلْ يَارَسُولَ اللّٰهِ فَعَلِّمْنِى؟ قَالَ: إِذَا كَانَ لَيْلَةُ الْجُمُعَةِ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَقُومَ فِى ثُلُثِ اللّٰيْلِ الْاَخِيرِ، فَإِنَّهَا سَاعَةٌ مَشْهُودَةٌ، وَالدُّعَآءُ فِيهَا مُسْتَجَابُ، وَقَالَ أَخِى يَعْقُوبُ لِبَنِيهِ سَوْفَ أَسْتَغفِرُ لَكُمْ رَبِّى، يَقُولُ حَتَّى تَأْتِىَ لَيْلَةُ الْجُمُعَةِ، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَفِى وَسَطِهَا فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَفِىَ أَوَّلِهَا، فَصَلِّ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ تَقْرَأُ فِى الْاُ۫ولَى: بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَيٰسٓ، وَفِى الثَّانِيَةِ: بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَحٰمٓ الدُّخَانِ، وَفِى الثَّالِثَةِ: بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ وَالٓمٓ تَنْزِيلُ السَّجْدَةِ، وَفِى الرَّابِعَةِ: بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ، وَتَبَارَكَ الْمُفَصَّلَ، فَإِذَا فَرَغْتَ فَاحْمَدِ اللّٰهَ تَعَالَى، وَأَحْسِنِ الثَّنَآءَ عَلَيْهِ، وَصَلِّ عَلَىَّ وَأَحْسِنْ، وَصَلِّ عَلَى سَآئِرِ الْاَنْبِيَآءِ، وَاسْتَغْفِرْ لِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ، وَلِاِخْوَانِكَ الَّذِينَ سَبَقُوكَ بِالْا۪يمَانِ، ثُمَّ قُلْ فِى اٰخِرِ ذٰلِكَ: أَللّٰهُمَّ  ارْحَمْنِى بِتَرْكِ الْمَعَاصِى أَبَدًا مَا أَبْقَيْتَنِى وَارْحَمْنِى أَنْ أَتَكَلفَ مَالاَيَعْنِى نِى وَارْزُقْنِى حُسْنَ النَّظَرِ فِيمَا يُرْضِيكَ عَنِّى. أَللّٰهُمَّ  بَدِيعَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَاذَا الْجَلاَلِ وَالْاِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِى لاَتُرَامُ. أَسْأَلُكَ يَآ اللّٰهُ يَا رَحْمٰنُ بِجَلاَلِكَ، وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُلْزِم قَلْبِى حِفْظَ كِتَابِكَ كَمَا عَلّمْتَنِى وَارْزُقْنِى أَنْ أَتْلُوَهُ عَلَى النَّحْوِ الَّذِى يُرْضِيكَ عَنِّى. أَللّٰهُمَّ  بَدِيعَ السَّمٰوَاتِ

والْاَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَالْاِكْرَامِ وَالْعِزَّةِ الَّتِى لاَتُرَامُ أَسْأَلُكَ يَآ اللّٰهُ يَا رَحْمٰنُ بِجَلاَلِكَ، وَنُورِ وَجْهِكَ أَنْ تُنَوِّرَ بِكتَابِكَ بَصَرِى، وَأَنْ تُطْلِقَ بِهِ لِسَانِى، وَأَنْ تُفَرِّجَ بِهِ عَنْ قَلْبِى، وَأَنْ تَشْرَحَ بِهِ صَدْرِى وَأَنْ تَغْسِلَ بِهِ بَدَنِى فَإِنَّهُ لاَيُعِينُنِى عَلَى الْحَقِّ غَيْرُكَ وَلاَ يُؤْتِينِيهِ إِلاَّ أَنْتَ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللّٰهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ، يَا أَبَا الْحَسَنِ: تَفْعَلُ ذٰلِكَ ثَلاَثَ جُمَعٍ، أَوْ خَمْسًا، أَوْ سَبْعًا تُجَابُ بِإِذْنِ اللّٰهِ تَعَالَى، وَالَّذِي بَعَثَنِى بِالْحَقِّ مَا أَخْطَأَ مُؤْمِنًا قَطُّ.

قَالَ ابن عباس: فَوَ اللّٰهِ مَا لَبِثَ عَلىٌّ إِلاَّ خَمْسًا، أَوْ سَبْعًا حَتَّى جَآءَ رَسوُ ل اللّٰهِ (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم) فِى مِثْلِ ذٰلِكَ الْمَجْلِسِ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ: إِنِّى كُنْتُ فِيمَا خَلاَلاَ اٰخُذُ إِلاَّ أَرْبَعَ اٰيَاتٍ أَوْ نَحْوَهنَّ، فَإِذَا قَرَأْتُهُنَّ عَلَى نُفْسِى تَفَلَّتْنَ، وَإِنِّى أَتَعَلَّمُ الْيَوْمَ أَرْبَعِينَ اٰيَةً أَوْ نَحْوَهَا، فَإِذَا قَرَأْتُهَا عَلَى نَفْسِى، فَكَأَنَّمَا كِتَابُ اللّٰهِ بَيْنَ عَيْنَىّ، وَلَقَدْ كُنْتُ أَسْمَعُ الْحَدِيثَ، فَإِذَا رَدَّدْتُهُ تَفَلَّتَ، وَأَنَا الْيَوْمَ أَسْمَعُ الْاَحَادِيث، فَإِذَا تَحَدَّثْتُ بِهَا لَمْ أَخْرَمْ مِنْهَا، فَقَالَ (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم) عِنْدَ ذٰلِكَ: مُؤْمِنٌ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ أَبَا الْحَسَنِ. أخرجه الترمذى .

 

Hz. İbn-u Abbâs (r.anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ali İbn-u Ebî Tâlib (r.a.) Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’a gelerek: “Annem ve bâbam sana kurban olsun, şu Kur’ân göğsümde durmayıp gidiyor. Kendimi onu ezberleyecek güçte göremiyorum” dedi. Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) ona şu cevabı verdi:

 

--- “Ey Ebûl-Hüseyin! (Bu meselede) Allâh’ın sana faydalı kılacağı, öğrettiğin takdirde öğrenen kimsenin de istifade edeceği, öğrendiklerini de göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi?”

 

Hz. Ali (r.a.): --- “Evet, ey Allâh’n Rasûlü, öğret bana!” dedi.

 

Bunun üzerine Hz. Peygamber şu tavsiyede bulundu:

 

“Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) olunca, gecenin son üçte birinde kalkabilirsen kalk. Çünkü o an (meleklerin de hazır bulunduğu) meşhûd bir andır. O anda yapılan duâ müstecâbtır. Kardeşim Ya’kub da evlatlarına şöyle söyledi: “Sizin için Rabbime istiğfâr edeceğim, hele cuma gecesi bir gelsin.” Eğer o vakitte kalkamazsan gecenin ortasında kalk. Bunda da muvaffak olamazsan gecenin evvelinde kalk. Dört rek’at namaz kıl. Birinci rek’atte, Fâtiha ile Yâsin sûresini oku, ikinci rek’atte Fâtiha ile Hâmim, ed-Duhân sûresini oku, üçüncü rek’atte Fâtiha ile Elif-lâm-mîm Tenzîlü’s-secde’yi oku, dördüncü rek’atte Fâtiha ile Tebâreke’l-Mufassal’ı oku. Teşehhüdden boşaldığın zaman Allâh’a hamdet, Allâh’a senayı da güzel yap, bana ve diğer peygamberlere salât oku, güzel yap. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ve senden önce gelip geçen mü’min kardeşlerin için istiğfat et. Sonra bütün bu okuduğun duâların sonunda şu duâyı oku:

 

“Allâh’ım, bana günâhları, beni hayatta baki kıldığın müddetçe ebediyen terk ettirerek merhamet eyle. Bana faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden râzı kılacak şeylere hüsn-i nazar etmemi bana nasîb et.

 

Ey semâvât ve arzın yaratıcısı olan celâl, ikram ve dil uzatılamayan izzetin sâhibi olan Allâh’ım.

 

Ey Allâh! Ey Rahman! Celâlin hakkı için, yüzün nuru hakkı için kitabını bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi icbâr et. Seni benden râzı kılacak şekilde okumamı nasîb et.

 

Ey semâvât ve arzın yaratıcısı, celâlin ve yüzün nuru hakkı için kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi açmanı, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü hakkı bulmakta bana ancâk sen yardım edersin, onu bana ancâk sen nasib edersin. Herşeye ulaşmada güç ve kuvvet ancâk büyük ve yüce olan Allâh’dandır.”

 

Ey Ebû’l-Hasan, bu söylediğimi üç veya yedi cuma yapacaksın. Allâh’ın izniyle duâna icâbet edilecektir. Beni hak üzere gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun bu duâyı yapan hiçbir mü’min icâbetten mahrum kalmadı.”

 

İbn-u Abbâs (r.anhümâ) der ki: “Allâh’a yemin olsun, Ali (r.a.) beş veya yedi cuma geçti ki Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm)’a aynı önceki mecliste tekrâr gelerek:

 

--- “Ey Allâh’ın Rasûlü! Dedi, geçmişte dört beş âyet ancâk öğrenebiliyordum. Kendi kendime okuyunca onlar da (aklımda durmayıp) gidiyorlardı. Bugün ise, artık 40 kadar âyet öğrenebiliyorum ve onları kendi kendime okuyunca Kitabullâh sanki gözümün önünde duruyor gibi oluyor. Eskiden hadisi dinliyordum da arkadan bir tekrâr etmek istediğimde aklımdan çıkıp gidiyordu. Bugün hadis dinleyip sonra onu bir başkasına istediğimde ondan tek bir harfi kaçırmadan anlatabiliyorum.

 

Rasûlüllâh (Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) bu söz üzerine Hz.Ali (r.a.)’ye:

 

--- “Ey Ebû’l-Hasan! Kâbenin Rabbine yemin olsun sen mü’minsin!”[1] Dedi.”

 

وعن شداد بن أوس رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم) يُعَلِّمُنَا أَنْ نَقُولَ فِى الصَّلاَةِ: أَللّٰهُمَّ  إِنِّى أَسْأَلُكَ الثَّبَاتَ فِى الْاَمْرِ، والْعَزِيمَةَ عَلَى الرُّشْدِ، وَأَسْأَلُكَ شُكْرَ نِعْمَتِكَ، وَحُسْنَ عِبَادَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ لِسَانًا صَادِقًا، وَقَلْبًا سَلِيمًا، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا تَعْلَمُ، وَأَسْتَغْفِرُكَ مِمَّا تَعْلَمُ. أخرجه النسائِى .

 

Şeddâd İbn-u Evs (r.a.) anlatıyor: “Rasûlüllâh (aleyhissalâtu vesselem) namazda şu duâyı okumamızı öğretiyordu:

 

--- “Allâh’ım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allâh’ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum, bildiğin günâhlarımdan sana istiğfâr ediyorum!”[2]



[1] Kütüb-i Sitte 7/73-76 (Tirmizî, Daavât 125, (3565) (Hadis sened yönüyle hasen olsa da, âlimler metin yönüyle şâz, garîp ve hattâ münker olduğunu söylemişlerdir.)
[2] Kütüb-i Sitte 7/76 Tirmizî, Daavât 22, (3404); Nesâî, Sehv 61.